Gelişmiş Arama
Ziyaret
537092
Güncellenme Tarihi: 2012/04/04
Soru Özeti
Allah, kalbi kırılanın bedduasını kabul eder mi? Yoksa sadece hayır dualarına mı icabet eder?
Soru
Ben Allah inancı olan bir kızım. Biri bana öyle bir kötülük etti ki onu affedemem, affetmem mümkün değil. Evlenmeme sebep olabilirdi ama evliliğimi bilerek bozdu ve yüreğimi yaktı. Hiç bir mantıklı neden olmadan geleceğimi yıktı. Bende ona beddua ediyorum. Acaba Allah, kalbi kırılan kimsenin bedduasını kabul eder mi? Yoksa sedece hayır dualarına mı icabet eder?
Kısa Cevap

Beddua dini öğretilerde olan bir şeydir. Örneğin Kur’an buyuruyor: ‘Kırılsın Ebu Lehebin elleri sakat olsun...’ Bir hadiste ‘Mazlumun bedduasından korkun! Çünkü onun bedduası göğe çıkar.’ diye buyurulmaktadır. Bu konuda ayet ve hadis çoktur. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa, kendisine haksızlık yapılan veya kalbi kırılan kimsenin de bedduası hemen kabul olacak diye bir şey yoktur. Zira Kur’an’ın buyurduğu gibi, insanlar ‘iyilikleri’ kazanmak için acele ettikleri gibi Allah’ta cezalandırmakta acele etseydi hepsi yokolurdu. Dolayısıyla hakkı almak bazen bu dünyada gerçekleştiği gibi bazende çeşitli nedenlerden dolayı bu dünyada gerçekleşmez ve ahirete havale edilir. Kıyametin kurulmasının nedenlerinden biri mustazafların, mazlumların haklarının zalimlerden ve suçlulardan alınmasıdır.

Belirtmek gerekir ki zulmünde dereceleri vardır. Yani zayıfı var, güçlüsü var. Zalimlerin insanlara yapacağı en büyük zulüm onların dinine, sahip oldukları haklara yaptıkları zulümdür ve öldürmektir. Bireysel olarakta Allah’a şirk koşmak zulümdür. Böyle zulümler bağışlanmazlar ve laneti hakkederler. Nitekim dualarda Benî Ümeyye’ye, insanları, hatta Allah’ın velilerini dinlerinden ötürü katletmelerinden, zultmetmelerinden dolayı lanet edilmiştir. Bazen bir Müslümanın başka bir Müslümana zulmettiğini görürüz. Bu zulüm onun dinine olan düşmanlığından dolayı değilde kişisel, maddi vb. sebeplerden dolayı olursa bu tür zulümler birinci kısım gibi olmayıp onun ayarında değildir. Bu yüzden affedilebilirler.

Ayrıntılı Cevap

Soruda gelen beddua konusunu birkaç açıdan inceleyeceğiz.

a) Lügatte Beddua

Beddua, birinin ölümü, başarızsızlığı, bedbahtlığı için edilen kötü dua demektir.[1] Lanet, lanet etmek, kötülük ve kötülemek manalarına da gelmiştir.[2]

Demek ki lugatçilere göre beddua, dua edilenin zararına olan bir dua çeşididir. Başka bir deyişle, dua iki çeşittir: Biri herkesin bildiği hayır duası, diğeri ise kötü ve lanet duası.

Kur’an’da Beddua

Beddua da tıpkı dua gibi dini öğretilerimiz ve kaynaklarımızda açıkca gelmiştir. Allah Teala Tebbet suresinde Peygamberimizin amcası Ebu Leheb’e Peygamberimize verdiği eziyet ve sıkıntılardan dolayı beddua ederek şöyle buyurmaktadır: ‘Kurusun Ebu Leheb’in elleri ve kurudu da.’[3]

Ayetin orjinalinde geçen ‘et-Teb’ sözcüğü helaket, ölüm manasına gelmektedir. Surenin başındaki ilk ‘Teb’ Ebu Leheb’in helaketine ve zararına edilen duadır.[4] Yani gerçekte bedduadır.

Rivayetlerde Beddua

Masum İmalar’dan gelen rivayetlerde de mazlumun bedduasına özel önem verilmiştir. Aşağıda buna birkaç örnek getiriyoruz:

1- İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Mazlumun bedduasından korkun, zira onun bedduası göğe yükselir.’[5]

2- Bir başka rivayette şöyle buyuruyor: ‘Mazlumun bedduasından korkun; şüphesiz o hakkını Allah’tan istemektedir. Allah-u Subhan ise istenilen hakka icabet etmekten başka bir şeyle cevap vermekten daha yücedir.’[6]

3- İmam Bakır (a.s) buyuruyor: Babamın ölümü yaklaştığında beni göğsüne yapıştırıp şöyle buyurdu: Oğlum! Babamın ölüm döşeğinde iken bana vasiyet etttiği şeyi sana vasiyet edeceğim. Babası Ona şöyle vasiyet emişti: ‘Allah’tan başka yardımcısı olmayan kimseye zulmetme.’[7]

4- Hz. Ali (a.s) buyuruyor: ‘Mazlumun zalimden hakkını alacağı gün, zalimin mazlumun hakkını aldığı günden daha çetin olacaktır.’[8]

Bedduanın İncelenmesi

Ayet ve rivayetler göz önüne alındığında beddua etmenin dini öğretilerimizde bilinen bir mesele olduğu görülecektir. Ancak nasıl ki duanın kabul olma şartları varsa ve herkesin her duası kabul olmuyorsa,[9] bedduada böyledir. Yani kendisine haksızlık yapılan veya kalbi kırılan kimse beddua ettiğinde bedduası hemen kabul olacak diye bir kural yoktur.

Kur’an bu konuda şöyle buyurmaktadır: ‘Allah, insanların, hayırın hemen oluvermesini istedikleri gibi şerri çabucak verseydi ecellerinin gelip çatmasına çoktan hükmedilmiş olurdu. Ama bize kavuşmayı ummayanları biz, azgınlıklarında sersemce bir halde bırakırız.’[10]  

Ancak başkalarına zulmetmek kul hakkına girdiği için Allah onun bağışlanmasını insanların kendisine bırakmıştır. Zulme uğrayan kimse, hakkından geçerse Allah’ta ondan geçer. Ama mazlum kendisine yapılan zulümü bağışlamazsa Allah’ta onun hakkını alacaktır: ‘Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanma; onları, gözlerin dehşetle dikilip kalacağı güne ertelemektedir.’[11]

Dolayısıyla hakkı almak bazen bu dünyada gerçekleştiği gibi bazende çeşitli nedenlerden dolayı ahirete kalır. Zaten kıyametin kurulmasının nedenlerinden biri mustazafların ve mazlumların haklarının zalimlerden ve suçlulardan alınmasıdır.

Bu bağlamda dikkat edilmesi gerek nokta şudur: Zulüm dereceleri vardır. Yani zayıfı var, şiddetlisi var. Zalimlerin insanlara yaptığı en büyük zulüm onların dinine, sahip oldukları haklara yaptıkları zulümdür. Bireysel olarakta Allah’a şirk koşmak en büyük zulümdür. Böyle zulümler bağışlanmadıkları gibi laneti de hakkederler. Nitekim dualarda Benî Ümeyye’ye, insanları hatta Allah’ın velilerini dinlerinden ötürü katletmeleri ve zulmetmelerinden dolayı lanet edilmiştir. Ama bazende bir Müslümanın başka bir Müslümana zulmettiği görülmektedir. Ancak bu zulüm dine olan düşmanlığından dolayı değil kişisel, maddi vb. sebeplerden dolayıdır. Bu tür zulümler birinci kısım gibi olmayıp onun şiddetinde değildir. Bu durum adam öldürmek gibi Kur’an’da ebedi azabın vadedildiği[12] en büyük zulümler içinde geçerlidir. Yani rivayetlerden de[13] anlaşıldığı üzere birisini kişisel düşmanlıktan dolayı değilde dininden dolayı öldüren kimseye ebedi azap vaadi verilmiştir.

Son olarak şunu hatırlatalım ki mazlumun beddua etmesi ve hakkını istemesi her ne kadar onun hakkı olsa da dinimiz her zaman beddua ve intikam yerine affetmeyi tavsiye etmiştir. Resul-i Ekrem (s.a.a) Allah’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: ‘...Sana zulmedeni affet, seni mahrum edene sen ver, sana kötülük edene sen iyilikle karşılık ver.’ Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: ‘Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, suçları örter, rahimdir.’[14]

Peygamber Efendimizin (s.a.a) ve Masum İmamların (a.s) öğretilerine göre mümin kimse ilahi sıfatların tecelli ettiği yer olmalıdır. Allah’ın sıfatlarından biri affetmektir. ‘Ya Gaffar’ ‘Ya Rahim’ vb. şekilde Allah’a seslenerek Ondan günahlarımızı ve hatalarımız bağışlamasını istiyorsak, bizde başkalarını bağışlayalım ki Allah’da bizi affetsin. Ancak bu tavsiye cehaletten dolayı bazen birbirinin hakkına riayet etmeyen, birbirine zulmeden müslüman din kardeşler içindir. Çeşitli şekillerde zulmeden büyük zalimler bu kaidenin dışındadır.

İrfan ve Ahlak Açısından Beddua

Bazı büyük ahlak üstatları bu açıdan baktıklarında şöyle diyorlar: ‘Bilinmeli ki, insan birinin şerrinden ve zararından dolayı çaresiz kalmadığı sürece Müslümanlara hatta zalimlere beddua etmek, lanetin kınandığı gibi kınanmıştır. Rivayet edilir ki: ‘Zulme uğramış biri, kendisine zulmedene beddua etmekte o kadar ileri gidiyor ki Allah onu da zalimlerden saymaktadır.’[15][16]

Bu yüzden bir Müslüman başka bir Müslümana zulüm ve cefa ettiğinde beddua ve lanet etmek mazlumun hakkı olsa da imkanlar ölçüsünde onu affetmesi ve bizimde Allah’ın affına mazhar olmamız için işleri Allah’a havale etmemiz en mantıklısıdır. Zira Allah mazlumun hakkını alacağını vaadetmiştir. Bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı böyle bir şey dünyada gerçekleşmezse öteki dünyada gerçekleşecektir.

 


[1] -Enveri, Hasan, Ferheng-i Bozorg-i Sohen, c.8, s.7888, İntişarat-ı Sohen, Tahran, 2. Baskı, HŞ.1382

[2] -Dehhuda, Ali Ekber, Lugatname-i Dehhuda, c.43, s.660, Tahran Üniversitesi, Yeni 1. Baskı, HŞ.1346.

[3] -Tebbet/1

[4] -Muğniye, Muhammed Cevad, Tefsiru’l-Kaşif, c.7, s.621, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Tahran, HK.1424

[5] -Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c.90, s.359, Müessesetü’l-Vefa, Beyrut, HK.1409. 

[6] -Temimi Amedi, Gurer-ul Hikem, s.350, Defter-i Tebliğat-ı İslami, Kum, HŞ.1366.

[7] -Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Usul-u Kafi, c.2, s.331, Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Tahran, HŞ.1368.

[8] -Nehcü’l-Belağa, s.511.

[9] -Duanın felsefesi ve şartları için bkz: Duanın Felsefesi, Soru:8961 (Site:9037); Duanın İcabet Olmasının Şartları ve Yolları, Soru:2145 (Site2269).

[10] -Yunus/11

[11] -İbrahim/42

[12] -Nisa/11

[13] -Bab-u Enne Men Katele Müminen Ala Dinihi Fe-Leyset Lehu Tevbetun: Ravi diyor ki: İmam Sadık’tan (a.s) Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu ‘Kim bir mümini kasten öldürürse cezası içinde ebedi olarak kalacağı cehenneme atılmaktır.’ ayet hakkında sorduğumda şöyle buyurdu: Bir mümini dini için öldüren kimsedir. Allah bunu yapan kimse için ‘Ona pek büyük bir azap hazırlamıştır.’ diye buyurmuştur.’ Dedim ki: ‘Birsinin bir başkasıyla arasında her hangi bir mesele olsa ve onu kılıcıyla vurarak öldürse (ne olur)?’ İmam (a.s) buyurdu: Bu kasıtlı kimse Allah Azze ve Celle’nin buyurduğu kimse değildir.’ (Kafi, c.7, s.275-276)  

[14] -Nur/22

[15] -Kafi, c.2, s.333, H.17.

[16] -Neraki, Ahmed, Miracu’s-Saadat, s.197, eski baskı, İntişarat-ı Emin ve Reşidi, Tahran; Neraki, Mehdi, Camiu’s-Saadat, c.1, s.305, İsmailiyan, Kum, HŞ.1386.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namaz kılmayan kimseler kesinlikle cehenneme mi gidecektir? Hatta onlar birçok iyi iş yapsalar da cehenneme gidecekler midir?!
    56369 Eski Kelam İlmi 2012/05/03
    Dini öğretilerimiz esasınca namaz, dinsel ameller arasında ilk ibadetsel fiildir. Eğer insanın namazı kabul edilirse, diğer ibadetsel amelleri de kabul edilir! Öte taraftan Kur’an ayetlerinin açıkça belirtmesiyle her kim zerre miktarınca iyi amel işlerse onun karşılığını alacaktır. Bu ayetler uyarınca, ölçme terazisinde hayrın miktarı fazla olacak olursa, ...
  • İmam Humeyni, İmam Hüseyin’e (a.s) ağlamanın, yas tutmanın ve Hüseyni meclisler tertiplemenin on dört asır öncesinden günümüze kadar dinin bekasına sebep olduğuna görüşünde miydi? Ve bunu neye dayanarak söylemekteydi?
    11385 Eski Kelam İlmi 2012/01/05
    İmam Humeyni (r.a) defalarca İmam Hüseyin’in (a.s) İslamı korumak için yaptığı fedakarlığın önemini dile getirmiş, adının ve hatırasının meclislerle, matemlerle vb. şekillerde yaşatılmasının Onun (a.s) yolunun sürdürülmesinde ve sapmalarla mücadele etmekte etkili olduğunu vurgulamıştır. Örneğin bir konuşmasında şöyle buyuruyordu: ‘Bu aşura toplantısının ve alemdeki şehidlerin en büyüğüne matem düzenlenmesinin o ...
  • Nusayrilerin temel inançları nedir? Onların İmamiye Şiası hakkında görüşleri nedir? Şia'nın bu mektep hakkındaki görüşü nedir?
    28026 Eski Kelam İlmi 2010/09/12
    Bugün Suriye ve diğer bazı Müslüman ülkelerde yaşamakta olan Müslüman fırkalardan biri Nusayriye fırkasıdır. Bunlara "Aleviler" de denir. İran'da "Alevilik" hakkında bağımsız bir araştırma yapılmış değildir. Genelde milel ve nihal yazarlarının görüşleri bu hususta kaynak alınır. Ancak bize göre genelde "Aleviler" on iki imam Şiasıdırlar ve Şia'nın inanç temelleri ...
  • Pazar ortamını oluşturanların işi (komisyonculuk) helal midir?
    10113 Emlak Ve Pazarlama 2012/03/14
    Hazreti ayatullah’el uzma Safi Gupayganinin (Allah yüce gölgesini devam ettirsin) defteri: Dolaysız bir şekilde simsarlık yapana yani müstakim bir şekilde alıcıyı (müşteriyi) tanıtan kimseye “cuale” ismi altında para vermenin her hangi bir işkalı yoktur. Ama eğer bu tür şirketler “guld kuvist” şirketler gibi heremsel şeklinde ...
  • Erkek altın saat kullanabilir mi?
    33057 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/11/27
    Boyna altın zincir asmak, altın yüzük takmak ve ele altın kaplama saat takmak gibi altınla süslenmek[1] erkeğe haramdır ve bunlarla namaz kılmak da namazı bozar.[2] Elbette altın saat ve altın zincir sadece ...
  • arapça dilinin en kamil dil olduğuna dair delil var mıdır?
    8455 Kur’anî İlimler 2011/03/01
    Arapça dilinin kuran dili olarak seçilmesi elbette ki bu dilin değerli ve şerefli olmasına neden olamuştur. Ancak arapça dilinin kamilliği kuranın kamil olduğ için değildir. Lügat ve kavramdaki genişliği, dilsel sisteminin mühkemliği, türlü tabirlere haiz olması, irabı (kelimenin cümledeki farklı konumlarını belirtilmesi içun son harfının üzerindeki ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    129869 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Yaratmada tevhidin manası nedir?
    8010 Eski Kelam İlmi 2012/04/15
    Varlık âleminin yüce Allah dışında hiçbir yaratıcısının olmamasına yaratmada tevhit denir. Mümkün varlıklar, onların eserleri, fiilleri ve hatta insan ve onun tüm icat ve keşifleri hiçbir tartışmaya yer bırakmaksızın Allah’ın yaratıklarıdır. Varlık âleminde bulunan her şey O’nun mahlûkudur. Ama bazıları vasıtasız bir şekilde ve bazıları ise vasıtayladır. ...
  • İslam’ın Tebliğ Yöntemi Nasıldı?
    12879 Masumların Siresi 2011/08/17
    Tebliğ mesaj iletmek anlamındadır. Tüm ilahî peygamberlerin ve özellikle de yüce İslam Peygamberinin misyonu insanları karanlıklardan nura yöneltmek olduğundan, İslam’da tebliğ Allah’ın mesajını kullarına ulaştıran bir vesile olarak çok önemlidir. İslam’da tebliğ yöntemleri sözlü, yazılı ve amelî olarak üç kısma ayrılabilir. Bu her üç kısmın da değişik türleri vardır. ...
  • Nefis, ruh, can, akıl, zihin ve fıtrat arasında nasıl bir ilişki vardır?
    17499 İslam Felsefesi 2010/04/07
    Bazen bu kelimelerden maksat bir şeydir. Hepsi de aynı gerçeğe yani insanın varlığına ve hakikatine işarettir. Bazen de onlardan değişik manalar irade edilir ve her biri nefsin mertebe ve makamlarından birine işaret sayılır. ...

En Çok Okunanlar