Gelişmiş Arama
Ziyaret
17592
Güncellenme Tarihi: 2010/05/19
Soru Özeti
İslam’a göre tazim (saygı) secdesi caiz midir?
Soru
Kardeşlerinin Hz. Yusuf’a (a.s) ettikleri tazim secdesi gibi bir secdeye, Ehl-i Beyt’in (a.s) mektebine göre Hz. Muhammed’in (s.a.a) şeriatında izin verilmiş midir?
Kısa Cevap

Secde, İslam’a ve Ehl-i Beyt mektebine göre yalnızca Allah-u Teâlâ’ya mahsus olup en kamil ve en güzel ibadet şeklidir ve Allah’tan başkasına secde etmek yasaktır.

 

Hz. Yusuf’a yapılan secde ibadet secdesi değildi, o gerçekte Allah’a karşı yapılan bir ibadetti. Tıpkı bizim Kabe’ye yönelip namaz kıldığımız ve secde ettiğimiz gibi. Bizim secde ve namazlarımızın Kâbe için olmadığı bilinen bir gerçektedir; Kâbe ona yönelerek yalnızca Allah’a ibadet ettiğimiz bir nişanedir.

Ayrıntılı Cevap

İslam’a ve Ehl-i Beyt mektebine göre ‘Tevhid’ en üstün ve değerli esas olup, imanla küfür arasında ki sınırdır. Tevhid’in karşısında Kur’an’ın ‘büyük zulüm’[1] ve ‘bağışlanmayan günah’[2] diye nitelediği Allah’a şirk koşmak vardır.

 

Tevhidin dört dört kısıma ayrılmaktadır:

1- Zatta Tevhid

2- Sıfatta Tevhid

3- Fiilerde Tevhid

4- İbadette Tevhid

 

İbadette tevhid, yani yalnızca Allah’a tapınmak ve O’ndan başka kimsenin tapınmaya layık olmaması demektir; zira ibadet mutlak kemal ve kemalin mutlağına sahip olan kimse için yapılmalıdır. Böyle biri kimseye muhtaç olmayan, bütün nimetleri veren ve bütün varlıkları yaratan kimsedir. Bu sıfatlar Allah’tan başka kimsede yoktur.

 

İbadetin ana hedefi mutlak kemalin kurbuna ve sonsuz varlığa ulaşmak, Onun kemal ve cemal sıfatlarından bir ışığı canın içinde yansımaktır. Bunun neticesi olarak insan heva ve heveslerden uzaklaşacak, nefis tezkiyesine yönelecektir. Böyle bir hedefe mutlak kemal olan Allah’a ibadet etmenin dışında bir şeyle ulaşmak mümkün değildir.[3]

 

İbadetin çok geniş bir manası vardır. Abd (kul), lügatte mevlasına ve sahibine her yönden bağlı olan kimseye denir. İradesi mevlasının iradesine bağlıdır, isteği onun isteğidir. Onun karşısında hiçbir şeye sahip değildir ve ona itaatte asla gevşeklik göstermez.

 

Başka bir ifadeyle ubudiyet mabudun karşısındaki huzu’nun son derecesidir. Bu yüzden yalnızca bütün nimet ve ikramları veren kimse mabud olabilir ki O’da alemlerin rabbi olan Allah’tan başkası değildir.

 

Dolayısıyla ubudiyet insanın tekamülünün zirvesi, Allah’a kurbu ve O’nun yüce zatının karşısındaki teslimiyetinin son noktasıdır.[4]

 

Kur’an, insanın ve bütün mümkün varlıkların yaratılışının asıl nedeni olarak ibadeti zikrediyor ve şöyle buyuruyor: ‘Ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.’[5]

 

Yani ibadet yalnızca Allah’a mahsustur; Allah, yarattıklarının içinde kendisinden başka kimseye tapınılmasına izin vermemiştir; zira Allah’tan başkasına tapınmak ve ibadet etmek şirkin en büyük örneğidir. Şirk ise büyük zulüm ve bağışlanmayan bir günahtır.

 

İbadetin en kamil ve en güzel kalıplarından birisi secdedir.[6] Çünkü secde, mabudun karşısında ki huzu ve huşunun en son derecesidir.

 

İslam’a göre Allah’a secde etmek en önemli ibadet veya ibadetlerin en önemlisidir. Rivayetlerde belirtildiği gibi insanın diğer hallerine göre Allah’a en yakın olduğu hal secde halidir. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) uzun uzun secde ederlerdi.[7]

 

Bu yüzden İslam’a göre Allah’tan başkasına secde etmek caiz değildir. Hadis kitaplarımızda ‘Allah’tan Gayrisına Secde Etmek Caiz Değildir’ başlığında bablar açılmış, Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Şianın Masum İmamlarından (a.s) Allah’tan başkasına secde etmenin haram olduğuna dair hadisler nakledilmiştir.[8]

 

Hz. Yusuf’a (a.s) Secde

 

Kur’an’da Allah’tan başkası için yapılan iki secdeden söz edilmiştir. Biri meleklerin Hz. Adem’e (a.s) secdeleri,[9] diğeride Hz. Yusuf’a (a.s) anne, baba ve kardeşlerinin yaptıkları secdedir. İki secde de aynı türden olduğu için biz sadece Hz. Yusuf’a (a.s) yapılan secde konusuna cevap vereceğiz. Bununla Hz. Adem’e (a.s) yapılan secdeninde cevabı ortaya çıkmış olacak.

 

Kur’an şöyle buyuruyor: ‘Anasıyla babasını tahta çıkartıp oturttu ve hepsi de ona karşı secdeye kapandılar. Babacığım dedi, evvelce gördüğüm rüya, bu işte’[10]

 

Bu konu hakkında çeşitli ihtimaller verilmiştir:

 

1- Bazı müfessirler diyorlar ki: İki çeşit secde vardır: Biri Allah’a ait olan ubudiyet secdesidir, ki bu secde Güneşe, Aya, putlara, yıldızlara yapılan secdenin karşısında olan secdedir; diğeri padişahlara, sultanlara, peygamberlere ve diğer büyüklere karşı tazim ve saygı amaçlı yapılan secdedir. Bu ikincisi Allah’ın emir ve yasağına bağlıdır. İslam şeriatında bu ikincisi kesin bir şekilde haram edilmiştir, ama şirk değildir. Allah-u Teala bu tür secdeyi Hz. Adem (a.s) hakkında vacip etmiş ve bu da Allah’a itaatin kendisidir. Şeytan bu emre muhalefet ettiği için kovulmuştu. Ancak Hz. İbrahim (a.s) ve Benî İsrail peygamberlerinin şeriatında caiz hatta tasvip edilen bir şeydi. Bu iddianın delili Resul-u Ekrem’in (s.a.a) buyurduğu ‘Eğer secde Allah’tan başkası için caiz olsaydı kadınların kocalarına secde etmelerini söylerdim.’ hadisidir. Bu sözün manası, kadınların kocalarına tapınmaları demek değildir, onun manası, bununla (bu tür secdeyle) kadınlar kocalarını tazim edip onlara saygı göstersinler demektir.[11]

 

2- Ayetin maksadı şudur: Onlar Hz. Yusuf’un (a.s) emriyle çok saygı gördüler, kendilerine ayrılan saraya ve sultanlık tahtına oturtuldular. Hz. Yusuf (a.s) yanlarına geldiğinde yüzündeki ilahi nura hayran kalmış ve kendilerinden geçmişlerdi. Öyle ki kendilerini kaybettiler ve ellerinde olmadan secdeye kapandılar.

 

Ama bu secde ibadet için değildi. Çünkü ibadet ve tapınma manasında ki secde yalnızca Allah’a aittir. Hiçbir dinde hiç kimse için Allah’tan başkasına tapınmaya cevaz verilmemiştir. Bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidin önemli bir dalı olan ibadette tevhidin manası budur.

 

Dolayısıyla ne peygamber olan Yusuf (a.s) kendisine secde ve ibadet edilmesine izin verirdi, ne Yakup (a.s) gibi büyük bir peygamber böyle bir şey yapardı, ne de Kur’an böyle bir şeyi doğru veya en azından caiz bilebilirdi.

 

Buna göre söz konusu secde şükür amacıyla Allah’a yapılan secdeydi. Öyle bir Allah ki, Yusuf’a onca bağışta bulunmuş, Ona büyük makam vermiş, Yakup ailesini büyük bir zorluk ve müşkülden kurtarmıştır. Bu durumda secde Allah için yapılmasının yanı sıra Yusuf’un yaptığı büyük yardımın hatırına Onun için yapılan bir yüceltme ve saygıda sayılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ayette geçen ‘lehu’ له) (‘daki zamirden maksat kesinlikle Hz. Yusuf’tur (a.s); böyle de olunca bu manayla güzel bir uyum sağlamaktadır.

 

Tefsir-i Nümune şöyle yazar: Bu mana akla daha çok yatkındır, özellikle Masum İmamlar’dan (a.s) gelen çeşitli rivayetlerde onların secdelerinin Allah için yapıldığı belirtilmiştir.

 

Başka hadislerde de şöyle gelmiştir: Yusuf’un kardeşlerinin secdesi Allah’a itaat ve Yusuf’u selamlamak ve saygı göstermek amaçlıydı. Adem’in hikayesinde de gelen secde, böylesine bir varlığı yarattığı için Allah’a yapılan bir secdeydi. Bu secde Allah’a ibadet olmasının yanı sıra Adem’e saygı ve Onun makamının azametinden kaynaklanmakta idi. Bu tıpkı çok önemli ve değerli bir iş yapan kişinin durumuna benzer. İşte biz böyle bir kul yarattığı için Allah’a secde ediyoruz; bu secde hem Allah içindir, hem de o kişiye saygıdan dolayıdır.’[12]

 

3- Secdeden maksat onun geniş manası olan huzu ve tevazudur. Zira secde her zaman bilinen manasına gelmemektedir. Bazen her türlü tevazuyada secde denilebilmektedir. Bu yüzden bazı müfessirler diyorlar ki: Selamlamak ve tevazu o gün ‘eğilmek ve tazim’ şeklinde yaygındı. Söz konusu ayetteki secdeden maksat budur. Ancak ‘yere kapanmak’ manasına gelen ‘Harru’ (خروا) cümlesinin manasından onların secdelerinin eğilmek ve baş eğmek anlamına gelmediği anlaşılmaktadır.[13]

 

4- Başka büyük müfessirlerde diyorlar ki: İbadet, kulun kendisini ubudiyet makamına çıkarması, amelde kulluk ve ibadetini ispat etmesi ve kullukta daima sabit kalmasına denir.

 

Buna göre ibadi fiil, amelde gösterilmeli ki, mevlanın mevlalığını veya kulun ubudiyetini ortaya koyacak duruma gelebilsin, örneğin; secde ve rükû etmek veya mevlanın ayağına kalkmak ya da onun arkasından yürümek vb. gibi. Bu durum ne kadar çok olsa ibadet daha çok ve ubudiyet daha belirgin olacaktır. Mevlalığın izzetine, kulluğun zilletine delil olan en açık amel secdedir; zira secde de kul yere kapanıyor, yüzünü toprağa koyuyor. Ama ibadet secdesi zati değildir, onda ibadet kastı da lazımdır. Bir secde de bir engel olduğu düşünülürse bu, şer’i veya akli bir engel olacaktır. Şeriatın ve aklın yasakladığı şey, insanın yaptığı secdeyle Allah’tan başkası için rububiyeti ispat etmesidir. Ama secdeden amaç rububiyet kastı olmadan yalnızca selamlamak ya da saygı olursa, hatta secde etmekten amaç yalnız ve yalnız bir çeşit saygı ve selamlama ise, böyle bir secdenin haram olduğuna dair ne şer’i delilimiz var, ne de akli.

 

Ancak dindar insanların dinin zahirinden aldıkları zihni şartlanmadan kaynaklanan dini algıları, bu ameli tümüyle Allah’a özgü kılıyor, Allah’ın dışında hiç kimse için hatta saygı ve selamlama haddinde de olsa yere kapanmayı reddediyor. Böyle bir algı inkar edilmez. Ama Allah konusunda ihlası ortaya koymak için yaptığımız her amel, Allah’ın dışında da başka bir şey için yapılmayacak diye bir şey yoktur.[14]

 

Yakup’un, kardeşlerin ve annelerinin secdesi Allah içindi; Yusuf sadece Kâbe gibi bir kıble idi. Bu yüzde Araplarda ‘Falancı kıbleye doğru namaz kıldı’ şeklinde bir deyim vardır.

 

Kâbe Allah’a ibadet ettiğimiz, kıble edindiğimiz, namaz ve ibadetlerimizi ona doğru yaptığımız bir yerdir. Kabe’nin karşısında yaptığımız secdeyle Allah’a ibadet etmekteyiz. Zira Allah’ın ayeti kendi başına bir anlam ifade etmez, o yalnızca bir ayet ve nişanedir. Ona secde olunuyorsa gerçekte nişanenin sahibi olan Allah’a ibadet olunmuştur.[15]

 

Yukarıda anlatılanlardan anlıyoruz ki, İslam’da Allah’a yapılan belirli secdenin dışında bir secde yoktur, hatta tazim ve saygı amaçlı olsa dahi. Öyle ki rivayetlerde bazı sahabelerin Peygamber’in (s.a.a) yanına gelerek kendisine secde etme teklifinde bulundukları Peygamberinde (s.a.a) ‘Hayır, yalnızca Allah’a secde edin’[16] diye buyurduğu nakledilmiştir.

 

Aşağıda taklit mercilerinin bu konuda ki fetvalarına yer veriyoruz:

 

Hz. Ayetullah-ul Uzma Hamaneî’nin Fetva Bürosu

 

Allah-u Teala’dan başkasına secde etmek haramdır. Masum İmamların (a.s) kabirlerini karşısında alınlarını yere koyan bazı kimseler bunu Allah’a şükür amacıyla yapıyorlarsa sakıncası yoktur; ama bu amaçla yapılmıyorsa haramdır.

 

Hz. Ayetullah-ul Uzma Lenkerani’nin (r.a) Fetva Bürosu

 

Allah’tan başkası için yapılan tazim ve secde caiz değildir. Yakup ve oğullarının yaptığı secde Allah’a şükür secdesi idi. Bu konuda Merhum Seyyid Yezdi’nin ‘Urvet-ul Vuska’ adlı eserine başvurunuz.

 

Hz. Ayetullah-ul Uzma Sistanî’nin Fetva Bürosu

 

Allah’tan başkasına secde etmek caiz değildir. Hz. Yusuf’un (a.s) konusunda Allame Tabatabai’nin el-Mizan eseri vb. muteber tefsirlere müracaat edilebilir.

 

Hz. Ayetullah-ul Uzma Mekarim Şirazi’nin Fetva Bürosu

 

Alim ve müfessirlerin arasında yaygın olan görüş şudur: Onların secdesi Allah’ın Yusuf’a verdiği azametten dolayı bir çeşit şükür secdesi olan Allah’a yaptıkları secdedir.



[1] - Lokman/13: ‘An o zamanı ki hani Lokman, oğluna öğüt verirken oğulcağızım demişti, Allah'a şirk koşma; şüphe yok ki şirk, elbette pek büyük bir zulümdür.’

[2] - Nisa/48 ‘Şüphe yok ki Allah, kendisine ortak koşanları bağışlamaz, ondan başka dilediğinin bütün suçlarını bağışlar.’

[3] - Tefsir-i Nümune, c.27, s.447

[4] - a.g.e. c.22, s.387

[5] - Zariyat/56:

[6] - Gerçi her secde ibadet değildir. Yani secde zati ibadettir ve ibadetin dışında hiçbir isim ona verilmez diye bir şey yoktur. Bk. El-Mizan, c.1, s.190

[7] - Mekarim Şirazi, Şia Pasuh Miguyed, 3. baskı, h.ş. 1385, s.143

[8] - Vesail-uş Şia (Müessese-i Al-ul Beyt baskısı), Kum, h.k.1409, c.6, s.385

[9] - Haşimizade Herisi Nemci, Beyan Der Mesail-i Kur’an, s.620

[10] - Yusuf/100

[11] - Seyyid Abdulhüseyin Tayyib, Atyeb-ul Kur’an Fi Tefsir-il Kur’an, c.7, s.280

[12] - Tefsir-i Nümune, c.10, s.82

[13] - a.g.e

[14] - el-Mizan (Farsça tercüme), c.1, s.189-190

[15] - Tefsir-ul Mizan (Farsça tercümesi), c.11, s.339 ve Tefsir-i Fahr-u Razi, söz konusu ayetin tefsiri,

[16] - Müstedrek-ul Vesail (Müessese-i Al-ul Beyt baskısı), Kum, h.k.1408, c.4, s.480.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar