Gelişmiş Arama
Ziyaret
16947
Güncellenme Tarihi: 2010/01/02
Soru Özeti
Müfessirlerimiz nuşüz ayetindeki (kadınları dövünüz anlamında olan) “vadribuhunne” sözcüğünü nasıl tefsir veya tevcih etmişler?
Soru
Müfessirlerimiz nuşüz ayetindeki (kadınları dövünüz anlamında olan) “vadribuhunne” sözcüğünü nasıl tefsir veya tevcih etmişler?
Kısa Cevap

 İslami öğretilerde kadınlar değerli bir konuma sahiptirler. Peygamber (s.a.a) ve imamların (a.s.) rivayetlerinde kadınlar övülmüş ve temcit edilmişler. Rivayetlerimizde salih kadın, bereket ve hayır kaynağı ve en değerli varlık olarak tarif edilmiştir. Hakeza cezalandırılması da yasaklandırılmıştır. Kadınlara yönelik cezalandırma (dövme) gibi kötü davranışlarda bulanan beyler de en kötü varlıklar olarak tanıtılmıştır. Yalnız kendi kocalarının hak ve hukukuna riayet etmeyen kadınlar var ve onları bu durumlarından caydıracak tüm yöntemler uygulandığı halde caymazlarsaa onlar bu durumdan istisna edilmiştir. Nisa 34. ayetinde kadınların baş kaldırılmasından ve dövülmelerine izin verilmiş ise bu tür kadınlar içindir.

Konu edilen ayette ilkin itaatkâr ve layık olan kadınların vasıfları anlatılmış ve daha sonra bazı hanımlar usulsüzlük yapabilirler ihtimali göz önünde bulundurulmuş ve böyleli kadınlara karşı kocalarının nasıl davranmaları gerekir noktasında bazı öğütlerde bulunmuştur. İlk merhalede kocaların vazifesi böyleli kadınlara karşı öğüt ve nasihatte bulunmaları, ikinci merhalede yataklarını terk edip uzak durmaları beyan edilmiştir. İkinci merhalede açıklanmış olan vazife birinci merhalede beyan edilmiş olan vazifeye oranla daha serttir. Son üçüncü merhalede ise dövmeleri konu ediliştir. Bu son merhale ile ilgili birkaç noktaya dikkat edilmesi gerekir:

1. üçüncü merhale son merhaledir. Doğal olarak daha önceki merhalelerde sorun çözülürse son üçüncü merhalenin icra edilmez.

2. Fiziksel uyarı; fıkıh kitaplarındaki açıklamalara göre çok hafif ve kadının bedeninde kırıklık, yara ve morartı gibi izlere sebebiyet vermeyecek şekilde olmalıdır.

3. Fiziksel uyarının kendisi de merhalelidir. Öyle ki, rivayetlerde misvak çubuğuyla dövmeye bile işaret edilmiştir. Dolayısıyla ilk merhaleler etkili olursa sonraki merhalelerin icra edilmesi caiz değildir.

4. Bu konu kadınlara mahsus değildir. Erkekte huysuzluk eder ve uyumsuzluk yaparsa hâkim onu uyarmalı ve gerekirse onu vazifelerine aşına etmek için tazirde (fiziksel uyarıda) bulunabilir.

Ayrıntılı Cevap

 Müfessirlerin “Vedribuhunne” (kadınları dövün) sözcüğü hakkındaki görüşlerini beyan etmeden önce İslam’ın, kadının değeri hakkındaki görüşüne değinmeliyiz. İslam’ın yüce öğretilerinde kadınlara ve eşlere çok değer verilmiş ve rivayetlerde övülmüşlerdir. İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ”Hayrın ve bereketin en çoğu kadınlarda yerleştirilmiştir”[1].

Şia âleminin altıncı İmami, kadınları iyi ve kötü olmak üzere iki gruba ayırmış ve onların iyileri hakkında “Bu kadınların değeri gümüş ve altından ve diğer mücevherlerden daha çok yüksektir, mücevherin onlara karşı hiç bir değeri olamaz” demiştir.[2]

Allah’ın Resulü (s.a.a) de “Bu dünya bir eğlence (metaa) konumundadır, bu eğlencenin en iyisi ise güzel ahlaklı kadındır” buyurmuştur.[3]

Masumların bu değerli sözleri kadınların değerlerinden bir kısmına işaret ediyor ve kadınların varlığının hayır ve bereketin kaynağı ve onların vücutsal ve manevi değerlerinin dünyanın en kıymetli eşyasından daha üstün olduklarını belirtiyor.

Kadınları dövmek yasaktır:

İslam’ın buyrukları bu bağlamda dikkatimizi hassas nüktelerle çekmektedir. Zira bedensel ve ruhsal olarak kadınların cezalandırılmasını ailevi bir cinayet olarak tanımlamaktadır. Kadınlar erkekler gibi şerefli ve değerli varlıklardır. Bu nedenle dövme olayı insanlar tarafından tahammül edilemez bir eylemdir. Titreyen bu gönüller ve merhametli olan bu kalpler nazik ve şerefli varlıklardırlar. Onların sahip oldukları beden hayvanların sahip oldukları organlar gibi dayanaklı değildir ki, dövülmeyi ve cezalandırılmayı tahammül edebilsin. İslam dini kadınların cezalandırılmasını yasaklamıştır.   Bu bağlamda Resül’i (s.a.a) Ekrem şöyle buyuruyor: ”Ey insanlar hanımlarınız hakkında çok dikkatli olun. Zira onlar ilahi vaatlarla maiyetinize verilmiştir ve Allahın özel kelimeleriyle kendinize onları kendinize helal kıldınız. Şu halde bu emanetleri dayaklar altına alıp aşk ve muhabbet odağı olan gönüllerini incitmek size yakışır mı?”[4]

Ve yine şöyle buyuruyor: ”En kötü erkeklerin belirtilerinden birisi, kendi hanımını ve kölesini dövüp kendilerine karşı merhametli ve şefkatli olmayan kimsedir”[5]

Ama kendi kocalarının haklarını göz ardı edip onların cinsel ihtiyacını gidermek noktasında kusur eden, kocasının izni olmaksızın evinden dışarı çıkan, kötü ahlaklarıyla muhabbet ve huzur merkezi olan evi, çatışma merkezine döndüren ve yersiz olarak kendi kocalarının işlerine dehalet ederek onları tesir altında bırakan bir grup kadınlar da söz konusudur. Bu gruptan olan kadınlar istisna edilmiş ve İslami açıdan bunlar şiddetli bir şekilde kötülenmişlerdir. Resul’i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyor: ”varlık âleminde en kötü şey uyumsuz(luk yapan) kadınlardır”[6].

Kur’an, hadis ve İslam fıkhı literatüründe böyleli (uyumsuzluk yapıp aile düzenine riayet etmeyen) kadınlara “naşize” deniliyor. Bu durum da gurur, kendini üstün görme ve bencilikten kaynaklanıyor.

Sonuçta istisna edilmiş olan böyleli kadınlar, kocalarının sözlerini dinlemez ve kocalarının hayatını olumsuz etkiler ve hayatlarını onlar için zorlaştırırlar. Mukaddes İslam dini böyleli insanların ıslahı ve cezalandırmaları için aklanı bir yöntem öne sürmüştür. Kur’an-i kerim nisa süresinde olan bu ayeti kerimede evlenme ve aile meseleleriyle alakalı ince ve latif nüktelere işaret etmiştir. Sevindiricidir ki, yeni ilimler de bu ayetin bazı sır ve hikmetlerini keşif ve beyan edebilmişlerdir. Aslında bu ayeti kerime Kur anın ilimsel mucizelerinden birisidir. Gerçi Kur’an-i Kerimin bütünü, farklı yönlerden icaza sahiptir.

Açıktır ki aile konuları ve özellikle kadın erkek ilişkileri çok zarif ve ilginçtir. Bazen aşk ve sevgiyi kızgın bir çehreyle göstermek gerekirken, bazen de sinir ve kızgınlığı sevgi ve mehabetli bir çehreyle gösterilmesi lazım. Bu ikisinin fasılasının sınırına riayet etmek ve her birisinin ibraz edilmesi gereken yerleri tanımak kolay bir iş değildir. Filozof, sosyolog ve psikologlar bu noktaları tanımak ve keşif etmek için eskilerden beri çok uğraşmış ve bu bağlamda birçok kitap yazmışlardır.

Ama Kur’an-i Kerim, peygamber (s.a.a) ve ehli beytin (a.s) rivayetlerinin incelikleri şuradadır ki; İnsanın temel ihtiyaçlarına yönelik önemli ve genel ilkeler en kısa, güzel ve herkesin anlayıp pratiğe tükebilecek sade bir şekilde insanların ihtiyarına sunmalarıdır.

Nisa suresinin 34. Ayeti dikkatli ve ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulması için birçok konuya işaret edilmesi lazım. Ama özetle söylenilebilinen şey şudur: ayeti kerime ilkin yönetmenliği, aileyi koruma ve aile nafakasının teminini kocanın sorumluluğuna veriyor, daha sonra kadınları, evdeki sorumluluklarına oranla iki gruba ayırıyor:

Birinci grup ”Salihler ve kurtuluşa ermiş olanlardir”; bunlar aile düzenine karşı teslimiyet göstermiş ve sorumluluğu kabul edip kocalarının bulunmadıkları dönemlerde bile vefakâr olan kadınlardır. Açıktır ki, böyleli kadınlara karşı erkekler son derece ihtiramlı olmalı ve haklarına riayet etmelidirler.

İkinci grup kendi vazifelerini yerine getirmeyip onlarda uyumsuzluk alametleri görülmekte olan kadınlardır. Kur’ani kerim böyleli kadınlara karşı kocalarının nasıl davranmaları noktasında bazı vazifeler belirtmiş ve bu vazifeleri de merhale merhale yerine getirmelerini istemiştir. Her halükarda adalet sınırını açmamaya dikkat etmelerini vurgulamıştır. Bu vazifeler ayeti kerimede şöyle sıralanmış:

Birinci merhale: ”Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin”. Böylece aile nizamının ötesine çıkan kadınları her şeyden önce nasihat etme vesilesiyle onları bu gibi işlerin neticesinin nereye varacağından haberdar edip dikkatlerini mesuliyetlerine çekerek bu işten onları vazgeçirmektir.

İkinci merhale: “nasihat ve öğütleriniz faydasız ve netice vermediği durumda yatakta onlardan uzak durun”. Bu tepki ve önemsememe, tabir caizse bu küskünlük kocanın kendi hanımının davranışlarından razı olmadığının alametidir. Bu hafif ve yumuşak tepki kadının ruhunu etkileyerek onu o davranışlarından vazgeçirebilir.

Üçüncü merhale: “Vedribuhunne” onları bedensel olarak cezalandırın”. İsyanı, vazife ve sorumluluklara sırt çevirerek haddi açar, inatlığı ve aile düzenine aykırılığı devam ederse, birinci ve ikinci merhaledeki öğütler ve yatağında ondan uzak kalmalar faydasız olursa şiddete baş vurma dışında başka bir çare kalmayacaktır. Bu durumda kadını yola getirmek ve vazifesine döndürmek için artık bedensel cezanın uygulanmasına izin verilmiştir.

Nasıl İslam dini kadını bedensel olarak cezalandırmak için erkelere izin vermiştir? Sorusu sorulabilinir?

Bu sorunun cevabı ayetin içeriğine, bu bağlamda varit olan rivayetler ve fıkıh kitaplarında bu rivayetler hakkında yapılan açıklamalara ve günümüzdeki psikologların vermiş oldukları açıklamalara dikkat edildiğinde pek de zor değildir. Zira ilkin ayeti kerimede bedensel ceza, sadece vazifesini tanımayan ve vazifesine döndürmek için faydalı olabilecek tüm yollar denenmiş ve fayda vermemiş kadınlar için caiz görülmüştür. Ayriyeten bu konu İslam’a münhasır yeni bir şey değildir. Dünyanın bütün kanunlarında, vazifelerini yerine getirmeyen kişileri kendi vazifelerine döndürmek için yumuşak yollar denendikten sonra faydasız geldiğinde şiddete başvurmak ön görülmüştür.

İkinci olarak buradaki bedensel uyarı fıkıh kitaplarında belirtildiği gibi morartı, yaralama ve kırılmaya neden olmayacak kadar hafif ve yumuşak olmalıdır.

Üçüncü olarak psikologlar günümüzde bazı kadınların Mazoizm (eziyet etmeye meyilli) gibi halete sahip ve bu halet onlarda şiddetlendiğinde, onları teskin edebilen tek şey, bedensel olarak onları hafiften cezalandırmak olduğuna inanırlar. Buna binaen ayetin bu kısmı bu tür kadınlara yönelik de olabilir. Bedensel olarak bu gibi kadınları cezalandırmak onlar için rahatlatıcı bir yön taşımaktadır. Bunun kendisi ruhsal tedavinin bir çeşididir. İslam öğüt verme, küskünlüğü ve hafiften de olsa bedensel cezalandırma gibi ilaçlarla bu gibi hastaları tedavi etmeyi, hastalıklarının şiddetlenmesine, çocuklarının yetim ve ailenin o sıcak nimetinden mahrum kalmasına ve camianın temeli olan aile yuvasının bozulmasına neden olan boşamaya tercih etmiştir.

Bu kesindir ki, zikir edilen bu merhalelerden herhangi birisi eserini gösterip kadını kendi vazifesine döndürürse, kocası hiçbir bahaneyle artık kadına eziyet edemez ve eziyet etmesi haramdır. Bu nedenle bu cümlenin ardından şöyle buyrulmuştur: “onlar itaat ederlerse onlar hakkında haddi açmayınız”.

Dikkat edilmeye şayan olan nükte şudur: gerçi bedensel cezanın en son sınırı kırılma, yaralama ve morartmaya varmamaktır ise de ama dövme ve bedensel cezalandırmadaki hedef kadını vazifesine döndürmek ve kanunsuzluktan onu vazgeçirmektir. Dolayısıyla bedensel cezalandırmada belirtilen mertebeler sırasıyla takip edilmelidir. Takip edilen hedef hangi mertebede hâsıl olursa bir sonraki merhaleye geçmek caiz değildir.   Ayette zikredilen dövmeyi “misvak çubuğuyla vurmaktır”[7] şeklinde tefsir eden rivayetler, dövme noktasında var olan mertebeler silsilesini beyan etmeyi güdümlemiş olabilirler. Yani rivayetler, misvak çubuğuyla dövüldüğünde takip edilen hedef hâsıl olursa, bir sonraki mertebeye geçmenin caiz olmadığını vurgulamak istiyorlar.

Şöyle denilebilinir: bu gibi itaatsizlik ve kanunlara riayet etmeme durumu bazen koca ve erkek tarafından da olabilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda erkekler de bu cezalandırma kapsamına giriyorlar mı?

Bu sorunun cevabı müspettir. Yanı eğer erkekler de aynen kadınlar gibi kendi vazifelerini yerine getirmezlerse cezalandırılırlar. Ama dikkat edilmesi gerekir ki, bazı insanlarda var olan bu durum eziyet etmek (sadizm)dir. Bu hastalık şiddetlendiği zaman, onun tedavisi onun bedensel olarak kadın tarafından cezalandırılması değildir. Zira bu hastalığın tedavisi genelde bedensel olarak cezalandırmak değildir. İkinci olarak kadının buna gücü yetmez. Üçüncü olarak din hâkimi suçlu erkekleri farklı yöntemlerle cezalandırmaya görevlidir. Hatta eğer gerekirse kocayı kendi görevini yerine getirmek için onu bedensel müeyyidelerle cezalandırabilir.

Allah Taala ayetin sonunda, kendi yönetmenlik konumlarından sui-istifade etmemeleri için tekrar erkekleri uyarıyor. Bütün kudretlerin fevkinde olan Allahın kudretinde tefekkür etmelerini istiyor. “Zira Allah, çok yüce ve çok büyüktür”.[8]



[1] Men la Yahduru-l Fakih, c 3, s 538.

[2] El-Kafi, c 5, s 332.

[3] Mustedreku-l Vesail, c 14, s 150.

[4] Mustedreku-l Vesail, c 14, s 252.

[5] Tehzibu-l Ahkam, c 7, s 400.

[6] Mustedreku-l vesail, c 14, s 165.

[7] Tefsiri Burhan, c 1, s 367, (tefsiri efzelden alıntı yapılmış c 1, s 523).

[8] Tefsiri Numune c 3, s 411–416, (özet olarak alıntı yapılmış).

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar