Gelişmiş Arama
Ziyaret
11663
Güncellenme Tarihi: 2009/04/08
Soru Özeti
Acaba 12 İmam Şiası olmayanlar da cennete gidecekler mi? Kıyamette cahil-i kasırların (hakkı öğrenmeye gücü yetmeyen kişiler) durumu ne olacak?
Soru
Acaba 12 İmam Şiasının dışında başkaları da cennete gidecekler mi? Diğer mezhep ve dinlere mensup olanların ahiretteki durumları ne olacak? cahil-i kasırların (hakkı öğrenmeye gücü yetmeyen kişiler) de çocuklar ve zihinsel özürlüler (deliler vb.) gibi cennete gidecekler mi?
Kısa Cevap

Cennete gitmenin şartı, 'İman' ve 'Salih ameldir.'

Şii olan birinin de cennete girebilmesi için yanlızca 'ben Şia'yım' demesi yeterli olmaz, Şialığın gereklerini yerine getirmeli veya kendisine şefaat edilebilmesi için gerekli liyakati kendinde oluşturmalıdır.

 

Semavi dinlere mensup olanlar, bir sonraki şeriat gelmeden kendi dinlerinin düsturlarına göre amel ederlerse cennete giderler. Ancak Resulullah (s.a.a)'in bi'setinden sonra Allah katında makbul olan din yanlızca İslamdır. Gerçek İslam ise Ehl-i Beyt mektebinde tecelli bulmuştur.

 

Kur'an ve rivayetlerden, mustazafların, yani bir hidayetçiye ulaşamayan, başka bölgeler hicret etme imkanı olmayan, ama insan fıtratına uygun şekilde yaşayan kimselerin ilahi rahmete mazhar olacakları anlaşılmaktadır.[i] Mustazaflık, hakkı öğrenmeye gücü yetmeyen cahillerin yanı sıra büluğa ermemiş (büluğa ermeden önce ölenler) ve zihinsel özürlüler (deliler vb.) gibi kimselere de şamil olmaktadır.

 

Buna göre, hakkı tanıdıktan sonra inatlarından dolayı onu kabul etmeyenler, yine hakikatı bulmakta gevşek davrananlar kurtuluş ehli olmayacaklardır. İnsanların çoğu mazeretli olup inatçı olmadıklarından ilahi rahmet ve lütufla kurtuluşa ereceklerdir.



[i] -Cehennem ve Gayr-i Müslimler, 47. soru (site 283)

Ayrıntılı Cevap

Cennete gitmek etiket ya da iddiayla olmaz. Cennete gitmek 'iman' ve 'salih amel'e[1] sahip olmayı gerektirir. Dolayısıyla dünyada bu iki özellik ve azığı alan herkes, ahirette cennet yolcusu olacak, yoksa cehenneme gidecektir. Ama mustazaf olursa geniş ilahi rahmet onu da kapsar veya bir şefaatçinin şefaatiyle azaptan kurtulur.

 

Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

 

'Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiiler'den her kim Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih iş yaparsa, şüphesiz mükafatları Rableri katındadır. Onlar için artık korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.' [2]

 

Bu ayet, Yahudi, Hıristiyan ve Sabiin olmanın cennete girmek için yeterli olmayacağını belirtmenin yanı sıra cennete girmenin iman ve salih amelle mümkün olacağını göstermektedir. Bir dine iman edebilmenin şartı o dinin, ondan sonra gelen din ve peygamber tarafından batıl edilmemesidir. Hz. Musa (a.s.)'a inanmanın süresi Hz. İsa (a.s) gelinceye kadardır. Aynı şekilde Hz. İsa (a.s)'a imanın meşruiyeti İslam Peygamberi (s.a.a) gelinceye kadardır.

 

Elbette yanlızca iddiada bulunmak yetmez, iman lazımdır. İman ise inanç, amel ve ahlaki gerekleri yerine getirildiği zaman gerçek iman olur. Buna göre Hz. Musa (a.s)'a iman, kendisinden sonra gelen peygamber ya da peygamberlere iman etmekle olur. Hz. İsa (a.s)'a iman etmek, Hatem-ul Enbiya (s.a.a)'in nübüvvetini kabul etmekle gerçekleşir. Ve Hatem-ul Enbiya (s.a.a)'e iman etmek ise ancak Onun (s.a.a) emir ve tavsiyelerine tam bir teslimiyetle mümkün olur. Hatem-ul Enbiya (s.a.a)'in emir ve tavsiyelerinden biri Mü'minlerin Emiri Hz. Ali (a.s)'ın ve onun (a.s) bir biri ardınca gelen on bir evladının imam olduklarını kabul etmektir. Bu teslimiyet gerçekleşmediği sürece hakiki anlamda iman gerçekleşmez, dolayısıyla cennete girilmeye de izin verilmez.[3]

 

Başka bir deyişle Hz. Muhammed (s.a.a)'în bi'setinden sonra meşru ve makbul din 'İslam'dır.[4] İslam ise imamet ve velayet olmadan gerçek ve kamil iman olmaz. Böyle olunca cennete giriş izni de verilmez. Ancak sırf 'ben şiayım' demekle de bu iş olmaz. Cennetlik olabilmek ve şefaate nail olabilmek için gerçek bir mü'min ve salih amele sahip olmak gerekir.

 

Fakat hakikatı bulamayan mustazaflar (kasır cahiller, zihinsel özürlüler, çocuklar vs.) ilahi hükmü ve büyük rahmete şamil olmayı bekleyecekler. Onlar için özel durum söz konusudur.[5]

 

Burada bir kaç şeyi belirtmekte fayda var:

 

1-Kasır cahil, hakkın kendisine ulaşmadığı ve hakkı bulmak için ihmalkarlıkta yapmayan kimsedir. Bu yüzden bir günahı yoktur. Zira bu durumda ona ilahi hüccet tamam olmamıştır ve ilahi hüccetin tamam olmadığı kimseyi de Allah-u Teala'nın cezalandırması mümkün değildir.[6]

 

Buna göre en az üç grup kasır cahil olarak düşünülebilir:

 

a) Kimileri var ki bulundukları muhit vb. durumlardan dolayı hak kendilerine ulaşmıyor.

b) Düşünce mustazafları; böyleleri hakikatleri derkedemeyen kimselerdir, onların düşünme ufukları açık değildir.

c) Kimileri de cehl-i mürekkeptir ve kesinlikle bildiklerini zannediyorlar. Oysa yanıgı içindedirler.

 

İlahi azaba düçar olacak olanlar mukassır cahiller, yani hakkın kendisine ulaştığı ve bilerek onu reddeden veya hakka ulaşma imkanı olupta bunda ihmalkarlık eden kimselerdir.

 

2-Şu noktaya dikkat etmek gerekir ki, iman ve küfür yanlızca düşünce ve ilmi çabalarla olmaz. Düşünce ve davranışların birlikteliği, bunda beraberce rol oynmaktadırlar. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

 

'Sonra kötülük yapanların uğradıkları son, Allah'ın ayetlerini yalan saymaları ve onları alay konusu edinmeleri dolayısıyla çok kötü oldu.' [7]

 

Öyleyse demek gerekir ki: Kötülük yapmayan veya siyasi, hizbi ve grupsal bağnazlıklara kapılmayan yani aklın ve mantığın kabul etmediği şeylerden kaçınan, aynı zamanda varlık aleminin hakikatını anlamak için çaba harcayan, ama Allah'ın varlığına yakin edemeyen veya din ya da hak mezhebi bulamayan, kimseler ilahi hüccet haklarında tamamlanmadığı ve bir çeşit mustazaf sayıldıkları için ilahi azaba duçar olmazlar.

 

Bu hususu akıl da idrak etmektedir.

Kur'an-ı Kerim, hidayet yolunda ciddi çabalar harcayanlara hidayet yollarını göstereceğini vaadetmiştir.[8]

 

3-Rivayetlerde çocuklukta ölenler hakkında şu hususlara yer verilmiştir:

 

a) Çocuklar eğer mü'minlerin çocukları ise:

Berzahta Hz. İbrahim ve Hz. Sara (a.s) veya Hz Fatıma'nın hizmetinde olurlar, gerekli eğitimi alırlar, ruhi tekamüle ulaşır ve kemale ererler.

2)Tur suresinin 21. ayetinde şöyle buyuruluyor: 'İman edenler ve soyları da imanda kendilerine tabi olanlar, biz onların soylarını da kendilerine katıp ekleriz.' [9]

 

b)Kafir ve münafıkların çocukları olursa:

1)'Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır.'[10] Ayetinin tefsirinde deniliyor ki, müşrik ve kafirlerin çocukları, kıyamette cennet ehlinin hizmetçileri olacaklardır. Ancak bu onlar için bir ceza sayılmaz, bu hizmet dünyada ki hizmet gibi olmadığı için aşağılanma, yorgunluk vb. şeyler onda yoktur. Aksine onlar orada mutlu, şen ve güzel olacaklar.

2)Bazı rivayetler bu konunun Allah'ın ilmi ile ilgili bir şey olduğunu söylüyor ve şöyle buyuruluyor: 'Allah onların ne yapacaklarını ve neye mürtekip olacaklarını biliyor.'[11]

3)Allah-u Teala bir meleğe ateş yaktıracak ve onlara ateşe girmeleri emredilecek. Onların bazıları ateşe girecek ve ateş onlar için soğuk ve selamet olacak, tıpkı Hz. İbrahim (a.s)'da olduğu gibi. Bazılarıda girmeyecekler. Yanlızca ateşe girenler kurtuluş ehli olacaklardır. Deliler ve fetret döneminde (peygamber ve hüccetin olmadığı zaman aralığında) olanlar ve hüccetin kendilerine tamamlanmayanlar da bu hükme tabidirler.[12]

4)Bazı kelamcılara göre de kafir ve müşriklerin çocukları ne cennette olacaklar, ne de cehennemde; onlar A'raf denen yerde olacak,[13] orada ne azap görecek, ne de cennet nimetleri kendilerine verilecek.[14]

 

Allame Tabatabai, çocuklar, zihinsel özürlüler vs. hakkında şöyle diyor: Kur'an-ı Kerim'de, çocuklar, zihinsel özürlüler vs. hakkında gelen konulardan onlarınn uhrevi saadet ya da azaba uğrayacakları gibi detaylı bir hüküm çıkartamayız. Zira insanların ahiretteki halleri öyle bir durum ki bu aklın içinden çıkabileceği bir şey değildir. Ancak, günah ve mağfiret şer'i vazifelerle sınırlı değildir denirse o zaman başka. Mağfiretin bazı merhaleleri kalbi hastalıklara ve kötü hallere aittir; yani kalbe arız oluyor, kalple Allah arasında hicap olmaktadır. Böyle insanlar her ne kadar akılları zayıf ya da sorumlu olmasalar da yine de kötü amelleri kalplerine etki etmeyecek, gönüllerini bulandırmayacak ya da hakkı örtmeyecek anlamına gelmez. Bu açıdan bakıldığında başkalarıyla eşittirler. Kısaca Allah'ın kurb nimetine ve ilahi dergaha yakınlaşmak için o hastalıkları iyileştirmeye ve perdeleri çekmeye ihtiyaç vardır. Allah'ın affından başka hiç bir şey bunları gidermez. 'Allah-u Teala bir meleğe ateş yaktıracak ve onlara ateşe girmeleri emredilecek...' hadisinden de maksadın bu mana olduğu uzak bir görüş değildir; yani ateşten kasıt perdelerin giderilmesi ve hastalıkların tedavisi olabilir.'[15]



[1] -Buruc/85

[2] -Bakara/62, Maide/69, Hac/17; el-Mizan, c.1, s.192-196

[3] -Şia ve Cennet, 248. soru

[4] -Al-i İmran/81-91

[5] -Nisa/97-99

[6] -'Biz, bir peygamber gönderinceye kadar (hiç bir topluma) azap edecek değiliz.' (İsra/15). Ancak peygamberleri göndermekle de iş bitmiyor, ulaşmakta gereklidir; yani eğer mesaj gönderilmiş ama muhataba ulaşmamışsa hüccet tamam olmamıştır ve hükmün nedeni ortadan kalkmayacaktır.

[7] -Rum/10

[8] -'Bizim yolumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz.' Ankebut/69

[9] -Bihar-ul Envar, c.5, s.290, bab:13, hadis:4

[10] -Vakıa/17

[11] -Bihar-ul Envar, c.5, bab:13, s.288 ve 297

[12] -a.g.e. c.6, s.292, hadis:14 ve c.5, s.295, hadis:22

[13] -Merhum Allame Tabatabai, çeşitli delillere dayanarak A'raf suresinin 48. ayetinde geçen 'A'raf Ehli'nden maksadın mustazaflar olmadığını söylüyor. Bkz: el-Mizan (Farça tercüme), c.8, s.154-156

[14] -Bihar-ul Envar, c.5, s.298, bab:13

[15] -el-Mizan (Farça tercüme), c.6, s.535-536

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar