Gelişmiş Arama
Ziyaret
7756
Güncellenme Tarihi: 2011/06/21
Soru Özeti
Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
Soru
Şia şöyle diyor: Hz. Ali'nin faziletleri ve onun İmamlığı konusu tevatür yoluyla ispatlanmıştır. Ama şöyle bir eleştiri söz konusudur: Bu gün bu iddiayı ortaya koyan Şia Peygamberi (s.a.a) görmemiş ve yakından onun sözlerini de duymamıştır. Eğer onlar kendi hadislerini sahibilere isnat etmezlerse onların nakli maktu, mürsel ve geçersiz olur. Diğer yandan Şia'nın kabul ettiği sahibiler çok azdır ve sayıları on kişi civarındadır. Bu sayıdaki kişiler bir hadisi nakledecek olursa buna tevatür denmez. Hz. Ali'nin faziletlerini nakleden büyük kalabalık Şia tarafından kabul görmeyen, yerilen hatta küfürle suçlanan kişilerdir.
Kur'an'ın övdüğü o büyük sahabiler grubunu, Şia hakkı gizlemek ve yalancıkla suçlayabiliyorsa az bir grubun yalan söylemeleri ve hakkı gizlemeleri daha fazla muhtemeldir.
Kısa Cevap

Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili hadislerimizi mürsel veya maktu olmaz. Çünkü tevatür aşamasına erişen bir hadisi nakleden kişileri kabul etmesek bile bu tevatürün oluşmasına bir engel teşkil etmez.

Sahibilere nispet edilen küfür şirk ve puta tapmak anlamında değildir. Bu sadece bir çeşit nimete küfran etmek anlamındadır. Elbette bir çok sahibiler bunu sonradan telafi etmiş ama bazıları da bunun üzerinde ayak diretmişlerdir. Buna göre Kur'an-i Kerim sahabileri bir çok yerde övmüş olsa da bir çok yerde bizzat Peygamberin (s.a.a) döneminde onları yermiştir. Hatta onlardan bazıları hakkında küfür tabirini bile kullanmıştır.

Ayrıntılı Cevap

Siz sorunuzu Hz. Ali'nin imamet ve fazileti hakkındaki hadislerin tevatürünü inkar edecek şekilde düzenlemişsiniz. Biz de sorunuzda sıraya göre konuyu inceleyeceğiz. Birinci aşamada "Şia'ya göre Hz. Ali'nin faziletleri tevatürle ispatlanmıştır." diyorsunuz. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu sadece Şia'nın inancı değildir. Ehl-i Sünnet de kendi kitaplarına müracaat etseler böyle bir tevatürün olduğunu göreceklerdir.

Ama Şia'nın sayıları az olan sahabilerden naklettiği hadislere güvenmesine gelince bu hadisler taşıdıkları karineler ve emaretler sonucunda kesin bilgi (yakın) ifade etmektedir. Bu yüzden bizim tevatürü ispatlamaya ihtiyacımız da yoktur.

Diğer bir nokta da şu ki ulema şunu ispatlamışlardır ki: Eğer biz Şia kanalıyla hiçbir hadisin olmadığını farz etsek bile yine de Ehl-i Sünnet kaynakları ve kitapları ile biz Şia'nın inançlarını ispatlayabiliriz. Bilginlerimiz Şia akidesinin Ehl-i sünnet kaynaklarında tevatür haddine ulaşmış hadislerle ispatlanabileceğini ortaya koymuşlarıdır.[1] Buna göre biz ilmi bahislerde Ehl-i sünnet nezdinde kabul olan tevatürlere istinat ediyoruz.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şu ki tevatürü ispatlamak da kişilerin güvenilir olmalarına bir gerek yoktur, sadece kişilerin sayılarının kesin bilgi verecek ve yalan üzere kendi aralarında anlaşmaları mümkün olmayacak derecede çok olmaları önemlidir. Buna göre sahabilerin kişilikleri ve takva dereceleri hatta mümin olup olmamaları tevatürdeki ölçüde bir etkisi yoktur. Çünkü tevatürde sadece kişilerin sayısı önemlidir; hatta içlerinde güvenilir ve takvalı bir kişi olmasa bile sayı belli bir hadde ulaşınca tevatür meydana gelir ve onu kabul etmek gerekir. Nitekim biz, çeşitli ülkelerin ve şehirlerin varlığını tevatür yoluyla bilmekteyiz gerçi o ülkeleri gören ve bize varlığını bildiren kişiler mümin olmasalar bile. Eğer ravinin kendisi güvenilir olursa zaten (haber-i vahit) olarak muteber bir hadis sayılır ve tevatürü ispatlamaya ihtiyaç kalmaz. Tevatür ravilerin tek başlarına güvenilir olduklarını ispatlamaya gerek olmayan durumlarda söz konusu olur.

Buna göre sizin "mütevatir hadisin ravilerini kabul etmiyorsanız ise onların tevtürle naklettikleri hadise istinat etmeniz doğru olmaz" sözünüz mantıki olarak doğru sayılmaz.

Çünkü birincisi tevatürde kişilerin makbul olmaları ölçüsü söz konusu değil, ikincisi, biz Ehl-i sünnet nazarında her yönden geçerli olan ve maktu ve mürsel sayılmayan sahabilerin hadislerine istinat etmekteyiz.

Bu da (akıl sahibi kişilerin kendi haklarında yaptıkları ikrar (itiraf) geçerli olur" ilkesi üzerine dayalıdır Bu ilke de insanlar arasında kabul edilmiş bir ilkedir.

Örneğin eğer siz bir mahkemede bir dava ileri sürer ve karşı taraf sizin lehinize ve kendi aleyhine itirafta bulunursa o zaman hakim o sözlere istinaden sizin lehinize hüküm verir. Bu durumda karşı taraf sen bizi kabul etmiyordun ve bizi zalim ve fasık biliyordun öyleyse bizim sözümüze istinaden verilen hüküm de sana göre geçersizdir ona dayanarak bir hak ve üstünlük iddia edemezsin diyemez.

Eğer tevatür konusunu böyle bir anlayışla inceleyecek olursanız göreceksiniz ki bizim tevatüre istinat etmemiz doğrudur. Çünkü Hz. Ali'nin imamet ve hilafetini kabul etmeyen kimseler bu tür tevatürü kabul etmekteler.

Ama, "siz sahbilerin çoğunu kafir biliyorsunuz" iddiasına gelince bu iddia doğru değildir. Çünkü biz defalarca ve çeşitli soruların cevabında tekrarladığımız gibi sahibiler hakkında kullanılan küfür tabiri şirk ve puta tapmak anlamında değildir.[2] Bu bir çeşit nimete küfran etmeği ifade eder. Allah Teala aynı tabiri defalarca Kur'an-i Kerim'de mümin insanlar hakkında aynı anlamda kullanmıştır. Örneğin İbn-i Eb-i Hatem'in tefsirinde şu hadisi okuyoruz ki: Cahiliyet döneminde Evs ve Hazreç kabileleri arasında bir çok çatışmalar meydana gelmiştir. Bir gün Peygamber'in (s.a.a) hayatı döneminde onlardan bir grup geçmiş hatıraları dile getirdiler ve bu da birbirlerinin üzerine kılıç çekecek derecede durumu gerginleştirdi Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Allah'ın ayetleri sizlere okunduğu halde nasıl küfre düşüyorsunuz."[3]

Kuşkusuz Kur'an'ın burada küfre düşmekten maksadı Allah'a ortak koşmak veya putlara tapmak değildir. Çünkü Avs ve Hazreç kabileleri putperestliğe dönmemişlerdir ama yine de işledikleri bu günahlardan dolayı Allah onlar hakkında küfre düşmek sözcüğünü kullanmıştır. Bunun benzerini Kur'an'ın diğer bazı ayetlerinde de görmek mümkündür.[4]

Ama çoğunluk hakkı gizlemekle suçlanıyorsa azınlığın bu işi işleme ihtimali daha çoktur, sözüne gelince bu tuhaf bir kanıtlamadır. Çünkü insan Kur'an'ın ayetlerini inceleyecek olursa şu gerçeği anlar ki hak taraftarları kesin ve sağlam delillere de sahip olmalarına rağmen sürekli tarih boyunca azınlıkta idiler. Bu kanıtın geçersizliğini anlamak için Saf Suresi'nin 14. ayetini okumaya ve tefsirini incelemeye sizi davet ediyoruz. Yüce Allah bu ayette Hz. İsa'nın davetinden sonra İsrailoğullarının mümin ve kafir olarak iki fırkaya ayrıldığını bildirmektedir. Müfessirlerden bazılarının açıkladığı üzere bu ihtilaf Hz. İsa'nın göğe çıkmasında sonra gerçekleşmiştir. Müfessirlerden bir çoğuna göre müminlerin sayıları çok azdı buna rağmen onların inancı yüzlerce yıl sonrasında Hz. Muhammed'in zuhur etmesiyle teyit edildi.[5]

Böyle bir kanıtlama doğru olsaydı üç tanrıya inanan ve hakkı gizleyen çoğunluğun görüşü desteklenmesi gerekirdi oysa Kur'an Hz. İsa hakkında doğru görüşe sahip olan azınlığın görüşünü teyit etmiştir. Acaba Kur'an'ın da mı haşa hakkı gizlediğini söylenecektir!

Resulullah (s.a.a), İsrailoğullarında vuku bulan olayların benzerinin bu ümmette de görüleceğini açıklamıştır.[6] Buna göre belki Sahbilerin çoğu gerçeği gizlemiş ve sadece onlardan az bir kısmı gerçeği olduğu gibi korumuşlardır. Sonuçta yüzlerce yıl geçtikten sonra yani Hz. Mehdi zuhur ettiği dönemde bu azınlığın görüşünün doğru olduğu herkesçe bilinecektir.

Buna göre Kur'an nazarında çoğunluğun bir inanç ve görüşü desteklemesi o fikrin doğruluğuna delil sayılmaz ve çoğunluğun gerçekten uzaklaşması azınlığın gerçekten uzaklaşma ihtimalinin daha güçlü olduğunu göstermez.



[1] Bu konuda Al-Gadir, İhkaku'l-Hakk, Abakatu'l-envar ve sahada yazılan diğer kitaplara başvurabilirsiniz.

[2] bk bu sitede aşağıdaki numaralı sorular: 11015 site: 1167, 1589 site: 1970; 1526 site: 2470; 2791 site: 3500; 2792 site: 2275

[3] Al-i İmran: 101; İbn-i Ebi Hatem, Tefsir-il Kur'an'il Kerim, c. 3 s. 720 Mektebetu'n-Nezar Mustafa Baz. yay. S. Arabistan, H. 1419

[4] Al-i İmran: 52, 167 ve Maide: 41 ve diğer ayetler

[5] bk Ebu Cafer, Muhammed b. Cerir Taberi, Camu'l-Beyan Fitefsiri'l-Kur'an, c. 28 s. 60; Daru'l-Marife, Beyrut; İbn-i Kesir Dimişki, Tefsiri'l-Kur'ani'l-Azim, c. 8 s. 139, Daru'l-Kutubu'l-ilmiyye, Beyrut H. 1419

[6] Sünen-i Tirmizi, Daru'l-Fikr, c. 4 s. 135, Beyrut, H. 1403

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hac amellerini müstehap gusül ile yapmak caiz midir?
    6995 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Başta hatırlatılmalıdır ki; namaz için yeterli olan her temizlik (abdest, teyemmüm, müstehap gusül, …), temizlik ile yapılması gereken hac amelleri için de yeterlidir. Bundan dolayı ilkönce birkaç noktayı belirtmek gerekmektedir:1. Farz gusül ile namaz veya abdest gerektiren hac amelleri gibi fiiller yerine getirilebilir mi?2. Müstehap gusüller bu ...
  • Taklit mercilerinin günümüzde başa kama vurma hakkında ki fetvaları nedir?
    14024 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/02/22
    Hz. İmam Hüseyin Seyyid-i Şüheda'ya matem tutmak Masum İmamlar (a.s)'ın ve din önderlerinin her zaman üzerinde önemle durdukları bir noktadır ve tarih boyunca bu merasimleri hep yapılmıştır.Başa kama vurmak, bazı şehir ve ülkelerde İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı için tutulan matem ...
  • Peygamber(s.a.a.)’in bütün sözleri ve konuşmaları vahiy midir?
    19359 Eski Kelam İlmi 2008/06/18
    Bu hususta farklı görüşler vardır:Bazıları, Necm suresinin 3 ve 4’üncü ayetlerinin[i] genel olmasına bakarak şuna inanmaktadırlar: Peygamber(s.a.a.)’in bütün konuşmaları ve davranışları, vahiyden kaynaklanmaktadır.Bazıları da, Kuran-ı Kerim ve Peygamber(s.a.a.)’e nazil olan ayetler hakkında olan Necm suresinin 4’üncü ayetine bakarak, Peygamber(s.a.a.)’in ...
  • İçki veya domuz eti sunan lokantalarda veya İsrail’e yardım eden kurumlarda çalışmak haram mıdır?
    12754 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/06/06
    Ayetullah Uzma Hameni domuz eti konservesi yapan bir işyerinde veya gece kulüplerinde ve fesat yerlerinde çalışmanın hükmü hususundaki bir soruya şöyle cevap vermiştir:“Domuz eti, içki satmak ve kabare, kumar, fuhuş, içki merkezleri vb. yerlerde çalışmak caiz değildir ve bu yollarla elde ...
  • Kur’an-ı Kerim’in Tahrif edilmediğinin delilleri nedir?
    23993 Eski Kelam İlmi 2009/08/20
    Tahrif genel anlamda Kur’an’ın lafız ve manalarında her türlü değiştirme, artırıp eksiltmeye denir.Araştırmacılar Kur’an’ın tahrif edilmediğine dair çeşitli deliller zikretmişlerdir. Biz bu delillerden bazılarına burada işaret edeceğiz:1- Kur’an nüzul zamanından ...
  • Kur’an’la iç içe ve ona bağlanmanın yolları nelerdir?
    11519 Pratik Ahlak 2012/01/29
    Tilavet, ilahi niyetle, üzerinde düşünmeyle ve amelle birlikte olursa kendiliğinden Kur’an’ın cezzabiyetini artırır ve insanı ona bağlar. ...
  • Neden kıyamet, vahşet ve korku verici olaylarla birliktelik yaparak gerçekleşiyor?
    9156 Eski Kelam İlmi 2010/12/18
    Kıyamet sahnesi Allahın Kibriya ve heybetinin tecelli ve zuhur edeceği bir sahnedir. Kuranı kerimde kıyamet günüyle alakalı bazı olaylar zikir edilmiştir. Örneğin; dağlar sarsılacak ve yok olacak, insanlar kabirlerinden çıkacak, yer kendi hazinesinde bulundurduğu her şeyi dışarı verecek. İnsanın işlemiş olduğu tüm amelleri mücessemleşir ...
  • Mercilerin (fetvalarına mürcat edilen kimseler) fetvalarında var olan ihtilaf, acaba Nehc’ül- Belağa'nın 18. Hütbesinde yasaklanmış ihtilafların örneklerinden sayılmaz mı?
    8140 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2009/06/17
    Bazı araştırmacıların akidesine göre Nehc’ül-Belağa’nın 28. Hutbesi, 17. Hutbenin bir bölümüdür. Ancak Seyit Razi’nin (r.a) toplamasında birbirinden ayrılarak müstakil hütbeler şekline girmiştir. Hutbenin içeriği de buna şahitlik etmektedir. Zira 17. hutbede cahil ve salih olmayan kadılardan (yargıç) söz edilmektedir. Bu kadılar vermiş oldukları kendi yanlış yargılarıyla halkın ...
  • Hangi imamın başka imamlardan farklı kendine özgü özellikleri vardır?
    8135 Masumların Siresi 2012/03/04
    Dini öğretilerimize göre Masum İmamların varlıkları iki yönlüdür. Biri nurani varlıkları, diğeri maddi varlıklarıdır. Nur varlıkları açısından onların hepsinin nuru birdir. Ama maddi ve cismi varlıkları açısından zaman ve mekan şartlarına göre her birinin kendine has özellikleri vardır. Örneğin İmam Ali cesarette ve hitapta, İmam Hüseyin cihad ve ...
  • acaba meni necis midir, ve başka şeyleri de necis ediyor mu?
    23416 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/01
    Eşiyle cinsel ilişkide bulunmak ve aşk yapmak esnasında insandan çıkan su şu aşağıdaki üç taneden birisi olması mümkündür: 1-   Mezi; mezi bazen sevişmekten ve oynamaktan sonra (ama meniden önce) insandan çıkan bir su türüdür. ...

En Çok Okunanlar