Gelişmiş Arama
Ziyaret
7624
Güncellenme Tarihi: 2012/07/24
Soru Özeti
Masum imamlar evla olanı terk etmiş midir?
Soru
Masum imamlar evla olanı terk etmiş midir? Cevabın menfi olması durumunda lütfen meselenin kaynağını belirtir misiniz?
Kısa Cevap

Masumların dua ve bağışlanma talepleri günahlardan kaynaklanmaz; zira Şiilerin inancına göre onlar günahlardan korunmuşlardır. Bu dualar birçok yerde salt öğretici ve tebliğ boyutlu olamaz, bilakis gerçeklik yönleri daha güçlüdür. Yukarıdaki iki konudan elde edilen netice, onların bağışlanma taleplerinin bizim için günah olmayan, lakin o büyük şahsiyetler için günah sayılan hususlar ile ilintili olduğudur. Her ne kadar bu açıklamayla ıstılahta “evla olanı terk etmek” olarak adlandırılan bu tür günahların masumlar tarafından işlenebileceğinin mümkün olduğuna inansak ve bu hususta sorunuzun cevabı müspet olsa da, masumlar tarafından bazı davranışların neden yapıldığını tam olarak bilmememizden dolayı, bizim meseleyle ilgili örnekleri tam olarak belirleme gücümüz bulunmamaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Şiilerin çoğunluğunun inancında kesin ve kati sayılan husus, peygamberler ve imamların masum olması konusudur. Bu esas uyarınca bu büyük şahsiyetler asla Kur’an-ı Kerim veya kesin sünnette günah olarak adlandırılan bir davranışta bulunmazlar. Bunun karşısında Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin zahiri peygamberlerin de günaha bulaştıklarını yansıtmaktadır ki bu husus kendi yerinde incelenmiştir.[1]  Lakin masum imamlar ile ilgili olarak kendilerinin bağışlanma diledikleri ve Allah tarafından günahlarının affedilmesi talebinde bulunduklarına dair sayısız rivayet mevcuttur. Her pasajın ilk bölümünde Ey Allah’ın günahlarımı bağışla tabirinin bulunduğu Kumeyl duası bu rivayetlerin bir numunesidir. Müminlerin Önderinin yarenlerinden bir şahıs, Muaviye’nin yanında onu övmeye kalktı ve şöyle dedi: Ben onu bir gece karanlığında mihrabında durduğunu, sakallarını elleri ile tuttuğunu, yılanın ısırdığı bir insan gibi kıvranarak acılı bir şekilde ağladığını ve şöyle dediğini gördüm: Ey dünya! Benden uzak dur. Neden arkamdan dolaşmakta ve beni saptırmak istemektesin?! O gün asla gelmez olsun… Benden başkasının peşine düş… Azığın az, yolun uzun, seferin ve maksadın kaygı verici olması ne kadar da zordur![2] Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda masumluk esası ile işaret edilen rivayetler arasında zahiri bir çelişki göze çarpmaktadır. Din bilginleri bu çelişkiyi bertaraf etmek için bir takım çözümler öne sürmüşlerdir ve biz bunlardan iki hususa işaret ediyoruz:

1. Masumların dua ve bağışlanma talepleri kendileri bağlamında gerçeklik taşımamaktaydı ve gerçekte onlar bağışlanma dilenecek bir günaha bulaşmamışlardır. Onların bu hususta dile getirdikleri eğitim amaçlıydı ve kendi takipçilerinin istifade etmesi içindi. Bu konuda şöyle söylemek gerekir: Bazı duaların eğitim amaçlı olması inkâr edilemez bir gerçektir. Recep ayının ortasında okunan Ümmü Davut duası bunların bir numunesidir.[3] Lakin bu duaların birçoğu yalnızken gece yarılarında yalvararak ve ağlayarak yapılmıştır. Bu tür ağlamalar ve sızlamalar da acaba eğitim amaçlı ve gösteriş için mi yapılmıştır? (Nauzu billah) bu büyük şahsiyetler sanatçılar gibi rol mü oynamaktaydılar?! Yoksa kendi gerçekliklerinde de kalplerinin derinliklerinden yalvarmakta, yakarmakta ve bağışlanma mı dilemekteydiler? İkinci şıkkı seçmek, onların hangi günahtan dolayı bağışlanma diledikleri ve neden kaygılandıkları sorusunu akla getirir.

2. İkinci görüş, masumların bağışlanma dilemeleri ve dualarının gerçek oluşunu ifade eder. Onlar bizim için günah sayılan hususlardan korunmuşlardır, lakin bizim için günah olmayan ve kendileri için günah sayılan bir takım hususlar da mevcut idi. Onların bağışlanma dilemeleri bu günahlar içindi. Bu bağlamda “evla olanı terk etmek” kavramının ilk İslami metinlerde bulunmadığını ve İslam âlimlerinin peygamber ve imamlara isnat edilen günahlar için bu tabiri icat ettiklerini belirtmek gerekir. “Evla olanı terk etmek”, iyi ile daha iyi olan arasında iyi olanı seçmemizdir; bu esnada her ne kadar biz bir günaha bulaşmamış olsak ve yapılan davranış uygun ve yerinde bir davranış sayılsa da gafil olduğumuz daha iyi bir davranış sergileyebilirdik. Sorunuzun cevabının müspet olduğu ve masumların da evla olanı terk edebileceklerine dair istifade edilebilecek en önemli kanıt, bazı yerlerde gözlemlenen kendilerinin Allah’tan mağfiret talep ettikleri dualardır; zira bu mağfiret talebi günahtan olmasa, doğal olarak evla olanı terk etmekten kaynaklanacaktır ve bu kendilerinin yüce konumları göz önünde bulundurduğunda istiğfarı gerektirir. Bu nedenle “iyilerin güzel davranışları (Allah’a) yakın olanların kötü davranışlarıdır” diye söylenmiştir.[4] Benzeri bir durumda bir gencin ömrünün tüm hafta ve aylarını telef etmesiyle birlikte pişman olmadığını, ama bir bilginin bir saatlik vaktini boşa harcaması durumunda pişman olduğunu gözlemlemekteyiz. Biz pişman olan böyle bir bilginin gösteriş ve eğitim amaçlı olarak bu duygusunu ifade etmediğini, bilakis gerçek anlamda pişman olduğunu bilmekteyiz. İmam Humeyni (r.a) bu görüşü şöyle açıklar: “Mübarek veya diğer aylardaki imamların duasını gördüğümüz vakit, tümüyle ümitsiz olmamız gerekir, lakin bizler Allah’ın rahmetinden ümit kesmekten men edildik. Sizler imam Seccad’ın (a.s) münacatlarını görmekte ve onun günahlardan nasıl korktuğunu gözlemlemektesiniz. Mesele, bizim düşündüğümüz meselelerden daha büyüktür. Mesele, bizim düşüncemize, makul insanların aklına veya ariflerin irfanının kavrayacağı bir mesele değildir. Mesele, velilerin ne olduğunu bildiği bir husustur. Onlar, insanlığın meselenin ne kadar büyük olduğunu anlaması gerektiğini ve bizim nasıl bir azametli şey karşısında durduğumuzu ve de kimin ile işimiz olduğunu kavramışlardır. Bunlar, bize duanın eğitim için olmadığını öğretmekteler. Dua, onlar içindi; kendileri günahlarından korktuklarından dolayı sabaha kadar ağlıyordular. Hz. Peygamberden (s.a.a) zamanın imamına dek hepsi günahtan korkuyordu. Günah benim gördüğüm ve sizin gördüğünüz şeyden başka bir şeydir. Onlar, büyük bir azameti idrak etmekte ve kesrete/çokluğa teveccüh etmeyi büyük günahlardan saymaktaydılar. Hz. Seccad (a.s) nakledildiğine göre bir gece sabaha kadar şöyle demiştir: “Ey Allah’ım gurur evinden ayrılmayı ve ebedi yurda yönelmeyi bana nasip et. Beni fırsat elden gitmeden önce ölüme hazırla.”[5]  Mesele büyük bir meseledir. Onlar, Allah’ın azameti karşısında kendilerini hesaba çektiklerinde hiçbir şey olmadıklarını ve hiçbir şeye sahip bulunmadıklarını görmekteydi. Konunun özü şudur: Kesret âlemine ve hatta Allah’ın emrine yöneldikleri vakit bile O’ndan başka bir şey ve bir kimse bulunmamasıdır. Bu, Allah Resulünün (s.a.a) buyurduğunu belirttikleri şeydir: “Kalbim kederli olması nedeniyle günde yetmiş defa istiğfar etmekteyim.”[6] Bu, bizim bildiğimiz meseleler dışında bir şeydir. Onlar, ziyafetteydiler ve hem de ziyafet üstü bir sofradaydılar. Onlar, ziyafetteydiler ve Allah’ın huzurunda bulunmalarıyla birlikte insanları davet etmekteydiler. Bu yüzden kalplerini keder kaplamaktaydı. İlahi mazharlara teveccüh etmek, hepsi ilahi olsa da ve kendileri için ilahi gözükse de gayptan şehadet âlemindeki ilahi mazharlara teveccüh etmek ve kendilerinin istediği gayptan (her şeyden kopup Allah’a yönelmek) mazharlara yönelmek büyük bir günah sayılmaktaydı. Bu günah bağışlanmaz bir günahtır. Bu diyar Seccad’ın yanında gurur diyarıdır. Melekûta teveccüh etmek gurur diyarıdır. Melekût ötesine teveccüh etmek de gurur dünyasına teveccüh etmektir. Ziyafetin artık ortada olmadığı bir şekilde Hak Teâlâ’ya teveccüh etmek kâmil velilere özgüdür. Orda artık Allah’ın ziyafeti ortada yoktur.”[7] Elbette genel bir bakışta ibadetin yüce derecelerinden bir anlık geride kalmaları ve daha alt seviyede meşgul olmaları durumunda masumların dua ve istiğfarları gerçek addedilebilir ve bunun kederden ve evlayı terk etmekten kaynaklandığı söylenebilir. Lakin bu yüce önderler, maslahatları kesinlikle bizden daha iyi bildiklerinden, zahirde evlayı terk etmek olarak değerlendirilebilecek bazı davranışlar hakkında bir yargıda bulunamayız ve bunların sayılarını belirtemeyiz; zira masum önderler bazen kendi takipçileri arasında ifrat ve tefritlerin önünü almak için zahirde evlayı terk etmek olarak göze çarpan bir takım davranışlarda bulunuyordular, ama konu daha dikkatli incelendiğinde bunun aksi ortaya çıkmaktadır. Örneğin biz oruç tutma ve geceyi ihya etmenin manevi yüksek derecelere ulaşmak için birer yol olduğunu bilmekteyiz. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) ibadette ifrat etmeyi yerdikten ve ibadette aşırılığa kaçmanın bir müddet sonra onu tam olarak terk etmeyle sonuçlanabileceğini belirttikten sonra şöyle buyurmuştur: “Ben hem namaz için kalkmakta ve hem de uyumaktayım. Bazen oruç tutmakta ve bazen de tutmamaktayım. Hüzünlenmekle birlikte gülmeyi unutmam.”[8]   Başka bir bakışta yiyecek ve yiyecek gibi dünya mazharlarını önemsememenin özellikle din önderleri ve yöneticiler için güzel bir davranış olduğunu[9] bilmemize karşın, İmam Sadık’ın (a.s) züht gösterişi yapanlar karşısında en güzel elbiselerini giydiğini ve Kur’an ayetlerine istinatta bulunarak onların itirazlarına cevap verdiğini gözlemlemekteyiz.[10]İlk bakışta bu davranışlar evlayı terk etmek olarak gözükebilir, lakin daha dikkatli bakıldığında şöyle söylemek gerekir: Söz konusu zaman ve mekanlarda eğer masumlar başka bir harekette bulunsa ve örnek sıfatıyla yün giyerek uyku ve yiyecekten uzak kalıp sapık ve aşırı düşüncelerin gelişimi için altyapı oluştursaydılar, zahiri gören kimseler tarafından böyle davranışlar uygun olarak değerlendirilmekle birlikte gerçekte evla olanı terk etmek sayılacaktı.

 


[1] Bu hususta mevcut sitede 12589 sayılı soruda bilgiler mevcuttur, ilgi duyarsanız okuyabilirsiniz. 

[2] Nehcü’l-Belağa, s. 480, hikmet 77, İntişaratıDaru’l-Hicre, Kum, bita.

[3] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 47, s. 307, Müessesetü el-Vefa, Beyrut, 1404 h.k.

[4] a.g.e., c. 70, s. 317.

[5] a.g.e., c. 95, s. 63. İşaret edilen dua şu manadadır: “Ey Allahım gurur evinden ayrılmayı ve ebedi yurda yönelmeyi bana nasip et. Beni fırsat elden gitmeden önce ölüme hazırla.” Elbette Biharü’l-Envar’ın naklinde “mutluluk diyarı” yerine “ebedi diyar” tabiri kullanılmıştır.

[6] a.g.e., c. 25, s. 204.

[7] Sahife-i İmam, c. 268 – 269, Müessese-i Tenzim ve Neşri Asar-ı İmam Humeyni (r.a), Tahran, 1386 h.ş, çapı şaharum.

[8] Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Kafi, c. 2, s. 85, Daru’l-Kutubu’l-İslamiye, Tahran, 1365 h.ş.

[9] a.g.e., c. 1, s. 410, hadis 3 ve Keşfu’l-Gumme, c. 1, s. 163.

[10] Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Kafi, c. 5, s. 65, hadis 1.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar