Gelişmiş Arama
Ziyaret
32855
Güncellenme Tarihi: 2011/07/20
Soru Özeti
Acaba peygamberin (s.a.a) veya imamın (a.s.) gölgesi var mıydı? Bu hususta nakledilen hadislerin doğruluk payı ne kadar?
Soru
Hazreti Peygamberin (s.a.a) gölgesi hususunda şöyle deniliyor: Peygamberin (s.a.a) mucizelerinden birisi gölgesinin olmamasıdır. Acaba gerçekten böyle bir şey var mıydı? Bu hususta itimat edilecek mütevatir hadis var mı? Varsa gölgesinin olmaması Resul olmadan öncede de söz konusu muydu? Acaba bu durum Peygamberin (s.a.a) zati yapısı diğer insanlarınkinden farklı olduğundan mıydı yoksa sadece ilahi bir mucize midir? Acaba imamların gölgeleride mı yoktu? Eğer onlar zati itibariyle diğer insanlardan farklı idilerse neden kuranı kerim açık bir şekilde sizin cinsinizden size peygamber gönderdik diyor?
Kısa Cevap

Peygamberin (s.a.a.) gölgesi var mıydı yok muydu meselesi akli bir mesele değildir. Dolayısıyla akla dayanarak bu konuda hüküm veremeyiz. Buna binaen akli olarak ne peygamberin (s.a.a.) gölgesi vardı şeklinde ne yoktu şeklinde hüküm edemeyiz. Bu konuda itimat edebilecek ve dayanabileceğimiz tek kaynak nakil ve hadis içerikli kaynaklardır. Hadis içerikli olup hem Şia hem Ehlisünnet nezdinde birinci derece kaynak olarak kabul görülen kitaplarının, “men la yahduru” kitabı hariç hiçbir birisinde bu hususta bir hadis söz konusu değil ve böyle bir meseleye işaret edilmemiştir.

Elbette ehlisünnetin birinci derecede kaynak sayılmayan bazı kitaplarında Peygamberin gölgesi müşahede edilmedi şeklinde nakiller var. Hakeza Şia kaynaklarında da imamın gölgesi yoktur şeklinde nakiller var olmaktadır. Böyleli çok önemli olan bir mesele hakkında bir hadisle iktifa etmek kesinlikle doğru olmayacağı çok açıktır. Aslında böyleli çok önemli olan bir mesele tarih boyunca Şia nezdinde gizli kalması mümkün mü? Ve sadece onun hakkında tek bir rivayet, oda imam Rızadan (a.s.) nakledilmiş olması akla ve mantığa sığar mı? Yani bu denli önemli bir mesele yaklaşık iki asır; Peygamberin (s.a.a) zamanından ta sekizinci imamın (s.a.) dönemine kadar gizli kalıyor ve ondan sonra sekizinci İmamın (s.a.) döneminde imamın (s.a.) kendisi tarafından açıklanıyor, ondan sonra imam Cevat’tan (s.a.) başlayarak tekrar gizli kalıyor ve hakkında hiçbir şey söylenilmiyor olması imkânsızdır. Böyle bir şey akla ve mantığa sığmaz.

Ayrıntılı Cevap

Peygamberin (s.a.a.) gölgesi var mıydı yok muydu meselesi akli bir mesele değil. Dolayısıyla akla dayanarak bu konuda hüküm edemeyiz. Buna binaen akli olarak ne peygamberin (s.a.a.) gölgesi vardı şeklinde ne yoktu şeklinde hüküm edemeyiz. Bu konuda itimat edebilecek ve dayanabileceğimiz tek yer İslami kaynaklar yani kuranı kerim ve sünnettir. Kuranı kerimde bu hususta hatta dolaysız ve işaret şeklinde olsa bile bir şey söz konusu değildir. Ama konuya değinen ve işaret edip var olan hadisler ise ehlisünnetin birinci derecede kabul gördükleri kaynakların haricindeki bazı kitaplarda var olmaktadır:

Zekvandan şöyle nakledilmiş: “Allahın resulü için ne güneşli olan gündüzde ne ayın aydın olduğu gecede gölge diye bir şey müşahede edilmemiştir”.

Hekim Tirmizi bu mananın aynısını nakletmiş ve şöyle diyor: “Allah resulünün gölgesi yoktu ki ta kimse onun mübarek gölgesine basarak saygısızlığına neden olmuş olsun”.

İbni Sab’i “hasais” adlı eserde şöyle diyor: “Allah resulünün gölgesi yerin özerinde görülmüyordu. Allah resulünün vücudu nur idi. Güneşin nuru altında veya ayın aydınlığında yürüdükleri vakit gölgesi görünmüyordu. Bazı âlimler bu hakikatin delili peygamberin kendi sözü ve duası olduğunu söylemişlerdir. Ki Allah Resulü (s.a.a) “Allahım! Beni nur kıl[1] şeklinde dua ediyordu.[2]  

Ama Şia kaynaklarında ise konuyla alakalı var olan işaret şöyledir: “İmamın (a.s.) gölgesinin var olmaması imamın niteliklerinden ve sıfatlarından bir sıfat ve niteliktir. Talıkani Ahmedi Hemedani’den, Hemedani de Ali b. el-Hasan b. Fazal’dan, Ali de ebul-Hasan Ali b. Musa er-Rıza’dan[3] (imam Rıza) şöyle nakletmiş: “imam bazı hususiyetlere ve niteliklere sahiptir: İnsanların en bilgilisi, en takvalısı, en halimlisi, en yiğilisidir ve… bir diğer özelliği de gölgesinin olmamasıdır”.[4]

Zikredilen konulara dikkat edildiğinde hem ehlisünnet kanalından hem Şia kanalından nakledilen rivayetler bazı hususiyetlere sahiptir: birincisi: Bu rivayetler senet bakımından zayıf dolayısıyla itimat edilmeyecek durumdadır. İkincisi: İster ehlisünnet kanalından gelen rivayet olsun ister Şia kanalından gelen rivayet olsun her ikisinde de bir tek rivayettir. Ve Şia’nın kaynaklarında sadece imam Rıza’dan (a.s.) bir tek hadis nakledilmiş. Buna binaen bu denli çok önemli bir sıfata sahip olan Allah resulü ve imamlar ve herkeste onların sahip oldukları bu sıfatı müşahede etmiş olmasına rağmen mümkün müdür ki, hadis nakleden nakilciler (raviler) bu özelliği nakletmemiş olsunlar. Bu makul olabilir mi? Peygamber ve imamların tüm özellik ve sıfatlarını çok dakik bir şekilde gözetlemiş ve onları nihai derecede dakik ve uzun bir şekilde anlatan raviler bu denli önemli sıfatı terk etmeleri akla sığar mı? Mantıklı gelebilir mi? Allah Resulünün (s.a.a.) tüm ashapları bu gerçekten gafil olmaları veya kasti olarak bunu gizletmeleri aklanı olabilir mi?

Şöyle diyebilirsiniz: Kendiniz bir taraftan bu konunun ehlisünnetin bazı kitaplarında nakledildiğini, diğer taraftan raviler bu denli önemli konudan gafil kalmaları aklanı değildir diyorsunuz. Bunun kendisi çelişki değil mi?.

Cevaben şöyle diyorum: Bu denli önemli ve çok acayip bir sıfat ve özellik için tek bir hadis yeterli olamaz ve bu denli önemli ve acayip bir mesele olmuş olsaydı hakkında tek bir rivayet değil, onlarca rivayet nakledilecekti. Nakledilen bu tek hadis senet bakımından sahih olsa bile bu denli önemli ve acayip bir şey için delil olamaz. Diyelim ki bundan faz geçtik ve Peygamber hakkında böyle bir şeyin var olduğunu kabul ettik ama şöyle bir sorunla karşı karşıyayız: Neden bu olayı hazreti Ali’nin (a.s.) ya hazret Hüsynin (a.s.) veya… ta imam Kazım’ın (a.s.) yaranlarına hiç kimse nakletmemiş? Ve neden bu mesele imam Rızanın (a.s.) dönemine kadar gizli kalmış olsun? Yani peygamberin zamanından iki asra kadar hakkında konuşulmamış ondan sonra sekizinci imam döneminde anlatılmış ve tekrar imam Cevat’tin (a.s.) döneminden geybeti suğra (küçün gaybet) nın son dönemine kadar (yani bir asır) yine gizli kalıyor. Bu denli önemli ve acayip olan bir mesele bu müddet zaman zarfı içinde hiç kimse tarafından nakledilmemesi ve sadece çok kısa bir dönemde oda bir rivayette nakledilmesi mantıklı gelebilir mi? Allah resulünün bu sıfat ve özelliğinin gizli kalmasındaki maksat ve hikmet nedir?

Bunun yanı sıra bu konu hakkında var olan tek bir hadiste Ehlisünnetin asıl kaynak kitaplarında; kütübi sitte gibi kitaplarda zikredilmemiş. Şia’nın da “men la yahdurul-fakıh” dışında asıl kaynak kitaplarının hiçbirisinde zikredilmemiştir.

Burada kayda değer önemli bir diğer konu da şudur: Sorunun konusu olan bu mesele ister tarihsel boyutuyla ele alalım ister kelamsal ve inançsal boyutuyla, her iki halette de bir rivayetle ne ispatlanması mümkün ne inkâr edilmesi. Peygamberin (s.a.a.) gölgesinin var olmaması mucizelerinden bir mucize miydi? Sorusu hakkında da şunu diyoruz: Bunun ispatlanması da delile ihtiyacı var. Daha önce açıklandığı gibi bu konunun aslı hakkında her hangi bir delil söz konusu değildir. Kaldı ki mucize oluşuna dair delil olmuş olsun. Peygamberin mucizeleri konusunda böyleli bir meseleye değinilmemesi de dikkat çekici. Bu meselenin kendisi çok acayip bir meseledir. Acayip bir mesele olmasına rağmen hakkında konuşulmaması âlimlerin nezdinde sabit olmadığına delildir.

Her halükarda bu konuyu açıklayan hadis ne mutevatir ve ne mustafiz, bilakis vahid bir haber şeklindedir. Haberi vahit şeklinde nakledilen bu denli önemli inançsal bir konu itibara alınacak bir kariyere sahip değildir. Buna binaen meselenin aslı olan peygamberin gölgesinin var olmaması konusu ispatlanmayınca Ona binaen sorulan diğer soruları cevaplandırmaya gerek kalmıyor.



[1] “Sahihi buhari”, c. 1, s. 116, hadis no: 6316; “sahihi müslüm”, c. 1, s, 525-526, hadis no; 187, 763.

[2] “sebilül huda ve er-reşad”, c. 2, s. 90.

[3] Bu rivayet başka bir senetle de nakledilmiştir. Talıkani şöyle diyor: ammet b. ziyad b. Caferi hemedani bana şöyle nakletti: ali b. İbrahim b. haşım babasından babasıda ali b. mabedden, ali b. mabed de Hüseyin b. halid dan naklederek şöyle demiş: imam rıza şöyle buyurdu:…(kemluddin ve tamamunnime, c. 2, s. 371).

[4] Biharul envar”, c. 25, s. 116, hadis no: 1; c. 52, s. 321; “men la yahdurul-fakıh” c. 4, s. 419.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Eğer tırnaktaki ojeyi temizleme imkânı yoksa vazife cebire abdesti almak mıdır yoksa teyemmüm mü?
    21449 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Belirtilen soruyu büyük mercilerin bürolarından sorduk ve alınan yanıtları aşağıda açıklıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Sorudaki durumda cebire abdesti alması gerekir.Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpaygani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Eğer abdest ve gusül yerine bir şey yapışmışsa ve bunu kaldırmak mümkün ...
  • İnsanın zatının kaynağı nedir ve bunun davranışlardaki etkisi nasıldır?
    10250 Yeni Kelam İlmi 2009/10/22
    Hikmet-i Mütealiye’ye göre zatlar önce belirsiz bir şekilde vardırlar, sonra maddi var oluşla belirlenmektedirler. Ondan sonrada bireysel bir varlığa sahıp olurlar.İnsanın zatı, onun ortaya çıkışının başlangıcından itibaren onunla beraber olup maddi ve manevi boyutlarını kapsamaktadır. Genellikle maddi ...
  • İslam kelamı nasıl vücuda geldi ve kelamla isimlendirilmesinin illeti ve fırkalar hakkında kısa açıklama yapınız?
    8891 Eski Kelam İlmi 2012/08/16
    Hicretin birinci asrın sonunda İslam ülkelerinin alanları göze çarpacak bir şekilde değişti ve ilime özel bir konum ihtisas edildi. En önemli ilimlerden birisi kelam ilmidir ki dini konuları yeni bir bakışla değerlendirmeye tabi tuttu. Bu ilmin vücuda gelmesi için dâhili ve harici olmak üzere birçok amil neden ...
  • İsm-i A’zam, Kerrubin, Tis’a Ayat, Tabut-i Şehadet vb. gibi deyimlerin açıklamasını yapabilir misiniz?
    9660 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/06/16
    İsm-i A’zam’ı ve diğer yüce ve derin manaları içeren ‘Semat’ ya da ‘Şebbur’ duası meşhur irfani dualardandır. Semat duasının bazı bölümleri hakkında özetle şöye diyebiliriz: Bu duada Allah’ın İsm-i A’zam’ına, Peygamberlere ve Allah’ın peygamberiyle konuştuğu, vahyettiği mukaddes yerlere yemin verilmiş veya dua edilmiştir. Duanın cümle ...
  • Ayakkabı giymenin adabı nedir?
    21313 Pratik Ahlak 2012/05/12
    İslam dini semavi dinlerin en sonuncusu, en kâmili ve en camiidir. Bu bağlamda İslami öğretiler insanın tüm boyutlarını; bireysel ve toplumsal yönlerini her zaman ve her mekân için göz önünde bulundurmuş ve onun tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor. Her halükarda İslam dininin hakkında nazar vermiş ve adap belirlemiş ...
  • Neden İdeolojimizin ve dünya görüşümüzün bazı gerekliliklerini terk etmemiz yanlış karşılanmaktadır?
    5782 چیستی دین 2020/01/22
    Aslında İdeoloji sözlükte inanç bilimi olarak geçer. Ama inanç ve düşünce sistemi yerine istimal edilmektedir.Terminolojik olarak ise bazen genel anlamda Teorik ve pratik düşünceler bütünü olarak istimal edilmekte; bazen ise özel anlamda dünya görüşünün karşısında kullanılmaktadır.İkinci anlamında kullanılacak olursa İdeoloji, insan ...
  • Hz. Meryem’in makamının yükselmesine neden olan şey nedir?
    16248 زن 2012/06/26
    Kur’an ve hadislerden anlaşılan şu ki; İmran’ın kızı Meryem, mali bakımından iaşesini idare edebilecek bir güce sahip değil ve böyle fakir bir ailede (zira o doğmadan önce babası vefat etmişti) dünyaya gelmiştir. Bu neden dolayı onun sorumluluğunu Hz. Zekeriya (Meryem’in teyzesinin kocası) üstlenmişti. Bu değerli ...
  • Nelerin üzerine secde etmek caizdir?
    4148 Secde 2019/03/12
    Bu konuda var olan genel kaide: yere ve yerden biten şeylerin üzerine secde etmenin sahih olduğudur. Elbette yerden biten şeyin insanın kullandığı yiyecek ve giyecek olmaması şartı vardır. Öyleyse buğday, arpa ve pamuk gibi bitkilerin üzerine secde etmek doğru değildir. Üzerine secde etmenin sahih olduğu nesnelere bazı ...
  • Şirk nedir?
    21083 Eski Kelam İlmi 2009/10/10
    Şirk lügatte, pay vermek anlamındadır, Kur’ani kullanışta ise şirkten kasıt Allah-u Teala’ya ortak ve benzer koşmaktır. Şirk, tevhit ve “hanifliğin karşısında yer almaktadır. Hanif yani, istikamet ve itidale yönelmek. Muvahhit insanlar şirkten yüz çevirip tevhit esasına yöneldikleri için onlara hanif denir.
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4662 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...

En Çok Okunanlar