Gelişmiş Arama
Ziyaret
12739
Güncellenme Tarihi: 2012/01/23
Soru Özeti
Berzah âleminde ilmî tekâmül gerçekleşebilmektedir, ama amelî tekâmül mümkün değildir. Bu konu felsefî açıdan ispat edilebilir mİ?
Soru
Kelam bahislerinde berzah âleminde ilmî tekâmülün gerçekleşebileceği, ama amelî tekâmülün mümkün olmadığı belirtilmektedir. Tekâmül ve hareketin madde ile koşullu olduğu ve nefsin ölümden sonra beden ve maddeden ayrıldığı hususunu göz önünde bulundurarak, bu konuyu felsefî açıdan ispat etmek mümkün değildir?
Kısa Cevap

Kur’an ve rivayet açısından berzah eksenli tekâmül kabul edilmiş bir konudur. Felsefe de buna değinmiş ve onun hakkında değişik bahisler dile getirilmiştir. İnsanın berzah âleminde farzları yerine getirerek ve haramlardan sakınarak daha yüksek bir tekâmüle ulaşması anlamında olan ilmî tekâmülün mümkün olmadığını ilkönce hatırlatmak gerekir; çünkü berzah âlemi yükümlülük âlemi değildir. Bu nedenle, berzahta tekâmülden bahsedildiği her yerde, kastedilenin rivayetlerde de bildirilen ilmî tekâmül olduğu açıktır. Bu tekâmülün felsefî izahı hakkında ise şöyle söylemeliyiz: Genel bir bakışta ruh soyuttur ve insanın düşünen nefsi Allah’ın ruhundan olup değişik aşamaları kat etmiş ve böylece madde ve maddî bedene ulaşmıştır. Dönüş yolunda da birçok aşamayı aşması gerekmektedir ve bu yükseliş yolu tekâmül olarak adlandırılabilir. Ölüm ve ruhun berzaha intikal etmesi olayı, otomatik olarak Allah’a yönelik hareketin aşamalarından birisidir ve insan tekâmülünün sonu değildir, bilakis nefis henüz salt soyutluğa ulaşmak için birçok aşamayı önünde bulundurur. Ama hareketin felsefî tanımı esasınca bir eleştiri ortaya çıkmaktadır: Hareket şeyin tedricî olarak yetiden eyleme ulaşmasıdır ve madde de bu yeti ve istidada sahiptir. Bu nedenle, harekette madde ve yeti koşulu vardır. Dolayısıyla, maddî olmayan berzahta, hareket ve onun ardılınca tekâmül de olmayacaktır. Bu eleştiriye yanıt olarak şöyle söylemeliyiz: İnsan nefsi öldükten sonra her ne kadar madde ve dünyevî bedeni terk etse ve maddî hareket açısından eyleme ulaşmış olsa da, kendi asıl hali (salt soyutluk) bağlamında henüz değişik hicaplar içinde yer alır. Bu nedenle, bir açıdan şöyle söylenebilir: Nefis, bu şartlarda daha az hicaplar taşıyacağı sonraki hallere yönelik yeti durumunda olacaktır ve salt soyutluk ve eyleme ulaşması için tekâmül etmesi gerekecektir. Bu yüzden, birçok büyük şahsiyet bu tekâmülü adlandırırken hareket yerine berzah âleminin maddî olmayışıyla çelişmeyen hicaplar, gariplikler ve karanlıklar ile yüz yüze gelme veya sevginin çoğalması gibi tabirlerden istifade etmiştir.

Ayrıntılı Cevap

Berzah tekâmülü, değişik rivayetlerde işaret edilmiş kesin hususlardandır. Bazı ayetlerin zahiri de buna delalet etmektedir. İrfanda da berzahta tekâmülün vuku bulmasıyla ilgili olarak birçok şuhudî delil nakledilmiştir. Aynı şekilde birçok mütedavil felsefede bu konuya değinilmiştir ve özetle berzahta tekâmülün vuku bulması hakkında görüş birliği mevcuttur. Berzahta tekâmülün vuku bulmasının imkânsız olduğu hiçbir felsefenin temelleri esasınca iddia edilemez. İnsanın berzah âleminde farzları yerine getirerek ve haramlardan sakınarak daha yüksek bir tekâmüle ulaşması anlamında olan ilmî tekâmülün mümkün olmadığını hatırlatmak gerekir; çünkü berzah âlemi yükümlülük âlemi değildir ve berzah âlemindeki şart, kanun ve hükümler, dünya âlemiyle farklıdır. Bu nedenle, eğer berzahta tekâmülden bahsediliyorsa, bazı rivayetlerde de açıkça bildirilen ilmî tekâmül kastedilmektedir. Kalan salih amellerden ölmüş insanın ruhuna dönen şeyler de berzah amelleri cinsinden değildir, bilakis insanın dünyadayken yaptığı ve semeresi sonradan ortaya çıkan amellerin neticesidir. Ama berzahtaki tekâmülün niteliğinin felsefî tanımıyla bir tür hareket veya başka bir tür tekâmül ve gelişim olması hakkında genel olarak yanıtlanması gereken bir takım eleştiriler mevcuttur. Berzahta tekâmül imkânı ve onun felsefî izahının niteliği hakkında öne sürülen eleştiri, felsefedeki yeti ile eylem konusu ve madde ve hareket tanımından kaynaklanmaktadır. Dile getirilen eleştiri şudur: Hareket, felsefî olarak şeyin tedricî olarak yetiden eyleme ulaşmasıdır ve madde de bu yeti ve istidada sahiptir. Bu nedenle, harekette madde ve yeti koşulu vardır ve bunlar olmaksızın hareketin bir manası olmayacaktır. Başka bir ifadeyle, bir âlemde madde mevcut değilse, hareket ve onun ardılınca tekâmül de var olmayacaktır. Gerçek şudur ki: Bu eleştiri, tekâmül mefhumu hakkında çok sınırlı olan bir tasavvurdan kaynaklanmaktadır ve onda tüm tekâmül yolunun sadece dünyevî madde kısmı göz önünde bulundurulmuştur. Oysaki genel bir perspektiften tekâmül meselesine bakacak olursak ve insanın düşünen nefsinin nereden geldiği, indiği ve başlangıç noktasına dönüş yolunda hangi yolu izleyeceği konusunu göz önünde bulundurursak, bu şüphenin berzah âlemindeki veya nefsin maddî bedenden çıktıktan sonra bulunan tümel tekâmül kanunu zedeleyemeyeceğini göreceğiz. Harekette madde koşulunun olduğu konusu kendi yerinde doğru bir tespittir; çünkü bir şey olabilme yeti ve istidadı olmadan yeni bir eylem olmayacak ve hareket de mana taşımayacaktır. Şu noktanın hatırlatılması zorunludur: İnsan nefsi, öldükten sonra her ne kadar madde ve dünyevî bedeni terk etse ve felsefî anlamıyla bir hareket içinde olmasa da, salt ölüm ve maddî bedeni terk etmeyle de tam soyutluk nefis için gerçekleşmez. Dolaysıyla her türlü tekâmül ve gelişmenin sonu olmaz; çünkü henüz nefis ile birlikte bir takım hicaplar mevcuttur ve en azından bu hicapların berzah âleminde kalkması bir tür tekâmül sayılır. Başka bir ifadeyle, öldükten sonra maddî hareket açısından nefsin artık eyleme ulaştığı doğrudur, ama asıl haline yönelik henüz değişik hicaplar içinde yer alır. Bu nedenle nefis, daha az hicaplar taşıyacağı sonraki hallere yönelik bir tür yeti durumunda olacaktır ve asıl hali olan salt soyutluğa nail olabilmesi için tekâmül etmesi gerekecektir. Bu sebeple, berzahtaki tekâmül maddeden çıkmayla çelişmeyecektir; zira her ne kadar dünyevî madde berzahta mevcut olmasa da, nefis maddî bedeni terk etmeyle birlikte hicaplı olmasından kaynaklanan yetisel bir hal taşır. Eksiklikleri tamamladıktan sonra ve dünya hayatında yer alma ve diğer hususlardan kaynaklanan hicapların ortadan kalkmasıyla en sonda tam eyleme ulaşır. Bu tertiple, nefis kamil soyutluğun elde edildiği yolda berzah âlemi ve yüksek âlem ve aşamalardan geçecek ve en sonda tam eylem ve tekamülün sonu sayılan kıyamete girer. Bu yüzden berzah ve berzahtaki tekâmülün tüm nefisler için bir olmadığı, hatta bazı kâmil olan fertlerin aydınlık ve karanlık hicapları bu dünyevî hayatta aşmış olabileceği ve bu yüzden berzahta daha az bekleyecekleri söylenmiştir. Tıpkı mertebe ve dereceleri hasebince öldükten sonra geldikleri yere dönüp kutsal mekânlarına erişen masumlar (a.s) gibi. Aynı şekilde bazı ariflerde de berzahta tekâmül edecek ve en sonda daha yüksek âlemlere girecekledir. Ama birçok nefis hicaplardan kurtulmak, tam eylemsellik ve salt soyutluğa ermek ve de dünyevî arazlardan arınmak için kıyamete dek berzahta kalacaktır. Bu açıklamalar ile yeti ve eylem bahsinde hareket için dile getirilen felsefî temeller, berzahtaki tekâmül ile çelişmeyecektir. Bunun tek neticesi, dünyevî düzende gerçekleşen maddî hareketi berzah âleminde imkânsız bilmemizdir; çünkü hareketin bu merhalesi gayesine ermiş ve nefis maddî bedeni terk etmiştir. Ama maddî mahiyeti olmayan başka bir tür tekâmül berzahta gerçekleşmekte ve nefsin kâmil olarak gariplikler, karanlıklar ve mevcut hicaplardan kurtulmasına kadar sürmektedir. Bu anlamıyla berzahta tekâmül mümkün olmakla kalmayıp, hatta salt soyutluğa ulaşma ve berzah soyutluğunu aşmadaki nefsin yolculuğu için zorunluluk addetmektedir. Bu nedenle, tekâmül sadece madde ve dünyevî beden koşuluyla mümkündür diye belirtilen eleştirinin kaynağı, bazılarının ruh ve düşünen nefsi salt soyutluktan alıkoyan tek etkenin bu dünyevî maddî bedene bağlılık olduğunu, nefsin bu bedenden kurtulur kurtulmaz salt soyutluğa ulaşacağını ve artık bir tekâmülün olmayacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Oysaki bu tasavvur ham ve yanlış bir sanıdır ve salt ölüm hadisesi nefsin salt soyutluğa ulaşmasına ve de hareket ve yolculuğun son bulmasına neden olmayacaktır. Bilakis her ne kadar ölüm, nefsin soyutluğuna engel teşkil eden en önemli amillerin birisinden yani fiziksel bedenden kurtulmak ise de, bu hareketin sonu değildir ve Molla Sadra’nın deyimiyle Allah’a dönme hareketinin başlangıcı sayılmaktadır.[1] Bu şekilde, birçok büyük şahsiyetin hareket, yeti ve eylem temellerini kabul etmekle ve bu anlamıyla berzahta hareketi muhal bilmekle birlikte, berzahta tekâmülün olduğunu vurguladığını ve berzahtaki tekâmülün bilinen anlamıyla hareket türünden olmadığını açıklamak için bu tekâmül hakkında hicapların düşmesi, sevginin çoğalması ve benzeri tabirler kullandığını görmekteyiz. Bunlardan birisi olan İmam Humeyni (r.a), Fususu’l-Hikem[2] şerhine düştüğü dipnotlarda berzahtaki tekâmüle işaret etmiş ve de berzah ve ahiret âlemindeki gelişmeden garipliklerin, hicapların ve karanlık şekillerin gitmesi olarak söz etmiştir. Bu gelişme, dünyadaki hareket ve maddedeki istidat cinsinden değildir. Aynı şekilde Allame Tabatabai berzahtaki tekâmülden dünyada tohumu atılan sevgi derecesinin yükselmesi olarak söz etmiştir.[3] Molla Sadra felsefesinde istifade edilir diğer bir nokta da şudur: Nefis, berzah âleminde misalî bir kalıptadır ve kendisi bazı yerlerde bu tür bedenin latif bir bedene sahip olduğunu belirtmiştir.[4] Yüksek bir letafet ve dereceyle maddî bedenin özelliklerini taşıyan misalî beden, nefsin berzahta yeti taşıyıcılığını üstlenir, berzaha ait bu beden berzahsal tekâmülde tezkiye ve nuraniyet yetkinliğine ulaşır ve karanlık şekillerden kaynaklanan gariplik ve arazlardan arınır. Bundan dolayı berzaha ait olan beden ve onun tezkiye ve nuraniyeti berzahtaki baskılar veya feyizlerin alınması neticesinde, berzahtaki tekâmül hakkında daha tam bir manayı bizim için açıklığa kavuşturabilir. Aynı şekilde sonda berzahtaki tekâmül hakkında basit bir kavrayışa ermek için daha somut mefhumlara da işaret edilebilir. Mesela nefis rüya âleminde maddî bedenin egemenliği dışında olmakla birlikte daha yüksek bir kavrayışa ulaşır ve bu bir tür berzahsal tekâmül ve seyirdir. Aynı şekilde ariflerin keşifleri de bu türden sayılır, maddî anlamdaki hareket cinsinden addedilmez, maddî bedensen ayrılma halinde meydana gelir ve bununla birlikte nefsin tekâmüle sebep olur. Sınırlı bir ölüm olan rüya ve keşif âleminde, hem maddeden uzaklaşma ve ruh hafifliğiyle birlikte olan bedenin soyut olması ve hem de berzahsal tekâmülden ibaret olan zevk, ilim ve şuhud hali idrak edilmektedir. Bu ikisi hiçbir şekilde birbiriyle çelişmez. Nitekim Molla Sadra’nın deyimiyle, hareketin sona ermesi ve bir açıdan gayeye ulaşması ölüm sayılır, ama daha yüksek bir âlemde ikinci bir doğum ve hareket başlangıcı vardır.[5]   



[1] Sadruddin, Muhammed Şirazi (Molla Sadra), eş-Şevahidu’r-Rububiye Fi’l-Menahici’s-Sulukiye, 355, çap-ı evvel, Bonyad-ı Hikmet-i İslamî Sadra, Tahran, 1382.

[2] Humeyni, Ruhullah, Talikat Âla Şerh-i Fususi’l-Hikem, s. 170 – 171, Merkez-i Tanzim Ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni (r.a); Mead Ez D

Didgah-ı İmam Humeyni (Tibyan-ı Asar-ı Mevzui) Defter-i Siyom, s. 371, Müessese-i Tanzim Ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni (r.a), çap-ı evvel, 1378.

[3] Ruhşad, Muhammed Hüseyin, Der Mahzer-i Allame Tabatabai, Porseşha ve Pasohha, s. 160, çap-ı evvel, Âli Ali (a.s), Kum, 1381.

[4] eş-Şevahidu’r-Rububiyye Fi’l-Menahici’s-Sulukiyye, s. 112.

[5] a.g.e. s. 113.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar