Gelişmiş Arama
Ziyaret
9649
Güncellenme Tarihi: 2012/05/16
Soru Özeti
Mü’minun Suresinin 101. Ayeti ile Saffat surenin 27 ve 50. ayetleri arasında var olan çelişkiyi nasıl bertaraf ediyorsunuz?
Soru
İnsanların meadleriyla alakalı Müninun suresinin 101. Kasas suresinin 25. ayetlerinde şöyle bir açıklama var olmaktadır: “O esnada hiçbir kimse başka bir kimseden yardım dilemez ve kimseden herhangi bir istekte bulunmaz (la yetesaelun). Ama Saffat suresinin 27 ve 50., hakeza “Tur” suresinin 25. Ayetlerinde şöyle denilmektedir: “Onlardan bir kısmı başak bir kısımdan sual etmiş ve yardım talep ediyor (yetesaelun)”! Bu çelişkiyi nasıl bertaraf ediyorsunuz?
Kısa Cevap

Genel anlamda kuranı kerim ayetleri arasında ve özel anlamda soruda zikredilen ayetler arasında çelişki ve tezat bulunmamaktadır. Zira “o günde hiç kimse başka bir kimseden sual etmez ve yârdim dilemez” şeklindeki ayetler, dirilmenin ilk merhalesine işaret etmektedir. Bu da o günün çok dehşetli bir gün ve o günde insanların şaşkınlık içinde olduğu içindir. İşte bu şaşkınlık ve dehşetin şiddetinden dolayıdır ki insanlar birbirinden kaçıyor ve bir birini tanımıyorlar. O günde insanlar öyleli bir dehşete kapılırlar ve hesaba çekilme ve ilahi azaba yakalanma korkusu o denli şiddetlidir ki o esnada hiç kimse başka bir kimsenin haletinden hiçbir şey soramazlar.  Ama insanların bir diğerlerinden soru soracaklar (bir şeyler isterler) şeklinde olan ayetler ki şöyle buyuruyorlar: “bir diğerine yöneldiler ve bir birinden sorudurlar…”. Bu diyalog ve sorular cennet ve cehennemde yerleştikten sonradır. Buna binaen eğer bu ayetleri yan yana koyar ve üzerlerinde dikkatlice düşünür ve tefekkür edilirse aralarında hiçbir tezat ve çelişki bulunmadığı açık bir şekil görülecektir.

Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu cevaplandırmak bağlamında şunu söylemek gerekir: Bu ayetlerde zahiri olarak kendini gösteren bu çelişkilere biraz dikkat ve derinlemesine bakarsak bertaraf olmaları kolay olacaktır. Kuranın icazı bağlamında söylemişlerdir ki kuranın hiçbir ayeti başka bir ayetini nefiy etmez. İşte bu, kalıcı ve Cavidan olan bu kuranın mucizelerinden bir tanesidir. Bu soru ve zahiri çelişki müfessirlerin zihnine de gelmiş ve tefsir kitaplarında zikir etmişlerdir. Şöyle ki;  Kuranı kerimin bazı ayetlerinden açık bir şekilde anlaşılıyor ki kıyamet günü gerçekleştikten sonra insanlar bir diğerinden soru soracaklardır. Saffat suresinin 27. ayeti kerimesi bunlardan bir örnektir. Bu ayeti kerime cehenneme girmek üzere olan suçlular ve mücrimler hakkındadır ki şöyle buyuruyor: “akbele ba’duhum ala ba’diy yetesaelun”. Yani onlar birbirine yönelip bir diğerinden (çekişircesine) soru sorarlar.

Aynı surenin 50. Ayetinde cennetliklerden bahis ediliyor ki bunlar cennette istikrar bulduklarında birbirine yönelip birbirinden (dünyada inhiraftan dolayı yolunu saptırmış kendilerinden ayrılıp cehenneme giden arkadaşları hakkında) sorarlar. “fe akbele ba’duhum ala ba’diy yetesaelun”.

Bu ayetin benzeri “Tur” suresinin 25. ayetinde gelmiştir. Şimdi sorulacak soru şu: Bu ayetler “kıyamette birbirinden soru sormazlar” şeklinde olan “mü’minün”   suresinin 101.ayetiyle nasıl uyuşuyor?

Önsüz olarak demek lazım ki; lügat kitapları “yetesaelune” kelimesi hakkında şöyle demişlerdir: “sual” kelimesi hem birbirinden sormak anlamına ve hem yardım dilemek anlamına gelir.[1]

Kuran ayetlerine dikkat ettiğimizde kıyamette soru sorup ve soru sormama meselesi, soru unvanıyla altı ayette geldiğini müşahede ederiz. Bu altı yerden ikisi birbirinden sorma anlamında olan “sual” kökünden ve “la yetesaelun[2] şeklinde gelmiştir. Birbirinden sorarlar anlamında olup sual kökünden “yetesaelun[3] şeklinde de dört ayette gelmiştir.

Bilinmelidir ki kuran ayetlerinin arasında hiçbir tezat ve çelişki bulunmamaktadır. Zira “o günde hiç kimse başka bir kimseden sual etmez ve yârdim dilemez” şeklindeki ayetler dirilmenin ilk merhalesine işaret etmektedir. Bu da o günün çok dehşetli bir gün ve o günde insanların şaşkınlık içinde olduğu içindir. İşte bu şaşkınlık ve dehşetin şiddetinden dolayıdır ki insanlar birbirinden kaçıyor ve bir birini tanımıyorlar. O günde insanlar öyleli bir dehşete kapılırlar. Hesaba çekilme ve ilahi azaba yakalanma korkusu insanlar nezdinde o denli şiddetlidir ki her kes kendi haliyle meşgul dolayısıyla başka kimsenin haletini düşünme fırsatını bulamaz ta onun durumundan sorsun. O gün öyle bir gündür ki anne süt emen çocuğundan gaflet eder, Kardeş kardeşini unutur,  İnsanlar sarhoş olmuş olan insanlar gibi görünürler ama sarhoş değildirler. Hac suresinin başındaki ayet bu durumu şöyle anlatıyor: “Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün; hâlbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir”.[4]  Bu konuyu çok sade bir misalle tersim edilmesi (zihinlerde canlandırması) mümkündür. Kuyunlar sürüsüne kutrun saldırdığını düşününüz. Bu durumda kuyunlar arasında öyle bir dehşet ve korku yayılır ki her birisi kendi derdine düşer, başının derdine bakar ve kendini kurtarmaya çalışır... Sura üfürüldükten sonra herkes kendi amelleri tarafından rehin alınır ve kendini kurtarmaya çalışır. Başak bir beyanla korku, dehşet ve ıstırap o denli onları perişan eder ki herkes bir birini unutur. Bu nedenle aşinalıklar ve akrabalık gibi nesebi bağlar ve buna benzer meseleler zihinlerden gider.

Ama “bir diğerine yöneldiler ve bir birinden sorudular…”. Şeklindeki ayetler ise görüldüğü gibi bir diyalogun gerçekleşeceğinden söz etmektedir. Bu diyalog ve sorular cennet ve cehennemde yerleştikten sonra gerçekleşecektir. Bu nedenle ayetler arasında çelişki teşkil etmiyor. Kuranı kerim ayetlerinin söylediğine göre Allahın iyi kulları cennetin çeşitli maddi ve manevi nimetleri içindedirler ve cennetteki tahtlara yaslanmış ve arkadaşlarıyla razu niyazla (söyleşi yapar) meşguldürler. Bu esnada bazıları dünyadaki hayatlarını ve arkadaşlarını hatırlarlar. Arkadaşları dünyada iken onlardan kendi yolunu ayırt etti ve cennette bulunan kimseler arasında olması gerekirken yolunu değiştirdikten dolayı yerlerinin boş kaldığını düşünürler. Dolayısıyla akıbetlerinin ne olduğunu merak ederler ve nerede olduklarını öğrenmek istiyorlar. Bu nedenle bir diğerlerine yönelerek bir birinden onların durumunu sorarlar.  Aşağıdaki ayeti kerime buna işaretle şöyle der:  “bir diğerine yöneldiler ve bir birinden soruyorlar…”.[5]

Aynı şekilde cehennemdekilerde bir biriyle diyalog ederler. Mücrim ve suçlu olanlar hakkında olan Saffat suresinin 27. ayeti kerime de onların cehenneme girmek üzere iken şöyle diyeceklerini söyor: “fe akbele ba’duhum ala ba’diy yetesaelun” yani “onlar bir diğerine yönelerek (bir birini suçlarcasına)  bir diğerinden soru sorarlar”. Kendi günahlarını başkasının üzerine atarlar. Tabi olanlar tabi olunan imamlarını suçlarlar. Tabi olunanlarda tabi olanları suçlu bulurlar ki şöyle diyorlar: “onlar bir birilerine yüzünü çevirirler ve bir birinden soru sorarlar.  “fe akbele ba’duhum ala ba’diy yetesaelun”. “onlar bir diğerine yönelerek (bir birini suçlarcasına)  bir diğerinden soru sorarlar”.

Sad suresinin 62, 63 ve 64. Ayetleri bu konuya en açık şahitlik yapan şahittirler. Yine şöyle derler: “Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?” “(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?” Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir”.

Bu doğrultuda bazı ayetler var olmakta ve şunu izah etmektedirler ki cennetlikler ile cennetlikler arasında da konuşmalar söz konusudur. Ayetler şöyle buyuruyorlar: “Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: “Sizi Sekar’a (cehenneme) ne soktu?” Diye uzaktan uzağa sorarlar. Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik…”. Buna binaen bu ayetleri yan yana koyup onlar üzerinde dakik düşünüp ve tefekkür edersek bu ayetler arasında hiçbir tezat ve çelişkinin bulunmadığı çok açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Elbette bu ayetler arasındaki cem etme hakkında daha farklı görüşlerde belirtilmiştir. Onlardan birsi şudur: Müminün suresinin 101. ayetinde kıyamette iki tür fenomene işaret edilmiştir: Onlardan birisi neseplik ilişkilerin geçersizliğidir. Zira akrabalık ve kabilelilik ilişkisi bu dünyadaki yaşam sistemine hâkim olan bir kuraldır. Bu kural sebep olur ki birçok sanık birçok cezalardan kaça bilsin. Veya akrabalarından yardım alarak kendi sorunlarını çöze bilsin. Ama kıyamet gününde insan kendi ameliyle baş başa kalacaktır. Hiç kimseyi; hata kardeşini, oğlunu ve babasını savunamaz. Onun suçunu üzerine alamaz. Bu kurala göre “la yetesaelune” cümlesi şu anlama gelmektedir ki onlar bir diğerinden yardım dilemeyeceklerdir. Zira biliyorlardır ki bu istek anlamsız ve hiçbir geçerliliği yoktur.[6]

Hulasa: Yukarıdaki ayetlerin muhtevasında dikkatli bir şekilde tefekkür edilise bu sorunun cevabı açığa kavuşur. Zira ayetler bu diyalog ve sorular cennet ve cehenneme girmek üzere iken veya oralara yerleştikten sonrayla alakalıdır. Bir birinden soru sormayı nefiy edilmesi ise dirilmenin ilk merhalesiyle alakalıdır. Ki bu sırada korku, ıstırap ve dehşetin hâkim olduğu bir dönemdir. Bu dönemde insanın girmiş olduğu bu durum insanları perişan bir duruma sokmuş dolayısıyla onları tamamen birbirine unutturur. Elbette bazılarına göre soru sormamak, konuşmamak ve diğer diyaloglar kurmamak anlamında değil, bilakis bir şey istememek anlamındadır.

 


[1] İbni Menzur, “lisanul – arap”, s-e-l madesi:..

[2] Müminün, 101; Kasas, 66.

[3] Saffat, 27, 50; Tur, 25; Müdessir, 40

[4] Hac, 2,”Yevme teravneha tezhelü küllü mürdiatin amma erdaat ve tedau küllü zati hamlin hamleha ve teran nase sükara ve ma hüm bi sükara ve lakinne azabellahi şedid

[5] MEKARİMİ ŞİRAZİ, Nasır, “Tefsir-İ Nümüne”, Tahran: darul – kutubil islamiye, 1374, şemsi,  c. 19, s. 61.

[6]Tefsir-İ Nümüne”, Tahran: darul – kutubil islamiye, 1374, şemsi,  c. 14, s. 327.

 

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar