Gelişmiş Arama
Ziyaret
10122
Güncellenme Tarihi: 2011/03/03
Soru Özeti
Dinin usul ve fürû’u Masum İmamların (a.s) hadislerinden mi alınmıştır? Eğer böyle ise lütfen kaynak gösteriniz. Değilse ne zaman ve kimin tarafından böyle bir ayırım yapılmıştır?
Soru
Dinin usul ve fürû’u Masum İmamların (a.s) hadislerinden mi alınmıştır? Eğer böyle ise lütfen kaynak gösteriniz. Değilse ne zaman ve kimin tarafından böyle bir ayırım yapılmıştır?
Kısa Cevap

Dinin usul ve fürû’unun şu anda ki şekli Masum İmamların (a.s) hadislerinden alınmamıştır. Din ilimleri alimleri, dini öğretileri bu şekilde bölümlere ayırmışlardır. Bu iki asıl’ın geçmişi hicri birinci yüzyılın ikinci yarısına dayanmaktadır. Ama bu ismi (usul-u din) kimin verdiği tam olarak belli değildir. Böyle ilmi konular genellikle alimlerin sözleri ve düşüncelerinin neticesinde şekillenmekte ve din alimlerinin kapsamlı ilmi hareketlerinin sonucu olarak doğmaktadır. Dolayısıyla belli bir kişinin olduğunu söylemek doğru olmaz.

Ayrıntılı Cevap

Bir şeyin aslı, bir binanın üzerine kurulduğu kök ve temel demektir. Buna göre usul-u din, din binasının üzerine kurulduğu temellerdir.[1]

Usul-u Din terimi, itikatlar ilminde kullanılan özel manasında (akaidin en temeli) olsa,[2] bütün dinlerin temellerini oluşturan akideler demektir.

Bütün tevhid dinlerinin temeli genel olarak üç ortak inanca dayanmaktadır:

a) Bir olan Allah’a inanmak.

b) Ahirette herkesin sonsuz yaşamı olduğuna, bu dünyada yaptıklarının karşılığını alacağına (mead) inanmak.

c) İnsanları nihai kemale, dünya ve ahiret saadetine götürecek Allah tarafından peygamberlerin gönderildiğine inanmak.’[3]

Ancak bu terimler ve ‘asl’ sözcüğünün böyle temel itikatlarda kullanılması terimlere ve anlaşmaya dayalıdır.[4] Bu konuda herhangi bir ayet ve rivayet yoktur. Sadece İslam alimleri bazı meseleleri önemlerinden dolayı onları usul-u dinden saymışlardır.

Şii alimleri, bütün tevhid dinlerinin ortak olduğu bu üç asılın yanı sıra ‘İmamet’ ve ‘Adalet’ asıllarını da onlara eklemişlerdir. Her ne kadar imamet nübüvvetten sonra gelse de Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Müslümanların arasında çıkan ihtilaflardan dolayı Şia, bu önemli akidesini ortaya koymak için imameti ve ona olan inancı kendi asıllarının içinde saymıştır. Zira akli ve nakli deliller ve Peygamberimizin (s.a.a) tavsiyeleri üzerine nübüvvet imametle devam etmezse din eksik olacak ve insanlar sapacaklardır.[5]

Öte yandan İslam toplumunda bahsedilen en eski meselelerden biri ‘Cebir ve İhtiyar’ meselesidir.[6]

Bu konu 1. y.y’da Müslümanların arasında geniş ve etkili bir şekilde yaygındı. Cebir ve ihtiyar meselesi kendisiyle beraber adalet meselesinide ortaya çıkardı. Zira ihtiyar ile adalet, cebir ile adaletsizlik arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yani ihtiyarın, görev, mükafat ve ceza adilce olursa bir manası olur. İnsan özgür olmazsa, ilahi irade veya doğal sebepler karşısında eli bağlı ve mecbur kalırsa artık görev, mükafat ve ceza manasını kaybeder. Bu mesele İslam dünyasında çok önemli ve etkili insani ve şahsi bir mesele olmasının yanı sıra işin içine siyasette karıştığı için bu sebepten dolayı ölen ve hapise düşenlerin olmuştur. Emeviler cinayet işlemek için cebir (kaza-kader) meselesini bir bahane olarak ellerinde tutuyorlardı. Özgürlük taraftarlarını, dini bir akideyle muhalefet ettikleri bahanesiyle öldürüyor veya hapise atıyorlardı. O zamanlar şu cümle çok meşhurdu: ‘Cebir ve teşbih Emevi (Benî Ümeyye’ye aittir), adalet ve tavhid’de Alevi’dir (Ali’ye ve Şialarına aittir).[7]

Emeviler döneminde, Ma’bed Cuheni ve Ğaylan Dimeşki irade ve ihtiyar inancına sahip oldukları için Haccac tarafından öldürülmüşledi. Abbasilerin döneminde özellikle Memun ve Mutasam adaletin taraftarlığını yaptılarsa da Mütevekil’in başa geçmesiyle iş tersine döndü ve Eşaire’nin görüşü (cebirin taraftarları) İslam dünyasına (Şia’nın dışında) hakim olmaya başladı ve günümüze kadar devam etti. Bu meselenin önem ve etkisinden dolayı Şia, usul-u dinin bir aslı olarak hep göz önüne alınsın diye adaleti tevhidin ardından usul-u din’den saydı.

Füru-u Din’e gelince, bu terim usul-u dinin karşısında olup, İslamın ameli ahkamına denmektedir. Usul-u dinin rütbesi, yakinle beraber olan ilim babından olduğu için, amel babından olan füru-u dinden önce gelmektedir. Yani ilim ve itikat olmadıkça amelin manası olmaz. Bu nedenle İslam’ın ameli ahkamına ‘Füru-u Din’ denmektedir. Füru-u Din, Usul’ün üzerine kuruludur. Merhum Feyz-i Kaşani’nin dediği gibi, usul-u din ağaçtır, füru-u din ise onun meyvesidir. O şöyle buyuruyor: ‘Bu ikisinin (ilim ve amel) en değerlisi ilimdir. İlim ağaç, ibadet ise onun meyvesi gibidir.’[8]



[1] -Ahmed er-Rahmani el-Hemadani, İmam Ali (a.s), s.586, Neşr-i Münir, Tahran.

[2] -Muhammed Taki Misbah Yezdi, Amuzeş-i Akaid, s.14, Neşr-i Beynel Milel.

[3] -Muhammed Bakır Meclisi, Bihar-ul Envar, c.65, Neşr-i Müesseset-ül Vefa, Beyrut.

[4] -Amuzeş-i Akaid, s.14.

[5] -Mütevatir bir hadis olan ‘Sakaleyn Hadisi’nde ‘Kur’an ve Itrat’ın Peygamberden (s.a.a) sonra insanların hidayetine neden olacağı belirtilmiştir.

[6] -Murteza Mutahhari, Adl-i İlahi, s.17, Neşr-i Sedra.

[7]-Murteza Mutahhari, İnsan ve Serneveşt, s.64, Neşr-i Sedra.

[8] -Molla Muhsin Feyz Kaşani, İlm-ul Yakin Fi Usul-id Din, c.1, s.4-5, İntişarat-ı Bidar.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ayetullah Hamenei’nin fetvasına göre akşam ve yatsı namazı ne zaman kaza olur?
    12055 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/07/13
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • geçici nikahın aktı için kullanılan lafızlar nelerdir? Şartları ve Hükümleri nasıldır?
    8397 Evlilik Hutbesi 2015/05/03
    Geçici nikâhın aktini okumak için birkaç şart gereklidir: Aktin sıgasını okumak; şöyle ki süreli akitte bayan ve erkek’in rızası tek başına yeterli değildir. Belki bunun yanı sıra akit için okunan has lafızların okunması şarttır. İhtiyati vacip gereğince aktin sıgası sahih Arapça ile ...
  • Alkol veya jelâtin taşıyan çikolata ve ürünleri yemenin hükmü nedir?
    22394 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Belirtilen sorunun şerî cevabını elde etmek için büyük mercilerden (Allah onları korusun) fetva sorduk ve kendilerinin verdiği yanıtları aşağıda aktarıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu: Genel olarak aslında sarhoş edici sıvılar kısmından olduğu belli olmayan alkoller temiz hükmündedir. Bunlarla karışmış olan sıvılardan yararlanmak ...
  • İranlılar, Ömer’in eliyle mi Müslüman olmuştur?
    17688 تاريخ بزرگان 2012/01/18
    Eğer tüm İranlıların Ömer’in hâkimiyeti döneminde Müslüman oluşu kastediliyorsa, bu ihtimal kabul edilir değildir; zira İran Arap ve Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce bir grup İranlı diğer ülkelerde bulunuyordu ve onlar İslam’ın doğuşunun ilk yıllarında Müslüman olmuştu. Ama Ömer’in hâkimiyeti döneminde İslam’ın İran’a girmesi ve Müslümanların davranışları nedeniyle bazı İranlıların ...
  • Cumartesi gününde ihtiyaçtan dolayı balık tutan bir şahsın cezası maymun olmak mıdır?
    44811 Tefsir 2012/05/16
    İsrail oğullarının şeklinin değiştirilmesinin salt gelir elde etmek için balık tutmaları olmadığı bilinmelidir; çünkü bu iş günah değildir ve şeklin değişmesi gibi bir neticesi de bulunmamaktadır. İslam’ın mantığında Allah katında bu amel ibadet sayılmaktadır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Ailesinin rızkını sağlamak için çalışan ve çaba gösteren ...
  • Niçin Hz. Mehdi (a.s) gaybet döneminde insanların hidayeti için bir kitap te'lif etmiyor?
    11544 Eski Kelam İlmi 2011/05/23
    Şimdi gaybet döneminde yaşıyoruz; bu dönem genel naiplerin dönemidir. Bu dönemde Şia'nın hidayeti gerekli şartları haiz Şia'nın büyük fakih ve alimlerinin üzerinedir. Ama bu dönemde Hz. Mehdi'nin insanların yararlanmaları için niçin bir kitap telif etmediği konusuna gelince bunun çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin:
  • Cabir b. Efleh kimdir?
    6185 تاريخ بزرگان 2011/08/17
    Cabir b. Efleh-i İsmailî beş ve altıncı asırdaki İspanyalı gökbilimcilerinden olup “Kitabu’l-Hayat Fi Islahi’l-Mucesta” kitabının yazarıdır. O, muhtemelen Sivil’de (İşbiliye) dünyaya gelmiştir; zira bazı yazarlar ve özellikle de Cabir’in oğluyla tanışık olduğunu belirten Musa b.Meymun (529-600) ve Betruci onu İşbilî olarak adlandırmışlardır. Bazen Cabir b. Efleh’in adı başka şahıslar ...
  • Kur’an kıraatinin batini adabından kasıt nedir?
    9081 Kur’anî İlimler 2012/05/12
    Kur’an’ın İslam Peygamberinin ebedi mucizesi ve yüce Allah’ın kelamı olması itibari ile, İslam’ın başından beri Müslümanlar arasında özel bir saygı ve değere sahiptir. Müslümanlar, Kur’an ayetlerine teveccühle ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) tavsiye ve hadisleri doğrultusunda, hatta bu semavi kitabın kıraatinde bile şu ana kadar eşi görülmemiş bir ...
  • Hangi kaynaklarda hüküm ve yaratıkların hikmeti beyan edilmiştir?
    7257 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Esasen her hikmeti bilmek mümkün değildir; zira Yüce Allah bazı maslahatlar uyarınca birçok konuyu insana bildirmemiştir. Beyan edilenler hususlar da çok geniştir ve onların tümünü elde etmek ve bilmek herkes için müyesser değildir. Bu sebeple ve ömür ve fırsatın sınırlı olmasına binaen en faydalı ...
  • Yok olmak mümkün mü?
    12558 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2009/08/25
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...

En Çok Okunanlar