Gelişmiş Arama
Ziyaret
7907
Güncellenme Tarihi: 2011/11/21
Soru Özeti
Evrendeki şerlerin arazî olarak Allah’a isnat edilmesinin nedeni nedir?
Soru
Şu cümlenin manası nedir? “Yüce Allah salt kemal olduğu için, O’nun iradesi gerçekte yaratıkların kemal ve hayrına taalluk eder ve eğer bir yaratığın varlığı evrende şer ve noksanlıkların meydana gelmesini gerektiriyorsa, onun şer ciheti ikincil olacaktır; yani çok hayrın ayrılmaz gereği olduğundan o hayrın ardılınca ilahi iradenin nesnesi olacaktır. (Usul-i Akaid, Ayetullah Misbah Yezdi, s. 162).
Kısa Cevap

Şer olarak anılan şeyler soyutlar âleminde mevut değildir ve bu konu madde âlemiyle ilişkilidir. Hayır ve şerrin manasının tahlilinde şöyle denmiştir: Hayır, her şeyin kendi doğası hasebince talep ettiği, sevdiği ve birkaç husus arasında tereddüt ettiğinde onların en iyisini seçtiği şeydir. Şer ise hayrın karşısındadır. Eşya hayır ve şer olma açısından beş kısımdır. Bunlardan iki kısmın dış gerçekliği vardır. Bu iki kısım Yüce Allah’ın varlığı olan salt hayır ve çok hayırdan ibarettir. Şer ile birlikte ilahi iradenin icat kelimesine nesne olan ve ilahi kazanın bizzat içerdiği şey, varlığın kendine aldığı miktardır. Başka bir ifadeyle varlık alma kabiliyet ve yeteneği taşımaktadır. Daha açık bir ifadeyle Allah yaratmış, ilahi irade icat etmiş ve ilahi kaza ona taalluk etmiştir. Ama onunla beraber olan yokluklar (şerler) ise Allah’a isnat edilmez. Bilakis onun daha fazla kabiliyet taşımamasına ve istidat kusuruna isnat edilir.

Ayrıntılı Cevap

Bu soru hakkında açıklama yapılmadan önce, hayır ve şer konusunun çok önemli ve tehlikeli konulardan olduğunu ve birçok filozof ve büyük bilgenin bu konuda değişik görüşler dile getirdiğini hatırlatmak gerekir. Ama bu sorunun cevabı sıfatıyla beyan edilen görüş, İslam filozofları ve İslam havzasındaki kelam ilmi bilginlerinin çoğunluğunca kabul edilmektedir. Şer olarak anılan şeyler soyutlar âleminde mevut değildir ve bu konu madde âlemiyle ilişkilidir. Hayır ve şerrin manasının tahlilinde şöyle denmiştir: Hayır, her şeyin kendi doğası hasebince talep ettiği, sevdiği ve birkaç husus arasında tereddüt ettiğinde onların en iyisini seçtiği şeydir. Şer ise hayrın karşısındadır. Elbette bu mananın tam açıklaması, bu açıklamaya sığmayacak uzun bir izah ister. Eşya hayır ve şer açısından beş kısımdır:

1. Salt hayır, 2. Salt şer, 3. Çok hayır, 4. Çok şer, 5. Eşit.

Bu beş kısım arasından sadece iki kısmın dış gerçekliği bulunur. Birincisi, salt hayırdır; yani varlığı zorunlu ve mutlak kemal olan ve de varlıksal her kemali taşıyan Allah’tır. İkincisi ise çok hayırdır; yani hayrı şerrinden çok olandır. Çok hayrı terk etmede büyük şer yattığından, ilahi inayet bu grup eşyanın varlığını gerekli ve lazım hale dönüştürmektedir. Ama diğer üç kısmın dış gerçekliği bulunmamaktadır; zira salt şer, salt hiçlik ve butlan olan salt yokluktur ve onun var olması imkânsızdır. Lakin diğer iki kısım yani çok şer ve eşit hayır ve şer Allah’ın inayetiyle bağdaşmamaktadır; çünkü ilahi inayet varlık düzenine mümkün en iyi ve sağlam nizamı bahşetmiştir. Eğer dikkatlice bu evrendeki her fenomen incelenirse, evrenin tüm cüzlerinin mümkün olan en güzel şekilde yaratıldığı belli olacaktır.[1] Bunun açıklaması şudur: Bizim yokluk hakkında zihnimizde tasavvur ettiğimiz şey, ya mutlak varlığın çelişiği olan ve mukabil noktasında yer alan mutlak yokluktur, ya da bir kemali taşıması gereken varlıksal kemal yokluğundan ibaret olan eklenmiş ve melekeye mensup yokluktur. Mesela körlük, bir kimsenin görebilmesi gerekirken görmeden yoksun olmasıdır. Bu nedenle biz duvara kör demeyiz. Birinci kısım için de birkaç şekil tasavvur edilebilir; birincisi, yokluğu bir şeyin varlığına değil de mahiyetine atfetmemizdir. Örneğin Ahmet’in yokluğunu tasavvur edip onu yok farz etmemizdir. Mevcut olduktan sonra değil elbette. Bu kısım salt bir aklî varsayım olup kendinde hiçbir şer tasavvur edilemez; çünkü olmaması durumunda şer olacak “olmak” ile “olmamak” arasında ortak olan bir konuyu tasavvur etmedik. Evet, insan bir şeyin yokluğunu o şey ile mukayyet kılabilir. Örneğin insan var olan Ahmet’in yokluğunu tasavvur edebilir ve onu var olduktan sonra yok farz edebilir. Böyle bir yokluk şerdir, ama yokluğun bu kısmı, açıklaması yapılan meleke yokluğudur. İkinci tasavvur ise bir şeyin yokluğunu bir başka şeyle mukayese ederek varsaymamızdır. Örneğin mümkün varlıkların zorunlu varlığının olmaması ve at gibi başka bir mahiyetin insaniyet varlığı taşımaması veya bitkilerin hayvan varlığının olmaması veyahut ineğin at varlığına sahip olmaması bu kabildendir. Bu yokluk kısmı mahiyetin bir gereğidir ve itibarî bir husustur. Karar kılınmış ve gerçek değildir. Yokluğun ikinci kısmı, meleke yokluğu olup bir şeyin belirli bir kemali taşıması gerekirken onu taşımaması ve ondan yoksun olmasından ibarettir. Bir şeyde meydana gelen değişim, eksiklik, afet, hastalık, acı ve tatsızlıklar bu türdendir; zira bu eksikliği taşımamak ve mukabilinde kemal taşımak bu şeyin konumuyla bağdaşır. Yokluğun bu kısmı şerdir ve maddî hususlarda meydana gelir. Bunun menşei, maddi istidatlarda bulunan kusurdur. Elbette bu kusur her şeyde bir ölçüde değildir, değişik derecelere sahiptir. Şer olan bu gibi yoklukların menşei, varlık feyzi kaynağı yani Yüce Allah’ın zatı değildir. Bunlar O’na isnat edilemez; çünkü yokluğun nedeni de yokluk gibi bir şeydir. Varlığın nedeni de başka bir varlıktır, yokluk değildir. Şer ile birlikte ilahi iradenin icat kelimesine nesne olan ve ilahi kazanın bizzat içerdiği şey, varlığın kendine aldığı miktardır. Başka bir ifadeyle varlık alma kabiliyet ve yeteneği taşımaktadır. Daha açık bir ifadeyle Allah yaratmış, ilahi irade icat etmiş ve ilahi kaza ona taalluk etmiştir. Ama onunla beraber olan yokluklar (şerler) ise Allah’a isnat edilmez. Bilakis onun daha fazla kabiliyet taşımamasına ve istidat kusuruna isnat edilir. Bu yoklukları mahlûk saymamızın ve yaratıldıklarını söylememizin nedeni ise, onların varlığın belirli bir miktarıyla karışık ve birlik olmasıdır.[2]

İlgili cevap: 936. Cevap (Site: 1166).



[1] Tabatabai, Muhammed Hüseyin, Nihayetü’l-Hikme, Şirvani, Ali, c. 3, s. 353, Bustan-ı Kitap, çap-ı şeşom, Kum, 1384 ş.

[2] Tabatabai, Muhammed Hüseyin, Tefsirü’l-Mizan, Tercüme, Musevi Hemedani, c. 13, s. 259, Camia-i Müderrisin, çap-ı pencom, Kum, 1374 ş.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar