Gelişmiş Arama
Ziyaret
5050
Güncellenme Tarihi: 2008/12/22
Soru Özeti
“Um” olarak adlandırılan Kuran’ın ilk nüshası neredeydi ve nasıl toplatılmıştır?
Soru
“Um” olarak adlandırılan Kuran’ın ilk nüshası neredeydi ve nasıl toplatılmıştır?
Kısa Cevap
Kuran’ın toplatılmasıyla ilgili üç görüş bulunmaktadır:
  1. Kuran’ı Kerim İslam Peygamberi (s.a.a)’in zamanında hazretin denetimi altında kendisi bizzat yazmamış olsa da ilahi hidayet ışığında bir araya getirilmiştir.
  2. Elimizdeki Kuran İmam Ali (a.s) tarafından Peygamberi Ekrem (s.a.a)’in vefatından sonra evden dışarı çıkmadığı dönemde bir araya getirilmiş ve tedvin edilmiştir.
  3. Kuran’ı Kerim İslam Peygamberi (s.a.a)’in vefatından sonra İmam Ali (a.s)’ın dışındaki bazı sahabeler tarafından bir araya getirilmiş ve tedvin edilmiştir.
Tarihçiler Osman’ın desturuyla bir komite tarafından tatbik edilmiş, hazırlanmış ve İslam beldelerine gönderilmiş Mushafların sayısı hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn. Ebu Davut bu nüshaların sayısını altı olarak bildirmekte ve bu nüshaların her birinin o dönemin en önemli İslam merkezlerine gönderildiğini ifade etmiştir. Nüshaların gönderildiği merkezler: Mekke, Küfe, Basra, Şam, Bahreyn ve Yemen. Bu altı nüshaya ek olarak bir nüshada Medine’de saklanmaktaydı. Bu nüshanın adı “Um” ya da “İmam” adıyla adlandırılmıştı. Araştırmacıların görüşüne göre Kuran’ı Kerim’in ilk nüshası Medine şehrinde Osman döneminde bir araya getirilmiş ve “Um” adı verilmiş ve korunmuştur.
Ayrıntılı Cevap
Kuran’ın Toplatılması:
Kuran’ın toplatılmasıyla ilgili üç görüş bulunmaktadır:
  1. Kuran’ı Kerim İslam Peygamberi (s.a.a)’in zamanında hazretin denetimi altında kendisi bizzat yazmamış olsa da ilahi hidayet ışığında bir araya getirilmiştir.
  2. Elimizdeki Kuran İmam Ali (a.s) tarafından Peygamberi Ekrem (s.a.a)’in vefatından sonra evden dışarı çıkmadığı dönemde bir araya getirilmiş ve tedvin edilmiştir.
  3. Kuran’ı Kerim İslam Peygamberi (s.a.a)’in vefatından sonra İmam Ali (a.s)’ın dışındaki bazı sahabeler tarafından bir araya getirilmiş ve tedvin edilmiştir.
Birçok Şia uleması özelliklede son dönem âlimleri ve günümüz araştırmacıları Kuran’ı Kerim’in İslam Peygamberi (s.a.a)’in zamanında kendisinin gözetimi altında bir araya getirildiği görüşündedir.
Bazı Şia âlimleri ise ikinci görüş olan Emir ’el-Müminin Ali (a.s) tarafından bir Kuran’ın bir araya getirildiği görüşünü kabul etmişlerdir. Lakin Ehlisünnetin birçoğu üçüncü görüşü benimsemişlerdir. Oryantalistlerde genellikle bu görüşü kabullenip Hz. Ali (a.s)’ın bir araya getirdiği Kuran’ın Ashap tarafından görmezden gelindiğini yani itina edilmediğini ifade etmişlerdir.
Aşikârdır ki birinci ve ikinci görüşe göre Kuran’ın bir araya getirilmesi Allah Teâlâ’ya mensup olmaktadır. Surelerin ortaya çıkışı, tertibi ilahi vahyin ışığında gerçekleşmiş olacaktır. Zira Allah Resulü (s.a.a) ayeti şerife göre: «ما ينطق عن الهوى ان هو الا وحى يوحى» “Kendi nefsinden konuşmaz (söylediği her söz) ona vahiy edilmiş vahiydir ancak.” Bütün buyrukları özelliklede din hususunda vahyin hidayetiyle iç içedir. Masum İmamlar ’da nebi değillerse de risaletin devamını sağlamakta, Allah tarafından ismet makamına seçilmiş ve ledünnü ilme sahiptiler.  
Üçüncü görüşü benimseyenler surelerin ve tertibin ilahi kaynaklı olduğunu ispatlayamayacakları gibi bunun böyle olduğunu reddetmiş olmaktadırlar. Sahabenin kişisel tercih ve yeğlemelerini bu konuda müessir bilmiş olurlar.[1] Zira bu görüşe göre Peygamberin vefatından sonra sahabe bir araya gelerek İmam Ali (a.s)’ı müdahil etmeden kendileri Kuran’ı günümüzde ki şekliyle bir araya getirmiş ve tedvin etmiş olmaktadırlar.
Kuran’ın İlk Nüshası:
Üçüncü görüşe göre İslam Peygamberi (s.a.a)’in vefatından ve İmam Ali (a.s)’ın Mushaf’ının (Hükümet eden Güç tarafından) kabul edilmemesinden sonra bir kısım sahabe ezcümle Abdullah ibn. Mesut, Miktat ibn. Esvet ve Ebu Musa Eş’eri[2] Kuran’ın bir araya getirilmesine meşgul oldular.
Sahabe kendi bilgi, birikim ve liyakatleri hasebince ayetleri bir araya getirmeye ve Kuran’ın surelerini düzenlemeye koyuldular. Her biri kendine özgü bir Mushaf bir araya getirdi. Bu işin üstesinden gelemeyenlerde diğerlerinden onlar için bir Mushaf kopyalamasını, ayet ve Kuran surelerini onlar için bir araya getirmesini istediler. Bu şekilde ve İslam devletinin sınırlarının genişlemesiyle Mushafların sayısı günden güne artış yaşadı.[3] 
Mushaf toplayanlar muhtelif insanlardı ve birbirleriyle bağlantıları da yoktu. Diğer bir taraftan salahiyet, yetenek ve birikim bakımından bir eşitlik söz konusu değildi. Ellerindeki nüshaların her biri yöntem, tertip, kıraat ve… açısından diğerleriyle bir değildi. Mushaflar arasındaki fark ve kıraat farkı halk arasında ihtilafa yol açmaktaydı.  Bu farklılıklar hilafetin merkezi Olan Medine’de Kuran muallimlerinin öğrencilerine farklı şekillerde eğitim vermesine kadar varmıştı.
Bu ihtilaflar sahabenin Osman’dan Mushafları tekbir Mushaf’a indirgemesi beklentisi içinde olmalarının altyapısını oluşturdu. Osman ilk başta Zeyd ibn. Sabit, Said ibn. As, Abdullah bin. Zübeyir ve Abdullah ibn. Haris ’ten müteşekkil olan dört kişiyi bu işi yapması için görevlendirdi. Daha sonra bazı sahabelerin itirazı üzere sekiz kişiyi daha bu gruba ilave etti. Bu yapıda ayetlerin imlası Peygamberin seçkin sahabesi Ebi ibn. Keeb riyasetinde gerçekleşti.  Bu ekip Mushafları toprakları genişlemiş İslam ülkesinin çeşitli bucaklarından ve merkezlerinden toplayıp bunların arasından Kuranı bir araya getirdiler. Diğer Mushaflar Osman’ın emriyle ya yakıldı yâda kaynar suya atıldı.[4]
Masum İmamlar(a.s) mevcut olan Kuran’ı teyit ederek tilavetin bu Kuran’a göre eda edilmesini öğütlediler. Örneğin Hz. Ali (a.s) bu çalışmaya onay verdiğini açıklamıştır. İbn. Ebi Davut, Suveyd ibn. Gufeyle’den nakleder İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: “ Allah’a ant olsun Osman Mushaf (Kuran) hakkında bizlere danışmadan hiçbir şey yapmadı.”[5]
Başka bir rivayette Ali (a.s) buyuruyor: “ Eğer Mushaflar konusu bana bırakılsaydı; bende Osman’ın yaptığının yapardım.”[6]
Osman tarafından mushafların teke indirilmesi için görevlendirilen komite görevini üç ana başlık altında yürüttü:
  1. Kaynakların toplanması ve Müslümanlar arasında dağıtılacak sahih Mushaf’ın temini.
  2. Hazırlanmış Mushafların sıhhatinden ve aralarında ihtilaf olmadığından emin olunması için birbiriyle karşılaştırılması.
  3. Bütün İslam beldelerinde bulunan mushafların ve Kuran’ın yazılmış olduğu sahifelerin toplatılması ve ortadan kaldırılması.[7]
Maalesef bu komite üç aşamada da gerekli olan özveriyi ve dikkati göstermedi ve görevlerini yerine getirmede biraz toleranslı davrandılar. Özellikle ikinci aşamada zira Mushafların karşılaştırılması daha fazla dikkate ve incelemeye ihtiyaç duymaktaydı.
Mushafların toplatılması ve yok edilmesi aşamasında Osman şu şekilde amel etti: çeşitli beldelere birilerini göndererek Kuran’ın yazılmış olduğu sahifelerin ve mushafların toplanmasını sağladı ve daha sonra onların yakılmasını emretti.[8]
Osman ilk başta mushafların teke indirilme işinin kolay olduğunu sanıyordu. İşte bu yüzden bu işi yapacak yeterli liyakati olmayan bir grup kurdu. Sonradan bu işin üstesinden gelebilecek içlerinde «سیّد قرّا» “Karilerin efendisi” ve Ebi ibn. Keeb gibi seçkin sahabenin olduğu liyakatli ve yetkin bir ekibe tevessül etti.[9]
Diğer taraftan Osman bütün Müslümanlara kimin elinde Peygamberden duyduğu Kuran’ın bir bölümü varsa bu komiteye teslim etmesini ilan etti.[10] Bu genel ilan sonucunda halk ellerinde bulunan üzerine Kuran’ın yazılmış olduğu levhaları, tahtaları ve kemikleri komiteye teslim etti.
Tarihçiler hazırlanmış, karşılaştırılarak eşleştirilmiş İslam beldelerine gönderilmiş Mushafların sayısı hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn. Ebu Davut bu nüshaların sayısını altı olarak bildirmekte ve bu nüshaların her birinin o dönemin en önemli İslam merkezlerine gönderildiğini ifade etmiştir. Nüshaların gönderildiği merkezler: Mekke, Küfe, Basra, Şam, Bahreyn ve Yemen. Bu altı nüshaya ek olarak bir nüshada Medine’de saklanmaktaydı. Bu nüshanın adı “Um” ya da “İmam” adıyla adlandırılmıştı.[11]
 Öyleyse araştırmacıların görüşüne göre Kuran’ı Kerim’in ilk nüshası Medine şehrinde Osman döneminde bir araya getirilmiş ve “Um” adı verilmiş ve saklanmıştır. Her bölgeye gönderilen Mushaf o beldenin merkezinde korunmaktaydı. Onun üzerinden diğer nüshalar kopyalanarak halkın eline ulaşması sağlanmaktaydı. Yalnızca bu nüshaların kıraati resmiyet taşımakta olup Eşleştirilmiş nüshanın kıraatiyle farklılık taşıyan nüsha resmiyet taşımayan, geçersiz ve yasak nüsha hükmünde olup kullanılması cezai gerektirmekteydi.[12]
Medine’de bulunan Mushaf temel kaynak hükmünde olup; eğer islam beldelerinde gönderilen Mushaflar arasında bir ihtilaf yaşanırsa ihtilafın ortadan kalkması ve tashihi için Medine Mushaf’ı ölçü kabul edilmekteydi. Bu Mushaf’a göre diğer Mushaflar tashih edilmekteydi.[13]
 
 
 
 

[1] 71 numaralı cevaptan iktibas edilmiştir. Site: 314.
[2] Muhammet Hadi, Marifet, Ulum Kuran, s.125, Müesseseyi ferhengi temhit, yaran çap, 4.bk, Kum, 1381.şemsi.
[3] Ulum Kuran, 132.s.
[4] Ulum Kuran, 133; Muhammet Hadi, Marifet, Tarih Kuran, 84- 139.s, tahran, semt, 1357.şemsi.
[5] Siyuti, Celaluddin, El’itkan fi ulum Kuran, 1.c, 59.s, yeni baskı.
[6]  İbn. El’cezri, En’neş fi kıraat’il-eşer, 1.c, 8.s, Mektebe Mustafa Muhammet yayınları, Mısır.
[7] Ulum Kuran, 142.
[8] Ulum Kuran, 143.
[9] Esgalani, ibn. Hacer, Tehzib Et’tehzib fi esma’i-rical, 1.c, 187.s, meclisi dairet’ul-mearif En’nizamiye.
[10] Secistani, Süleyman, El’Mushaf, 24.s, Mektebe’tur-Rahmaniye, Mısır.
[11] El’Mushaf, 34.s.
[12] Ulum Kuran, 146.s.
[13] Ulum Kuran, 146.s.
Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Eğer tırnaktaki ojeyi temizleme imkânı yoksa vazife cebire abdesti almak mıdır yoksa teyemmüm mü?
    21449 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Belirtilen soruyu büyük mercilerin bürolarından sorduk ve alınan yanıtları aşağıda açıklıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Sorudaki durumda cebire abdesti alması gerekir.Hz. Ayetullah Uzma Safi Gülpaygani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Eğer abdest ve gusül yerine bir şey yapışmışsa ve bunu kaldırmak mümkün ...
  • İnsanın zatının kaynağı nedir ve bunun davranışlardaki etkisi nasıldır?
    10250 Yeni Kelam İlmi 2009/10/22
    Hikmet-i Mütealiye’ye göre zatlar önce belirsiz bir şekilde vardırlar, sonra maddi var oluşla belirlenmektedirler. Ondan sonrada bireysel bir varlığa sahıp olurlar.İnsanın zatı, onun ortaya çıkışının başlangıcından itibaren onunla beraber olup maddi ve manevi boyutlarını kapsamaktadır. Genellikle maddi ...
  • İslam kelamı nasıl vücuda geldi ve kelamla isimlendirilmesinin illeti ve fırkalar hakkında kısa açıklama yapınız?
    8891 Eski Kelam İlmi 2012/08/16
    Hicretin birinci asrın sonunda İslam ülkelerinin alanları göze çarpacak bir şekilde değişti ve ilime özel bir konum ihtisas edildi. En önemli ilimlerden birisi kelam ilmidir ki dini konuları yeni bir bakışla değerlendirmeye tabi tuttu. Bu ilmin vücuda gelmesi için dâhili ve harici olmak üzere birçok amil neden ...
  • İsm-i A’zam, Kerrubin, Tis’a Ayat, Tabut-i Şehadet vb. gibi deyimlerin açıklamasını yapabilir misiniz?
    9660 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/06/16
    İsm-i A’zam’ı ve diğer yüce ve derin manaları içeren ‘Semat’ ya da ‘Şebbur’ duası meşhur irfani dualardandır. Semat duasının bazı bölümleri hakkında özetle şöye diyebiliriz: Bu duada Allah’ın İsm-i A’zam’ına, Peygamberlere ve Allah’ın peygamberiyle konuştuğu, vahyettiği mukaddes yerlere yemin verilmiş veya dua edilmiştir. Duanın cümle ...
  • Ayakkabı giymenin adabı nedir?
    21313 Pratik Ahlak 2012/05/12
    İslam dini semavi dinlerin en sonuncusu, en kâmili ve en camiidir. Bu bağlamda İslami öğretiler insanın tüm boyutlarını; bireysel ve toplumsal yönlerini her zaman ve her mekân için göz önünde bulundurmuş ve onun tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor. Her halükarda İslam dininin hakkında nazar vermiş ve adap belirlemiş ...
  • Neden İdeolojimizin ve dünya görüşümüzün bazı gerekliliklerini terk etmemiz yanlış karşılanmaktadır?
    5782 چیستی دین 2020/01/22
    Aslında İdeoloji sözlükte inanç bilimi olarak geçer. Ama inanç ve düşünce sistemi yerine istimal edilmektedir.Terminolojik olarak ise bazen genel anlamda Teorik ve pratik düşünceler bütünü olarak istimal edilmekte; bazen ise özel anlamda dünya görüşünün karşısında kullanılmaktadır.İkinci anlamında kullanılacak olursa İdeoloji, insan ...
  • Hz. Meryem’in makamının yükselmesine neden olan şey nedir?
    16248 زن 2012/06/26
    Kur’an ve hadislerden anlaşılan şu ki; İmran’ın kızı Meryem, mali bakımından iaşesini idare edebilecek bir güce sahip değil ve böyle fakir bir ailede (zira o doğmadan önce babası vefat etmişti) dünyaya gelmiştir. Bu neden dolayı onun sorumluluğunu Hz. Zekeriya (Meryem’in teyzesinin kocası) üstlenmişti. Bu değerli ...
  • Nelerin üzerine secde etmek caizdir?
    4148 Secde 2019/03/12
    Bu konuda var olan genel kaide: yere ve yerden biten şeylerin üzerine secde etmenin sahih olduğudur. Elbette yerden biten şeyin insanın kullandığı yiyecek ve giyecek olmaması şartı vardır. Öyleyse buğday, arpa ve pamuk gibi bitkilerin üzerine secde etmek doğru değildir. Üzerine secde etmenin sahih olduğu nesnelere bazı ...
  • Şirk nedir?
    21083 Eski Kelam İlmi 2009/10/10
    Şirk lügatte, pay vermek anlamındadır, Kur’ani kullanışta ise şirkten kasıt Allah-u Teala’ya ortak ve benzer koşmaktır. Şirk, tevhit ve “hanifliğin karşısında yer almaktadır. Hanif yani, istikamet ve itidale yönelmek. Muvahhit insanlar şirkten yüz çevirip tevhit esasına yöneldikleri için onlara hanif denir.
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4662 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...

En Çok Okunanlar