Gelişmiş Arama
Ziyaret
15682
Güncellenme Tarihi: 2008/04/09
Soru Özeti
İslam dininde aklın işlevlilik sınırı ne kadardır ve nerelerde ve nereye kadar ondan istifade edilebilir?
Soru
İslam dininde aklın işlevlilik sınırı ne kadardır ve nerelerde ve nereye kadar ondan istifade edilebilir?
Kısa Cevap

Akıl, Allah’ın insan vücudunda karar kıldığı, en değerli bir güçtür ve onun kısım ve dereceleri vardır.

Teorik akıl; onun görevi olayları derk etmek, tanımak ve o olaylar hakkında hüküm vermektir.

Pratik akıl; insan davranışlarını kontrol eden güçtür, diğer bir deyişle onun işi olması gereken ve olmaması gereken şeyleri derk etmektir ve aslında Pratik akıl, yaşantı ilimlerinin temelidir. Pratik akıldaki hüküm, “Bu işi yapsam mı, yapmasam mı?” şeklindedir.

Akıl yaratılmış olan varlıklardan bir varlık olduğu ve her varlık da sınırlı bir yapıya sahip olduğu için, onun işlev alanının da sınırlı olması kaçınılmazdır. Yani aklın, faaliyet ve işlevlilik alanının sınırı mahlûkların dairesi içersindedir ve Allah’ı sınırlı ölçüde tanıma gücü vardır. Ama O’nun sınırsız olan zatı ve künhüne(hakikatine) ulaşamaz.

Akıl, tekvini ve teşrii kanunlar alnında faaliyet göstererek onları anlayabilir. Ama her iki alanda da vahye muhtaç olmaması düşünülemez. Mead’ın(geri dönüş) ince ayrıntıları ve hükümlerin illeti gibi konuları anlamaktan acizdir ve bu yüzden de şeriatın kılavuzluğuna ihtiyacı vardır.

Ayrıntılı Cevap

Akıl kelimesi ve ondan türeyen kelimelerin sözlük anlamı, anlamak, idrak etmek ve ayakkabı bağı anlamındadır.[1]

Kuran-ı Kerim’de anlamak ve idrak manasında gelmiştir.[2] Rivayetlerde, ise teşhis ve derk eden, insanı iyiliğe ve salaha yönlendiren ve fesat ve şerden uzak tutan bir güç anlamlarının ifade eder.[3]

Akıl, terim anlamı olarak; insanların gerçekleşen olayları onun vesilesiyle derk ettikleri bileşiksiz bir cevherdir. Buna göre akıl, gerçekleşen olayları derk etme gücüdür. Bu hakikatleri derk etmeye ilave olarak, akıl insanın ruhunu kontrol ederek ona yücelik vermektedir.[4]

Aklın çeşitli kısım ve dereceleri vardır.

Teorik akıl; İnsanın vesilesiyle, tabiata, matematiğe, mantığa, ilahiyata ve genel olarak teorik hikmetle ilgili olan, var olan ve olmayanları derk ettiği bir güçtür.

Pratik akıl; İman, karar alma, azim ve iradenin konu olduğu, yani amelin başladığı yerlerdedir.

Normal akıl; bütün çaba ve uğraşısı zahirdeki hayatı korumak olan akıldır. İnsanların çoğunluğu bu şekilde derk eden ve faal olan bir güce akıl demektedirler.[5]

Başka bir deyişle, teorik aklın işi olayları derk etmek, tanımak ve o olaylar hakkında hüküm vermektir.[6]

Pratik akıl insan davranışlarını kontrol eden güçtür[7], diğer bir deyişle onun işi olması gereken ve olmaması gereken şeyleri derk etmektir ve aslında pratik akıl, sosyal bilimlerinin temelidir. Pratik akıldaki hüküm, “Bu işi yapılsın, yapılmasın” şeklindedir.[8]

Pratik akıl, İmam Cafer Sadık(a.s.)’ın tabirine göre, insanın Allah’a kulluğunu ve cenneti kazanmayı sağlayan sermayesidir.[9]

İslam okulunda, aklın yüce ve değerli bir yeri vardır. Allame Tabatabai, El-Mizan tefsirinde şöyle yazmaktadır: Akıl, insan vücudundaki en şerefli güçtür.[10] Allah-u Teala, Kuran-ı Kerim’de üç yüzden fazla yerde, insanları bu Allah vergisi güçten istifade etmeye davet etmektedir.[11] Allame Tabatabai’ye göre, İslam dininde akletmek ve düşünmenin yeri o kadar yücedir ki Allah-u Teala, hiçbir ayette kullarını anlamamaya veya körü körüne bir işi yapmaya çağırmamıştır.[12]

 

Aklın işlevi ve faaliyet alanı:

Akli ve nakli delillere göre, aklın işlevi ve faaliyet alanı âlemdeki mahlûklar ve varlıklar çerçevesindedir. Şeriat hükümlerini ve Allah’ı tanıması çok sınırlıdır; yani insan aklı Allah’ın zatını tanımaya ve derk etmeye kadir değildir. Çünkü bütün mahlûklar, yaratılmış ve oluşturulmuş olmalarından dolayı sınırsız ve sonsuz olamazlar. İnsan aklı da Allah’ın yarattığı bir şey olduğu için sınırlıdır ve sınırsız ve sonsuz olan bir varlığı tanıyamaz.

İnsan aklı, âlemi, ondaki varlıkları ve ona hâkim olan kuralları tanıyabilir ve hüküm verebilir.

Hükümlerin anlaşılması hususunda da ona dayanmaktadırlar. Fıkıh ilminde akıl, Kuran ve sünnetin yanında delil olarak kullanılmaktadır. Usul ilminde de aynı şekilde Hüsn ve Kubh-u Akli (aklın derk ettiği iyi ve kötü şeyler) babında kullanılmaktadır ve akıl, Allah’ın emir ve yasaklarına uymanın gerekliliğine hükmetmektedir.[13]

Tabiî ki İslam dininde, inançlar ve hükümler alanında da akıl ötesi bazı hükümler ve konular vardır ve akıl bu konuları reddetmemekle birlikte onların aslını (örneğin, hükümlerin felsefesini ve Mead’ın (Kiyamet’in) ince ayrıntıları gibi konuları anlayamaz.

Allame Tabatabai, Fransız Hanri Karbon’un: “Eğer akıl ile Kuran, sünnet ve şeriat arasında ihtilaf olursa ne yaparsınız?” diye sorusunun cevabında şöyle diyor: “Kur’an açıkça aklın görüşünü onayladığı ve tasdik ettiği için, hiçbir zaman onların arasında ihtilaf oluşmaz.”[14]

Buna ilave olarak, Nehcü’l-Belage’deki Hz. Ali’nin (a.s.) peygamberlerin risaleti hakkındaki sözlerinden, akıl ve Kur’an’ın çelişmesinin imkansız olduğuve bunların uyumlu bir şekilde birbirlerini onayladıkları anlaşılmaktadır. Hz. Ali (a.s) şöyle demiştir: “Ve akıl hazinelerini onlar için ortaya çıkarttı”[15]

Hz. Ali (a.s.) bu açıklamasında, peygamberlerin gönderiliş felsefesinin, insanların uyuşmuş akıllarını uyandırmaları olduğunu açıklamıştır.

İnsanın akıl ve fıtratı, bütün hakikat ve gerçeklerin bulunduğu bir depo gibidir. Peygamberlerin söyledikleri her şey akıl ve mantığa uygundur. Usul ve Fıkıh ilminde Mulazime (gereklilik) kaidesi vardır: “Aklın hükmettiği her şeye şeriat ta hükmeder.”[16] Bunun tersi de doğrudur; yani “Şeriat’ın hükmettiği her şeye akıl da hükmeder.” Çünkü Şeriat’ın kaynaklarından birisi de akıldır.

Buna göre, peygamberlerin ve Şeriat’ın hükümleri aklın karşısında değildir. Onların söyledikleri her şey aklın derinliklerinde olan ama şeytanın vesveseleri sonucu insanların gaflet ettiği şeylerdir. Peygamberler, insanların akıllarının derinliklerinde olan hazineleri onlara hatırlatmak için gelmişlerdir.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki şeriat ve akıl birbiriyle uyumlu ve iç içedirler ve şeriatta fıtratla çelişecek bir hüküm yoktur. Bu yüzden, insan bir şeyi kabul etmek için vicdanını ikna edecek delillerin peşine gitmektedir ve bir hakikat delille açıklandığı zaman onu kabul etmektedir. Bütün bu açıklamalar, âlemi ve ondaki varlıkları tanımak, varlık âlemine hâkim olan kanunlar, aklın gücü ve sınırları içerisindeki, aklın değerlendirdiği ve hüküm verdiği şeriat hükümleri ile ilgili konularla ilgiliydi. Ama akıl, Allah’ın zatını ve hakikatini tanıma hususunda sınırlı ve güçsüzdür.

Hz. Ali (a.s.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Akıllar, Allah’ın sıfatlarını tam olarak kavrayacak güçte değillerdir …”[17]

Allah’ın sıfatları O’nun zatının ta kendisidir ve Allah da sınırsız bir varlıktır. Yani Allah’ın ilmi, kudreti ve hayatı ve bu türden kemal sıfatları da aynı şekilde sınırsız ve zatının ta kendisidirler. Onun sıfatları sınırsız olduğu için, insan aklı onların hakikatine ulaşamaz ve onları derk edemez. Diğer bir açıklamayla, insan yaratık olduğu ve sınırlı olduğu için, sınırsız olan bir varlığın zatına ulaşamaz. Hz. Ali (a.s) şu sözünün manası da budur: “İnsanların akıllarına sıfatlarının gerçeğine vakıf kılmamıştır.” Elbette bu Allah’ın insanların, kendisini tanımalarına engel olduğu anlamına gelmez; çünkü Hz. Ali (a.s.) hutbenin devamında şöyle buyurmaktadır: “Akılı kendisini tanıma hususunda perdelememiştir.”[18] Yani Allah insanı, kendisini tanımaktan menetmemiştir.

İmam Cafer Sadık(a.s.) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “… Akıl sayesinde kullar, kendi yaratıcılarını tanımakta, yaratılmış olduklarını bilmekte, onun rab olduğunu ve kendilerinin de onun tedbiri altında olduklarını ve yaratıcılarının ebedi ve kendilerinin de fani olduklarını anlamaktadırlar.”[19]

İnsan aklı, bu âlemin bir yaratıcısı olduğunu ve o yaratıcının ilim, kudret ve hayat gibi kemal ve celal sıfatlarına sahip olduğunu anlayabilecek ölçüdedir. Aklın tanıma görevi bu ölçüdedir; Allah ona bu gücü vermiş ve menetmemiştir. Ama bundan daha fazlası olan, Allah’ın künhünü, hakikatini ve sıfatlarının gerçeğini tanımakta ise insan aklı aciz ve güçsüzdür.



[1] Muin, Muhammed, Ferheng-i Muin, (bir ciltlik), Akıl kelimesi.

[2] Seccadi, Seyit Cafer, Kelami ve Felsefi İlimler Sözlüğü, Akıl sözcüğü.               

[3] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s: 11.

[4] Kereci, Ali, Felsefi Terimler ve Onların Birbirleriyle Olan Farklılıkları, s: 171–172.

[5] Cevadi Amuli, Abdullah, Kuran’da Fıtrat, c: 12, s: 29–30 ve 397.

[6] Şehit Mutahheri, On Konuşma, s: 30–31.

[7] Cevadi Amuli, Abdullah, Rehig-i Mehtum, c: 1, birinci bölüm, s: 153.

[8] Şehit Mutahheri, On Konuşma, s: 30–31.

[9] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s: 11, 3’üncü hadis.

[10] Tabatabai, Muhammed Hüseyin, El-Mizan, c: 3, s: 57.

[11] Aynı kaynak, c: 5, s: 255.

[12] Nefisi, Şadi, 14’üncü asır Tefsirlerindeki Akılcılık, s: 194–195.

[13] Meliki İsfahani, Mücteba, Usul Terimleri Sözlüğü, c: 2, s: 279.

[14] Kedyur, Muhsin, Akıl Defteri, s: 115.

[15] Nehc-ül Belage, Birinci Hutbe.

[16] Sebzivari, Seyit Abdula’la, Tehzib-ul Usul, c:1, s. 145; Muzaffer, Muhammed Rıza, Usul-ul Fıkıh, c: 1, s: 217.

[17] Nehc-ül Belage, 49’uncu hutbe.

[18] Aynı kaynak.

[19] Kuleyni, Usul-u Kâfi, c:1, s:33–34.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar