Gelişmiş Arama
Ziyaret
50439
Güncellenme Tarihi: 2011/05/23
Soru Özeti
İslam Peygamberi (s.a.a.) Peygamber olmadan önce hangi veya kimin dini üzerindeydi?
Soru
İslam Peygamberi (s.a.a.) Peygamber olmadan önce hangi itikada ve dine sahipti?
Kısa Cevap

Bu bağlamda farklı görüşler var olmaktadır. Ancak kanaatimizce aşağıdaki görüş doğru olana daha yakındır: Peygamber (s.a.a.) şahsen Allah tarafından kendisine verilen has bir programa sahipti. O programa uygun bir şekilde eylemlerini ve yaşamını düzenliyordu. Yani asıl itibariyle İslam dini kendisine gelinceye kadar bu ona mahsus bir ayindi.

Ayrıntılı Cevap

İslam Peygamberi kendisine Peygamberlik gelmeden önce putlara kesinlikle secde etmediği ve tevhit yolundan sapmadığı kesindir. Tarih onun hayatının bu boyutunu çok açık ve güzel bir şekilde yansıtıyor. Ama hangi ayin üzerinde idi? Ve hangi Peygamberin dinine, şeriatına ve düsturlarına amel ediyordu noktasında Müslüman düşünürler arasında farklı görüşler var olmaktadır.

1- Bazıları Onun (s.a.a.) Hz. Mesih’in dinine bağlı ve bu din üzerinde olduğunu savunuyor. Zira Peygamber (s.a.a.) Peygamberlikle görevlendirilmeden önce resmi din ve iptal (nasih) edilmeyen din hazreti Mesih’in diniydi.

2- Bir diğer kesim Müslüman düşünürler Hz. İbrahim’in bağlı ve bu din üzerinde olduğunu savunuyor.[1] Zira Hz. İbrahim “şeyhu’l-enbiya” ve Peygamberlerin (a.s.) babası konumundaydı. Ayriyeten İslam dinini, Hz. İbrahim’in dini gibidir şeklinde tanıtan ayetler de bu görüşü destekliyor diyorlar. “Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kuran’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız”.[2]

3- Müslüman düşünürlerden bir diğer kısım da bu konuda her hangi bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtip şöyle diyorlar: Onun (s.a.a.) bir dine sahip olduğunu biliyoruz. Ama bu dinin hangi din olduğu noktasında bizim bir bilgimiz yoktur. Bu bağlamda biz bir neticeye varmış değiliz!.

Söz konusu olan bu üç görüşün her birisinin kendine has bir gerekçeleri vardır. Ama bunlardan hiç birisi kesin değildir. En uygun olan görüş dördüncü görüştür. Oda şu:   Peygamber (s.a.a.) şahsen Allah tarafından kendisine verilen has bir din ve has bir programa sahipti. O programa uygun bir şekilde eylemlerini ve yaşamını düzenliyordu. Yani asıl itibariyle İslam dini kendisine gelinceye kadar bu ona ait has bir ayindi.

Bu görüşün delili bir hadistir. Bu hadis “nehcül balaga”da zikredilmiş. “Hadis şöyle diyor: Allahın Resulü sütten kesildiği andan itibaren onu gece gündüz yönlendirsin, ona güzellikleri öretsin ve onu güzel ahlaka yönlendirsin diye Allah tarafından en büyük melek onun arkadaşı kılındı”.[3]

Böyleli bir meleğin görevlendirilmesi has ve özel bir programın olmasına delildir.

Bu bağlamda bir diğer delilde şudur: Tarih kitaplarının hiçbirisinde İslam peygamberinin Yahudi, Hıristiyan ve başka dinlerin ibadet yerlerine gidip orada ibadet yaptığını yazılmamış olmasıdır. Ne putperestlerin ibadet ettikleri puthanelere gidip putperestlerin kenarında ibadetle meşgul olmuş ne ehli kitabın ibadethanelerine gidip onların kenarında ibadetle meşgul olmuş. Bilakis tevhit anlayışına sahipti ve bu hattı devam ettiriyordu. Ameli olarak da sıkıca ahlaki usullere ve kurallara bağlıydı.

Biharul envar adlı rivayi kitapta merhum Meclisinin yazdıklarına göre İslami kaynaklarda bu bağlamda birçok rivayet var olmaktadır. Söz konusu rivayetlerde şöyle denilmektedir: “Peygamber (s.a.a.) ömrünün ilk başlarından beri ruhul kudus” ile destekleniliyor ve onun desteği ve teyidi altıda idi. Peygamber (s.a.a.) kesinlikle “ruhul kudus”un verdiği ilhamlar doğrultusunda amellerini düzenliyor ve bu doğrultuda kendi yaşamını devam sürdürüyordu”.[4]

Allame Meclisi’nin kendisi şahsi olarak şu görüştedir ki, Peygamber (s.a.a.) Risalet makamından önce Nübüvvet makamına sahipti. Bazı zamanlarda melekler onunla konuşuyordu. Peygamber de onların seslerini duyuyordu. Bazen de doğru rüyalarla (rüyayi sadika) kendisine Allah tarafından ilahi ilham şeklinde ilham diliyordu. Bu durum kırk yılına kadar devam etti. Kırk yıla girdikten sonra risalet makamına ulaştı. Bundan sonra kuran ve İslam dini resmi bir şekilde ona nazil oldu. Allame Meclisi bu bağlamda altı delil zikrediyor. Yukarıda zikredilen deliler onun zikretmiş olduğu delillerin bir kısmıyla uyum içindedir.[5]



[1] CAFERİ, Yakup, “Kevser”, c. 6, s. 234. Peygamber (s.a.a.) İbrahim’in dinini takip ediyor ona tabidi ve Allah tarafından kendisine İbrahim’in (a.s.) dinine ve onu takip et diye vahiy edilmişti.

…Allahın Resulü Hz. Muhammed (s.a.a.) İslam ümmetiyle birlikte kendilerini Hz İbrahim’in (a.s.) gerçek takipçileri olarak nitelendirmekten daha yüce ne olabilir.

Peygambere (s.a.a.) İbrahim’in takipçisi ol şeklindeki vahiy sadece peygamberlikten önceki zamana has bir durum değildir. Bilakis bu bağlamdaki vahiy peygamberlikten sonra da devam etmiş. Yani Hz. Muhammed (s.a.a.) Hz. İbrahim’in (a.s.) yolunu devam ettirendir. Hz. İbrahim (a.s.) tevhit anlayışının temsilcisi ve putları kıran kahraman bir kimsenin mazharı unvanıyla bizim Peygamber Hz. Muhammed (s.a.a.) olmak üzere bütün Peygamberler için örnekti. Aslında bütün Peygamberler dinin usulleri noktasında Hz İbrahim’in (a.s.) takipçileriydiler. Eğer aralarında bazı farklılıklar var idiler ise de bu farklılıklar furui ve şeriatin bazı hükümleriyle alakalıydı. Bu farklılıklar da zamanın şartları ve gereksinimleri doğrultusunda gerçekleşiyordu. Bu bağlamda her din döneminin iktiza ettiği şartlara uygun kendi şeraitini teşrii ediyor ve her birisi kendisine ait ayinleri ve programları sunuyordur. Bu bağlamda kuranı kerim şöyle buyurmaktadır: “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır” (Maide, 48).

İslam peygamberi ilahi öğretiler dolayısıyla Hz. İbrahim’e (a.s.) has bir ilgi gösterir ve teveccüh ediyordu. Bu ilgi ve teveccüh o denli idi ki, İslam dini İbrahim’in ayininin aynısı, ancak onun tekâmül bulmuş ve zamanının şartlana uygun bir şekilde Allah tarafından yeniden sunulmuş olduğunu söyleyebiliriz.

[2] Haca, 78.

[3]Nehcül balaga”, hutbe no: 192 (kasiye hutbesi), “hz. Peygamber sütten kesildikten sonra Allah meleklerden bir meleği ona arkadaş kıldı bu melek gece gündüz onu güzel yollara sevk ediyor, varlık âleminin güzel ahlakını ona öretirdi.

[4] Daha fazla bilgi için bkz.: mefahum-i ismet ve imkan-ı ısmet efrad, soru 249, (sayt: 1954).

[5] MEKARİMİ ŞİRAZİ, Nasır, “tefsir-i nümüne”, baskı, 1, Tahran: daru’l - kutubi’l - islamiye, 1374, ş., c. 20, s. 507.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia, Ömer b. Hattab’ın küfrünün iblisin küfrü ile eşit olduğuna inanmakta mıdır?
    11956 شیعه و خلفا 2012/08/12
    Belirtilen rivayet evvela senet ve metin açısında zayıftır ve delil teşkil etmeyen mürsel rivayetlerden sayılmaktadır; zira Ayyaşi ile Ebu Basir arasındaki senet ve vasıta belli değildir. Eğer bazı mürsel rivayetlerin kabul edildiği söylenirse, Ayyaşi senetsiz mürsel rivayetleri delil teşkil edecek şahıslardan değildir. İkincisi rivayette Ömer b. Hattab’ın küfrü ...
  • Bilal-i Habeşî Ve Hilafet Meselesi
    10364 تاريخ بزرگان 2011/08/03
    Tarihten anlaşıldığı kadarıyla Bilal-i Habeşî halifeler biat etmemiş, bazı yerlerde onlara itiraz etmiş ve hilafet sistemi için ezan okumaktan uzak durmuştur. Bu yüzden Şam’a sürgüne gönderilmiş ve orada vefat etmiştir. ...
  • Nazarı engellemek için üzerlik otu dumanını saçmanın dinî bir kanıtı var mıdır?
    155744 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/05/21
    Bazı hakikat ve gerçekleri anlamada insan aklı ve bilgisi yetersizdir. Nazar en azından bugüne kadar insan aklı ve bilgisinin ispat edemediği ve aynı şekilde onu reddetmeye dönük bir kanıt bulamadığı bir fenomendir. Kur’an ve rivayetleri içeren dinî metinlere müracaat ederek nazarı ispat eden deliller bulmak mümkündür. İnsan ...
  • Allah’a giden yolda nuranî hicaplar yani imamlar (a.s) yükselmeye neden olur mu?
    10162 Pratik İrfan 2011/08/21
    İrfan ile ilgili tabirlerde gözlemlenen nuranî hicaplar kavramı, yolcunun ruhanî seyir ve yolculuk merhalelerinde kendisinde durması durumunda yüksek merhalelere çıkmasını engelleyen her merhaleye denir. Gerçekte manevi tekâmül ve rüşt amillerine her tür bağımsız bakış nuranî hicap olarak adlandırılır. Bu manasıyla nuranî hicapların imamlar hakkında kullanışının negatif bir değer ifade ...
  • Rehberliğin görüşüne göre “bilerek” namazı bozmanın hükmü nedir?
    32084 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/12/22
    İradi olarak farz namazı bozmak ve kesmek haramdır ama bir kefareti yoktur. Eğer insan namazını doğru kılıp kılmadığına dair şüphe ederse şüphesine itina etmemeli, namazını doğru kıldığına hükmetmeli ve namazı bozmamalıdır. Ama namazını bozarsa bunun bir kefareti yoktur. Elbette farz namazı iradi olarak bozmak haramdır ama ...
  • Âlimler ve müçtehitlerin Savefi Şahları hakkında ki genel görüşleri nedir?
    7656 تاريخ بزرگان 2009/04/08
    Her şeyden önce bilmek gerekir ki âlim ve müçtehitler şöyle bir genel kaideye inanırlar: Dini tebliğ edip yaymak için çaba harcamak lazımdır ve onun temellerinin sağlamlaştırmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamalıdır. Ancak bu ortak hedefe ulaşmak için metot konusunda görüş ayrılığı olabilir.İmam ...
  • Allah-u Teala, insanı hangi hedef için yaratmıştır?
    11755 Eski Kelam İlmi 2008/04/09
    Allah’ın yaratıcılık sıfatı, O’nun yaratmasını gerektirmektedir.Yaratılış düzeni, hikmet ve hedef üzere olan bir düzendir.Kâinatın ve varlıkların yaratılış hedefi insandır ve bütün her şey onun için yaratılmıştır. Yaratıcısının en üstün olduğu gibi o da mahlûkatın en üstünüdür.İnsanın yaratılış hedefi ne için olursa olsun, sonucu hiçbir şeye muhtaç olmayan ...
  • Kurban bayramında boynuzu kırık olan hayvan kesilebilir mi?
    20897 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/02/15
    Kurbanlıktan maksat kurban bayramında Mina’da kesilen hac kurbanıysa fakihlerin çoğunun fetvasına göre yaratılıştan boynuzu var imişse (şu anda boynuzu olmasa veya kırılmış olsa bile) kurbanlık için yeterlidir.[1] Ancak boynuzun içi kırılmış veya kesilmiş ise yeterli olmaz. Dış boynuzun kırılmasının sakıncası ...
  • Din adamlarının cemaat imamı sıfatıyla kıldıkları namaz karşılığında halktan para almaları caiz midir?
    9045 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/22
    Büyük taklit mercilerinin bürolarından aşağıdaki yanıtlar alınmıştır:Yüce Rehberlik Makamı:Kıldıkları namaz karşılığında para alamazlar. Elbette geliş, gidiş ve araba ücreti vb. sıfatıyla alınırsa, sakıncası yoktur. Devletten (namaz kılma karşılığında) aylık maaş almanın ...
  • Neden Bedir savaşında Peygamberin yardımını gelen Melekler Uhut savaşında ganimetlerin toplamasına giden askerlerin önünü almadılar? Neden İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin’in (a.s.) yardımına gitmediler?
    26836 دانش، مقام و توانایی های معصومان 2012/07/21
    Bedir savaşı Müslümanların İslam tarihinde tecrübe ettikleri ilk savaştır. İslam dini yeni ve olağan üstü hassasiyete sahipti. Bunun karşısında İslam’ı yok etmek dışında hiçbir şeye rıza göstermeyen put perest ve müşrik bir toplum yer almıştı. Bunları dikkate aldığımızda Müslümanların dolaysız bir şekilde Allah ve melekleri tarafından yardım ...

En Çok Okunanlar