Gelişmiş Arama
Ziyaret
21065
Güncellenme Tarihi: 2011/07/21
Soru Özeti
Allah’ın Günleri 1000 Yıla mı Yoksa 50000 Yıla mı Denk Düşmektedir?
Soru
Allah’ın günleri 1000 yıla mı yoksa 50000 yıla mı denk düşmektedir?
Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir. (Hac, 47) Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir. (Secde, 5) Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir. (Mearic, 4)
Netice olarak bunların hangisi doğrudur?
Kısa Cevap

“Yevm” veya “gün” kavramı değişik manalarda kullanılmaktadır ve her birinin özel bir manası bulunmaktadır. Bu kavramların veya benzerlerinin metinde hiçbir çelişki oluşturmadan defalarca ve her defasında da ayrı bir manayla kullanıldığı pasajlar gözlemlenebilir. Çünkü iki cümlenin çelişik olması için aralarında sekiz ortak cihetin bulunması gerekir. Oysaki sizin sorunuz hakkında bu durum geçerli değildir; zira birinci ayet Allah’ın sabır ve tahammülünü göstermekte, ikinci ayet ilahî emir ve buyrukların nüzul ve yükseliş merhalelerinin zamanına işaret etmekte ve üçüncü ayet ise birkaç merhalede gerçekleşecek olan kıyamet vakıasının zaman müddetine atıfta bulunmaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Sorunuza üç mihver çerçevesinde yanıt verilmelidir. Bunlar, “yevm” ve “gün” kelimesinin manasının incelenmesi, çelişki şatlarının bilinmesi ve son olarak da belirttiğiniz ayetlerin çelişip çelişmediği konularını içermektedir. Her şeyden önce “yevm” kavramına dikkat etmeliyiz. Arapça sözlük kitaplarında yevm için değişik manalar belirtilmiştir ve onların bazıları şunlardır:

1. Güneşin doğmasından batışına kadar.

2. Gece ve gündüzü içerleyen tüm yirmi dört saat.

3. Mutlak anlamda zaman.

4. Nimet.

5. Hadise ve vakıa ve …[1]

Gözlemlediğiniz gibi bu kelime değişik manalara sahiptir ve ancak cümlelerdeki karine ve delillere bakarak kastedilen manaya ulaşmak mümkün olmaktadır. Bu esas uyarınca, salt “bu kavram bir cümlede belirli bir zaman miktarı ve diğer bir cümlede ise başka bir zaman miktarı olarak kullanılmıştır” argümanını temel alarak, bu iki cümlenin birbiriyle çelişik olduğuna hükmedemeyiz; çünkü iki cümlenin birbiriyle çelişkili olması için sekiz cihet açısından birbirleriyle ortak olmaları gerekir. Hatta görünüşte birbiriyle çelişkili olan iki cümle, yedi cihet açısından birbirleriyle benzeşse ve sadece bir cihet açısından aralarında fark olursa, ikisi arasında çelişki vardır denemez. Bu sekiz cihet konu, yüklem, mekân, zaman, ek, cüz ve kül, şart, yeti ve eylemden oluşmaktadır (bu hususta daha fazla bilgi elde etmek için mantık kitaplarına müracaat ediniz). Örneğin, “her gün yirmi dört saattir” ve “nevruz günü on üç gündür” diye iki cümle içinde gün kelimesini kullandığımızda hiç kimse bizi çelişkili olmakla itham etmez; zira ikinci cümlenin birinci kısmetinde kullanılan gün, yirmi dört saat manasında olmayıp mutlak zaman manasındadır. Bu esasça, belirtilen iki cümlede çelişkiye sebep olacak konu birliği mevcut değildir. Bu, benzeri bir örnekte şöyle dememize benzer: “Sınavlar on beş gün sürecektir” ve “sınav günü hiçbir devamsızlık kabul edilmeyecektir.” Gün kavramı ilkönce yirmi dört saat ve sonra ise yirmi dört saati de aşabilecek mutlak zaman manasında kullanılmıştır. Bu tabir edebî ve mantıkî olarak da hiçbir sorun taşımamaktadır. Bir kavramın böyle değişik kullanılışları, halkın konuşmalarında oldukça yaygındır. Kur’an-ı Kerim de halkın dilinde nazil olduğundan, birçok yerde bu yöntemden istifade etmiştir. Örneğin bir ayette şöyle okumaktayız: [2]"اذ یعدون فی السبت اذ تاتیهم حیتانهم یوم سبتهم شرعا و یوم لا یسبتون لا تأتیهم"  “Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı.” Dikkat ederseniz bu ayette gün” kavramı iki defa kullanılmıştır. Birinci defa normal bir gün yani cumartesi manasında kullanılmış ve ikinci defa ise cumartesi dışındaki diğer altı günü kapsayan günler manasında kullanılmıştır. Bununla birlikte bu ayette herhangi bir çelişki gözlemlenmemektedir. Bu türden örneklere aşağıdaki ayetlerde de rastlamaktayız: Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"انا ارسلنا علیهم ریحا صرصرا فی یوم نحس مستمر"[3] “Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgâr gönderdik.” Diğer bir ayette de şöyle buyurmaktadır:

"و اما عاد فاهلکوا بریح صرصر عاتیة . سخرها علیهم سبع لیال و ثمانیة ایام حسوما... . "[4] “Âd kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgârla helâk edildi. Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti.” Hiçbir insaflı insan birinci ayet gürültülü ve dondurucu rüzgârın bir günde olduğunu ve sonraki ayet ise bunun sekiz günde olduğunu bildirdiğinden bunlar arasında çelişki vardır diyemez! Çünkü bu ayetler üzerinde biraz düşünüldüğünde birinci ayetteki gün kavramından mutlak zamanın kastedildiği ve ikinci ayette ise yirmi dört saat manasında günün kullanıldığı anlaşılacaktır. Bu nedenden ötürü, her ne kadar bu kelime iki ayrı manada kullanılmışsa da çelişki arz etmemektedir. Şimdi tüm yer ve gök günlerinin Allah’ın günleri olduğunu açıklığa kavuşturmak için sorunuza konu olan ayetleri inceliyoruz:

1. Hac Suresi 47. Ayet: Bu ayet sürekli Peygamberden (s.a.a) nübüvvetini ve doğru sözlülüğünü ispat etmek için kendilerine ilahi azabı indirmesini isteyen inkârcıları uyarma hakkındadır. Onlar bu istekleriyle ilahi azap gelmemesi durumunda Peygamberin (s.a.a) elçiliği hususunda (Allah’a sığınırız) doğru söylemediğini lanse etmek istemişlerdir! Bu doğrultuda ve bu müşriklere cevap olarak Yüce Allah her ne kadar sizler aceleci olsanız da Allah’ın işinde acele olmaz ve sizin bin yılınız Allah’ın bir günüdür diye buyurmaktadır! (Nitekim Nuh kavmine de yaklaşık bin yıl fırsat verilmiştir[5]). Bu esas uyarınca, sonraki ayette ahalisi zalim olmasına rağmen nice memleket halklarına mühlet… verdim[6] diye buyrulmaktadır. Söz sanatına azıcık aşina olan her şahıs, bu ayetteki bin yılın hiçbir özelliği olmadığını, bunun sadece Allah’ın kendi düşmanlarını azaplandırmasında hiçbir acele ve telaşı bulunmadığını ve nitekim iki bin yıl veya daha fazlasının Allah için bir gün kadar olduğunu ve esasen Allah için zamanın söz konusu olmadığını gösterdiğini bilir. Zamana işaret eden, sadece bir konuyu iletmeyi hedefleyen ve tam bir miktarın gözetilmediği bu türden örnekler, Kur’an ayetlerinde oldukça göze çarpmaktadır. Mesela:

A. Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır.[7]

B. Emrimiz ancak bir tek emirdir. Göz kırpması gibidir. (Anında gerçekleşir.)[8]

C. (Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve öldükten sonra tekrar diriltilmeniz, ancak bir tek insanı yaratmak ve diriltmek gibidir.[9]

Bu şekilde beyan edilen ayetlerin tümü şu mana ve mefhumun göstergesidir: İnsan belirli ve az bir zaman diliminde yaşadığından ve kısıtlı bir güce sahip olduğundan, Allah’ın fiilinin niteliğini anlaması olanaksızdır. İnsan Allah’ın fillerini kendi ölçüleriyle değerlendirmektedir. Ama bu insan dünyevî yaşam hisarından çıkacak olursa, onun için zaman ve mekânın manası değişecektir. Nitekim insan kıyamet gününü ve onun zamansal genişliğini gözlemlediğinde kendi dünyevî yaşamının müddetinin bir gece veya bir günden çok olmadığı sanısına kapılacaktır![10]

2. Secde Suresi 5. Ayet: Bu ayet Allah tarafından yaratılış âleminin nasıl yönetildiğiyle irtibatlıdır. Her ne kadar biz onun tüm sır ve gizemlerinden haberdar olmasak da bu ayette ona kısa bir işaret edilmiş ve ilahi emrin gökten yeryüzüne ve onun yeniden göğe dönmesinin her merhalede dünyevî bin yıl sürdüğü açıklanmıştır. Bu ayet kıyamete özgü değildir ve şimdi dahi tüm yaratıklar ilahi emir ve yönlendiriciliğin kontrolü altındadır. Bu esas uyarınca, bu ayette işaret edilen husus, sadece ilahi emirlerdeki her merhalenin gerçekleşme zamanıdır. Dünyada bunun kaç merhalesinin gerçekleştiği ve onun kaçıncı merhalesinde kıyamet günü ve ahiret dünyasının yer alacağı ise tam olarak beyan edilmemiştir!

3. Mearic Suresi 4. Ayet: En sonda işaret ettiğiniz bu ayet kıyamet hakkındadır. Bu ayette önceki ayetlerle çelişmeye sebep olacak şekilde Allah’ın günü elli bin senedir diye bir beyanda bulunulmamıştır. Bu ayet sadece kıyamet hadisesinin elli bin yıl çekeceğini ilan etmektedir.[11] Başka bir tabirle bu ayetteki “gün” kavramı daha önce işaret ettiğimiz gibi hadise ve vakıa manasındadır. Bu esas uyarınca, Meairc süresinde kıyamet vakıasının elli bin yıl olarak ilan edildiği, bunun elli merhaleye sahip olduğu, her merhalenin diğer surelerde belirtildiğine göre normal bin yıla denk düştüğü ve her merhalede meleklerin yükseldiği ve indiği gözlemlenebilir. Bu şekilde, hiçbir edebî ve mantıkî sorun olmaksızın bu ayetler tevil ve tefsir edilebilir. İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen bir rivayet de bu tefsiri onaylamaktadır! İmam şöyle buyurmaktadır: Kıyametin elli merhalesi vardır ve her merhalesi bin yıldır.[12] Son netice şudur: Bu ayetler ayrı konular hakkında nazil olduğundan ve konu birliği taşımadığından, birbirleriyle hiçbir çelişki arz etmemektedir. Bu alanda belirtilen delillere ek olarak, beyan edilmesi faydalı bir nokta da mevcuttur: Her ne kadar Hac suresi Medine’de nazil olmuşsa da Secde ve Mearic surelerinin her ikisi de Mekke’de nazil olmuş ve daima Peygamberi (s.a.a) yalanlamak isteyen ve de Kur’an ayetlerinde açık arayan düşmanlar, bu ayetlerde böyle bir çelişki gözlemlememişlerdir. O dönem Araplarını hatta tüm yönlerde geri kalmış fertler olarak kabul etsek de onların hitabe ve konuşma açısından dönemin dünya halklarının çoğundan daha önde olduğunu kuşkusuz bilmekteyiz. Dolayısıyla onların böyle bir çelişkiyi tespit edecek ilmî bir kapasiteye sahip olmadıklarını veya hepsinin zayıf bir hafızaya sahip olduklarını veyahut önceki ayetleri unuttuklarını iddia etmek mümkün değildir! Allah’ın benzer bir sureyi getirmeğe dönük çağrısına karşın insanların şimdiye dek böyle bir çağrıya yanıt vermemeleri ve bu alanda yapılmış çalışmaların sonuçta başarısız kalması, Kur’an’ın mucize olduğunun yeterli kanıtıdır.



[1] İbn. Manzur, Lisanu’l-Arab, c. 12, s. 649 ve sonrası.

[2] A’raf, 163.

[3] Kamer, 19.

[4] Hakka, 6 ve 8.

[5] Ankebut, 14.

[6] Hac, 48.

[7] Nahl, 77.

[8] Kamer, 50.

[9] Lokman, 28.

[10] Naziat, 46.

[11] İbn. Şehraşub, Müteşabehu’l-Kur’an, c. 2, s. 106, Dar-i Bidar lilneşr, 1329 h k.

[12] Kuleyni, Muhammed b. Yakub, Kafi, c. 8, s. 143, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye, Tahran, 1365 h k.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • arazinin tapusunu erken alabilmek için avukat tarafından rüşvet verilmesinin hükmü nedir?
    7473 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/01
    Rüşvetin alınması, verilmesi, rüşvetin tahakkuk bulaması için vasıtalık görevinin yapılmesi bütün şekilleriyle ve her kime veriliyorsa verilsin haramdır. İster hakkın tahakkuk bulması için olsun, ister batılın ibtaledilmesi için, ister asıl işin gerçekleşmesi için olsun, ister işin daha erken gerçekleşmesi için, ister başka kimselerin hakkına zayıat verilmesine sebebiyet ...
  • Rivayette müminlerin birbirleriyle ilişkilerinde sevinçli ve güler yüzle davrandıkları gelmiştir. Acaba bu mesele, yaşamda karı-koca arasında da geçerli midir?
    6781 خوش رفتاری 2012/09/09
    Müminin sıfatlarının birisi hakkında zikredilen rivayetlerde, onun başkalarına karşı sevinçli ve güler yüzlü davrandığı ve hüzün ve gamını kalbinde gizlediği; bu sıfatın dostluk eğilimini çektiği buyrulmuştur. Bu konunun müşterek yaşamda ve aile içinde başka bir şekilde olduğunu; evli çiftlerin birbirlerinin gam ve hüznüne ortak olduğunu; eşlerin birbirine ...
  • Kadın eşinin cinsel birleşme isteği karşısında kaçınabilir mi?
    105033 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/07/21
    Peygamber Ekrem (s.a.a) ve onun pak Ehlibeyti’nin (a.s) rivayetlerinde cinsel birleşmeyle alakalı kadın ve erkeğin bir birlerini gözetmeleri gerektiği konusu belirtilmiştir. Cinsel birleşmede olduğu gibi karşılıklı bu gözetme çok yönlüdür. Bu rivayetlerde erkeğe şöyle buyrulur: Erkeğin dinginlikle, oynaşarak ve yavaş yavaş cinsel birleşme amelini yerine getirmesi müstehaptır.
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9397 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Niçin altın takmak erkeğe haramdır?
    94710 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/01/14
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız ...
  • Bir kimsenin keramet sergilemesi onun hak oluşu manasına gelir mi?
    6642 Pratik İrfan 2012/05/03
    İrfanda yaygın olan konulardan birisi, keramet ve olağanüstü işler yapma meselesidir. İrfan ve seyr-i sülûk yolunda keramet, mükaşefe ve olağan dışı işlerin meydana gelmesi, insanın bunlar ile mağrur olacağı ve bu hususları çok önemseyeceği hususlar değildir. Bunlar yüce Allah’ı şuhudi olarak tanımanın ilk ve çok düşük basamaklarıdır. ...
  • İnsanların hepsi kıyamette nasıl tekrar dirilecekler? Oysaki yaşam dönemleri ve dilleri birbirinden farklı hatta çoğunun mezarı bile yok balıklara yem oldular?
    4155 Eski Kelam İlmi 2019/12/01
     Eğer bir insan Allah Teala’nın her şeye kadir olduğunu idrak etmiş ve hiçbir alet ve gereç olmadan maddi alemi yaratabileceğini anlamışsa; insanları tekrar diriltmesi için kabre ihtiyacı olmadığı sonucuna da ulaşır. Her insan din gününde tekrar diriltilecektir ister kabirleri olsun ister olmasın. Günümüzde bilim dünyası eğer bir ...
  • Acaba mezi, vezi, vedi necismidir?
    8521 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/04/07
    İnsan bedeninde idrar yolundan meni ve idrar dışında dışarı çıkan sıvılar bir kaç kısma ayrılır: Büyük abdesten sonra açığa çıkan ve azda olsa yapışkanlık taşıyan sıvı; bu sıvı “vedi” olarak adlandırılır. Cinsel birliktelik sırasında orgazm öncesi ve meninin gelmesinden önce açığa çıkan sıvı; bu ...
  • Ehl-i kitap, meadın cismani olduğuna inanıyor mu? Lütfen bu alanda bir kaç kitap tanıtır mısınız?
    8732 Eski Kelam İlmi 2010/12/28
    Cevabın daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor:1-Ehl-i kitabın (ister Yahudi olsun, ister Hıristiyan, ister Zerdüşt) öğretilerinde cismani mead adı altında bir konudan özel olarak bahsedilmemiştir. Bu yüzden bu konuda söyleyeceğimiz şeyler Ehl-i kitabın dini kitaplarından mead inancı hakkında anladıklarımızdır.
  • Müslüman kadınlar camiasından ilmi havzalarda içtihat derecesine ulaşanlar var mı?
    10500 تاريخ بزرگان 2010/06/08
    İslam’ın ilime önem vermesi ve ilimi kadın erkek herkese farz kılması sonucu bazı kadınlar ilim öğrenimine iştigal edip sonunda içtihat derecesine ulaşmışlardır.Örneğin, H. K. 1403 yılında vefat etmiş olan Bayan Müçtehit Emin ve şimdi kadınların ilmi havzalarının değerli üstatlarından ...

En Çok Okunanlar