Gelişmiş Arama
Ziyaret
6814
Güncellenme Tarihi: 2011/04/28
Soru Özeti
Bazıları irfan ve arifle mücadeleye girişmiş, bunun için hadislere bile isnat etmişlerdir. Neden?
Soru
Son zamanlarda bazı dini blog ve sitelerde açıkca irfan ve arifle mücadeleye girişilmiştir. Bu sitelerde Allame Tabatabai, Hasanzadei Amuli, Molla Sadra, Hafız ve Mevlana gibi çehrelere hakaret edilip şiddetle karşı çıkılmaktadır. Ve bu siteleri yayınlayanlar, kendi deyimleriyle hadis ve rivayetlerden faydalanmaktalar. Sizden ricam bu konuda bana yardımcı olmanızdır.
Kısa Cevap

İrfan, sezgi ve batınla elde edilen özel bilgidir. Böyle bir bilgi edinme şekli belli nefsi tezkiye ve programlara bağlı olduğu için ameli veya seyr u süluk yöntemlerine de irfan denmiştir. Gerçek arif, özel amelleri yerine getirerek Allah-u Teala’ya, sıfatlarına ve fiilerine şuhudi (sezgisel) ve huzuri bilgi elde eden kimsedir.

Bu meseleye karşı çeşitli tavırlar alınmıştır. Kimileri İslamda irfan denen bir şeyin olmadığını, onun bidat, ariflerin de sapıtmış olduğunu söylerken, kimileri de irfan adına öyle şeylere inanırlar ki onları kitap ve sünnette bulmak mümkün değildir. Böyle şeyler açık nasslara aykırı olup tevil edilecek türden değillerdir. Yine amel açısından da bir taraftan kendi başlarına adap ve kural koyar veya gayr-i islami fırkalardan ameller alırken, diğer taraftan ermiş arifin farzlarla mükellef olmadıklarına inanırlar.

Gerçek şu ki, irfana muhalif olanların sağlam ve elle tutulur bir delilleri yoktur. İrfan İslamın bir parçasıdır, hatta onun ruhu ve beynidir. İrfan da İslamın diğer bölümleri gibi Kur’an ve nebevi sünnetten alınmıştır. Bu da, irfandaki seyr u sülukun şeriata rağmen ondan ayrı bir yol olmadığını gösterir. Hatta şeriatın içinde ve onun boylamındadır. Başka bir ifadeyle şeriat ahkamı açıklarken, irfan bu ahkamının sır, hikmet ve hakikatlarını keşfeder. Ancak bu söz ‘irfan diye sunulan herşey doğrudur’ manasına gelmez. İslamın sunduğu irfanın -kendi yerinde bahseldiği gibi- kendine özgü dalları vardır.    

Ayrıntılı Cevap

İrfan lugatte tanımak/bilmek demektir. Istılahta ise sezgi ve batın yoluyla elde edilen özel bilgiye denir. Böyle bir bilgi edinme şekli nefsi tezkiye etmeye ve özel programlara bağlı olduğu için ameli veya seyr u süluk yöntemlerine de irfan denmiştir.

Bu açıklamaların ışığında gerçek arifin, özel amelleri yerine getirerek Allah-u Teala’ya, sıfatlarına ve fiilerine şuhudi (sezgisel) ve huzuri bilgi elde eden kimse olduğunu söyleyebiliriz.

İrfanın ve ariflerin seyr u sülukunun doğruluğu hakkında birçok ihtilafın ortaya çıkmasına neden olan şey, acaba ‘İslam’da irfan denen bir şey var mıdır, yoksa Müslümanlar onu başkalarından mı alıp dine sokmuşlardır’ şüphesine verilen cevapların farklılığından kaynaklanmaktadır.

Bu soruya cevap verilirken kimileri İslamda kesinlikle irfanın olmadığını, onun bidat olduğunu ve ariflerin yoldan çıktığını söylerken, kimileride tam aksine onun İslamın bir parçası, hatta İslamın ruhu ve beyni olduğunu, İslamın diğer bölümleri gibi Kur’an-ı Kerim’den ve nebevi sünnetten alındığını söylemekteler.

Kur’an-ı Kerim’i, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’inin (a.s) sözlerini dikkatle inceleyen kimse şüphesiz irfan hakkında çok derin ve manası çok yüce konuları bulacak, irfana ait seyr u süluk düsturları görecektir. Örneğin Tevhid suresi, Hadid suresinin ilk ayetleri ve Haşr suresinin son ayetleri, zat, sıfat ve fiillerin tevhidine ait ayetlerdir; yine Allah’ın varlığının bütün alemde olduğuna, bütün varlıklara ihatasına, bütün varlıkların Allah’ı tekvini olarak tesbih ve secde ettiklerine dair ayetlere işaret edebiliriz.

Aynı şekilde özel adap ve sünnetleri içeren ayetler var ki, onlara İslam’ın seyr-u süluku diyebiliriz. Tefekkür ayetleri, zikir ve daimi teveccüh, gece ibadeti, oruçlu olmak, geceleri uzun secdeler ve tesbihler etmek, huzu, huşu, ağlamak, ibadette ihlas, Allah’a olan bağlılıktan dolayı Onun kurb ve rızasına ulaşmak için hayır işler de bulunmak, tevekkül, rıza, teslimiyet hakkındaki ayetler; Resul-i Ekremin (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’inin (a.s) bu konularla ilgili sözleri, duaları ve münacaatları sayılmayacak kadar çoktur.

Ayetlerin, Resul-i Ekremin (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’inin (a.s) bu düsturlarına rağmen ifrat ve tefrite gidenler de vardır. Dar görüşlü ve zahirci tefritçiler, bu düsturlara düşük manalar yükleyerek ayet ve rivayetlerin yüce manaların içini boşaltan kimselerdir. Onlar genel olarak İslamda irfan denen şeyin varlığını inkar ederler.

İfratçılar ise irfan adına öyle şeylere inanırlar ki, din, kitap ve sünnetten asla böyle şeyler yoktur. Böyle şeyler açık nasslara aykırı olup tevil edilecek türden değillerdir. Yine amel açısından da bir taraftan kendi başlarına adap ve kural koyar veya gayr-i islami fırkalardan ameller alırken, diğer taraftan ermiş arifin farzlarla mükellef olmadığına inanırlar.

İfrat ve tefrite gitmeyenler ise irfan seyr u sülukunun şeriatın yanında kendi başına bir yol olmadığına, aksine onun daha dakik ve latif bölümü olduğuna inanırlar. Şeriatı ahkama özgü kılarsak şöyle dememiz gerekir: Tarikat, şeriatın boylamında veya onun batınında yer almaktadır. Örneğin, şeriat namazın dış ahkamını belirlerken irfan namazda dikkatlerimizi nasıl toplayacağımız ve kalp huzurunu nasıl sağlayacağımız konusunu üstlenir. [1]

Ancak bu söz, irfan diye sunulan her şeyin doğru olduğu manasına gelmez. İslamın sunduğu irfanın -kendi yerinde bahseldiği gibi- kendine özgü dalları vardır.

İslami irfanı ve özellikleri hakkında daha fazla bilgi için bkz: balagh.net sitesi ve 1223. Soru (site:1220), 2389. Soru (site:2548) ve 924. soru (site:1490).


[1] - Muhammed Taki Misbah, Faslname-i Marifet, sayı:21’de ki İrfan ve Hikmet-i İslami makalesinin özeti

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Yanlış bilgiler bilgi sayılmadığına göre Allah doğru ve yanlış bilgileri nasıl biliyor?
    6802 Eski Kelam İlmi 2012/05/15
    İster doğru olsun ister yanlış bir şeyi bilmek onu kabul etmek manasına gelmez. Ve biliyoruz ki Allah ilmini mevcut olan doğru veya yanlışlarla elde etmiyor, O’nun ilmi zati’dir. ...
  • Akıl din ile neden çelişir?
    12716 Yeni Kelam İlmi 2010/07/24
    Akıl, insanların içsel hücceti olup kemal yolunda kendilerine rehberlik eder. Şeriat (din) ise kirlilik girdabından insanları kurtarmak ve onları insanî kemal ve saadete sevk etmek için dışsal bir hüccettir. Buna göre zahir ve batın hüccetlerin birbiriyle çatışır olması mümkün değildir. Akıl bir fenomen ve her fenomen ...
  • Öldükten sonra insan ruhu hayvan şekline mi bürünür yoksa berzahta mı kalır?
    93941 روح و نفس 2012/07/24
    Öldükten sonra insan ruhunun başka bir insan veya hayvan şekline bürünmesi reenkarnasyona inanan kişilerin görüşüdür ve bu İslam’ın bakışında yanlış ve geçersiz bir görüştür. Ruh, dünya bedeninden ayrıldıktan sonra berzah âleminde misali bedende yer edinir ve kıyametin başlamasına dek berzah hayatını sürdürür. Bazen kabir âlemi ve bazen ...
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6952 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
    14359 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba ...
  • Sehl bin Sa’d Saidi kimdi?
    9301 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Sehl bin Sa’d Ensari Saidi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tanınmış sahabelerinden olup Peygamberimiz vefat ettiği zaman 15 yaşındaydı. Onun asıl adı ‘Hazn’ idi, ama Peygamber (s.a.a) adını ‘Sehl’ diye değişti. Künyesi ‘Ebu’l Abbas’ idi. Uzun bir ömür sürdü. Medine’de ölen son sahabe olduğu söylenmektedir. Kimisi hicri 88 yılında, kimisi ...
  • Eşinin veya başkalarının verdiği hediyelerle kadına hac farz olur mu?
    6298 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/12
    Bu malların size hediye edilip sizin kabul etmenizden sonra sizin malınız olduğuna göre bunlar da sizin diğer mallarınız gibi sayılır. Sizin bu mallarla mustati (hacca gitmeye gücünüzün) olduğu farz edilmiştir. Bu yüzden sizi mustati kılacak diğer şartlar da var ise hac size farz olur. ...
  • Hawking tarafından ortaya atılan anlayış ve düşünceye göre evren kendiliğinden meydana gelmiştir. İslam’ın bu nazariye karşısında cevabı nedir?
    13720 Yeni Kelam İlmi 2012/04/02
    Sorunun birinci kısmının cevap şudur: Evvela sayıns (science) anlamında olan ilimde hiçbir önermenin % 100 kesin olduğu hükmü yoktur. Hawking tarafından ortaya atılan bu yargı ve teori de bu kaideden müstesna değildir. Medya ve basın organlarının abarttığının tam tersine bilim adımı olan bu düşünce sahibinin kendisi bile ...
  • Sermayenin humusu var mıdır?
    6247 Humusa Konu Olan Şeyler 2012/05/16
    Muhterem taklit mercilerinin sermayenin humusu hakkındaki görüşü şudur: Eğer bir kimse bir sermaye edinirse ve bu sermayenin humusunu vermesi durumunda kalan kısmıyla bir işe girişemezse ki bu sermayeyle geçinmeyi istiyorsa bu sermayenin humusunu vermeli midir? Tüm merciler (Ayetullah Vahit ve Ayetullah Safi dışında): ...
  • Vacib’ul-vucudun bütün kemallere sahip olduğunun delili nedir?
    6352 صفات واجب 2018/11/14
    Vacib’ul-vucut zaten bütün kemallere sahip olmalıdır. Zira kemallerden bir kemale sahip olmaz ise bu eksikliğe ve noksanlığa sonuç olarak ta fakirliğe yol açar, buda vacib’ul-vucut için niyazdır. Açıktır ki kemali bir varlığın sahip olmadığı kemaller varsa bu kemalleri hasıl etmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Sizin faraziyeniz; ...

En Çok Okunanlar