Gelişmiş Arama
Ziyaret
8984
Güncellenme Tarihi: 2010/06/12
Soru Özeti
İslam’la Hıristiyanlık arasındaki Allah’ın oğlunun olması ve olmaması meselesindeki tezat ve zıtlık nasıl giderilebilir?
Soru
Biz Allah’ın doğmadığına ve doğrulmadığına inanmaktayız,oysa Hıristiyanlar Hz. İsa’nın (a.s) Allah’ın oğlu olduğunu söylemekteler? Dinler arasında ki bu çelişki nasıl halledilebilir?
Kısa Cevap

Müslümanlar, Tevhid suresi gereğince Allah-u Teala’nın kimseyi doğurmadığına ve kimseden doğmadığına inanmaktalar. Bu inanç bütün tevhidi dinlerde vardır. Hz. İsa’nın (a.s) dinide bu kaidenin dışında değildir; zira bütün semavi dinler akıl ve fıtrat üzerine kuruludur. Allah-u Teala’nın varlık aleminin yaratıcısı ve hiçbir şeye muhtaç olmadığı konusu akıl ve fıtrata da uygundur. Böyle bir yaratıcının baba ve oğlunun olmaması gerektiği çok açık olan bir şeydir. Baba ve oğula sahip olmak Allah’ın cisim ve muhtaç olmasını gerektirmektedir. Oysa Hak Teala böyle eksik sıfatlardan pak ve münezzehtir.

Hıristiyanların bugün iddia ettikleri şey dinlerinde tahrifler olduğunu ve onların gerçek Hıristiyanlıktan uzaklaştıklarını göstermektedir.

Ayrıntılı Cevap

Tevhid suresinde şöyle buyurulmaktadır: ‘Allah sameddir (her şey ve herkes, ona muhtaçtır, onun zevali yoktur, birşeye muhtaç değildir).[1] Doğmamış ve doğurulmamıştır.’ Bazı müfessirler ‘Doğmadı ve doğurulmadı.’ cümlesinin ‘Samed’ kelimesinin tefsiri olduğunu söylüyorlar.[2] Yani, Allah Samed’dir derken bunun manası, kimsenin Ondan doğmadığı ve Onu’da kimsenin doğurmadığı gelmektedir. Akıl açısındanda baktığımızda da Samed olan Allah’ta doğmak ve doğurulmak sıfatları olmaz. Çünkü bir varlığın başka bir varlıktan doğması onun bölündüğünün delilidir ve bölünen bir şeyinde bileşenleri vardır. Başka bir ifadeyle ancak parçaları olan kimse doğurabilir ve parçası olan bir şey o parçalara muhtaçtır; zira o parçalar toplanmadan ve bir araya gelmeden o şey var olmayacaktır. Dolayısıyla birinin Allah’tan doğması akıl açısından imkansızdır. Böyle bir şeye inanırsak eğer o zaman Allah’ın muhtaç olduğuna da inanmalıyız. Bu da Allah’ın kutsi zatına ters düşer. Böyle bir itikad gerçekte Allah’ın asla tanınmadığını göstermektedir.

Allah’ı kimsenin doğurmadığının delili ise şudur: Bir varlık başka bir varlığa ihtiyaç duymadan doğamaz; yani eğer Allah -neuzu billah- doğmuş olsa kendisini doğurana ihtiyacı olacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi her şeyden müstağni ve vacib-ul vücud (varlığı kendisinden) olan Allah’ın birine muhtaç olması imkansızdır. Öyleyse Allah’ın doğması ve bir şeyin doğmuş ondan olmasının manası yoktur.

Bunlardan yola çıkarak diyoruz ki: Bir dinin öğretilerinde, Allah’ın kendisinden başkasına muhtaç olmaması ve bütün varlıkların ona muhtaç olması gibi aklın kesin ve yüzde yüz hükmüne muhalif ve çelişen bir şey olursa, böyle bir din tahrif olmuş ve kendi asıl mecrasından (tevhid’den) sapmıştır.

Biz inanıyoruz ki, bütün peygamberler bu cümleden Hz. İsa (a.s) bu akide üzerine idiler ve ‘Doğmadı ve doğrulmadı’ aslını yayıyorlardı. Kur’an, Hz. İsa’nın (a.s) daha doğduğu ilk anlarda ve kundakta, suizannı olan kimselere mucizevi şekilde şöyle söylediğini aktarıyor: ‘Ben Allah'ın kuluyum, bana kitap vermiştir ve beni peygamber etmiştir.’[3] Öyleyse birileri aklın hükmünün aksine Onun (a.s) Allah’ın oğlu olduğunu söylüyorlarsa bu söylem, dinde meydana gelen sapmadan dolayıdır.

Araştırmacılar, bu sapmayı ‘Pavlus’ denen şahsın ortaya çıkardığını söylüyorlar. Pavlus, Ferisi Yahudilerinden olup o dönemdeki Hıristiyanların şiddetli muhaliflerindendi. Onları öldürüp işkence etmekte elinden geleni ardına koymazdı. O, tamda böyle bir zamanda İsa’nın dinine girdi ve adı Pavlus diye değişti. Pavlus güçlü bir tebliğci ve Hıristiyanların ileri gelenlerindendi. İsa’nın dinini öyle bir şekilde anlatırdı ki herkes onu tastik ederdi. Tevrattan delliler getirerek Yahudilikten çıkmasının nedenlerini anlatırdı. Pavlus 20 yıl tebliğ etti. Birkaç yılda İsa’nın dininin hadis ve rivayetlerini yazmakla meşgul oldu.

Pavlusun öğretileri şu temellere dayanıyordu:

1) Hıristiyanlığın evrensel olduğu.

2) Teslis ve ardından İsa ve Ruh-ul Kudüs’ün ilahlığı.

3) Allah’ın oğlu İsa, insanların günahlarını bağışlamak için yeryüzüne geldi.

4)İsa’nın ölülerin arasından kalkması, göğe çekilmesi ve babanın yanında oturması.

 

Pavlus, İsa’nın ilahlığının temellerini atan ilk kimsedir. O diyordu ki: Kurtarıcı Mesih ilahi melekutu yeryüzüne yerleştirecektir. Kıyam ettikten sonra yeniden dönecektir. Öyleyse İsa bu dünyanın ve öteki dünyanın kurtarıcısıdır. O Allah’tır, herkesten ve her şeyden önce vardı; her şey ondan var olmuştur.[4]

Pavlusun bu sapık inancı Hıristiyanların kabul edebileceği bir şey değildi. Hatta Hz.İsa’nın Havarilerinden bazıları bu inançla mücadeleye girişerek Pavlus’u reddettiler. Pavlus’un İsa’nın ilahlığı ve Allah’ın oğlu olması hakkındaki iddiası öyle saçmadır ki hatta bugünkü Kitab-ı Mukaddes’te[5] bile onun bu saçma iddiasını ispat edecek bir delil bulunmamaktadır.[6]

Hıristiyanların mukaddes kitabı Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ahd-i Atik, Tevrat denilen ve içinde 39 kitap bulunan Yahudilerin kitabıdır; Ahd-i Cedid ise İncil’dir.

Bu iki kitap, yani Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid ikisi beraber Kitab-ı Mukaddes diye bilinmekte ve Hıristiyanlar tarafından saygı görmektedir.

Ahd-i Atik’te İsa’nın (a.s) Allah’ın oğlu olduğundan bahsedilmemiştir. Hıristiyanların iddia ettikleri ve dayandıkları Ahd-i Cedid’de ise bazen İsa’nın beşer (yani Allah ve Allah’ın oğlu olmadığı), bazende Allah ya da Allah’ın oğlu olduğuna işaret edilmiştir.

Aşağıda bu çelişkilerden bazılarını getirerek inceleme ve eleştirilerimizi yapacağız:

a) İsa’nın beşer olduğu:

1- ‘Artık kulumu seçtim ve habibim ki ondan dolayı içim rahattır.’[7]

2- Amellerde (Kitab-ı Mukaddes’in bir bölümü) şöyle yazar: İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Allah’ı, bizim ecdadımızın Allah’ı kulu İsa’ya celal verdi.’[8]

Dolayısıyla mevcut (tahrif olmuş) Kitab-ı Mukaddes’te İsa’nın Allah’ın kulu ve onun seçtiği kimse olduğu belirtilmiştir.

b) İsa’nın ilah olduğu:

1- Markos İncili 16: 37-39’da şöyle gelmiştir: ‘Gerçekte bu şahıs (İsa) Allah’ın oğludur.’[9]

Buna cevap olarak diyoruz ki:

I) Eğer burada Allah’ın oğlu olduğu söylenmişse ondan gerçek mana kastedilmemiştir. Burada baba ve oğuldan kasıt onların mecazi manalarıdır. Örneğin, Hiristiyanların kitaplarının bir yerinde şöyle demektedir: ‘Ama onu kabul edenlere, Allah’ın çocukları olması için güç vermiştir; yani kim onun adına iman getirse kandan, cisimden ve halkın isteğiyle değil, Allah’tan doğmuştur.’[10]

Bir başka yerde şöyle diyor: ‘Ey Habipler! Birbirinizi sevin; zira sevmek Allah’tandır. Kim severse Allah’tan doğmuştur ve Allah’ı tanıyor.’[11]

Demek ki, birisi eğer Hıristiyanların kutsal kitabının edebiyatını bilirse görecek ki bütün mümin ve Salihler Allah’ın oğlu olarak tanıtılmıştır. Ama şimdiye kadar kimse Hıristiyan müminlerin Allah’ın oğlu olduklarını iddia etmemiştir.

Bu sözlerle İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu söyleyen cümleler arasındaki fark nedir? Sadece müminler için değil, bazı özel kişiler içinde baba-oğul ibaresi kullanılmıştır. Örneğin Allah, Hz. Süleyman için şöyle diyor: ‘Ben ona baba olacağım, o da bana oğul.’[12]

Halbu ki Hz. Süleyman hakkında kimse böyle bir iddiada bulunmamıştır. Öyleyse şu andaki İncil Hz.İsa’ya (a.s) gelen İncil olsa da onda Hz.İsa’nın (a.s) oğul olduğuna, Allah’ın da baba olduğunu gösteren bir delil yoktur. Böyle bir sapma sonraları ortaya çıkmıştır.

II) Kitab-ı Mukaddes’teki çelişkiler onun semavi bir kitap olmadığını gösterir. Örneğin bazı yerlerde İsa’nın Allah’ın kulu olduğunu söylerken bazı yerlerde de Onun Allah’ın oğlu (bunu Allah’tan doğma olarak kabul edersek eğer) olduğunu söylüyor.

Böyle bir çelişki Hıristiyanların bazı ileri gelenlerininde eleştiri ve itirazına yol açmıştır. İtiraz edenlerden biri Libya’nın başpiskoposu Aryus’tur. O 325 yılında bu inancı redderek şöyle diyordu: ‘Allah yaratılmaktan tamamen ayrıdır. Yeryüzüne gelen ve insan olarak doğan bir Mesih, tanımadığı Allah’la bir olmasını kabul etmemiz mümkün değildir.’[13]

Bu itirazlar bir şuranın ‘Nakiyye’ şehrinde toplanıp herkesin inanmasını mecbur eden ve kanun haline gelen bir inancı düzenlemelerine neden oldu.

İsa’nın ilah olmasını ilk ortaya atan Pavlus’du, ama bu şura onun görüşünü bir inanç olarak sabitleştirdi. Bu sapma günümüze kadar devam etmiştir.

Aslında semavi dinlerin arasında çelişki yoktur. Günümüzde ki Hıristiyanlardır ki Hz. İsa’nın (a.s) öğretilerinden uzaklaşmıştır. Yoksa Hz. İsa’nın (a.s) öğretileri İslam’la asla çelişmemektedir. İslam kamil bir din olarak diğer bütün dinlerin tekmil etmektedir.



[1] - İhlas/2

[2] - el-Mizan (Farsça tercümesi), c.20, s. 672; Tefsir-i Nümune, c.27, s.439

[3] - Meyem/30

[4] - Abdullah Mübelliği Abadani, Tarih-i Edyan ve Mezahib, c.2, Pavlus’un biyografisi; yine bk: Paygah-ı Ittıla’ Resani-i İmam Cevad (a.s)

[5] - Bize göre bu kitap Hz. İsa’ya (a.s) nazil olan kitap değildir.

[6] - Aşinay-ı ve Berresi-i Mesihiyyet (Eğitici kitaplar yazma kurulu), Muavenet-i Tabliğ-i Havza, s.25

[7] - Metta İncil’i 12: 18

[8] -Ameller,3:13

[9] - Markos İncil’i 16: 37-39

[10] - Yuhanna, 1: 12-13 (Mukaddes kitabın bir bölümü)

[11] - Yuhanna’nın ilk risalesi, 4: 7 (Mukaddes kitabın bir bölümü)

[12] - Evvel-i Tarih 17: 11-14 (Mukaddes kitabın bir bölümü)

[13] - Eski Kilisenin Tarihi

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar