Gelişmiş Arama
Ziyaret
12126
Güncellenme Tarihi: 2008/06/18
Soru Özeti
Tabiatta gerçekleşen ve hoş olmayan olaylar, ilahi bir azap mıdır yoksa normal maddesel sebeplerden mi kaynaklanmaktadır?
Soru
Deprem, sel ve tufan, ilahi azaplar mıdır yoksa normal maddesel sebeplerden mi kaynaklanmaktadır? Japonya ve diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi İnşaat yapımındaki gerekli kural ve teknolojiye dikkat etmek, ilahi azabın önünü mü almaktadır?
Kısa Cevap

Sel, deprem ve tufan gibi tabiattaki hoş olmayan olayların ortaya çıkmasındaki hedef sadece azap etmek değil, ilahi nimetlerin hatırlatılması, gaflet uykusundan uyanma, yeteneklerin ortaya çıkması, hayatın devamı ve zalimlerin ve asilerin azap edilmesi ve bunun gibi değişik sonuçları vardır. Bunların hepsi, tabiat olaylarının ortaya çıkma hedeflerinden olabilirler. Buna ilave olarak, bir hadisenin maddesel illetlerinin olmasıyla beraber aynı zamanda ilahi bir azap olmasının arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü ilahi azaplar da Allah’ın maddeye koyduğu kanunlar ve sebep sonuç ilkesine göre nazil olmaktadır.

Başka bir deyişle, varlık âleminde olan her varlık, Allah’ın irade ve isteğine göre gerçekleşmektedir. Allah-u Teala da kendi iradesini, illiyet, sebepler ve illetler kanununa göre uygulamaktadır ve maddi illetler de Allah’ın irade ve isteğine bağlıdır. Tabiat olaylarının ortaya çıkması, doğal sebepler ve ilahi iradenin düzenine göredir. Sonuç olarak, tabiat olaylarının ortaya çıkması, maddi sebepler vesilesiyle ve ilahi iradenin düzenine göre olduğu için, onların ortaya çıkmasını engellemek veya azaltmak da aynı şekilde maddi kanunların ve ilahi isteğin doğrultusundadır. Onların gerçekleşmesini engelleme imkânın olması da bir kişinin veya bir toplumun azaba uğratılmasıyla hiçbir çelişkisi yoktur.

İnsanların duçar oldukları belalar iki kısımdır: tabii belalar ve ahlaki belalar (dış ve iç). İnsanlardaki helak edici olan ahlaki rezilliklerin, doğal afetlerin gerçekleşmesine sebep olabilecekleri kendi yerinde ispatlanmıştır. Yani genel olarak her ikisinin de azap edici yönü olabilir. İlahi azaplar, refah ve dünyevi imkânlara sahip olma haliyle de birleşebilir ve ilahi azapların çeşitlerini, sel, deprem ve bunun gibi hadiselerde sınırlamak da doğru değildir.

Ayrıntılı Cevap

Hoş olayan doğal olayların, ilahi azap olup olmadığı konusunun incelenmesi için, birkaç noktaya dikkat edilmelidir:

A) İnsanın yaratılış hedefi, dünyada hoş bir şekilde yaşaması değildir. İnsanın asıl hedefi gerçek saadete ulaşmaktır ve bu da ancak Allah’a ibadet etme ve O’na yaklaşmak sayesinde gerçekleşebilir.

B) Tabii olayların, bazı yönlerden faydalı sonuçları vardır ve insana asıl hedefine ulaşmasında yardımcı olmaktadır. Çünkü bu hadiselerin kötülüğü göreseldir; yani biz bu olayları, zarara uğrayan insanlara göre şer bilmekteyiz, aynı yılan zehrinin insanlar ve zarar gören diğer canlılar için kötü bilmemiz gibi, ama bu zehir yılanın kendisi için hatta topraktaki zehirlerin yayılmasını önlediği ve bu zehirleri kendi vucudunda depoladığı için genel anlamda diğer canlı varlıklar için bile kötü değildir.

Mevlana şöyle diyor:

Yılan zehri yılan için hayattır

Mutlak anlamda bir şeyi kötü görme cihanda

Ama o yılan insan için ölümdür

Kötülüğü göreli gör ve gerçeği anla[1]

Doğal olaylarn da, insanların genel yaşayışı ve genel düzeni açısından, değerli sonuçları vardır.

Bunların bazı faydalı sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:

1) Yeteneklerin ortaya çıkması:

İnsanın doğası gereği, maddi ve manevi yeteneklerinin çoğu ancak zorluklarla karşılaşıp, sorunlarla mücadele etmesi sayesinde ortaya çıkar. Aynı sporcu birisinin beden kaslarının sadece zor ve yorucu antrenmanlar sayesinde gelişmesi gibidir. İnsanın ruhi ve manevi kabiliyetlerinin bir kısmı da musibetlerle karşılaşması ve hayatın zorluklarının üstesinden gelmek için yapılan çabalarla ortaya çıkmaktadır; örneğin, birçok ilmi keşif ve buluşlar, insanın zorunlu ihtiyaçlarının etkisiyle kendi ferdi ve toplumsal sorunlarını çözmek için ortaya çıkmıştır. Kuran-ı Kerim, her zorluk ve musibetin sonunda bir kolaylığın olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.[2]

Bundan başka, Kuran-ı Kerim’e göre ilahi kurallardan birisi de, insanın, hayatın değişik bölümlerinde imtihan edilmesidir[3] ve bu da insanın gizli yeteneklerinin geliştirilmesi içindir. İmam Ali (a.s.) da, insanın gizli yeteneklerinin ortaya çıkmasında, zorlukların etkisini, çok güzel bir benzetmeyle şöyle beyan etmektedir:

“Bilin ki sahralardaki ağaç daha katı ve sert; bağ bahçe içindeki ağaçlar ise daha zayıf ve naziktirler.”[4]

2) Gafletten Uyandırma:

Belaların en önemli getirilerinden birisi de dünya nimetlerine dalması sonucu gaflet uykusuna duçar olmuş insanı uyandırması, Allah karşısındaki görevlerini hatırlatması ve büyüklenmesini tevazua çevirmesidir. Kuran-ı Kerim, bu konuya işaret ederek peygamberlerin kavimlerinin, isyan etmekten vazgeçip hak karşısında teslim olana kadar sürekli çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını beyan etmektedir.

“Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.”[5]

3) İlahi nimetlerinin değerlerini bilmek:

Hoş olmayan doğal olayların bir diğer faydası da, insanın ilahi nimetlerin önemini anlaması ve onun değerini bilmesidir. Çünkü “Afiyetin değerini musibete duçar olan anlar”

İmam Sadık (a.s.)’dan da şöyle nakledilmektedir: “Belalar, iyi ve kötü insanların her ikisine de ulaşsa da, Allah-uTeala onu her iki grup için de ıslah olma vesilesi karar kılmıştır. İyilere ulaşan bela ve afetler, geçmişte Allah’ın onların hizmetine sunduğu nimetlerin hatırlanmasını sağlamaktadır ve bu iş onları şükretmeye yönlendirmektedir.”[6]

C) Muhakkak ki insanın bilmediklerine oranla bildikleri, ucu bucağı görülmeyen okyanusa karşısındaki bir damla suya benzer. Sadece dış dünyada değil, insanın kendi vücudunda dahi insanlığın ulaşamadığı bilinmeyen birçok sırlar vardır. İnsanın bilgisinin sınırlı olduğuna nazaran, şer zannettiğimiz her oluşumun bütün sır ve şifrelerine bilgimizin olduğunu iddia etmemiz mümkün değildir. Bu oluşumlarda bizim haberimizin olmadığı birçok maslahatlar olabilir ve bir şeyin bilmemek onun olmadığı anlamına gelmez. Bu anlatılanlara göre, ihtiyatlı bir şekilde hüküm verilmesi daha iyi olur. Çünkü gerçekte hayır olan bir şeyi şer bilme ihtimalimiz çok büyüktür. Kuran-ı Kerim, bu hakikati çok güzel bir şekilde anlatmaktadır: “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür.”[7]

D) Gaflet edilmemesi gereken bir diğer önemli bir nokta da, insanın kendi davranınşının, şerlerin meydana gelmesindeki etkisidir. İnsan irade sahibi ve genel sebep-sonuç kanuna tabi bir varlıktır. Onun, doğru olmayan seçimi, kendi iradesiyle yapmış olduğu bazı amelleri, bazı bela ve musibetlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadırlar.[8]

Kuran-ı Kerim, şöyle buyurmaktadır: “O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve (günahtan) sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.”[9]

Hz. Ali (a.s.), bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kuşkusuz ki Allah, kulunu, kötü amelleri sebebiyle ürünlerinden eksilterek, bolluk ve bereketini kısarak, hayır hazinelerinin kapılarını kapatarak; tövbe edecek kimsenin tövbe etmesi, kötülükten vazgeçeceklerin kötülükten vazgeçmesi, öğüt alacakların öğüt alması, sakınacakların da sakınması için imtihan eder.”[10]

Ahlaki kötü sıfatlar ve beğenilmeyen davranışların, tabiattaki belalara nasıl etki ettiğini ve onların arasında nasıl bir ilişkinin olduğunun incelenmesi, başlı başına geniş bir makalenin yazılmasını gerektirmektedir ki şimdilik konumuzun dışındadır.

Ama ilerlemiş ülkelerin ilimden faydalanarak bazı yıkıcı doğal olayların önünü almalarına gelince, öncelikle çirkin amellerden kaynaklanan azaplardan kaçmanın mümkün olmadığını ve hüküm verirken de sadece kısa bir zaman dilimine bakmanın doğru olmadığını hatırlatmamız gerekmektedir. Örneğin, ikinci dünya savaşında ülkeler, doğal afetlerden daha fazla bir şekilde yıkıma ve hasara uğradılar. Bu savaşların ve belaların ortaya çıkma sebebi de başta olan güç sahiplerinde olan karakter ve ahlaki özelliklerdi. ­Üstelik gelimiş tolumlarda yaşayan insanlar şimdi ruhi ve psikolojik güvensizlik ve toplumsal bozukluklar gibi başka belalara duçar olmuşlar ve ruhi azap çekmektedirler.

Gizli bağ demir bağdan beter

Demir bağı kırmaya balta yeter

Demir bağ ayrılır da

Gizli bağı ayırmaya yoktur deva

En önemlisi, Allah-u Teala’nın bu beğenilmeyen tabiat hadiselerinde, değişik insanlar ve toplumlar için farklı hedefleri olmasıdır. Bu hadiseler mümin insanlar için rahmettir; çünkü ya günahlarının keffaresi ve ahiret azabının hafifletilmesine sebep olmakta, hatta bazı rivayetlere göre onlara şehit sevabı yazılmaktadır[11]; ya da gaflet uykusundan uyanmayı ve ilahi nimetlerin hatırlanmasını sağlamaktadır. Ama mümin olmayanların böyle bir fazilete kabiliyetleri yoktur. Dünyada nimet ve lezzet halinde olabilirler ama ahrette dünya azabıyla kıyas edilemeyecek elim azaplara duçar olacaklardır.

Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Bela, zalim bir insan için edep etme vesilesi, mümin birisi için imtihan vesilesi, peygamberler için derecelerinin artma vesilesi ve evliyalar için de keramet vesilesidir.”[12]

E) İnsan, sabrederek, istikamet göstererek ve musibet doğuran zorluklarla karşılaşıp ruhunu kemale erdirerek musibetlerden faydalandığı zaman, bu belalar onun için nimet olur. Ama eğer zorluklar karşısında kaçmayı seçer ve feryat ederek şikayetlenirse, bela onun için gerçekten bela olur. Dünya nimetleri de musibetler gibi aynı şekilde, saadet ve refah vesilesi veya bedbahtlık vesilesi olabilir.

Buna göre bir şeyin nimet sayılması, insanın o nimetler karşısında verdiği tepkiye, şükredip şükretmemesine bağlıdır. Aynı şekilde bir hadisenin bela ve azap olması da insanın onlar karşısında verdiği tepkiye, sabırlı olması veya iradesiz ve sabırsız olmasına bağlıdır.

F) İlahi ve manevi cezası olan şeyler ancak bela sayılabilir; yani insanın kötü amelinin eserleri, gerçek bela ve musibetlerdir. Çünkü bunlar insanın kendi iradesinin neticeleri ve hiçbir hayır ve kemalin de oluşumuna vesilesi değillerdir. Örneğin, rivayetlerde geldiği gibi kalp katılığı insan için bir beladır.

“Allah-u Teala, hiçbir kulu, kalp katılığından daha fazla bir azapla azaplandırmamıştır.”[13] Çünkü kalp katılığı cezası hissedilmemektedir ve bu yüzden de uyanma ve tembih vesilesi olmadığı için ilahi lütuf ve rahmet vesilesi sayılmamaktadır. Kalp katılığı amele etki ettiği için yüzde yüz azaptır.[14]

G) Tabiat olayları, illetlerin bir araya gelmesinin bir sonucudur ve bu illetlerin bazılarının birbirine olan nispetleri yan yana bir sıra halinde ve bazıları da bir doğrultuda birbirlerinin illetleri halindedirler. Her halükarda, bir grup maddi ve manevi sebepler (insanın bazı amelleri de hadiselerin oluşmasında etkilidir) bir tabiat olayının tam illetini oluşturmaktadır ve hepsi de Allah’ın irade ve isteğiyle oluşmuş olan dünyadaki genel düzenin içinde yer almaktadırlar. Tabiat olaylarının gerçekleşmesi veya onların önünün alınması, her ikisi de ilahi düzene göredir ve onun dışında da değildir. Allah-u Teala, ne zaman bir topluluğa azap indirmeyi irade ederse, birçok yerde kendi yarattığı bu illet ve sebep yoluyla azap etmektedir. Tabiat olaylarının ortaya çıkması veya ortaya çıkmalarının engellenmesi, her ikisi de ilahi düzene göredir ve onun dışında değildir. Onların azap vesilesi olmalarının da bir sakıncası yoktur.

Bu konuyla irtibatı olarak bkz.

İmtihan, ilahi azap ve bu ikisini birbirinden ayırma yolları, 169. soru (site: 1244).



[1] Şehit Mutahhari, İlahi Adalet, s: 130–134.

[2] İnşirah Suresi, 5 ve 6’ncı ayetler: “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.”

[3] Enbiya suresi, 25’inci ayet; Bakara suresi, 155’inci ayet.

[4] Nehc’ül-Belağa, 45’inci mektup.

[5] A’raf Suresi, 94’üncü ayet.

[6] Bihar-ul Envar, c:3, s: 139.

[7] Bakara suresi, 216. ayet.

[8] İslami Öğretiler, c: 1, s: 81–85, özeti.

[9] A’raf suresi 96. ayet, Daha fazla açıklama için şu kaynağa başvurabilirsiniz: Numune Tefsiri,   c: 6, s: 265–274 ve c:1, s: 53, Bakara suresinin 7. ayetinin tefsirinde.

[10] Nehc’ül-Belağa, 143. Hutbe.

[11] Usul-u Kâfi, c: 1, s: 353.

[12] Müstedrek-ul Vesail, c: 2, s: 438.

[13] Müstedrek-ul Vesail, c:13, s: 93.

[14] Adl-i İlahi, s: 164–165.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Bize karşı kötü davranışta bulunan akrabalarımızla sıla-i rahimimiz (ilişkilerimiz) nasıl olmalıdır?
    28704 Pratik Ahlak 2010/07/17
    Sıla-i rahim, soy akrabalığı olan yakınlarla ihsan ve lütufta bulunarak bağ kurmak demek olup herkesin yerine getirmesi gereken şer’i bir vazifedir. Sıla-i rahim yapmanın ömrün uzaması, güzel ahlaklı olmak, rızkın çoğalması gibi bir çok faydası vardır.Sıla-i rahimi bütün akrabalara (kadın, erkek, takvalı, takvasız, ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9464 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • İranlıların matem, şenlik ve dini bayramlardaki gelenekleri neden diğer Müslümanlarla ve hatta diğer Şiilerle farklıdır?
    8957 Eski Kelam İlmi 2009/07/11
    Dini kutlamalar için genel kurallar olmasının yanı sıra ancak mukaddes İslam dininin görüş belirtmediği yerlerde her bölge örf ve adetlerine göre bu merasimleri yerine getirilebilir. Başka bir deyişle dinin önem verdiği şey örneğin İmam Hüseyin (a.s) için matem merasimlerinin düzenlenmesidir. Ama bunun yapılma şekli halkın kendisine bırakılmıştır. ...
  • Sol elin işaret parmağına yüzük takmanın hükmü nedir?
    8797 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/18
    Altından olan süs eşyalarını takmak ve altın yüzük kullanmak sadece erkekler için haramdır ve onunla kılınan namaz geçersizdir.[1] Ama kadınların altın yüzük takmasının veya erkeklerin altın olmayan yüzük kullanmasının hiçbir sakıncası yoktur. Bir bayan altın veya altın olmayan bir ...
  • Kur’an’da kaç tane kelime vardır?
    16319 Kur’anî İlimler 2011/04/28
    Müslümanlar, İslamın başlangıcından bu yana semavi kitapları Kur’an’a her yönüyle büyük önem vermiş, onun bütün kelimelerini hatta Mekki ve Medeni olanları bile ayrı ayrı saymışlardır. Bu sayımdan elde edilen rakamlar şöyledir:Mekki kelimeler 45653, Medeni kelimeler 32154’tür. Buna göre Kur’an-ı Kerim’deki kelimlerin toplamı: 77807’dir.
  • Hz. Ali'nin (a.s) dilenciye yüzüğünü vermesi haliyle, ayağından ok çekildiğinde bunu fark etmemesi hali arasında bir çelişki yok mudur?
    16704 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2009/04/18
    Sorunuza şu şekilde cevap verebiliriz: 1- İnsan, ilahi rızaya uygun ameller yaparak kemale erişebilme gücüne sahiptir. Yani insan-ı kâmil makamına ulaşarak bütün mükemmellikleri kendisinde toplayabilir. 2- İnsan-ı kâmil makamına ulaşmak demek, bu makama ulaşanların çeşitli halleri olmayacağı anlamına gelmez. Bize ve birçok Müslüman'a göre İmam Ali (a.s), Müslümanlar için mükemmel bir örnektir ve ...
  • Humus yılının başlangıcından birgün önce alınan yiyeceklerin humusunun verilmesi neden gereklidir?
    6433 مؤونه(مخارج سال) 2012/03/14
    Herkes humus yılı boyunca şanına uygun şekilde ve israf etmeden gelirinden yaptığı -ailesine yiyecek almak gibi- harcamalarına humus gelmez. Ancak humus yılının sonunda humus yılından birkaç gün önce alınmış olsa bile bu yiyeceklerden fazla kalan kısmının humusunu vermesi gerekir. Zira sonuçta elindeki sermayeyle onları almıştır. Almasaydı ve ...
  • Dine dayalı ahlakın manası nedir?
    11701 دین 2012/06/16
    Din ve ahlak arasındaki ilişki bağlamında ahlaki değerlerin temelleri hususunda iki genel bakış vardır: 1. Ahlak dinden bağımsız bir disiplindir ve din bir ile ilişkisi yoktur. 2. Ahlak din, iman ve Allah’a inanmayla bağlantı kurmaksızın gerçekleşmez. Batı toplumlarında bu konu geniş ...
  • Ayat namazı kılarken Bismillahirrahmanirrahim’i surenin bir ayeti sayarak bir bölüm olarak okuyabilir miyiz?
    8076 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Hangi kaynaklarda hüküm ve yaratıkların hikmeti beyan edilmiştir?
    7263 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Esasen her hikmeti bilmek mümkün değildir; zira Yüce Allah bazı maslahatlar uyarınca birçok konuyu insana bildirmemiştir. Beyan edilenler hususlar da çok geniştir ve onların tümünü elde etmek ve bilmek herkes için müyesser değildir. Bu sebeple ve ömür ve fırsatın sınırlı olmasına binaen en faydalı ...

En Çok Okunanlar