Gelişmiş Arama
Ziyaret
15224
Güncellenme Tarihi: 2011/05/21
Soru Özeti
Allah’ın evini veya imamları ziyarete gitmek için bizim istememiz mi gerekmektedir yoksa Allah ve imamların bizi çağırması mı?
Soru
Allah’ın evini veya imamları ziyarete gitmek için bizim istememiz mi gerekmektedir yoksa Allah ve imamların bizi çağırması mı?
Kısa Cevap

Böyle yolculuklarda insanların isteğiyle onların Allah ve ilahi evliyalar tarafından çağrılmaları arasında bir çelişki bulunmaz. Ziyaretçinin isteği ve çağrılmasıyla beraber gerçekleşen yolculuk, bir şahsın kendi isteğiyle bir ziyafete gitmesi ve ziyafet veren şahsın da ona davetname göndermesine benzer ve bu durumda onun özel saygısına muhatap olacaktır. Ama bazı şahısların kendi isteğiyle ve bir davet olmaksızın bu ziyafete gitmesi de muhtemeldir ve çok açık olduğu üzere genellikle böyle bir durumda ev sahiplerinin sıcak karşılamasına muhatap olmayacaklardır.

Ayrıntılı Cevap

Bu sorunun yanıtında ilkönce Şia akidesine göre insanların davranış ve hareketlerinde mecbur olmadıklarını ve Allah’ın doğru yolu gösterdikten sonra irade ve istekleriyle geleceklerini kurmaları için bu gücü tüm insanlara bahşettiğini bilmeliyiz.[1] Elbette insan Allah’ın izni olmaksızın en küçük bir işe bile girişemez[2], ama ilahi irade onu hayır ve şerri seçmede muhayyer bırakmıştır. Uhrevî ödül ve ceza da bu esas uyarınca gözetilmiştir. Bu delil uyarınca hac ve diğer ziyaret yolculuklarını tamamıyla insanların isteği dışında ve çağrılmaya bağlı addedemeyiz. Bu meseleyi açıklamak için günlük hayatta gerçekleşen benzer numunelere dikkatinizi çekiyoruz: Büyük ve saygın bir şahsiyetin evinde büyük bir ziyafetin verildiğini düşünün. Bu ziyafette hazır olan bireyler birkaç değişik gruba ayrılacaktır:

1. Bir grup ev sahibinin dostları olup kendisinin davetiyle bu misafirliğe gelenlerdir. Doğal olarak saygıyla karşılanacaklar ve ev sahibi tarafından kendilerinin daha rahat etmesi ve hoşça vakit geçirmesi için bu misafirlikte gerekli hazırlıklar yapılacaktır. Onların bu misafirlikteki varlığı aralarındaki ilişki ve sevgiyi pekiştirecek ve bu gruptaki misafirler oturumu onurlu bir şekilde terk edeceklerdir.

2. Bir grup da önceden davet edilmeksizin bu büyük meclise gelecektir. Eğer meclis sahibi cömert ve mükrim bir insan olursa imkân ve olanaklar ölçüsünde onları da ağırlayacaklardır.

3. Bir grup şahsın da meclis sahibiyle herhangi bir dostluk ve sevgi bağı olmaksızın ve de önceden bir davet almaksızın sadece üstün toplumsal konumlarını göstermek amacıyla davetliler arasına katılması ve sürekli kendilerini bir şekilde ev sahibinin yanında göstermeye ve onunla tanışıklıklarını diğerlerine bir üstünlük aracı olarak kullanmaya çalışması da muhtemeldir. Gösterişten başka hiçbir hedefi olmayan böyle riyakâr bireylere karşı ev sahibinin davranışı kesinlikle soğuk olacaktır.

4. Bir grubun da meclisin düzenini bozmak ve onu dağıtmak için bu ziyafete gelmesi farz edilebilir. Bu tür şahısların ev sahibinin yanında bir saygınlıkları bulunmamakla beraber kendisinin rahatsız ve üzülmesine de neden olacaklardır.

Belirtilen tüm şahısların kendi isteğiyle misafirliğe geldiğine dikkat ediniz. Ama şu farkla ki bazıları ev sahibinin davet ve çağırmasıyla misafir olmuş ve bazıları ise bu ayrıcalığı taşımamıştır. Bu sınıflandırma Mekke, Medine ve diğer kutsal mekânlara yapılan yolculular için de gözetilebilir:

1. Bir grup şahıs Allah ve O’nun velileriyle olan güçlü ve sağlam irtibatları nedeniyle onların özel inayetlerine nail olur, böyle değerli yolculukların altyapısı kendileri için hazırlanır ve engeller ortadan kalkar. Birçok kez bazı bireylerin halisane Allah, Peygamber ve onun ailesine sevgi beslediklerine ve hac farzını yerine getirmek ve de diğer ziyaretgâhları ziyaret etmek istediklerine ama içinde bulundukları maddî ve cismanî koşulların arzularının gerçeğe dönüşmesini takriben imkânsız kıldığına tanıklık etmekteyiz. Lakin bununla birlikte aniden hiç hesap etmedikleri bir yerden gerekli altyapılar oluşmakta ve böyle ziyaretlere gitmek kendilerine nasip olmaktadır. Doğal olarak bizde Allah ve O’nun velileri tarafından kendilerinin çağrıldığına dair bir itminan oluşmaktadır. Bu çağrılma bir takım altyapıların oluşmasına ve onların kendi istekleriyle bu yolda yürüyebilmelerine neden olmuştur. Bu esas uyarınca çağrılmak ve onların isteği bir doğrultuda yer almaktadır, birbiriyle çelişmemektedir. Böyle imanlı bireyler hatta zahirde hac ziyaretini yapma başarısına sahip olmasalar bile Allah taşıdıkları temiz niyetleri nedeniyle onları ödüllendirecektir. Örneğin, İmam Hasan Askeri (a.s) Samerra’da askeri bir karargâhta ev hapsinde olduğundan ve dönemin egemenleri kendisine yolculuk yapma izni vermediklerinden zahirde Allah’ın evini ziyaret etmeye nail olamamış ve hac amellerini yapamamıştır. Ama çok açık olduğu üzere bu husus o büyük İmamın şan, makam ve ecrinden bir şey eksiltmez.

2. Bazen de ticaret veya yolculuk dürtüleri bazı şahısların kutsal mekânlara yolculuğu istemesine neden olmaktadır. Bu şahıslar bir ziyafete gelen davet edilmeyen misafirler gibidir. Her ne kadar birinci grup kadar yakınlık ve değer taşımasalar da ev sahibinin saygınlığına riayet etme ve bu mekânlarda uygunsuz davranışlardan kaçınma kaydıyla bir ölçüye kadar onun manevi feyizlerinden faydalanabilirler.

3. Bazı şahıslarda ziyaretgâhlara yolculuk etme isteğinin ortaya çıkmasına neden olabilecek üçüncü bir etken de şeytanın verdiği vesveselerden kaynaklanan dürtülerdir. İnsanların dindar ve velayete bağlı sıfatıyla bu şahısları tanıması veya isimlerinin başına hacı ve Kerbelaî eklenmesi veyahut daha önce bu mekânları ziyaret etmeye nail olan komşu ve dostlardan geri kalmamak için bu yolculukların yapılması bunun birer örnekleridir. Böyle samimiyetsiz bir niyetle bu yolda adım atanlar maalesef az değildir. Doğal olarak onlar Allah’ın ve O’nun velileri tarafından bu yolculuk için çağrılan gerçek misafirler olarak değerlendirilemez. Bu tür bireyler Allah’ın lütuf ve bağışlamasının beklentisi içinde olamazlar; çünkü Allah’ın bağışlaması sadece O’nun rızasını gözetenlere taalluk edecektir[3] ve Kerbela ziyaretçilerine verilen tüm vaatler riya ve gösteriş niyeti taşımayan bireylere mahsustur.[4] Böyle riyakâr bireylerin bu yolculuktan nasibi ise belirtilen küçük hedeflerine ulaşmaktan başka bir şey değildir.

4. Son olarak dördüncü grup ise ziyaretçiler arasında fitne ve bozgunculuk çıkarma niyetiyle bu kutsal mekanlara gelmektedir; bunlar bazen şüphe dile getirerek ve uygunsuz davranışlarda bulunarak ziyaretçilerin manevî dürtülerini ortadan kaldırmaya çalışmakta ve bazen de fizikî olarak bu mekanları tahrip etmeye ve ortadan kaldırmaya yeltenmektedirler. Bu şahısların Allah ve masumların (a.s) davetlerine muhatap olamayacakları çok açıktır!

Bu hususta Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab tattırırız.”[5] Belirtilen konuları gözden geçirerek şu değerlendirmeyi yapabiliriz: İnsanlar değişik dürtüler ile kutsal mekânlarda birbirleriyle buluşabilir ve bunların tümü de onların kendi isteğiyle gerçekleşir. Bildiğimiz gibi Peygamber (s.a.a) ve diğer ilahi veliler Allah rızası için Kabe etrafında nasıl tavafta bulunuyorduysalar, Muaviye ve Yezid gibi şahıslar da görünüşte bu yolu Allah’ın evi yanında kat ediyorlardı. Ama ilki nerede, ikincisi nerede! Şehidlerin efendisi Hüseyin b. Ali’nin (a.s) merkatı da baştan itibaren ilahi âşıkların maksat ve gayesi olmuştur. Ama kendi zamanımızda idam edilen Saddam gibi canilerin de bazen ziyaret sıfatıyla bu merkata geldiğini ve bazen de tam bir utanmazlıkla onun taranması emrini verdiğini bilmekteyiz! Bunların tümü, kutsal mekânlara gelen herkesin çağrılarak gelmediği gerçeğini göstermektedir. Bu esas uyarınca sorunuza yanıtımız şudur: Böyle yolculuklar için her halükarda bir isteğin olması gerekir ve bu istek olmaksızın ziyaret gerçekleşmez. Ama böyle bir istekte bulunurken dürtü halisane ve ilahi olursa bu bireyin çağrıldığına delalet eder ve birey yolculuğunda birçok manevi fayda elde edebilir. Aksi takdirde Mekke ve diğer kutsal mekânlara yolculuk etmenin diğer yolculuklar ile herhangi bir farkı kalmayacaktır.



[1] Dehr, 3 (انا هدیناه السبیل اما شاکرا و اما کفورا).

[2] Tekvir, 29 (و ما تشاؤن الا ان یشاء الله رب العالمین).

[3] Hür Amılî, Muhammed b. el-Hasan, Vesailu’ş-Şia, c. 11, s. 109, rivayet. 14377, Müessese-i Âlu’l-Beyt, Kum, 1409 h.k.

[4] a.g.e., c. 14, s. 446, rivayet. 19567.

[5] Hac. 25.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Secde etmek için iki mühürden istifade etmek doğru mudur?
    6783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Namaz kılan insanın secde yeri dizlerinin olduğu yerden birleşik dört parmak miktarından aşağı veya yukarı olmamalıdır.[1] Bundan dolayı iki mührün yüksekliği birleşik dört parmaktan fazla olmazsa ona secde edilebilir. Namazda secde yerinin yüksekliğini değiştirmenin de bir sakıncası yoktur.
  • Doğru alışverişin şartları nelerdir?
    7549 Alış-Veriş 2012/06/14
    Bu soru çok geneldir; zira alışveriş kavramı fıkıh ve örfte değişik manalara sahiptir: Genel anlamıyla alışveriş/muamele, özel anlamıyla muamele ve özel ve genel arasında bulunan orta manasındaki muamele bu kabildendir. Genel anlamıyla muamele, yakınlık kastinin muteber olmadığı ve elbise ve bedeni temizlemek, alıveriş, nikâh ve boşanmak gibi ...
  • Neden Kadir Gecesi’nde vücuda safran sürülmesi yasaklanmıştır?
    39091 Pratik Ahlak 2010/05/06
    1) Safranın; yiyecek, ilaç ve süs olmak üzere üç özelliği vardır. Safranın rivayetlerde yasaklanan yönü, süs ve ziynet olarak kullanıldığı takdirdedir. 2) Bedene safran sürmek haram değildir ama bu rivayete göre eğer bir kişi Kadir gecesinde bedenine ...
  • Riyayı tedavi etmenin yolu nedir?
    13881 Pratik Ahlak 2011/10/22
    Riya, insanın güzel amel ve davranışları başkalarına göstererek toplumda itibar ve konum kazanmak istemesine denir. Riya ihlâsın karşı noktasında yer alır. Riya ameline yönelik ilahi gazap ve öfkeye dikkat etmek, halkın ödül ve teşvikinin değersiz olduğunu bilmek, insanların kadirşinaslıkta sözlerini tutmamalarına, şükranda bulunmamalarına, işleri unutmalarına ve güçsüzlüklerine bakmak, gönülleri ...
  • Namaz esnasında selama cevap vermenin şekli nasıldır?
    7025 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Namaz esnasındayken insan bir başkasına selam vermemelidir ve eğer bir başkası insana selam verirse, insan ön selam niteliğinde cevap vermelidir; örneğin “es-selamu aleyküm” veya “selamun aleyküm” söylemeli ve “aleyküm selam” dememelidir.[1] Hatırlatılmalıdır ki insan selamın cevabını ister namazda olsun ister namaz dışında ...
  • Hariciler Nehravan savaşında sapmışlar mıydı? Ali (a.s) Muaviye’nin fitne ateşini söndürme hususunda kuşku duyuyor muydu?
    12930 جنگهای امام علی ع 2012/08/22
    Hariciler, Hz. Ali’nin (a.s) takipçilerinden bir grup olup Sıffin savaşında hakemlik hadisesinde kendisine muhalefet etme sebebiyle itaat etmekten sakınan ve ondan ayrılan gruba denir. Bu yüzden onlara Marikin de denmiştir. Haricilerin Sapıklıkları: Bu grubun sapıklıkları çoktur ve biz örnek sıfatıyla sadece bazılarına işaret ...
  • Acaba insan, kendi din kardeşi olan bir kimsenin -aralarında gerçekleşen bir tartışma nedeniyle- hakkında eziyet görmesine neden olacak sözler söyleme hakkında sahip midir? Kendisinden özür dilediği halde ona karşı küskünlüğünü devam ettirebilir mi?
    10928 Pratik Ahlak 2011/07/24
    Af etme ve fedakârlık büyük insanların özellik ve hususiyetlerinden ve ruhunun büyüklüğünün nişanelerindendir. İslam mektebinde bu nitelik ve özellik ahlakın faziletlerinden sayılmaktadır. İslam dini öyle bir dindir ki sahip olduğu peygamberi (s.a.a.) ahlaki faziletleri ve güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildi. Peygamberinin kendisi de bu ...
  • Cennetin değişik kapıları ve bu kapıların da özel adları mı vardır?
    24903 Eski Kelam İlmi 2010/07/24
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Rükuda ‘Azim’, secdede ‘A’la’ isimlerinin söylenmesinin nedeni nedir?
    53938 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Rükuda Subhane Rabbiye’l-Azimi ve Bihamdih ve secdelerde Subhane Rabbiye’l-A’la ve Bihamdih dememizin asıl nedeni Allah’ın emri olması ve rivayetlerde bunları söylemeye emrolunmamızdan dolayıdır. Ama onları söylemeye emrolunmanın hikmetlerini de bulabiliriz. Rüku Allah’ı tazim etmektir. Her rükuyla Allah’ı tazim ediyoruz. Bir şeyi tazim etmek o şeyin ...
  • hangi sınıra kadar kocasına itaat etmelidir? Erkek onu yolculuğa mecbur edebilir mi?
    10857 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Hadevi Tahrani’nin belirtilen soru hakkındaki cevabının açıklaması şudur:Kadın cinsel doyum konusunda erkeğe itaat etmelidir ve erkek evden çıkmayı yasaklarsa bu durumda kendisi evden çıkamaz. Elbette evlilik hayatının farz ve haramlarla yetinmeyle sorundan yoksun olmasının imkânsız olduğuna dikkat edilmelidir. Ama ahlaka riayet etmek evliliğin pekişmesi ve tatlılığını ...

En Çok Okunanlar