Gelişmiş Arama
Ziyaret
9006
Güncellenme Tarihi: 2011/04/28
Soru Özeti
Filozoflar diyorlar ki, Allah’tan şer gelmez. Oysa Şems suresinin 8. ayetinde bunun aksi buyurulmaktadır. Bu tezat nasıl halledilebilir?
Soru
Filozoflar, Allah’tan şerrin gelmeyeceğini söylemekteler. Oysa Şems suresinin 8. ayetinde açıkca bunun aksi buyurulmaktadır. Bu tezat nasıl halledilebilir?
Kısa Cevap

Şems suresinin 8. ayeti, insanın yapması ve yapmaması gereken şeylerin Allah tarafından ona öğretilmesi, Allah’ın inayet ettiği akıl ve vicdanla ‘fücur’ ve ‘takva’yı tespit edebileceği hakkındadır. Yani şerlerin Allah’tan geldiği konusundan bahsetmemektedir. İslam filozoflarının çoğu her ne kadar varlığın hayır, hayırın da varlık ve şerrin yokluk olduğunu kabul etmişlerse de bu, öne sürülen tahlillerden sadece biridir. Başka tahlillere göre şerleri yokluk kabul etmeyip ona göre konuyu ele alabilir ve söz konusu tezadı giderebiliriz.

Evet, bazı ayetlerin zahirinden şerrin Allah’tan veya insandan çıktığı anlaşılsa da şerrin yokluk olduğu görüşüne göre hayırla şer karşılaştırması tezat (müspet ve menfi karşılaştırma) değil, yokluk ve meleke karşılaştırmasıdır. Ve biliyoruz ki, yokluk ve meleke karşılaştırması ‘sırf’ yokluğun aksine varlıktan bir parça faydalanabilmektedir. Bu yüzden de şer, faile dayandırılmaktadır.     

Ayrıntılı Cevap

Sorunun cevabına geçmeden önce bazı noktalara değinmekte fayda var:

1- Şems suresinin 8. ayeti olan ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayeti ne manaya gelmektedir?

Ayet insanın yaratılışı hakkındaki en önemli meselelerden birine, yani ‘kötülük’ ve ‘takva’nın ilhamına değinmiştir. Bunun manası şudur: İnsanın yaratılışı tamamlanıp varlığı ortaya çıktıktan sonra, Allah Teala ona ‘yapması ve yapmaması gereken şeyler’i öğretmiştir.[1]

‘İlham etmiştir’ cümlesindeki ‘ilham’ kelimesinin asıl manası ‘bir şeyi yutmak veya içmek’tir. Daha sonra Allah’ın ruha bir şeyi telkin etmesi manasına gelmiştir. Sanki insan o şeyi bütün varlığıyla içiyor ve yutuyor. İlham vahiy manasına da gelmiştir.[2]

‘Fücur’ kelimesi ‘fecr’ kökünden olup ‘geniş bir şekilde yarmak’ demektir. Sabahın beyazlığının gecenin karanlığını yarmasına ‘fecr’ denmektedir. Günahların din perdesini yırtmasına da ‘fücur’ denir. Ancak ayette kastedilen şey fücurun nedenleri ve ona giden yollardır. Takva kelimesinin kökü de ‘korumak’ manasına gelen ‘vikaye’dendir. Yani insan kendisini kötülük ve günahlardan korur ve kenara çeker.

Belirtmek gerekir ki, ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayetinin manası, bazılarının zannetiği gibi insanın içindeki tezat, Allah’ın insanda fücur, kötülük ve de haya perdesini yırtan nedenlere davet etmesi, yine onu hayır ve iyiliklere yöneltecek yollara götüren fücur ve takvanın nedenleri manasında değildir. Aksine ayet, bu iki hakikatın insana ilham edildiği ve öğretildiği manasına gelmektedir. Daha sade bir ifadeyle, doğruyu ve eğriyi ona göstermiştir. Nitekim Beled suresinin 10. ayetinde şöyle buyuruyor: ‘Ve ona iki sarp yol gösterdik.’

Başka bir ifadeyle, Allah Teala insana öyle bir akıl, vicdan ve teşhis etme kudreti vermiş ki fücur ve takvayı akıl ve fıtratla birbirinden ayırabilmektedir. Bu yüzden bazı müfessirler ayetin gerçekte Allah’ın insana verdiği anlama gücüyle ‘akli hüsn ve kubh’ meselesine işaret ettiğini söylemeketeler.[3] Yani insanın kemali onun iradesi ve kazanımıyladır.[4] Bu yüzden Kur’an bir sonraki ayetlerde tezkiye ve günaha bulaşmayı insanın  kendisinden kaynaklandığını belirtmiştir.[5]

2- Soruyu soran kardeşimizin sorusu ‘Bazı ayetlerde iyilik ve kötülüklerin Allah’tan geldiği buyurulurken,[6] bazılarında da yalnızca iyiliklerin Allah’tan, kötülüklerinde insanın kendisinden geldiği[7] buyurulmaktadır, bu tezat değil midir?’ şeklinde olsaydı daha iyi olurdu. Şerrin ortaya çıkmasında insanın irade ve amellerinin önemli bir rolü vardır. Zira ahlaksızlık, zulüm, fakirlik, açlık ve ekonomik, siyasi, sağlık vs. birçok şer insanın iradesinden kaynaklanırken, kimi dünyevi azapların ve bütün uhrevi azaplar gibi[8] azapların biz insanların amelleriyle tekvini ilişkisi vardır.[9] Buna göre şerler birer varlık olup filozofların dediği gibi yokluk değillerdir. Eğer yokluk olsalardı o zaman olmayan bir şey Allah’tan veya insandan geldiği nasıl açıklanabilirdi? Bu iki görüş arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

Cevap şudur: a) Şerrin yokluk olduğu tahliline göre hayır ve şerrin karşılaştırması zıtlık (müspet ve menfi nispeti) karşılaştırması değil, yokluk ve meleke karşılaştırmasıdır,[10]. Ve şunu da biliyoruz ki, yokluk ve meleke karşılaştırması ‘sırf’ yokluğun tersine varlıktan bir parça faydalanabilmektedir. Bu yüzden de şer faile dayandırılmaktadır.

Yani, ilahi dünya görüşüne göre herşeyin yaratıcısı Allah’tır[11] ve Allah her şeyi güzel (iyi) yaratmıştır.[12] Allah’a ait olan şey hüsn, güzellik ve hayıra dayalı yaratmadır. Acılar ve sorunlar ya doğal şerlerdendir veya ahlaki şerledir. Yokluk oldukları için Allah’ın yarattığı mahluk değildirler. Yukarıdaki ayetler insanın iradesinden kaynaklanan ahlaki şerlere işaret etmektedir. Ayetler, ilahi hayırlardan mahrum olma nedeninin bireyin ya da toplumun amelleri olduğunu söylüyorlar. Ancak bu, sorunların Allah’ın yaratmadığı kemallerin olmamasıyla çelişeceği manasında değildir.

Alimlerden birinin dediği gibi dünya güneşin etrafında döndüğünden hep güneşe dönük olan tarafı aydınlıktır. Diğer tarafı karanlıksa bunun nedeni güneşe doğru olmadığı içindir. Yoksa güneş daima ışık saçmaktadır. Dolayısıyla dünyaya: Ey Dünya! Aydınlık tarafın güneşten, karanlık tarafın da kendindendir’ diyebiliriz.[13] Öyleyse insan ve iradesi Allah’ın sultasının altında olması açısından kötülükleri, hatta insanın yaptığı kötülüklerin Allah’tan olduğunu söyleyebiliriz. Ama diğer yandan Allah’tan hep hayır sadır olduğundan kötülüklerin O’ndan geldiğini söylemek gerçekte var olan bir yokluğun ortaya çıktığı kaynak olma yönündendir. Kötülüklerin insandan geldiğini söylemekte aynı şeydir. Ama insan, hayırlardan ve güneşin ışığından faydalanabileceği halde kendi iradesiyle kendisini onlardan mahrum edip güneşe sırtını döndüğü için cezayı haketmiştir. Kısacası hayır ve şer karşılaştırması yokluk ve meleke karşılaştırması türündendir. Ve yokluğun böyle yerlerde varlıktan bir payı vardır. Bu yüzden de ona dayandırılabilir. Nitekim ölüm, yokluk olmasına rağmen yaratılması Allah’a dayandırılmıştır: ‘Öyle bir mâbuttur ki hanginiz daha güzel işte bulunacak, sizi sınamak için ölümü ve dirimi yaratmıştır.’[14]

b) Şer konusunda dinin içinden ve dışından farklı tahliller yapılmıştır. Dinin dışı ve felsefe açısından aşağıdaki tahlillere değinebiliriz:

1. Şerlerin yokluk olması,[15] 2. Şerlerin göreceli olması,[16] 3. Hayır ve şerlerin birbirlerinden ayrılamaması,[17] 4. Hayırların şerlerden çok olması,[18] 5. Şerlerin hayırlara mukaddime olması,[19] 6. Şerler, detay ve dünyevi bakıştır,[20] 7. Şerler arazdırlar.[21] Bunlar sadece felsefi tahlillerdir. Şerlerin yokluk olarak algılanmadığı diğer tahlillere göre bu konu üzerinde konuşulabilir.

Son olarak diyoruz ki, Şems suresinin 8. ayeti şerlerin Allah’tan geldiğini kastetmiyor, ayet yalnızca Allah’ın insanlara öğrettiği ‘yapılması ve yapılmaması gereken şeyler’i söylüyor. İnsan, Allah’ın kendisine lütfetttiği akıl ve vicdanla ‘fücur’ ve ‘takva’yı tesbit ve derkedebilir. Evet, bazı ayetlerin zahirinden şerrin Allah’tan veya insandan kaynaklandığı anlaşılsa da belirtmek gerekir ki, bu dayanak yalnızca yokluğun çıkış kaynağına göredir. Bu yüzden şer ‘sırf’ yokluk değil melekenin olmamasıdır; onun da varlıktan bir payı vardır.



[1]- Usul-u Kafi’de Hamza b. Muhammed et-Tayyar senediyle İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen uzun bir hadiste İmam (a.s): ‘Derken ona kötülüğünü de, çekinmesini de ilham etmiştir.’ ayeti hakkında şöyle buyuruyor: ‘Ona neyi yerine getirmesi gerektiğini ve neyi terketmesi gerektiğini açıklamıştır.’ (Tefsir-i Nur-us Sakaleyn, c.5, s.587).

[2]- Ancak bazı müfessirlere göre ‘ilham’la ‘vahiy’ arasında fark vardır ve o farkta şudur: Kendisine ilham edilen kimse onun nereden geldiğini bilmez. Halbu ki vahiy geldiğinde nereden ve nasıl geldiğini bilir.

[3]- Tefsir-i Nümune, c.27, s.46-47.

[4]- Maarif-i İslami, c.1, s.109; daha fazla bilgi için bkz: Dizin: Sırat-ı Müstakim’den Sapmanın Nedenleri, 164. Soru (site:1194); İnsan ve İrade, 287. Soru (site:2483); Beşerin Hidayeti, 631. Soru (site:690); İnsan, Cebir ve İhtiyar, 1896. Soru (site:2718); İnsanın İradesi ve İlahi Hidayet, 217. Soru (site:2112).  

[5]- Şems/9-10.

[6]- Nisa/78.

[7]- ‘Sana gelen iyiliğe ait şey Allah'tandır, kötülüğe ait olansa nefsinden’ (Nisa/79)

[8]-Abdülhüseyin Hüsrevpenah, Kalemrov-u Din, s.70-73; bkz: Allah’ın Merhameti, 918. Soru (site:1000)

[9]- Daha öncede ispat edildiği üzere dünya ve ahirette bir kısım sevaplar her ne kadar daha önceden belirlenmişse de, bir kısmı da amel ve karşılık temeli üzerine kurulmuştur. Yani sebep ve sonuç türündendir. Daha güzel bir ifadeyle verilen karşılık amelin kendisidir ki ahirette ortaya çıkmıştır.     

[10]- Şer, hayır melekesinin olmamasıdır ve karşı kemale sahip olma durumu olan eksik varlık olma yönünden elde edilmektedir. Bkz: Muhammed Taki Misbah Yezdi, Amuzeş-i Felsefe, c.2, s.472, (Nur-ul Hikmet programından).

[11]- Zümer/62

[12]- Secde/7

[13]- Bu yüzden Nisa/79’da insana ‘Sana gelen iyilik Allah'tan, kötülükte nefsindendir’ diye hitap edilmiştir. Bunun nedeni şudur: Kötülüklerin insandan geldiği açısından bakıldığında insana nispet verilmekte, ama insan ve iradesi de Allah’ın hakimiyeti altında olduğu açısından bakıldığında Allah’a nispet verilmektedir. Örneğin bir devlet memuru hata yaparsa bu hata hem ona nispet verilir, hem de devletin memuru olması hasebiyle devlete nispet verilir. İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Allah insana ‘senin irade ve isteğinde bendendir’ diye hitap etmektedir.’ (Tefsir-i Ayyaşi, c.1, s.258); bkz: Tefsir-i Nur, c.2, s.336; Tefsir-i Nümune, c.4, s.24, (Cami-ut Tefasir-i Nur programı).

[14]- Mülk/2

[15]- Eflatun’un şöyle dediği nakledilir: Felsefe, körlük, sağırlık, cehalet, hastalık ve diğer bütün kötülüklerin görmenin olmaması, işitmenin olmaması, ilmin olmaması, gücün olmaması ve sağlığın olmamasına dayandırabilir. Öyleyse şerlerin yokluk mahiyeti vardır ve yokluğun sebep-sonuç düzeninde sebebe ihtiyacı yoktur ki onların Allah’tan geldiğini söyleyelim. Müslüman filozofların çoğu varlığın hayır olmasını ve hayırın varlık olmasını kabul etmiş ve onun açık bir şey olduğunu söylemişlerdir. Şerrin yokluk olmasını da aynı şekilde kesin olarak düşünmekteler. (Bkz: Muhammed Hüseyin Tabatabai, Bidayet-ul Hikme, s.159, (Nur-ul Hikmet programı).

[16]- Alemde mutlak şer yoktur. Deprem, sel, vahşi hayvanlar, hastalık ve mikroplar bazı varlıklar için şer olabilirken bazıları içinde hayırdırlar. Zehir, insan ve diğer varlıklar için zararlı olsa da yılan için şer değildir

[17]- Maddi alem, hareket, zıtlık ve çakışma alemidir. Maddi varlıklar bil-kuvve ve kabiliyet hallerinden bil-fiil haline doğru hareket ve tekamüldedirler. Bu hareketler kimi zaman tezat etmekte ve birbirleriyle çakışmaktalar. Bu durumda şerleri bu alemde hayırlardan ayırmak olmaz. Bu alemin ‘sırf’ hayır olabilmesi için hareket ve madde olmamalıdır. O zaman da konu baştan başka bir hal alır. Yani ardından şerrin çokluğunu gerektirecek hayırın çokluğunun olmaması durumu ortaya çıkar. Tabiatın yok olmasıyla çok olmayan şerden kurtulabiliriz, ama çok olan hayırı da kaybederiz. Ayrıca farklılıklar gibi bazı şerler de iklim ve coğrafi bölgelerin farklılığından kaynaklanmakta ve tabiat böyle farklılıkları gerektirmektedir. Yani tabiatın zatının gereği bu şerlerdir.

[18]- Bu alemde her ne kadar şer olsa da onlar hayırlardan asla çok değildir. Yoksa bütün alem yok olurdu. Alem baki ve ayakta kalmışsa bu, hayırların çokluğunu gösterir.   

[19]- Zorluklar, sıkıntılar, musibetler, felaketler, bilimin, maneviyatın, sanatın, teknolojinin s. gelişmesinde önemli rolleri vardır. Yani insan yeteneği, bozuk ve zor yollarda gittiği zaman gelişir, zorluk ve düzensizliklerle mücadele eder. Demek ki, şerler birçok hayırın kaynağıdır.   

[20]- Detaydan kaynaklanan şerler; insan kainatın tümüne bir bütün olarak bakarsa şerlerin yerinde ve gerekli olduğunu görecektir. Hatta şer görmeyecektir. Biz insanlar detaycı olduğumuz için olumsuzlukları şer görüyoruz. Eğer bir eve bir bütün olarak bakarsak tuvalet ve sağlık malzemelerinin gerekli olduğunu görecek ve onları şer saymayacağız. Ama sadece tuvaletin kötü kokusuna bakarsak onun kötü ve şer olduğuna hükmederiz.

Bazı şerlerde olaylara dünyevi gözle bakıldığı içindir. Ahiret alemi göz önüne alınırsa şer denen şey olmayacaktır. Örneğin ölüm, dünyaya düşkün insan için yokluk ve şer iken mümin için bir alemden başka bir aleme intikaldir. Sonuç şu ki, bazı işler insan açısından hayır ve şerdir, ama kapsamlı olarak baktığımızda gerçekte öyle olmadıkları anlaşılır.

[21]- Bazen deniliyor ki, Allah’ın iradesi şerlere her ne kadar bil-araz olarak yönelik olsa da biz-zat iradesi hayır işlere yöneliktir. Öyleyse şerler Allah’ın biz-zat iradesiyle değil, bil-araz ve bit-tab’ iradesiyledir.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hatim merasimi ve mezarlığa çocukları götürmenin bir keraheti var mıdır?
    24562 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Çocukları dinsel meclis ve merasimlere ve de mescide veya Muharrem ayındaki matem merasimlerine götürmek veyahut bayram namazı ve dinsel bayramlara katılmasını sağlamak kendilerinin dinsel duygularının gelişmesi için çok önemlidir. Ergin gençleri hatim merasimi ve mezarlığa götürmek hakkında ise, rivayetlerde ve fıkhi kitaplarda yaptığımız inceleme neticesinde bu işin ...
  • Akika kurbanının şartları ve sünnetleri nelerdir?
    9489 Pratik Ahlak 2019/11/10
    Akika: Yeni doğan çocuğun doğumunun yedinci günü belalardan korunması için bir koyunun veya kurban etmeye salahiyeti olan bir hayvanın kurban edilmesidir.Kurban kesmek yerine para bağışlanması akika yerine geçmez. Münasip olan kız çocuğuna dişi, erkek çocuğuna ise erkek koyunun kurban edilmesidir. Eğer mümkün değilse dişi ...
  • İranlıların matem, şenlik ve dini bayramlardaki gelenekleri neden diğer Müslümanlarla ve hatta diğer Şiilerle farklıdır?
    8187 Eski Kelam İlmi 2009/07/11
    Dini kutlamalar için genel kurallar olmasının yanı sıra ancak mukaddes İslam dininin görüş belirtmediği yerlerde her bölge örf ve adetlerine göre bu merasimleri yerine getirilebilir. Başka bir deyişle dinin önem verdiği şey örneğin İmam Hüseyin (a.s) için matem merasimlerinin düzenlenmesidir. Ama bunun yapılma şekli halkın kendisine bırakılmıştır. ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    18619 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    53679 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Dinî ilimleri öğrenmenin önemi nedir?
    16342 Pratik Ahlak 2011/05/21
    Öğrenmek bazen amel ve yükümlülüğü yerine getirmek için ve bazen de başkalarını eğitmek ve yetiştirmek içindir. Birinci kısım genel bir sınıflandırmayla iki bölüme ayrılmaktadır: Birinci bölüm tüm Müslümanlar ile ilgili hükümler olup özel bir iş, uzmanlık ve cinsiyetle bağlantılı değildir. İlk etapta tüm yükümlüler ile ilgilidir. Namaz, oruç ve ...
  • Hamd suresinden sonra Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin söylemek sadece tabi olanlar için mi müstehaptır, yoksa cemaat imamı için de müstehap mıdır?
    7350 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Tabi olanlar için müstehaptır.  Hz. Ayetullah Uzma Sistani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Namazda müstehap olan şey, imamın arkasında namaz kılan fertlerin imamın Hamd suresini okumasının ardından Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin cümlesini söylemesi ve namazda tevhid suresini şahsen okuyan kimsenin de ”kezalik Allah” ...
  • Küfe mescidinin amellerinin çokluğu göz önüne alındığında kimi kafilelerin çeşitli makamların amellerini bir mekanda yerine getirmeleri doğru mudur? Böyle yaptıklarında tam sevap alabilirler mi?
    9026 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/07/10
    Küfe ve Sehle mescidlerindeki amellerin faziletleri hakkındaki rivayetlere baktığımızda Masum İmamlardan (a.s) bu mescitlerin bütün amellerinin bir arada yapılmasına dair bir emir gelmemiştir. Bir sahabesine bir dua ve namaz öğretirken, bir başkasına başka bir namaz ve dua öğretmiştir. Bu yüzden ziyaretçileri mescitlerin tüm amellerini yerine getirmek veya ...
  • Eğer idrar sonrası istibra yapılıp abdest alınırsa ve daha sonrasında bir damla idrar gelirse hükmü nedir?
    8890 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/08/06
     Ayetullah uzma Hamaney’in bürosu:Eğer gelen sıvının idrar olduğuna eminseniz abdest batıldır ve o bölge necis olmuştur. Eğer idrar olduğuna emin değilseniz taharete hükmedilir ve abdesti bozmaz.Ayetullah uzma Sistani’nin bürosu:Eğer idrar olduğundan şüpheniz varsa taharete hükmedilir.Ayetullah ...
  • Kendimizi yetiştirmeye ve nefsimizi arındırmaya nereden başlamalıyız?
    11343 Pratik Ahlak 2010/05/06
    Tezkiye, nefsi arındırmak ve temizlemek anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de nefsi arındırmanın önemi hakkında birçok ayet bulunmaktadır. Ama şu bilinmelidir ki; nefsi arındırmaya başlama noktası her insana göre değişir. İslam’ı henüz kabul etmemiş birisinin nefsi temizlemeye başlayacağı ilk aşama, İslam’ı kabul etmesidir. Müminler için ilk basamak, ...

En Çok Okunanlar