Gelişmiş Arama
Ziyaret
17342
Güncellenme Tarihi: 2007/11/01
Soru Özeti
Yaratılışın hedefi nedir? Akli delillerle açıklayın; eğer hedef kemale ermek ise Allah neden insanları kemale ermiş olarak yaratmamıştır?
Soru
Yaratılışın hedefi nedir? Akli delillerle açıklayın; eğer hedef kemale ermek ise Allah neden insanları kemale ermiş olarak yaratmamıştır?
Kısa Cevap

Allah sonsuz bir varlıktır. Bütün kemallere sahiptir. Yaratmak bir çeşit feyiz ve lütuftur; Allah mutlak feyiz ve ihsan sahibi olduğundan O’nun feyiz vermede mutlak oluşu, yaratılmaya layık olan her şeyi yaratmasını gerektirir. Buna göre Allah’ın yaratmasının sebebi Onun mutlak feyiz ve lütuf sahibi oluşudur. Diğer yandan Allah’ın sıfatları zatından ayrı olmadığı için yaratılışın hedefinin Allah’ın kendi zatı olduğu söylenebilir.

Allah insanı iyiliğe ve kötülüğe doğru çeken iki iç eğilimin yanı sıra yine iyilik davetçisi peygamberler ve kötülük çağırıcısı şeytanlardan oluşan iki dış davetçi ile yaratılmıştır. Yaratıklar arasında en yüce kemal aşamalarına ulaşma yeteneğine sahip olduğu gibi yaratılışın en aşağı aşamasına da düşebilir. Eğer insanı hayvansal istek ve eğilimlerine karşı koyarak hayat yolunu katederse meleklerden daha üstün olur. Çünkü onlar hayvansal güdülerden ve şeytani vesveselerden uzaktırlar. Ama batıl yolunu seçerse hayvanlardan daha aşağı olur. Çünkü hayvanlar insandaki manevi yeteneklerden mahrumdurlar.

Allah insanı ilk baştan layık olduğu bütün kemallerle donatılmış olarak yaratılmış olsaydı bu insan için bir ihtiyari kemal sayılmazdı. Allah önceden kemallere sahip yaratıkları zaten yaratmıştı; buna göre insanın yaratılış gayesi ancak onun kemale ulaşma yeteneğine sahip olup kendi çabası ile bu kemale ulaşması ile gerçekleşirdi.

İlahi teşrii iradeyle uyum sağlamadıkları için yaratılışın asıl gayesine ulaşmayan kafirler ve günahkarlar da insanın yaratılışındaki tekvini hedef çerçevesinin dışına çıkmış değillerdir. Çünkü Allah sapıklığın yolunu kapatacak olsaydı o zaman insanin iman ve itaati irade ve seçimine dayanmazdı.

Ayrıntılı Cevap

Bu sorunun cevabının açıklığa kavuşması için birkaç konuya değinmemiz gerekir:

1. Allahın Yaratma Hedefi

A) Allah, vacib-ul vücud olduğundan dolayı, onun vücudu sınırlı, eksik ve hiçbir şeye bağlı değildir. O bütün kemallere sahiptir.

B) Mutlak feyiz sahibi ve cömert olması O’nun sahip olduğu kemallerdendir. Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.”(İsra/20) Allah’ın ihsanda bulunmasına kendisi tarafından hiçbir sınırlayıcı yoktur. Bu yüzden birine karşı ihsanda bulunmayışı, ihsanda bulunulan şey veya kimsenin sınırlı olmasından kaynaklanır, Allah’tan değil. O ihsana layık olan her şeye ihsanda bulunulur.

C) Bütün hayır ve kemaller vücuttan ve bütün şer ve eksiklikler de yokluktan kaynaklanmaktadır; örneğin, ilim hayır ve kemaldir; cehalet ise şer ve eksikliktir. Aynı şekilde acizlik ve güçsüzlüğün karşıtı olan kudret kemal ve hayırdır; güçsüzlük ise şerdir. Sonuç olarak varlık hayırdır ve buna karşı bütün şer ve eksiklikler yokluktandır.

D) Üçüncü açıklamaya baktığımızda, Allah’ın mutlak feyiz veren ve cömert olmasının yaratmak ve oluşturmakla sonuçlandığı görülmektedir; yani mutlak feyiz veren olmak, yaratmayı gerektirir. Diğer bir deyişle; eğer bir şey yaratılmaya layık olur da Allah onu yaratmazsa, varlığın hayır olmasına bakarak bu yaratmama, hayrı engelleme ve cimrilik anlamına gelir. Ama Allah’ın cimri olması düşünülemez.

Bu açıklamalardan şu sonuca varmaktayız; eğer “Allah’ın bir şeyi yaratmasına ne sebep olmuştur?” diye sorulursa cevabında “Allah’ın mutlak feyiz veren olması yaratılışa sebep olmuştur” deriz.

E) Allah’ın sıfatları O’nun zatından ayrı ve farklı değildir, ama insanların ve diğer cisimlerin sıfatları, onların zat ve özlerinden ayrıdır. Örneğin; elmanın bilinen bir zatı vardır; kırmızılığı ve tadı ise onun sıfatları ve özellikleridir; bu kırmızılık ve tatlılık elmanın zatından ayrıdır. Elma, bu sıfat ve özelliklerin yerine, zatı değişmeden, yeşil ve ekşi de olabilir.

Allah’ın zatı ile sıfatlarının bir olması derin itikadi bir konudur. Bu konuyu kelam ilminde “sıfatlarda tevhid” başlığı altında incelenir. Burada bizim için önemli olan nokta, yaratılışın illeti (sebebi) olan Allah’ın feyiz veren sıfatının zatının aynısı olması, yani zatından ayrı bir şey olmamasıdır.

Sonuç olarak; eğer “Allah niye yarattı?” diye sorulursa, “çünkü Allah vardır.” diye cevap veririz, yani asıl illet Allah’ın kendisidir. Bu konu İslam felsefecileri tarafından şöyle söylenir: “Allah’ın fiillerinde İllet-i gai (erkesel neden) ve illet-i faili (var edici neden) birdir.” Bu konu Kur’an’ın bazı ayetlerinden de anlaşılabilir: Allah buyuruyor ki: “Her iş ona döndürülür.” (Hud–123)

2. Allah’ın İnsanları Yaratmasındaki Hedefi:

Şimdiye kadar söylenenler, failin, yaratılıştaki hedefi ile ilgiliydi ancak failin insan gibi belli bir varlığı yaratmasındaki hedefinin anlaşılması için, önemli bir noktanın açıklanması gerekmektedir ve insan hakkındaki bu önemli nokta şudur: Allah insanı var ederek özel bir kemali yaratmak istemiştir.

Açıklama: Allah’ın feyiz vermesindeki kemali, bütün mümkün olan kemalleri yaratmasını gerektirmektedir. O, insanları yaratmadan önce melek adında başka varlıkları yaratmıştı ve onlar yaratılışlarının ilk başından kendileri için mümkün olan bütün kemallere sahiptiler; yani kendilerinin bütün kemalleri bilfiil mevcuttu. Sonuç olarak melekler hiçbir zaman yeni bir kemale ulaşmayacaklardır ve vücutları da ekâmül etmeyecektir.

Allah meleklerin dilinden şöyle buyuruyor: “Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah’ı tespih ederiz.” (Saffat Suresi, Ayet:164 165 166 )

Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Sonra yüksek gökleri birbirinden ayırdı ve çeşitli meleklere kanat yarattı. Meleklerin bir grubu rükûa gitmeksizin secde halinde, bir grubu doğrulmaksızın rükû halinde, bir grubu dağılmaksızın saflar halinde durmakta ve bir grubu da yorulmaksızın tespih söylemektedirler.” (Nehc’ül Belaga, 1. hutbe)

Allah’ın meleklere verdiği kemal gereği onlar Allah’a ibadet etmektedirler ve onların Allah’a karşı çıkmaları ve günah işlemeleri mümkün değildir. Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “O’ndan önce konuşmazlar; onlar sadece O’nun emriyle hareket ederler.” (Enbiya,27) “O ateşin başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrim-6)

Allah mutlak feyiz veren olmasından dolayı, söz konusu kemale sahip olan meleklerin yanı sıra daha üstün bir kemal yaratmak istemiştir ve o kemal, insandaki serbest olma ve hür irade ve seçme hakkına sahip olama gücüdür; yani bütün kemalleri, kendi irade ve seçimiyle elde edecek bir varlığı yaratmak istemiştir. Bu yüzden, ilk başta layık olduğu bu kemallere sahip olmayan ama kendi çabasıyla o kemallere ulaşabilecek bir insanı yaratmıştır. İnsanın kendi irade ve seçimiyle elde edeceği kemaller meleklere verilmiş kemallerden daha üstün olduğu çok açıktır. Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Allah melekleri akıllı olarak yarattı ama onlara şehveti vermedi, hayvanları ise şehvet sahibi olarak yaratı ama onlara akıl vermedi ancak Âdemoğullarını hem akıllı hem de şehvet sahibi olarak yarattı. Aklı şehvetine üstün gelecek olan insanlar meleklerden daha üstün olacaklardır ve şehveti aklına üstün gelecek olan insanlar da hayvanlardan daha aşağı olacaklardır.”

Mevlana da bu noktayı şu şiiriyle anlatmıştır:

Hadiste gelmiştir ki yüce yaratıcı

Mahlûkatı üç şekilde yaratmıştır

Bir grubu akıl, ilim ve yücelikten

O melektir ve secdeden başka bir şey bilmez

Yoktur özünde ihtiras ve heva

Mutlak nurdur yaşar Allah aşkıyla

Başka bir grup ilimden yoksun

Hayvan gibi, ot yiyip şişmanlamakta

O görmez ahır ve ottan başka

Bedbahtsızlıktan habersiz ve şereften

Ve o üçüncüsüdür insan ve beşer

Yarısı melek ve yarısı eşekten

Yarısı eşeklik alçalmaya meyilli

Ve diğer yarısı da yücelmeye meyilli

Galip gelene kadar savaşta

Bu ikisinden hangisi savaşı kazanana kadar

Sonuç olarak insanın yaratılışında da failin hedefi ve illet-i gai yine Allahın mutlak feyiz kaynağı olmasıdır. Allah’ın mutlak feyiz kaynağı olması, mümkün ve en üstün olan bu kemali de yaratmasını gerektirmektedir.

3. Allah İnsanı Neden Kemale Ermiş Olarak Yaratmadı?

Yukarıda söylediklerimize dikkat edecek olursak insanın yaratılış hedefinin, insanın kemale ulaşma kabiliyetine sahip olması ve kendi iradesiyle onu elde etmesiyle gerçekleşeceği anlaşılacaktır. Ama eğer o kemale ilk baştan sahip olsaydı, kesinlikle kendi iradesiyle elde ettiği kemal olarak sayılmayacak ve bu yüzdende yaratılmasındaki asıl gaye gerçekleşmiş olmayacaktı. Dikkat etmek gerekir ki insanın kemal merdiveninde bir basamak dahi ilerlemesi, kendi iradesiyle elde ettiği bir kemal sayılmakta ve o ölçüde de yaratılışının asıl hedefine ulaşmış demektir.

4. Kâfir ve Günahkâr İnsan:

Eğer bir insan kemal merdiveninden hatta bir basamak dahi ilerleyemezse ve hayatının hepsi küfür, günah ve isyanla dolu geçerse, yine de yaratılışının hedefinden uzaklaşmamıştır. Çünkü o da kendi kabiliyetlerini fiiliyata geçirmiştir. İnsan en aşağı derecelere ulaşma kabiliyetine de sahiptir ve Allah onu kemal yolu ile bedbahtlık yolunu seçecek bir şekilde yaratmıştır, yani günahkâr ve kâfir bir insan dahi Allah’ın tekvini iradesi çerçevesinden dışarı çıkmış değildir.

Evet; Allah, insanın kemal mertebelerine yükselmesini sevmekte ve sapıklığa doğru gitmesini de sevmemektedir. Diğer bir deyişle, Allah insanın yaratılışında bir tekvini isteği ve bir de teşrii isteği vardır. O’nun tekvini isteği; bütün insanların iyi ya da kötü bütün kabiliyetlerini fiiliyata geçirmeleridir. Teşrii isteği ise; insanın sadece kemal yolunda kabiliyetlerini faaliyete geçirmesidir. Bu anlatılanlara göre şöyle diyebiliriz: Mümin bir insan hem teşrii hedefi elde etmiş ve hem de tekvini hedefin yolunda hareket etmiştir; kafir ve günahkar olan bir insan ise teşrii hedefi elde etmese dahi tekvini hedef çerçevesinde hareket etmiştir.

Hatırlatma: Konunun önemi ve konuyla ilgili nakli delillerin çokluğu göz önünde bulundurulduğu zaman bu sahada daha geniş inceleme yapılabileceği malumdur. Ancak soru sahibinin isteğini dikkate alarak daha fazla açıklamada bulunmadık.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar