Gelişmiş Arama
Ziyaret
2656
Güncellenme Tarihi: 2012/06/19
Soru Özeti
Akli Burhan ile Fıkhi Kıyas arasındaki fark nedir?
Soru
Akli Burhan ile Fıkhi Kıyas arasındaki fark nedir?
Kısa Cevap

Fakihler nezdinde kıyas ıstılahı, mantık ve felsefedeki “temsil” (analoji) ıstılahıyla aynıdır. ”  kıyas ve temsilden maksat birinci şeyin hükmünü ikinci bir şeye, iki şeyde nitelik benzerlik olduğundan dolayı sirayet etmektir.

Burhan, mantık ilminde “kıyas” türlerinden bir ıstılahtır ki yakini mukaddimelerden (öncül) oluşur ve verdiği netice de yakinidir.

Şia, İmamlarını (a.s.) takiben baştan beri fıkıhsal kıyasa şiddetli bir şekilde muhalefet etmiş. İmamların (a.s.) fıkıhsal kıyasa karşı çıkmalarının temel delili şudur ki hükümlerin teşri edilmesine neden olan illete ve felsefeye ulaşmak fakihlerin işi olmamasıdır. Bu nedenle temsil yöntemiyle gözetilen müşterek unsurun hükümlerde keşfedilmesi kesin olamaz. Dolayısıyla bu doğrultuda verilen hükümler Allahın hükmü olamazlar.

Ayrıntılı Cevap

Felsefe ve Mantıkça Akli Burhan

Burhanın dakik tarifine varabilmek için mantık ilminde istidlali üç kısma ayrıldığına dikkat etmek lazım: “Temsili istidlal”, (tikelden tikele varım =Analoji) “kıyassal istidlal”, (tümden tikele varım = dedüksiyon), “istikra’i istidlal” (tikelden tüme varım = endüksiyor).

Temsili İstidlal (Analolji)

Bu istidlal türünde iki şey bir nitelikte müşterek olduğundan dolayı biricisinin hükmü ikincisine sirayet ettiriliyor. Fıkıhta bu tür istidlale kıyas dinir. Dikkat edilmesi gerekir ki bu kıyas mantık ilminde var olan kıyastan farklıdır. Burhan konusunu açıkladıktan sonra temsilin fıkıhtaki konumu daha fazla açıklamaya çalışacağız.

Kıyassal İstidlal (Dedüksiyon):

Açıklandığı gibi istidlalin bir diğer türü “temsili istidlal”den farklı “kıyassal istidlaldir”. Bu istidlal de kendi arasında kaç kısma ayrılıyor. Bu türden olan kıyasta eğer tarafı ikna etmek için yakini mukaddimelerden (öncüller) istifade edilirse ona “burhansal kıyas”, eğer kabul etmiş olduğu kabullerden (müsellemat) istifade edilirse “cedel”, eğer meşhurlardan istifade edilirse ona “hitabe”,  eğer iddiayı ispatlamak için hayallerden istifade edilirse “şiir” diniliyor. Mugalata (demagoji) da kıyasın bir diğer kısmı olup fasit bir kıyastır. Fasit oluşu ya madde cihetiyle ya suret (form) cihetiyle veya her iki cihetledir.

Burhanın konumu ve burhanın temsile (analolji) olan oranı tanındıktan sonra burhanın kıyassal bir istidlal türü olduğu çok net bir şekilde açıklanmış oldu. Yani mukaddimesi yakini şeylerden şekilleniyor. Ama temsilde yani fıkıh ıstılahında kıyas olarak bilinen kıyas da mantıktaki kıyas türünden farklı bir istidlal türüdür. Mantık ıstılahında zikir edilen kıyas türlerine; burhan, cedel, şiir, hitabe ve mugalata şeklinde olan kıyas türlerine “beş sanat” denilmektedir. Dikkate şayandır ki felsefede kabul görülen tek istidlal türü “burhan” olarak bilenen (öncüleri yakini olan) burhandır.

Fıkıhsal Kıyas

Fakihler ıstılahınca kıyas mantıktaki temsil (analoji yani benzetimli akıl yürütme)dir.  Yani felsefe ve hikmetin (tahminle) bir konu hakkında elde etmiş olduğu hükmü, benzer yerlere sirayet ettirmektir.[1]

İstinbatta Fıkıhsal Kıyasın Kaynağı

Şia anlayışında fıkıh kaynakları kur’an, sünnet, icma ve akıldır. Ehlisünnet arasında “ehli rey ve kıyas ehli” olarak meşhur olan bazıları, kur’an, sünnet, icma ve akılın yanı sıra kıyası da hüccet saymışlardır. Bunların maksadında olan kıyas tarifi mantıktaki temsilin aynısıdır.

Ehlisünnetin dört imamlarından bu anlamdaki kıyası kabul etmekle çok meşhur olan kimse Ebu Hanife’dir. Ehlisünnetin kıyasa yönelmesinin nedeni bazı tarihi meselelere dönüyor ki pratik olarak ehlisünnetin elini ehlibeytin zengin mirasından uzaklaş olmasıdır. Şehit Mutahhari ehlisünnetin kıyasa yönelmesinin nedeni hakkında şöyle diyor:

“Ehlisünnet pratik alanda İslami hükümlerde bir eksiklikle karşılaşıyor. Bir meseleyle karşılaşıyorlardı ve karşılaşmış oldukları mesele hakkında kur’an’da hükmünün beyan edilmediğini görürlerdi. (Nakil edilmiş miktardaki) sünnete müracaat ediyorlardı sünnette de söz konusu meselenin hükmünün beyan edilmediğini müşahede edince, hükümsüz da bırakılamayacağına göre bu meselenin hükmü belirlenmesi gerekiyor ama hangi bir yöntemle ve nasıl? İşte bu doğrultuda çare olarak kıyas yapma yöntemini ortaya atılar. Kıyas yani kur’an’da veya sünnette hükmü belirtilmiş olan bir meselenin hükmünü, hükmü belirlenmemiş olan söz konusu meseleye, ikisi arasında var olan benzerlikten dolayı sirayet ettirmektir. Yani kuranı kerimde falan meselenin hükmü belirlenmiş ama karşılaştığımız meselenin hükmü ise belirlenmemiştir. Ancak ikisi arasında şu nitelikte bir benzerlik vardır. Dolayısıyla hükmü belirlenmiş olan meselenin hükmü ona benzer olan meselenin de hükmüdür kararlaştırıyorlar. Peygamberin (s.a.a) falan meselede şu hükmü şu illet ve nedenden dolayı olabilir, aynı neden burada da var olmaktadır. O halde burada da aynı hüküm vardır diyorlar.  Buradaki hüküm, “olabilir ve şayet” esasına bina edilmiştir. Bunun yanı sıra sünnetin yeterli olmadığı yerler bir ve iki mesele değildi. İslam dünyası özellikle Abbasiler döneminde çok genişlemişti. Farklı şehirler ve ülkeler fetih edilmiştir. İhtiyaçlar aralıksız mesele yaratıyorlardı. Kitaba ve sünnete bakarlardı bu meselelerin hükmünün belli olmadığını görürlerdi. Dolayısıyla sürekli kıyas yaparlardı. Bu doğrultuda iki fırka şekillendi; birsi kıyasa karşı diğeri kıyası kabul etti. Malik b. Enes (kendi ömründe sadece iki meselede kıyas yaptığı söylenmektedir) ve Ahmet b. Hanbel karşı idiler. Diğer fırka kıyasın önünü açtı yedinci göğe kadar gitti. Ebu Hanife gibi. Ebu Hanife şöyle diyordu: peygamberden nakledilen bu sünnetler gerçekten peygambere (s.a.a.) ait olduğu kesinlikle güvenilir değildir ve bu doğrultuda şöyle deniliyor ki Ebu Hanife şöyle demiş: Sadece on beş hadis benim için peygambere (s.a.a.) ait olduğu kesin olarak sabit olmuş, diğerleri sabit olmamıştır. Bu nedenle Ebu Hanife hadislerin Peygambere ait olduğu sabit olmadığı yerlerde kıyas yapıyordu”.[2]     

Istınbatta Fıkıhsal Kıyasın Yeri

Şia, İmamlarını (a.s.) takiben baştan beri fıkıhsal kıyasa şiddetli bir şekilde muhalefet etmiş. İmamların (a.s.) fıkıhsal kıyasa karşı çıkmalarının temel delili şudur ki hükümlerin teşri edilmesine neden olan illete ve felsefeye ulaşmak fakihlerin işi olmamasıdır. Bu nedenle temsil yöntemiyle gözetilen müşterek unsurun hükümlerde keşfedilmesi kesin olamaz. O halde fıkıhsal kıyasa dayanarak istihraç edilen her hüküm nakıs olabilir. Bazı rivayetlerde imam Sadık’ın (a.s.)Ebu Hanife ile yapmış olduğu münazarada kıyasın konumuna ve değerine işaret edilmiş. Burada kısa bir şekilde ona değineceğiz.

İmam Sadık (a.s.) Ebu Hanife’ye şöyle buyurdu: “Oruç ve Namazdan hangisi Allah katında daha önemli ve büyüktür? Ebu Hanife, namaz daha büyüktür diye cevap Verdi. İmam şöyle dedi: o halde neden kadın hayız olduğu dönemde kılmadığı namazı kaza etmekle mükellef değildir ama tutmadığı orucu kaza etmekle mükelleftir? (Normalde eğer kıyasla cevap vermeye kalkışırsan namaz daha önemli olduğu için namazı kaza etmesi gerekiyor demen lazım). Yine şöyle buyurdu: İdrar mı kötü yoksa meni mi? Ebu Hanife idrar kötüdür şeklinde cevap verdi. Senin kıyasına göre idrar için gusül yapılması gerekir meni için değil. Oysa Allah meni için guslü karar kılmış. Sonra hükmün illetini beyan ederek şöyle buyurdu: meni ihtiyari ve bedenin tüm yerlerinden ve kaç günde bir sefer geliyor ama idrar zorunlu ve günde kaç defa insandan çıkıyor”.[3]       

 


[1] RIZAYİ, Muhammed ali, “Pejohişi Der İcaz Kur’an”,, Reşt: İntişarati Kitabi Mubin”, 1381, Şemsi,, s. 85.

[2] Mutahhari, Murtaza, “Mecmuayi Asar”, Tahran: İntişarat-i Sadra, s. 85.

[3] Bkz. MECLİSİ, Muhammed Bakır, “İhticacat”, farça Tercümesi: Musa Husrevi, Tahran, İntişarati İslami, 1379, Şemsi, c. 2, s. 119.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Cihazla hayvanı kesmek caizmidir?
    970 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/14
    Hz. Ayetullah Mehdi Hadevi Tahraninin (Allah bereketini artırsın) soruya vermiş olduğu cevap şöyledir:İşaret edilen her üç yöntem de, kesimde riayet edilmesi gereken diğer (yönleri kipleye dönük olması gibi) şartlara riayet diliyorsa hayvanların etinin helâlığına neden olması için yeterlidir. ...
  • Ahbariler ve Usuliler kimlerdir?
    3272 Tarih Felsefesi 2012/05/03
    Ahbarilik, hadis ashabına denir ve Şiilikte onlar Ahbarî olarak adlandırılır. Bu grup içtihadı geçersiz bilmekte ve sadece habere (rivayetler ve hadisler) uymaktadır. Ahbariler karşısında olan Usuliler ise birçok İslam fakihinin içinde bulunduğu ve Usulî olarak adlandırılan gruba denir. Bu grup, İslam’ın şer’i hükümlerini belirlemede Kur’an, sünnet, akıl ve icmanın detaylı ...
  • Hz. Hüseyin’ni oğlu Ali Asğer’in Kerbela’da şehit olduğu söylenir bunu tarihi kaynaklarda yer aldığı şekilde açıklar mısınız?
    3785 تاريخ بزرگان 2009/02/04
    . Kaynaklarda sadece şunlar yazılıdır: İmam Hüseyin (a.s), kardeşi Ümmü Külsüm’ün yanına gelerek şöyle buyurdu: ‘Kardeşim, oğlum hakkında sana vasiyyet ediyorum. Zira o, altı aylık küçük bir yavrudur.’[1] Ümmü Külsüm: ‘Bu çocuk üç gündür su içmedi, ona biraz su getir.’ diye arzetti. İmam (a.s)’da çocuğu alıp o kavmin yanına gitti ...
  • Acaba pilavın birkaç kez ısıtılma sonucu alkol kokusu alması onu necis eder mi?
    1291 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Sorunuz Taklit Mercilerin fetva bürolarına iletildi. Verdikleri cevap şu şekilde olmuştur:Hz. Ayetullah Uzma Hamaneyi: Açıklanan durum onun haram ve necis olmasına yol açmaz.Hz. Ayetullah Uzma Sistani: Temizdir ve yemenin bir sakıncası yoktur.Hz. Ayetullah Mekarim Şirazi: Necis değildir ama kayda değer bir zararı varsa onu yemekten sakının. ...
  • Şeytan cennetten kovulduktan sonra, tekrar nasıl cennete girebildi?
    4887 Tefsir 2012/09/09
    Kısaca, şeytanın insanla irtibatında ve vesvese vermesinde fiziksel varlığa ihtiyaç duymadığını biliyoruz. Bu esas gereğince şeytanın cennete girmeden vesvese amelini yerine getirmesi imkânı vardır, ancak her halükarda soru için faraziyeleri söz konusu ettikten sonra soruyu cevaplandıracağız. 1. Hz. Âdem ve Havva’nın içinde oldukları cennet, Allah-u Teâlâ’nın, salih kimseler ve iyi ameller ...
  • Farz veya müstehap oruç tutarken dalgınlıkla yemek ve içmek orucu batıl eder mi?
    1591 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/11/21
    Oruçlu kimse bilerek bir şeyi yer ve içerse orucu batıl olur.[1] Bu meselede farz ve müstehap oruç arasında fark yoktur. Ama bilmeden ve dalgınlığına gelerek bir şey yer ve içerse orucu batıl olmaz.[2] Hz. Ayetulah Mehdi Hadevi Tahrani’nin cevabı şöyledir: Bilmeden ve dalgınlıkla yemek ve içmek, ister farz olsun ister ...
  • Hz. Nuh (a.s) gemiyi yaptığı sırada Cebrail ona, Peygamberimizin abasının altındaki beş mübarek zatın isimlerinin yazılı olduğu çiviler getirdi mi?
    3713 Eski Kelam İlmi 2012/04/11
    Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) azametini gösteren bu rivayet, Şia’nın bazı hadis kaynaklarında gelmiştir. Rivayetin ravileri içinde ‘Yahya b.Eksem’ gibi Sünni olan kimselerde vardır. Rivayet senet yönünden sıkıntlı olsa da Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’in (a.s) azametleri açısından ele alındığında genel olarak içeriği kabul edilebilir bir rivayettir. Rivayete göre ...
  • Din olmaksızın maneviyata ulaşılabilir mi?
    2532 Teorik Ahlak 2010/08/08
    Son olarak gündeme gelen yeni maneviyat tasviri, bir Müslüman olarak bizim zihnimizde yer alan maneviyat tasvirinden çok farklıdır. Bizim telakkimizde maneviyatın din ile sıkı sıkıya bir irtibatı vardır. Bir dinin maneviyatı, bir takım öğretiler mecmuasına göre amel etmekle hâsıl olur. Bunlar, maddî âlem ötesindeki hakikatlerden söz eden öğreti ve ilimlerdir. ...
  • Güneş elbise, battaniye veya halıyı da temizleyebilir mi?
    1783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/09/12
    Güneş; yer ve binayı ve de kapı ve pencere gibi binada kullanılan şeyleri ve de duvara çakılmış çiviyi (binadan sayılır) beş şartla temizler:1. Necis olan şey bir başka şey kendisine değdiği zaman yaş olacak kadar yaş olmalıdır. O halde kuru olması durumunda güneşin kurutması için bir vesileyle o ıslatmalıdır. 2. ...
  • İki itirafın çelişkili olduğu veya yaptıkları kendi itiraflarında vazgeçtikler durumda kısasın hükmü nedir?
    1049 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/30
    İmam Humeyni hazretleri bu konuyla alakalı şöyle buyurmuşlardır: Eğer kişi kasti bir katl ile itham edilir ve kendisi de buna itiraf eder, daha sonra başka birisi gelip aynı maktulun kasti katili kendisi olduğunu itiraf eder ve daha sonra önceki itirafçı kendi itirafından vazgeçerse bunlardan hiçbirisine kısas hükmü uygulanmaz. Onlardan diyette ...

En Çok Okunanlar

  • Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
    95548 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, kendisine haksızlık yapılan ...
  • Acaba istimna (mastürbasyon) günah mıdır? Ondan kurtulmanın yolu nedir?
    86859 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2008/06/22
    İstimna (mastürbasyon) diye bilinen kendini tatmin etme büyük günahlardandır ve haramdır[i] ve ağır bir cezası vardır.İstimna ve kendini tatmin etmenin en güzel yolları pratik risalelerde şartları açıklanan evliliktir (daimi ve ya geçici). Eğer evlenmek mümkün değilse, toplum fertlerinin cismi, ruhi ve psikolojik etkilerinden korunması için spor yaparak, oruç tutarak ve ...
  • Yağmur yağdığında dualar neden daha çok kabul olur?
    39237 Ahlak Felsefesi 2012/03/08
    Duanın zamanı için yapılan tavsiyelerden biri yağmurun yağdığı zamandır. Ayet ve rivayetler bunun genel nedeninin, yağmurun Allah’ın rahmetinin göstergesi olduğunu söylemekteler. Allah’ın rahmeti şu anda açıldığına göre duanın isticabetine daha fazla ümit bağlanılabilir. ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    36532 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’ ...
  • Dualar, hangi şart ve durumlarda kesinlikle kabul edilmektedir?
    35358 Pratik Ahlak 2008/02/17
    Arapça bir kavram olan dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir. Terimsel olarak da; kulun Rabbine karşı elini ve tabii gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması şeklinde tarif edilebilir. Öyleyse dua; küçük olanın büyük olana, hiçbir şeyi olmayanın sonsuz zenginlik sahibine, güçsüzün güçlüye, acizin kudret sahibine; ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    33990 Masumların Siresi 2011/08/14
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin isimlerine gelince bu ismin özel bir anlamı ...
  • Nafile namaz nedir ve onu kılma şekli nasıldır?
    32232 Pratik Ahlak 2011/11/21
    Nafile namazı, müstehap namaza denir ve nafilelerden kastedilen müstehap namazlardır; yani her Müslüman’a gündüz ve gece farz olan (on yedi rekât) namazlar dışındaki namazlardır. Rivayetlerde değişik müstehap namazlarına işaret edilmiş ve tavsiyede bulunulmuştur. Biz burada sadece kılınması daha çok tavsiye edilen gece ve gündüz nafilelerine işaret ediyoruz. Cuma günü dışında ...
  • İmam Ali’nin Zülfikar’ı şimdi nerededir?
    31702 تاريخ بزرگان 2011/10/30
    Zülfikar, Allah Resulü’nün (s.a.a) kılıcının adıdır.[1] Bu kılıcın bununla adlandırılması hakkında şöyle demişlerdir: Kılıcın arkasında insanın belkemiği gibi kısa ve uzun çıkıntılar bulunmaktaydı.[2] Zülfikar’ın macerası İslam’ın ilk yıllarındaki savaşlardan birinden kaynaklanmaktadır. Uhud savaşı İslam’ın ilk dönemindeki en zor savaşlardan biridir. Bu tehlikeli savaşta herkesten daha çok fedakârlık yapan ve düşman ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    28061 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. Uykuda ya başka ...
  • Kehf suresinin Muhtevası ve okumasının fazileti nedir?
    26801 Tefsir 2012/04/19
    Kehf suresi kuranı kerimin diğer sureleri gibi faziletlere ve birçok nitelik ve özelliklere haizdir. Bu yücelik ve faziletler peygamberden (s.a.a.) ve İmamlardan (a.s.) nakledilen birçok rivayetlerde beyan edilmiştir. Peygamberden (s.a.a.) nakledilen bir rivayette şöyle denilmektedir: Bu sure nazil olduğunda yetmiş bin melek onunla birlikte imiştir. Her kim Kehsf suresini Cuma ...

Linkler