Gelişmiş Arama
Ziyaret
10959
Güncellenme Tarihi: 2008/02/18
Soru Özeti
İman nedir?
Soru
İman nedir?
Kısa Cevap

İman, insanın bütün kalbiyle manevi değerlere bağlanması ve o değerler uğrunda aşk ve kahramanlıklar sergilemesidir.

Kur’an-ı Kerim’de imanın iki kanadı olduğu geçmektedir: ilim ve amel kanadı. İlim tek başına küfürle birleşebilir ve amel de tek başına nifakı içerebilir.

İslami kelam âlimleri arasında imanın hakikati ile ilgili üç görüş vardır:

1 Eşaire’nin görüşü: İman, Allah’ın varlığını, O’nun peygamberlerini, emirlerini ve yasaklarını tasdik etmektir.

2 Mutezile’nin görüşü: İman, Allah’ın bizlere açıkladığı hükümler ve görevlere amel etmektir.

3 Felsefecilerin görüşü: İman, âlemdeki gerçeklere karşı ilim ve marifetin olması ve bu yoldan da nefsin kemale ermesidir

Ama ariflerin göre İman; Allah’a yönelmek ve O’ndan başka her şeyden de yüz çevirmektir.

Batı’da ve Hıristiyanlık dünyasında imancılık, yeni şekliyle genel olarak iki akımı içerir:

1 Dini eğitimde, Allah’a olan imanda ve metafizik konularında aklın yeri olmadığını savunan aşırı imancılar ve akıl karşıtları olanlar.

2 İmanı akıldan önde tutanlar; yani, dini temelleri ve imanı güçlendirme yönünde akıl ve mantıktan istifade etmelerine rağmen akıla fazla meydan vermeyen mutedil imancılar.

İslami düşünürler arasında Muhddisler ve ariflerin görüşleri kısmen de olsa aşırı imancıların düşüncelerine benzemektedir. Gazali ve Mevlana da bir seviyeye kadar mutedil imancılığı savunanlardan sayılabilir.

Kuru, ruhsuz ve karışık felsefi yöntemleri kullanmada aşırılık imancılık akımının oluşmasında etkili olmuştur. Ayrıca bu akımın Hıristiyanlık aleminde kendine özgü zemini ve etkenleri vardır.

Ayrıntılı Cevap

Bütün canlılar eğilim gösterdiği bazı şeyler vardır. İnsan da aynı şekilde maddi eğilimleri dışında marifet ve güzellik gibi bazı manevi konulara eğilim duyar. İman da, bütün istekleri etkisi altına alan, bir çeşit daimi eğilimdir.

İmanın sınırları içerisinde olan her şey insan için kutsaldır; yani insanın daimi olan eğilimi sonuçta kutsal bir eğilime dönüşmektedir ve bunun sonucunda da aşk ve cesaret oluşmaktadır.

İmanla ilgili olan şeyler daima açık olmalıdır. Çünkü mümin olan kimsenin onları tanıması gerekmektedir.

“İman” kelimesinin, değişik ekollere göre farklı tanımları vardır.

Şia felsefecisi ve Kur’an müfessiri olan Allame Tabatabai (r.a.) imanı şöyle tanımlamaktadır: “İman sadece ilim ve tanıma değildir; çünkü bazı Kur’an ayetleri, ilim sahibi olmalarına rağmen mürtet olan bazı insanlardan bahsetmektedir. Mümin, ilime ek olarak, ilminin gerektirdiği hususlara da bağlanmalıdır ve ilminin içeriğine uygun bir şekilde, ilmin etkilerini yansıtacak bir şekilde kalbi bağlılığa sahip olmalıdır. Sonuç olarak sadece Allah’ın tek ilahi olduğuna bilen ve bu bilgisinin gereğine bağımlı olan yani Ona kulluğunu sergileyen ve ibadet eden birisi mümindir.[1]

Kuran’da, Allah’ın insanlardan olan isteğinin eksenini imanın oluşturması ve yüzlerce ayetlerde muhatap alınanlardan, vurgulu bir şekilde, iman getirerek kurtuluşa ermeleri istendiğinden[2] İslam düşünürleri imanın ne olduğu konusuna özel bir önem vermişlerdir.

İslam kelamcıları arasında imanın hakikati hakkında genel olarak üç görüş vardır:

1) Eşaire’nin görüşü: İman; Allah’ın varlığını, O’nun peygamberlerini ve peygamberleri vesilesiyle gönderdiği emir ve yasaklarını tasdik etmek ve kalple tasdik edilenleri ikrar etmek, yani açıklanan gerçeklerin hak olduğuna dair şahadet getirmektir. Bu durum, bir yandan ruhi teslim ve huşudur (kalbi sözleşme) ve diğer yandan da tasdik ve şahitlik edilen hususlarla canlı bir çeşit irtibatın ifadesidir.[3]

2) Mutezile’nin görüşü: İman, hükümlere amel etmek ve görevleri yerine getirmektir.[4]

Allah’ın varlığını ve peygamberleri tasdik etmenin kendisi bir çeşit göreve amel etmektir. Diğer görevler farzları yerine getirmek ve haramlardan kaçınmaktır. Kendisiyle ilgili bütün görevleri yerine getiren kimse mümin sayılmaktadır. Onlara göre iman, görüşle değil amel etmekle oluşmaktadır.

3) Daha çok kelamcı filozoflara ait olan diğer bir görüş de şöyledir:

İmanın hakikati, varlık âlemindeki gerçeklere felsefi ilim ve marifetin olmasıdır.

Başka bir tanımla; teorik kemal merhalelerinde insan nefsinin ilerlemesi, imanın hakikatini oluşturmaktadır. Buna göre farzlara amel etmek ve haramları terk etmek- yani pratik kemal merhalelerindeki nefsin ilerlemesi- bu ilim ve marifetin dış eserleri sayılır ve bir müminin teorik inancı, varlığın gerçekleriyle ne kadar çok uyuşursa, imanı da daha kâmil olur.[5] Sadr-ul Mutellihin’nin “Esfar-i Erbaa” kitabının üçüncü seferin başlangıcı bölümünde özel anlamda ilahiyat konularına girerken şöyle yazıyor: “Bu kısım, hikmetin en değerli kısımlarındandır. Bu kısım, Allah’a, O’nun ayetlerine ve kıyamet gününe olan gerçek imandır. Şu ayetler bunlara işaret etmektedir; “Müminlerin hepsi Allah’a ve O’nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ederler.” Ve “Kim Allah’ı ve O’nun meleklerini, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse, mutlaka büyük bir sapıklığa düşmüştür.” Ve bu iman, iki saygın ilmi içermektedir: birincisi yaratılışın başlangıcına ve ikincisi de Ahirete olan ilimdir. Yaratılışın başlangıcına olan ilim, Allah’ı tanımayı ve O’nun sıfatları, fiilleri ve eserlerini içermektedir. Ahirete olan ilim de nefsi ve kıyameti tanıma ve nübüvvetlere olan ilimi içermektedir.”[6]

Bu görüşte, Allah’ı ve peygamberleri tasdik etmek, dış gerçeklerle irtibatı olan mantıki bir tasdik ve varlık âlemini tanımanın bir kısmı olarak sunulmaktadır. Görev ve teklife amel etmek de iman kavramının dışındadır.

Ama ariflere göre iman; ne ilim, ne amel ve ne de şahadet getirmektir. İmanın aslı, Allah’a yönelmek ve O’nun dışında olan her şeyden yüz çevirmektir. “ İman, seni Allah’a yönelterek O’nunla birleştirir; yani Allah’a iman getirmek, O’na yönelmek demektir ve Allah’a yönelmek de ancak O’nun dışındakilerden yüz çevirmekle gerçekleşir. Allah dışındaki şeylerle zihnini meşgul ettiğin ölçüde, O’ndan yüz çevirmişsin ve imanın da azalmıştır. Çünkü iman yönelmektir ve yüz çevirmek de onun zıttıdır.(zıt olan iki şey bir araya gelmezler.)

Hıristiyan kelamcıları, imanın tanımında daha çok irfani yolu benimsemektedirler.

Fideism (İmancılık)

Tanınmış taraftarları genelde Batı’da bulunan bu akım gerçekte akılcılık akımının bir karşıtı olarak kullanılır. İmancılara göre dini gerçekler iman esasına dayanır ve aklı delillerle imani gerçekleri elde etmek mümkün değildir. Bu görüşü uzun bir geçmişi vardır. Hatta onun izlerini Paulus’un döneminde bulmak mümkündür. Ama Batı’da ortaya çıkan bu görüşün ciddi bir akım olarak ortaya çıkışı 19. yüzyıldan başlar.

Bu akım aşırı ve mutedil olarak ikiye tasnif edilir:

Aşırı imancılık, Akıla Karşı olanlar

Şastof aşırı imancılardan biridir O bütün aklı ölçüleri reddetmeği imanın bir parçası sayar. Ona göre dini öğretiler uyarınca faraza iki çarpı ikinin beş yaptığına inanabilen bir kimse gerçek imana sahip kimse sayılır. Kiy Yergor ve diğer aşırı imancılara göre dini gerçeklerin mahiyeti her türlü aklı delil ve ispatla uyuşmaz ve dini gerçekler akıl ötesi olmakla kalmayıp akıl karşıtı gerçeklerdir.

Mutedil İmancılık

Bu tür imancılık Aquest Hıristiyan geleneği içinde meydana gelmiştir. Bu görüşte imanın akıldan daha üstün olduğu vurgulanırken aklın dini gerçekleri anlamadaki sınırlı rolü kabul edilmiştir.

İslam Düşüncesinde İmancılık

İslam düşünce sisteminde Batı’da olduğu gibi aşırı imancılığa eğilim için bir zemin yoktur. Ancak bazı Müslüman düşünürlerin ortaya attıkları bir takım düşünceler Batı’da bulunan imancılık akımıyla alakasız değildir. Örneğin İslam âleminde var olan muhaddislik akımları Batı’daki imancılık akımı gibi din konusunda aklı delillere başvurmayı reddeder.

Yine Muhyiddin Arabi’nin Futuhati Mekki’yeki bazı sözleri aşırı imancılıktan bazı izler taşımaktadır. Ona göre akla dayanarak iman eden kişi gerçekte iman etmiş sayılmaz. Çünkü gerçek iman vahye dayalı olan imandır oysa bu iman akla dayalıdır.

İmam Muhammed Gazali’yi de mutedil imancıların arasında sayabiliriz. Ona göre Ustad ve öğretmenin sözü kişide iman icat etmez, akli çabalar da kişi de imanı meydana getirmez. İman Allah’ın kendi lütfü ile insanlara verdiği bir aydınlatıcı nurdur.

Mevlana da sırf akla yaslanmayı ve delille gerçekleri kavramaya çalışmayı takma ayakla yürümeğe benzetir. O aklı aşk ve imandan geride bilir. Ona göre kavramlarla oluşan iman her an sarsılmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Görüş:

Bize göre ister Hıristiyanlık ve ister İslam’da imancılık akımının oluşmasının sebeplerinden biri akılcıların aşırı gidip imanı konuları felsefenin dolambaçlı mevzuları içerisinde tutsak kılmaları olmuştur.

Ayrıca Hıristiyanlıktaki dini inançların genelde felsefi temellerle ispatlanmasında çekilen güçlük inanmış Hıristiyan düşünürleri, din ve iman konularını kelami ve felsefi konuların egemenliğinden kurtarmak yolunda hareket etmelerine sebep olmuştur.



[1] Tabatabai, Seyyid Muhammed Hüseyn, Elmizan Tefsirinin Farsça Tercümesi, c. 18 s. 411- 412.

[2] Al-Asr Suresi gibi.

[3] Bkz. Makalatu’l-İslamiyyin, Ebu’l-Hasan Aş’ari, c. 1 s. 347 Ellume, s. 75 Taftazani, Şerhu’l-Mekasid, c. 2 s. 184.

[4] 1- Mutezile’nin inançları için bkz. Ahmed Emin, Fecru’l-İslam ve Duha’l-İslam, Mutezile konuları.

[5] Şehid Sani, Hakaiku’l-İman, s. 16-18

[6] Sadruddin Muhammed Şirazi, El-Hikmetu’l-Mutaaliye fi Esfaril Akliyye El-Arbaa, c. 6. s. 7

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar