Gelişmiş Arama
Ziyaret
10225
Güncellenme Tarihi: 2009/11/01
Soru Özeti
Acaba İnsanın tekâmülü sadece özgür irade ve ihtiyari ameller ile mi mümkün?
Soru
Ayetler ve rivayetlerden istifade ediliyor ki insanın tekâmülü sadece özgür irade ve ihtiyari ameller ile mümkündür. Acaba bunun anlamı şu mudur ki insanın tekâmülü gerçekleşmesi özgür iradeye bağlı (zati itibar ve haddi zatinde) ve bu iradenin olmaksızın gerçekleşmesi imkânsızdır? Eğer böyle ise bunun felsefi delili nedir? Ve eğer Allah insanı diğer yaratıklar gibi ihtiyarı olmaksızın kemale ulaştırsa bunun işkâlı olabilir mı? Lütfen felsefi açıdan cevap veriniz.
Kısa Cevap

Felsefi açıdan en aşağı dereceden vücudun en üst mertebesine varıncaya kadar varlıkların seyri her zaman öyle bir şekildedir ki vücutsal olarak en alttaki derece daha üsteki mertebenin tenezzül etmiş mertebesidir. Daha üst ve kâmil mertebe de, kendisinin aşağısında olan mertebenin kemaline sahiptir. Bu silsilenin bir ucunda bütün kemalleri mutlak bir şekilde kendisinde bulundura mutlak bir vücut karar almıştır. Vücut silsilesinin bir ucunda bulunan bu mutlak varlığın sahip olduğu kemallerden birisi de irade ve ihtiyar sıfatıdır. Bu sıfat vücudun tüm mertebelerine, her mertebenin sahip olduğu kabiliyet oranında tenezzül etmiştir. Bu bakışla irade ve ihtiyarın farklı türleri muhtelif dereceleriyle bütün varlıklarda var olmuş ve ilahi meşiyet yaratıkların vücut mecrasından cari olunuyor.

Buna binaen “eğer Allah insanı diğer yaratıklar gibi onların ihtiyarı olmaksızın kemale ulaştırsa bunun işkâlı ne olabilir” şeklinde sorulan bu sorunun temeli, felsefi açıdan yanlış faraziyelere bina edilmiştir. Cebri tekâmülün muhal oluşu şunun içindir ki irade ve ihtiyar vücudun zatındandır. Bu nedenledir ki varlığın tekâmülü cebri şeklinde olduğunu tasavvur etmek şu anlamdadır ki varlık vücutsal olarak tekâmüle ulaştığı halde tekâmüle sahip değildir. Oysaki her ikisi tek bir şeydir. Yani bir diğerinin aynısıdır. İhtiyarın en üst mertebesine haiz ve bundan dolayı ilahi hilafet makamına mazhar olan insan hususunda da durum aynıdır. Aslında ihtiyar sıfatının kendisi ilahi hilafet makamının kendisidir. İşte sahip olduğu bu ihtiyar makamından dolayıdır ki kendisi bütün yaratıklardan daha faziletli kılınmıştır. Bunu insandan selbetmek aslında bu makamın kendisini ondan selbetmek anlamındadır. Bu da nakti garaz yani hedefe aykırı ve ters hareket etmektir.

Başka bir tabirle tekâmül sadece vücudun mertebelerinde gerçekleşiyor. Vücudun mertebelerindeki tekâmül ise ihtiyarın mertebelerindeki tekâmülün aynısıdır. İşte örfte bu tür tekâmüle aşk denilmektedir. Bu da ilahi bir emanet ve ihtiyarın zatı ve aslı sayılmaktadır. İnsanın en üst mertebedeki tekâmülü ilahi hilafette asıl itibariyle ilahi aşkta fani ve Allah ile bakı (fenaü fillah bekaü billah) kalmaktır. İşte bu mertebenin kendisi zati itibariyle zaten en üst mertebeyi gerekmektedir.        

Ayrıntılı Cevap

İnsanın tekamülünde ihtiyarın gerekliliği hakkında sorulan soru felsefi bir cevap gerektiren felsefi bir soru olmaktansa kelami ve kelami konuların etkisinde kalınarak ortaya atılan bir şüphedir.   Ama eğer felsefi görüşle bu konuya değinmek istesek tekâmül hakkında da vücut ve ilahi adalette ihtiyarın konumunu vücutsal bakımından değerlendirmeye tabi tutmak gerekmektedir. 

“Felsefe-i Mutalilye” ve “teorik İrfan” bu konular hakkında önümüze, birçok müphem ve sorun için cevap olabilecek bir yol haritasını sergileyebilir. Varlık âlemine yönelik olan bu bakış açısında derinleşmenin kendisi söz konusu şüphelerin kendiliğinden ortadan kaldırmasını sağlıyor.

Felsefe açısından tekamülde ihtiyar ve iradenin konumunu açıklamak için şu mukaddimenin beyanı lazım gelmektedir: Yükselişe doğru (kavsi sudi) şekillenen vücutsal hareket, madde merhalesinden başlamış ilahi makama varıncaya kadar devam ediyor ki ilahi hilafet varlık aleminin gayesi sayılmaktadır.

Vücudun her mertebesi ve tekâmülün her derecesi; en alt ve düşük mertebesinden en yüksek ve yüce mertebesine kadar “vücudi repti’n” (bağ konumunda olan vücut) bir derecesine sahiptir. Sahip olduğu bu vücut varlığının sahip olduğu mertebenin hak Teâlâ’dan yakınlık derecesini gösteren mizandır. Her mertebe kendisinden düşük olan kemal mertebesine sahip ve aşağıdaki mertebelerde kendilerinden üstün olan mertebelerin sahip olduğu kemale sahip, elbette kendilerinin bulundukları mertebeye münasip bir şekilde.

Böylece vücudun muhtelif kemalleri her mevcutta sahip olduğu vücutsal şiddet oranında yükseliyor ve bu kemalin aşağıdaki menzilelere tenezzül etmesi sahip olduğu kabiliyet oranında zahir oluyor. Vücutsal olan bu kemallerden birisi irade ve ihtiyar sıfatıdır. Her mertebede onun has bir miktarı zahir oluyor.

Arifler bütün yaratıklarda cari ve sâri olan bu genel ve kapsamlı kavrama aşk tabirinin yakıştırmışlardır. Kuranı kerimde de yaratıkların secdesi ve tesbihi şeklinde tabir edilmiştir. Bu bakış açısıyla hiçbir varlık ne cemadat ve nede bitkisel varlıklar bundan müstesna değildirler.

Nitekim Molla Hadi Sebzevari ihtiyarin mertebelerinin vücut âleminde cereyan ettiği konusu hakkında şöyle diyor: “Bütün eşyalar muhtar, irade, ihtiyar ve kudret sahibi olan varlığın (Allahın) mazharı olma gereğince bütün varlıklar ihtiyar sıfatına sahibidirler. Cemadatlar bile sahip oldukları kabiliyetlerince (zarfiyet) ihtiyar sahibidirler. Öyle ise insan ihtiyar ve kudret sahibi olan varlığın zuhurudur. Bu nedenle onda kudret ve ihtiyar vardır”.[1]

Buna binaen irade, belki ihtiyarı vücudun zatında ve onun tüm mertebelerinde var olduğunu ve onun zatından olduğunu kabul edersek (ki felsefi olarak kabul etmek gerekir) bunu göreceğiz ki felsefi açıdan ihtiyar ve iradesiz bir varlığın tekâmül bulacağını tasavvur etmek imkânsızdır. Bir varlığın cebri ve iradesiz bir şekilde tekâmüle vardığını tasavvur etmek şu anlamdadır ki vücutsal tekâmülün olduğu halde ihtiyardaki tekâmüle sahip değildir. Oysaki bu ikisi tek bir şey idi ve lazim melzum idiler. İhtiyarın en üstün mertebesine sahip olan insan hususunda da onun ilahi hilafet makamı yüce ihtiyar makamının aynısı ve onun bütün yaratıklardan daha faziletli olmasına neden olan unsurda işte bu niteliktir. İhtiyar sahibi olma niteliğini insandan selbetmek onun sahip olduğu bu makamı ondan selbetmek demektir. Bu da nakdigarez sayılmaktadır.

Başka bir beyanla vücudun her mertebesinde var olan ihtiyar ikincisel bir şey değildir. Bilakis her mertebenin zatından sayılıyor. Buna binaen ihtiyar niteliği vücudun zatından ayırt edilemez.

Böylece felsefi açıdan varlık âleminde ki onun bütün mertebelerinde şuur ve bilinç var olmaktadır cebir diye bir şey hâkim değildir ki insan ondan istisna edilmiş olsun. Bilakis tam tersine insan yalnız değil bütün varlık âlemindeki tüm yaratıklar tefviz olmaksızın ihtiyar sahibi olma kapsamındadır. Ama insanda, onu ilahi hilafet makamına layık kılacak derecede has bir irade var olmaktadır. Sahip olduğu has iradeye ilahi emanet de tabir edilmiştir. İnsanın asıl makamı olan makam işte bu makamdır. Evrenin tüm varlık ve yaratıklarından farklılaştıran ve daha değerli hale getiren makamda bu makamdır. Kuran kerimde bu bağlamda şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir”.[2]

Bu nedenle insan bağlamında ihtiyar sahibi olmaksızın genel anlamıyla tekâmüle erişmek ve has anlamıyla ilahi hilafete ve velayete varmak akli olarak imkânsızdır. Bu bakımdandır ki Allahın iradesi ilk baştan beri yaratıklar bazında en üstün feyze taalluk etmiştir. Ama yaratıkların iktizaları zati olarak bunun kâmil bir şekilde zuhur etmesine mani olmuştur.

Her çı hest ez kamet-i na saz bi endam-i ma’st

Ver ne teşrif tu ber balayi kesi kutah nist

Yani ne varsa bizim endamsız ve uygun olmayışımızdandır Yoksa senin kimsenin üzerine teşrif buyurman hiçte zor değildir.

Yapılan açıklamalardan vücutsal tekâmül ihtiyarın tekâmülün aynısı ve onun en yüce ve yüksek mertebesi Allahın halifesi olmaktır. İrfan bakımından da ilahi hilafet zati itibariyle bu anlamdadır ki nihayet insan aşkta Allah’ta fani olup Onun la baki kalmaktır. Bu da aşkın en üstün derecesini gerektirir. Aşk da ihtiyarın kendisidir. Buna binaen insanın nihai tekâmülü ki Allahın meşiyet aynası olmaktır aşk denilen cevherin olmaksızın gerçekleşmesi zati itibariyle imkânsızdır. Aşk ile cebrin arası kesinlikle iyi değildir. Bilakis aşk ihtiyarın asıl tözüdür.[3]

 


[1] Kadrdan Karameliki, Muhammed Hüseyin, “Nigahi Sivum bı Cebr ve İhtiyar”, s. 159. (Molla Hadi Sebzevari, “Esraru’l-Hikem” adlı esierinden alıntı yapılmış, s. 113).

[2] Ahzap, 72.

[3] Bu konu bağlamda daha fazla bilgi edinmek için filozoflar perspektifinden  “emrun beynel ermen” konusuyla alakalı bahislere bakınız. Hakeza barzah alminde irade ve ihtiyar ve hakeza vücudun mertebeleri konusunda yazılan açıklamalara müracaat ediniz.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar