Gelişmiş Arama
Ziyaret
7717
Güncellenme Tarihi: 2012/07/24
Soru Özeti
Masum imamlar evla olanı terk etmiş midir?
Soru
Masum imamlar evla olanı terk etmiş midir? Cevabın menfi olması durumunda lütfen meselenin kaynağını belirtir misiniz?
Kısa Cevap

Masumların dua ve bağışlanma talepleri günahlardan kaynaklanmaz; zira Şiilerin inancına göre onlar günahlardan korunmuşlardır. Bu dualar birçok yerde salt öğretici ve tebliğ boyutlu olamaz, bilakis gerçeklik yönleri daha güçlüdür. Yukarıdaki iki konudan elde edilen netice, onların bağışlanma taleplerinin bizim için günah olmayan, lakin o büyük şahsiyetler için günah sayılan hususlar ile ilintili olduğudur. Her ne kadar bu açıklamayla ıstılahta “evla olanı terk etmek” olarak adlandırılan bu tür günahların masumlar tarafından işlenebileceğinin mümkün olduğuna inansak ve bu hususta sorunuzun cevabı müspet olsa da, masumlar tarafından bazı davranışların neden yapıldığını tam olarak bilmememizden dolayı, bizim meseleyle ilgili örnekleri tam olarak belirleme gücümüz bulunmamaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Şiilerin çoğunluğunun inancında kesin ve kati sayılan husus, peygamberler ve imamların masum olması konusudur. Bu esas uyarınca bu büyük şahsiyetler asla Kur’an-ı Kerim veya kesin sünnette günah olarak adlandırılan bir davranışta bulunmazlar. Bunun karşısında Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin zahiri peygamberlerin de günaha bulaştıklarını yansıtmaktadır ki bu husus kendi yerinde incelenmiştir.[1]  Lakin masum imamlar ile ilgili olarak kendilerinin bağışlanma diledikleri ve Allah tarafından günahlarının affedilmesi talebinde bulunduklarına dair sayısız rivayet mevcuttur. Her pasajın ilk bölümünde Ey Allah’ın günahlarımı bağışla tabirinin bulunduğu Kumeyl duası bu rivayetlerin bir numunesidir. Müminlerin Önderinin yarenlerinden bir şahıs, Muaviye’nin yanında onu övmeye kalktı ve şöyle dedi: Ben onu bir gece karanlığında mihrabında durduğunu, sakallarını elleri ile tuttuğunu, yılanın ısırdığı bir insan gibi kıvranarak acılı bir şekilde ağladığını ve şöyle dediğini gördüm: Ey dünya! Benden uzak dur. Neden arkamdan dolaşmakta ve beni saptırmak istemektesin?! O gün asla gelmez olsun… Benden başkasının peşine düş… Azığın az, yolun uzun, seferin ve maksadın kaygı verici olması ne kadar da zordur![2] Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda masumluk esası ile işaret edilen rivayetler arasında zahiri bir çelişki göze çarpmaktadır. Din bilginleri bu çelişkiyi bertaraf etmek için bir takım çözümler öne sürmüşlerdir ve biz bunlardan iki hususa işaret ediyoruz:

1. Masumların dua ve bağışlanma talepleri kendileri bağlamında gerçeklik taşımamaktaydı ve gerçekte onlar bağışlanma dilenecek bir günaha bulaşmamışlardır. Onların bu hususta dile getirdikleri eğitim amaçlıydı ve kendi takipçilerinin istifade etmesi içindi. Bu konuda şöyle söylemek gerekir: Bazı duaların eğitim amaçlı olması inkâr edilemez bir gerçektir. Recep ayının ortasında okunan Ümmü Davut duası bunların bir numunesidir.[3] Lakin bu duaların birçoğu yalnızken gece yarılarında yalvararak ve ağlayarak yapılmıştır. Bu tür ağlamalar ve sızlamalar da acaba eğitim amaçlı ve gösteriş için mi yapılmıştır? (Nauzu billah) bu büyük şahsiyetler sanatçılar gibi rol mü oynamaktaydılar?! Yoksa kendi gerçekliklerinde de kalplerinin derinliklerinden yalvarmakta, yakarmakta ve bağışlanma mı dilemekteydiler? İkinci şıkkı seçmek, onların hangi günahtan dolayı bağışlanma diledikleri ve neden kaygılandıkları sorusunu akla getirir.

2. İkinci görüş, masumların bağışlanma dilemeleri ve dualarının gerçek oluşunu ifade eder. Onlar bizim için günah sayılan hususlardan korunmuşlardır, lakin bizim için günah olmayan ve kendileri için günah sayılan bir takım hususlar da mevcut idi. Onların bağışlanma dilemeleri bu günahlar içindi. Bu bağlamda “evla olanı terk etmek” kavramının ilk İslami metinlerde bulunmadığını ve İslam âlimlerinin peygamber ve imamlara isnat edilen günahlar için bu tabiri icat ettiklerini belirtmek gerekir. “Evla olanı terk etmek”, iyi ile daha iyi olan arasında iyi olanı seçmemizdir; bu esnada her ne kadar biz bir günaha bulaşmamış olsak ve yapılan davranış uygun ve yerinde bir davranış sayılsa da gafil olduğumuz daha iyi bir davranış sergileyebilirdik. Sorunuzun cevabının müspet olduğu ve masumların da evla olanı terk edebileceklerine dair istifade edilebilecek en önemli kanıt, bazı yerlerde gözlemlenen kendilerinin Allah’tan mağfiret talep ettikleri dualardır; zira bu mağfiret talebi günahtan olmasa, doğal olarak evla olanı terk etmekten kaynaklanacaktır ve bu kendilerinin yüce konumları göz önünde bulundurduğunda istiğfarı gerektirir. Bu nedenle “iyilerin güzel davranışları (Allah’a) yakın olanların kötü davranışlarıdır” diye söylenmiştir.[4] Benzeri bir durumda bir gencin ömrünün tüm hafta ve aylarını telef etmesiyle birlikte pişman olmadığını, ama bir bilginin bir saatlik vaktini boşa harcaması durumunda pişman olduğunu gözlemlemekteyiz. Biz pişman olan böyle bir bilginin gösteriş ve eğitim amaçlı olarak bu duygusunu ifade etmediğini, bilakis gerçek anlamda pişman olduğunu bilmekteyiz. İmam Humeyni (r.a) bu görüşü şöyle açıklar: “Mübarek veya diğer aylardaki imamların duasını gördüğümüz vakit, tümüyle ümitsiz olmamız gerekir, lakin bizler Allah’ın rahmetinden ümit kesmekten men edildik. Sizler imam Seccad’ın (a.s) münacatlarını görmekte ve onun günahlardan nasıl korktuğunu gözlemlemektesiniz. Mesele, bizim düşündüğümüz meselelerden daha büyüktür. Mesele, bizim düşüncemize, makul insanların aklına veya ariflerin irfanının kavrayacağı bir mesele değildir. Mesele, velilerin ne olduğunu bildiği bir husustur. Onlar, insanlığın meselenin ne kadar büyük olduğunu anlaması gerektiğini ve bizim nasıl bir azametli şey karşısında durduğumuzu ve de kimin ile işimiz olduğunu kavramışlardır. Bunlar, bize duanın eğitim için olmadığını öğretmekteler. Dua, onlar içindi; kendileri günahlarından korktuklarından dolayı sabaha kadar ağlıyordular. Hz. Peygamberden (s.a.a) zamanın imamına dek hepsi günahtan korkuyordu. Günah benim gördüğüm ve sizin gördüğünüz şeyden başka bir şeydir. Onlar, büyük bir azameti idrak etmekte ve kesrete/çokluğa teveccüh etmeyi büyük günahlardan saymaktaydılar. Hz. Seccad (a.s) nakledildiğine göre bir gece sabaha kadar şöyle demiştir: “Ey Allah’ım gurur evinden ayrılmayı ve ebedi yurda yönelmeyi bana nasip et. Beni fırsat elden gitmeden önce ölüme hazırla.”[5]  Mesele büyük bir meseledir. Onlar, Allah’ın azameti karşısında kendilerini hesaba çektiklerinde hiçbir şey olmadıklarını ve hiçbir şeye sahip bulunmadıklarını görmekteydi. Konunun özü şudur: Kesret âlemine ve hatta Allah’ın emrine yöneldikleri vakit bile O’ndan başka bir şey ve bir kimse bulunmamasıdır. Bu, Allah Resulünün (s.a.a) buyurduğunu belirttikleri şeydir: “Kalbim kederli olması nedeniyle günde yetmiş defa istiğfar etmekteyim.”[6] Bu, bizim bildiğimiz meseleler dışında bir şeydir. Onlar, ziyafetteydiler ve hem de ziyafet üstü bir sofradaydılar. Onlar, ziyafetteydiler ve Allah’ın huzurunda bulunmalarıyla birlikte insanları davet etmekteydiler. Bu yüzden kalplerini keder kaplamaktaydı. İlahi mazharlara teveccüh etmek, hepsi ilahi olsa da ve kendileri için ilahi gözükse de gayptan şehadet âlemindeki ilahi mazharlara teveccüh etmek ve kendilerinin istediği gayptan (her şeyden kopup Allah’a yönelmek) mazharlara yönelmek büyük bir günah sayılmaktaydı. Bu günah bağışlanmaz bir günahtır. Bu diyar Seccad’ın yanında gurur diyarıdır. Melekûta teveccüh etmek gurur diyarıdır. Melekût ötesine teveccüh etmek de gurur dünyasına teveccüh etmektir. Ziyafetin artık ortada olmadığı bir şekilde Hak Teâlâ’ya teveccüh etmek kâmil velilere özgüdür. Orda artık Allah’ın ziyafeti ortada yoktur.”[7] Elbette genel bir bakışta ibadetin yüce derecelerinden bir anlık geride kalmaları ve daha alt seviyede meşgul olmaları durumunda masumların dua ve istiğfarları gerçek addedilebilir ve bunun kederden ve evlayı terk etmekten kaynaklandığı söylenebilir. Lakin bu yüce önderler, maslahatları kesinlikle bizden daha iyi bildiklerinden, zahirde evlayı terk etmek olarak değerlendirilebilecek bazı davranışlar hakkında bir yargıda bulunamayız ve bunların sayılarını belirtemeyiz; zira masum önderler bazen kendi takipçileri arasında ifrat ve tefritlerin önünü almak için zahirde evlayı terk etmek olarak göze çarpan bir takım davranışlarda bulunuyordular, ama konu daha dikkatli incelendiğinde bunun aksi ortaya çıkmaktadır. Örneğin biz oruç tutma ve geceyi ihya etmenin manevi yüksek derecelere ulaşmak için birer yol olduğunu bilmekteyiz. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) ibadette ifrat etmeyi yerdikten ve ibadette aşırılığa kaçmanın bir müddet sonra onu tam olarak terk etmeyle sonuçlanabileceğini belirttikten sonra şöyle buyurmuştur: “Ben hem namaz için kalkmakta ve hem de uyumaktayım. Bazen oruç tutmakta ve bazen de tutmamaktayım. Hüzünlenmekle birlikte gülmeyi unutmam.”[8]   Başka bir bakışta yiyecek ve yiyecek gibi dünya mazharlarını önemsememenin özellikle din önderleri ve yöneticiler için güzel bir davranış olduğunu[9] bilmemize karşın, İmam Sadık’ın (a.s) züht gösterişi yapanlar karşısında en güzel elbiselerini giydiğini ve Kur’an ayetlerine istinatta bulunarak onların itirazlarına cevap verdiğini gözlemlemekteyiz.[10]İlk bakışta bu davranışlar evlayı terk etmek olarak gözükebilir, lakin daha dikkatli bakıldığında şöyle söylemek gerekir: Söz konusu zaman ve mekanlarda eğer masumlar başka bir harekette bulunsa ve örnek sıfatıyla yün giyerek uyku ve yiyecekten uzak kalıp sapık ve aşırı düşüncelerin gelişimi için altyapı oluştursaydılar, zahiri gören kimseler tarafından böyle davranışlar uygun olarak değerlendirilmekle birlikte gerçekte evla olanı terk etmek sayılacaktı.

 


[1] Bu hususta mevcut sitede 12589 sayılı soruda bilgiler mevcuttur, ilgi duyarsanız okuyabilirsiniz. 

[2] Nehcü’l-Belağa, s. 480, hikmet 77, İntişaratıDaru’l-Hicre, Kum, bita.

[3] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 47, s. 307, Müessesetü el-Vefa, Beyrut, 1404 h.k.

[4] a.g.e., c. 70, s. 317.

[5] a.g.e., c. 95, s. 63. İşaret edilen dua şu manadadır: “Ey Allahım gurur evinden ayrılmayı ve ebedi yurda yönelmeyi bana nasip et. Beni fırsat elden gitmeden önce ölüme hazırla.” Elbette Biharü’l-Envar’ın naklinde “mutluluk diyarı” yerine “ebedi diyar” tabiri kullanılmıştır.

[6] a.g.e., c. 25, s. 204.

[7] Sahife-i İmam, c. 268 – 269, Müessese-i Tenzim ve Neşri Asar-ı İmam Humeyni (r.a), Tahran, 1386 h.ş, çapı şaharum.

[8] Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Kafi, c. 2, s. 85, Daru’l-Kutubu’l-İslamiye, Tahran, 1365 h.ş.

[9] a.g.e., c. 1, s. 410, hadis 3 ve Keşfu’l-Gumme, c. 1, s. 163.

[10] Kuleyni, Muhammed b. Yakup, Kafi, c. 5, s. 65, hadis 1.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar