Gelişmiş Arama
Ziyaret
12624
Güncellenme Tarihi: 2010/10/07
Soru Özeti
Neden Kur’an ayetler halindedir? Hangi sureler Peygambere (s.a.a) bir defada nazil olmuştur?
Soru
Kur’an’ın ayetler halinde olmasının hikmeti nedir? Kaç tane sure Peygamberimize (s.a.a) bir defada nazil olmuştur?
Kısa Cevap

Kur’an’ın def’i (bir defada) ve tedrici (ayet ayet ve sure sure) olmak üzere iki çeşit nüzulu vardır. Tedrici nüzul için öne sürülen deliller şunlardır.

1-Peygamberin kalbini sağlamlaştırmak.

2-Peygamberin (s.a.a) ve Müslümanların teselli bulmasını ve ayaklarının sabit olmasını sağlamak.
3-İnsanların rahatlıkla düşünmelerine, ezberleyebilmelerine ve Kur’an ilminin amele yansımasına ve acele etmeden yavaş yavaş okunmasına imkan vermek.

Kur’an-ı Kerim’de çeşitli konular olduğundan, onların tasnif edilmesi, biribirleriyle uyum halinde olan bu konuların bir bütünlük içinde olması ve diğer konulardan ayrılması gerekir. Bu yüzden Kur’an ayet ve surelerden oluşmuştur.

Hatırlatmak gerekir ki, her ayetin sınırı, başlangıcı ve sonu Peygamberimizin (s.a.a) kendisi tarafından belirlendiğinden onları taabbüden kabul etmek gerekir. Kur’an’ın bir defada nazil olan bazı surelerinin isimleri ‘Ayrıntılı Cevap’ bölümünde verilmiştir.         

Ayrıntılı Cevap

Kur’an-ı Kerim’in 23 yılda tedrici (aşamalı) olarak Resulullah’a (s.a.a) nazil olduğunda şüphe yoktur. Ancak bir yandanda Kur’an’ın kendisi ‘Kur’an ramazan ayında ve bir gecede nazil oldu.’[1] diye buyurmaktadır. Bu ayet açıkca Kur’an’ın ramazan ayında nazil olduğunu gösteriyor. Yine ‘Biz onu kadir gecesinde indirdik’[2] ve ‘Biz onu mübarek gecede indirdik’[3] ayetleride Kur’an’ın bir gecede nazil olduğunu göstermektedir. Her üç ayeti birbiriyle mukayese ettiğimizde o gecenin ramazan ayında olduğunu göreceğiz.


Hadisler Kur’an’ın nüzulunun iki şekilde olduğuna tanıklık etmekteler

Hafz b. Ğıyas şöyle rivayet eder: İmam Sadık’a (a.s) ‘Allah ‘Ramazan öyle bir aydır ki onda Kur’an nazil olmuştur’ diye buyuruyor, oysa Kur’an baştan sona 23 yılda nazil olmuştur’ diye arzettiğimde şöyle buyurdu: ‘Kur’an’ın tümü ramazan ayında Beyt-ul Mamur’a, sonrada (oradan) 23 yılda nazil oldu.’[4] Ehl-i Sünnet kaynaklarında ‘Beyt-ul Mamur’ yerine ‘Beyt-ul İzze’ şeklinde gelmiştir.

Safi tefsirinin dokuzuncu mukaddimesinde Beyt-ul Mamur’u, ‘Peygamberimizin kalbi’ diye tevil ediyor ve şöyle buyuruyor: ‘Sanki bundan kasıt Peygamberin kalbine nazil olmasıdır. Zira Allah-u Teala buyuruyor: ‘Ruh-ul Emin onu senin kalbine nazil etti.’ Işte bundan sonra 20 yılda tedricen kalbinden diline nazil oldu. Cebrail geldiği zaman vahyi lafızlarıyla okuyordu.’

Kur’an’ın Tedrici Nüzulunun Nedeni

Peygamberimizin döneminde ne zaman bir olay olsa veya Müslümanlar ne zaman bir sorunla karşılaşsalar yahut çeşitli sorular sorulsa bunlara karşılık cevap olarak bir takım ayetler ya da bir sure nazil olurdu. Bu münasebetler ya da gerçekleşen olaylara ıstılahta ‘Nüzul Sebebi’ veya Şan-ı Nüzul’ denilmektedir. Bir çok ayeti tam olarak anlayabilmek için onların nüzul sebebini bilmek gerekir.

Bu yüzden Kur’an, hicretten önce ve sonra olmak üzere 23 yılda çeşitli münsebetler ve ortaya çıkan olaylar neticesinde tedrici olarak nazil olmuştur. Bazen ayet ayet, bazende sureler halinde gerçekleşen bu nüzul Peygamberimizin (s.a.a) ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. Sonra bütün ayetler bir araya getirilerek Kur’an adı altında bir kitap halinde toplandı.

Nüzulun bu şekilde olması Kur’an’ı diğer semavi kitaplardan ayıran özellik olmuştur. Zira İbrahim’in (a.s) sahifeleri ve Musa’nın (a.s) levhaları bir defada nazil oldu. Kur’an’ın tedrici nüzulu  müşriklerin eleştirisine neden olmuştu. Kur’an bu konuda şöyle buyuruyor. ‘Kafir olanlar dediler ki: Ona Kur'an, birden ve toplu olarak indirilseydi ya.’ Bu eleştiriye ise şu cevabı veriyor: ‘Biz, onu, gönlüne iyice yerleştirmen için böyle indirdik ve onu ayet ayet ayırdık, birbiri ardınca indirdik.[5] Bir başka yerde şöyle buyuruyor: ‘Bir Kur'an'dır ki onu insanlara dura dura, yavaş yavaş okuman için ayet ayet, sure sure ayırdık ve onu azar azar indirdik.’[6] Allame Tabatabai (r.a) bu ayeti tefsir ederken bazı önemli noktalara işaret ederek şöyle buyuruyor: ‘Ayetin sadece anlatım biçimini göz önüne alırsak Kur’an’ın bütün maarifini içerdiğini göreceğiz. Bu maarif Allah katında lafız ve ibare şeklinde idi ve tedrici nüzulun dışında insan onları anlayamazdı. Bu alemin özelliği tedric olduğundan insanların onu anlayıp ezberleyebilmeleri için tedrici olarak nazil oldu. Buna göre söz konusu ayet-i kerime ‘Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık. O, katımızda bulunan ana kitaptadır.Yücedir, hikmetlidir.’[7] ayetinin manasını içermekte ve onun manasını beyan etme makamındadır. Tedrici nüzul ve Kur’an’ın bölüm bölüm olmasının hikmeti ilim ve amelde Kur’an’a yakın olmak ve kavranabilmesi için insanların kabiliyetlerinin gelişmesini sağlamaktır [8]. Kur’an’ın sure sure ve ayet ayet nazil olması insanların onun temel maarif ve itikatları, ayrıntılı ve ameli ahkamı kavrama seviyesine gelmeleri ve insan için faydalı olan şeyleri göz önünde bulundurmaları içindir. O faydalarda şunlardır: Kur’an’ın ilmiyle amelin Kur’an’a yakın olması, insan doğasının maarif ve ahkamı almakta zarar görmemesi, bir defada nazil olduğu için Yahudilerin kabul etmekten sakındığı ve bundan dolayı Allah’ın dağı başlarının üstüne getirerek kabul ettikleri Tevratın akıbetine uğramaması için maarifini tek tek anlamalarından dolayıdır.’[9]

Yine Kur’an’ın kendisinden onun tedrici nüzulunun hikmeti hakkında şöyle bir istinbat yapılmaktadır: Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Müslümanlar her zaman Allah’ın inayetine nail olduklarını bilmeleri ve Allah’la olan irtibatlarının güçlü olduğunu hissetmeleri içindir. Vahyin devam etmesi ve ayetlerin nazil olması onların teselli bulmasına ve ayaklarının sabit kalmasına neden olmaktaydı.[10]  

Çeşitli zaman ve münasebetlerden sonra nazil olan ayetler, sureler halinde toplandı ve bir kitap haline getirildi. Her surenin ayetleri tevkifi (belirlenmiş ve değişmez) olup, en küçük sure (üç ayetlik Kevser)’den en büyük sureye (286 ayetlik Bakara) kadar hepsi Peygamberimizin (s.a.a) emriyle düzenlenmiş, o günden bugüne kadarda her hangi bir değişiklik olmadan günümüze kadar gelmiştir. Bunda Kur’an’ın icazına ve ayetlerin uygunluğuna dair bir sır vardır.[11]

Surelerinin çeşitli ayetlerden oluşması konusunda da diyoruz ki: ‘Her surenin ayetlerinin sıralaması, düzenlenmesi ve sayısı Resulullah (s.a.a) hayattayken ve Onun (s.a.a) emriyle yapılmış olup tevkifidir, taabbüden kabul etmek ve her suredeki sıralamaya göre tilavet etmek gerekir. Her sure Bismillahirrahmanirrahim’in gelmesiyle başlamakta ve ayetler nüzul sırasına göre yerleştirilmektedir; başka bir Bismillah nazil olunca yeni bir sure başlamış oluyordu. Ayetlerin doğal düzeni böyleydi. Bazende Resulullah (s.a.a) bir ayeti, Cebrail’in işaretiyle doğal düzeninin aksine başka bir sureye yerleştirirdi. Örneğin ‘Sakının o günden ki dönüp Allah'a ulaşacaksınız, sonra da herkese kazancının karşılığı verilecek ve onlara zulmedilmeyecek.’[12] ayeti rivayete göre son nazil olan ayetlerdendi, ama Resulullah (s.a.a) onu Bakara suresinin 281. ayeti olan faiz ayetleriyle borç ayetlerinin arasına konmasını emretmiştir.  

Binaenaleyh ayetlerin surelere yerleştirilmesi ister doğal düzen üzere, ister destura göre olsun tevkifidir ve Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) nezaret ve emriyle olmuştur. Bu yüzden ona uymak gerekir. Nerede konu bitiyorsa ayette bitecek diye bir şey yoktur. Bazen konunun ortasında ayet bitmekte, bir sonraki ayette devam etmektedir. Demek ki ayetlerin uzunluk ve kısalıkları onların konularına bağlı değildir, sadece tevkifi bir iştir. Geçmiştekilerin ayetlerin sayısı konusunda görüş ayrılıklarına düşmelerinin nedeni şudur: Resul-u Ekrem (s.a.a) ihtimalen ayetin bir yerinde durmuş ve tilavete devam etmemiştir. Bu yüzden ayetin bittiği zannediliyordu. Bir başka tilavettede onu durmadan okumuş olabilir.[13]

Peygamberimize (s.a.a) bir defada nazil olan sureler şunlardır: Duha, Fatiha, İhlas, Kevser, Tebbet, Beyyine, Nasr, en-Nas, Felak, Mürselat, Maide, Enam, Tövbe, Saf, Adiyat, Kafirun, Nasr.[14]         


[1] -Bakara/185: ‘Ramazan öyle bir aydır ki onda Kur’an nazil olmuştur.’

[2] -Kadir/1

[3] -Duhan/3

[4] -Safi tefsiri 9. Mukaddime (el-Kafi’den naklen)

[5] -Furkan/32

[6] -İsra/106

[7] -Zuhruf/3-4

[8] -İnsanların Yeteneklerinin Rüşdü ve Büluğa Ermesi.

[9] -Muhammed Hüseyin Tabatabai, el-Mizan (Farsça tercümesinden), c.13, s.305-306

[10] -Muhammed Hadi Marifet, Ulum-u Kur’anî (Müessese-i Ferhengi-i Temhid, Kum, h.ş.

380), s.60-61

[11] -Ulum-ul Kur’anî, s.111

[12] -Bakara/281

[13] -Ulum-ul Kur’anî, s.117

[14] -Mustafa Esrar, Danestenihay-ı Kur’an, s.28; Sadık Hasanzade, Kilid-i Kur’an, s.134

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar