Gelişmiş Arama
Ziyaret
8866
Güncellenme Tarihi: 2010/12/18
Soru Özeti
tevessül sapıklığa neden oluyor mu? Tevessülün doğru ve meşru olması hakkında her hangi bir delil var mıdır?
Soru
bir televizyon kanalında tevessül konu edildi ve birisi Şia'nın akidesini savunmak için şöyle bir şey söyledi: eğer tevessül şirk ve yanlış bir şey ise, neden birisi örneğin imam Rıza'ya tevessül ettiği zaman şifa buluyor? Karşıdaki şahıs buna karşı cevaben şöyle dedi: aslında Allah u Teâlâ dolaysız bir şekilde tevessül eden hastaya şifa veriyor. Allah tarafından tevessül esnasında mezkûr hastaya şifa verilmesinin nedeni de şudur: tevessül inancıyla sapıklığa duçar olmuş ve bu sapıklıkta ısrar eden kimseler tarafından tevessül eden hastanın bu tevessül sayesinde bu şifayı aldığını düşünsünler. Bu da kâmilen aşağıdaki cümlenin reel örneğidir ki şöyle diyor: "her kim kendi sapıklığında ısrarlı olursa biz onun sapıklığını daha da fazlalaştırıyoruz". (Bunun anlamı şudur ki, Allah Teâlâ tevessüle inanalar için tuzak anlamında olan "mekr" veya bir anlamda "istidrac" yapıyor). Durum böyle olursa yapılan tüm tevessüller ve onlardan alınan tüm neticeler bizi daha da sapıklığa götürüyor anlamındadır. Lütfen akli ve nakli delillerle bu iddiayı çürütür müsünüz?
Kısa Cevap

Tevessül insanın sapıklığına neden olmamakla kalmıyor. Bilakis insanı daha da Allaha yakınlaştırmak için bir vesile ve yoldur aynı zamanda. Tevessülün meşru ve doğru olduğunun asıl delili, örneğin İmam Rızayı (a.s.) vesile kılarak alınan şifalar değildir. Ama akli ve nakli delillerle tevessülün meşru ve doğru olduğu ispatlandıktan sonra bu olayla konuyu teyit etmek ve onu daha da pekiştirmek için güzel bir örnek olabiliyor. Varlık âlemine hâkim olan nizam sebep, sonuç ve nedensellik nizamıdır. Maddi dünyada her hangi bir hedefe ulaşmak için o hedef için, ilkin gerekli olan sebepler ve nedenlerin oluşmasının gerekli olduğu gibi melekût-i ve manevi hedeflerine ulaşabilmek için de aynı nizam; yani nedensellik nizamı hâkimdir. Bu bağlamda kuranı kerim şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya (giderken sizi Ona ulaştıran) vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz"[i]



[i] Maide, 35.

Ayrıntılı Cevap

Tevessülün hem akli delili var hem nakli delili. Delil olarak ortaya atılan hastanın şifa bulması ise, tevessülün meşru ve doğru olduğuna delalet edecek asıl delil değildir. Evet! Bu iddiayı güçlendirmek için hastanın şifa bulmasından istifade edilebilinir. Diğer taraftan karşı taraftan buna verilen cevap bir tür mugalâta, lafebeliği (demagoji) dir. Zira bu ayetin; " her kim kendi sapıklığında ısrarlı olursa biz onun sapıklığını daha da fazlalaştırırız" genelliğinden sapıklığın aslı ispatlanmış olduğu yerlerde ancak istifade edebiliyoruz. Burada burhana mantıksal bir kalıp vermek istesek şöyle diyebiliyoruz:

Birinci mukaddime (suğra): Tevessül sapıklıkta ısrar etmektir.

İkinci mukaddime (kubra): Her kim sapıklığında ısrar ederse biz onun sapıklığını daha da fazlalaştırırız.

Netice: kim tevessülde ısrarcı olursa biz onun sapıklığını daha da artırırız.

Her istidlal ve burhanın doğru netice verebilmesi için şeklinin (kalıbının) doğru ve mantıklı olmasının yanı sıra mukaddimelerinin de doğru olmaları lazım. Bu istidlalde birinci mukaddime yani "tevessül sapıklıkta ısrar etmektir" sadece bir iddiadır. Hakkında hiçbir delil söz konusu değildir.

Başka bir beyanla bu iddianın sahipleri tevessülün hiçbir delili yoktur sanısına ve hayaline kapılmışlar. Sahip oldukları bu yanlış sanı ve hayale dayanarak birinci mukaddimeyi yani "tevessül sapıklıkta ısrar etmektir" şekillendirmişlerdir. Oysaki durum tam bunun tersi şeklindedir. Yani tevessül olayının yakine dayalı ve sarsılmayacak şeklinde delilleri vardır. Her kim bu delilleri duyarsa Allaha yaklaşmak için tevessülden ve tevessülde vesile kılınmış vesilelerden en güzel bir şekilde yararlanacaktır.

Tevessül terimsel (ıstılahı) olarak anlamı şudur: insan, kendisinin duası Allah tarafından kabul edilsin ve kendi maksat ve matlubuna kavuşsun diye her hangi bir şeyi vesile unvanıyla Allahın dergâhına sunmasıdır. Vesile ve sebepler mecrasından maksada ulaşmak hem maddesel yaşamda hem manevi yaşamda fıtri ve akli şeylerden sayılmaktadır. Bitkisel ve hayvansal varlıklar bile bu durumdan müstesna değildirler.

Aslında varlık âleminin nizamı sebepler ve sonuçlar nizamıdır. Konuyla ilgili imam Sadık (a.s.) şöyle buyuruyor: "Allah u Teâlâ sadece ve sadece işlerin sebepler mecrasından gerçekleşmesini istiyor. Bu nedenle her şey için bir sebep karar kılmıştır".[1]

Bir insan doğal ve adil bir yaşamında kendi maddesel yaşamının ihtiyaçlarını gidermek için sürekli örfsel, normal ve doğal vesileleri aramak için akıl ve fıtratından yararlanıyor. Aslında insanın maddesel yaşamında gerçekleşen bu hayret verici kalkınmalar, ilerlemeler ve değişikler her olaya münasip sebeplere ve olaylar arasında sebep sonuç ilişkisinin yani nedenselliğini keşif etme yoluna tevessül edilerek gerçekleştirilmiştir. Buradaki en temelli nokta şudur ki, insanın hayatı ve yaşantısı maddesel yaşantıyla sınırlı değil ve hayat maddesel yaşantıda özetlendirilmiyor. Bilakis insan hayatının en önemli bölümünü teşkil eden insanın manevi ve meleküti yaşamı da söz konusudur. Bu yaşantıya hâkim olan nizam da, sebep ve sonuç nizamıdır. Ancak bu iki nizam arasında şöyle bir fark vardır: Maddesel yaşama hâkim olan nizamda insan kendi aklından ve ilmi tecrübelerinden yararlanarak münasip ve uygun olan sebepleri keşif edebiliyor. Ama manevi yaşama hâkim olan nizamda ise insanı yücelten ve kendisine uygun sebeplerin keşif edilmesi ve onlara sarılma niteliği konusu ise genellikle insan aklının alanı dışında kalıyor. Bu nedenle akıl Allah ile kendisi arasında bazı vesilelerin olmasının zorunluluğunu tespit edebiliyor ama reel örneklerini teşhis etme konusunda şiddetli bir şekilde dini metinlere muhtaç olduğunu derk ediyor.

Kuranı kerim müminlere, vesileler edinmelerini emr ediyor:" Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya (giderken sizi Ona ulaştıracak) vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz"[2] bu ayeti kerime açık bir şekilde Allaha doğru manevi yola koyulurken ve ona doğru manevi yakınlaşmanın gerçekleşmesi istenildiğinde, bu ancak vesile veya vesilelerle gerçekleşeceğini söylemektedir. Ama buradaki soru bu vesilenin ne olduğu noktasındadır, yani bu vesile nedir?

Hadisleri kendisinde toplayan ehlisünnet ve Şia'nın rivayi kitaplarda birçok rivayet peygamber ve ehli beytinin Allaha yakınlaşma noktasında vesile kılınacak en uygun vesileler olduğunu söylemektedirler.[3]

Tevessül ile alakalı nakli delil bağlamında hem ehlisünnet ve hem Şia rivayetlerinde o kadar rivayetler çok ki, bu çoklarıyla tevessül konusunun meşru oluşu hakkında şek ve şüphe için kesinlikle yer kalmıyor. Konuyla alakalı daha fazla bilgi edinmek için bkz:

Felsefe-i tevessül bı ehli beyt, 1321 (sayt: 1316).

Tevessül ve şefaat ez didgah-i ehlisünnet 4889 (sayt: 577).

İtikad-i ehlisünnet bı tevessül kable ez ibni teymiye 2143 (sayt: 2261).



[1] KÜLEYNİ, "el-kafi" darul-kutubil-islamiye, 1365, c. 1, s. 183.

[2] Ya eyuhel-lezine amenu ittekullahe ve ibtegu ileyhil-lvesilete ve cahedu fi sbilillahi leallekom tuflihun, (Maide, 35).

[3]" Nehcul-belaga", hütbe: 106.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ayetullah Hamenei’nin fetvasına göre akşam ve yatsı namazı ne zaman kaza olur?
    12055 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/07/13
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • geçici nikahın aktı için kullanılan lafızlar nelerdir? Şartları ve Hükümleri nasıldır?
    8397 Evlilik Hutbesi 2015/05/03
    Geçici nikâhın aktini okumak için birkaç şart gereklidir: Aktin sıgasını okumak; şöyle ki süreli akitte bayan ve erkek’in rızası tek başına yeterli değildir. Belki bunun yanı sıra akit için okunan has lafızların okunması şarttır. İhtiyati vacip gereğince aktin sıgası sahih Arapça ile ...
  • Alkol veya jelâtin taşıyan çikolata ve ürünleri yemenin hükmü nedir?
    22394 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Belirtilen sorunun şerî cevabını elde etmek için büyük mercilerden (Allah onları korusun) fetva sorduk ve kendilerinin verdiği yanıtları aşağıda aktarıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu: Genel olarak aslında sarhoş edici sıvılar kısmından olduğu belli olmayan alkoller temiz hükmündedir. Bunlarla karışmış olan sıvılardan yararlanmak ...
  • İranlılar, Ömer’in eliyle mi Müslüman olmuştur?
    17688 تاريخ بزرگان 2012/01/18
    Eğer tüm İranlıların Ömer’in hâkimiyeti döneminde Müslüman oluşu kastediliyorsa, bu ihtimal kabul edilir değildir; zira İran Arap ve Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce bir grup İranlı diğer ülkelerde bulunuyordu ve onlar İslam’ın doğuşunun ilk yıllarında Müslüman olmuştu. Ama Ömer’in hâkimiyeti döneminde İslam’ın İran’a girmesi ve Müslümanların davranışları nedeniyle bazı İranlıların ...
  • Cumartesi gününde ihtiyaçtan dolayı balık tutan bir şahsın cezası maymun olmak mıdır?
    44811 Tefsir 2012/05/16
    İsrail oğullarının şeklinin değiştirilmesinin salt gelir elde etmek için balık tutmaları olmadığı bilinmelidir; çünkü bu iş günah değildir ve şeklin değişmesi gibi bir neticesi de bulunmamaktadır. İslam’ın mantığında Allah katında bu amel ibadet sayılmaktadır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Ailesinin rızkını sağlamak için çalışan ve çaba gösteren ...
  • Niçin Hz. Mehdi (a.s) gaybet döneminde insanların hidayeti için bir kitap te'lif etmiyor?
    11544 Eski Kelam İlmi 2011/05/23
    Şimdi gaybet döneminde yaşıyoruz; bu dönem genel naiplerin dönemidir. Bu dönemde Şia'nın hidayeti gerekli şartları haiz Şia'nın büyük fakih ve alimlerinin üzerinedir. Ama bu dönemde Hz. Mehdi'nin insanların yararlanmaları için niçin bir kitap telif etmediği konusuna gelince bunun çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin:
  • Cabir b. Efleh kimdir?
    6185 تاريخ بزرگان 2011/08/17
    Cabir b. Efleh-i İsmailî beş ve altıncı asırdaki İspanyalı gökbilimcilerinden olup “Kitabu’l-Hayat Fi Islahi’l-Mucesta” kitabının yazarıdır. O, muhtemelen Sivil’de (İşbiliye) dünyaya gelmiştir; zira bazı yazarlar ve özellikle de Cabir’in oğluyla tanışık olduğunu belirten Musa b.Meymun (529-600) ve Betruci onu İşbilî olarak adlandırmışlardır. Bazen Cabir b. Efleh’in adı başka şahıslar ...
  • Kur’an kıraatinin batini adabından kasıt nedir?
    9081 Kur’anî İlimler 2012/05/12
    Kur’an’ın İslam Peygamberinin ebedi mucizesi ve yüce Allah’ın kelamı olması itibari ile, İslam’ın başından beri Müslümanlar arasında özel bir saygı ve değere sahiptir. Müslümanlar, Kur’an ayetlerine teveccühle ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) tavsiye ve hadisleri doğrultusunda, hatta bu semavi kitabın kıraatinde bile şu ana kadar eşi görülmemiş bir ...
  • Hangi kaynaklarda hüküm ve yaratıkların hikmeti beyan edilmiştir?
    7257 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Esasen her hikmeti bilmek mümkün değildir; zira Yüce Allah bazı maslahatlar uyarınca birçok konuyu insana bildirmemiştir. Beyan edilenler hususlar da çok geniştir ve onların tümünü elde etmek ve bilmek herkes için müyesser değildir. Bu sebeple ve ömür ve fırsatın sınırlı olmasına binaen en faydalı ...
  • Yok olmak mümkün mü?
    12558 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2009/08/25
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...

En Çok Okunanlar