Gelişmiş Arama
Ziyaret
12756
Güncellenme Tarihi: 2012/01/23
Soru Özeti
Berzah âleminde ilmî tekâmül gerçekleşebilmektedir, ama amelî tekâmül mümkün değildir. Bu konu felsefî açıdan ispat edilebilir mİ?
Soru
Kelam bahislerinde berzah âleminde ilmî tekâmülün gerçekleşebileceği, ama amelî tekâmülün mümkün olmadığı belirtilmektedir. Tekâmül ve hareketin madde ile koşullu olduğu ve nefsin ölümden sonra beden ve maddeden ayrıldığı hususunu göz önünde bulundurarak, bu konuyu felsefî açıdan ispat etmek mümkün değildir?
Kısa Cevap

Kur’an ve rivayet açısından berzah eksenli tekâmül kabul edilmiş bir konudur. Felsefe de buna değinmiş ve onun hakkında değişik bahisler dile getirilmiştir. İnsanın berzah âleminde farzları yerine getirerek ve haramlardan sakınarak daha yüksek bir tekâmüle ulaşması anlamında olan ilmî tekâmülün mümkün olmadığını ilkönce hatırlatmak gerekir; çünkü berzah âlemi yükümlülük âlemi değildir. Bu nedenle, berzahta tekâmülden bahsedildiği her yerde, kastedilenin rivayetlerde de bildirilen ilmî tekâmül olduğu açıktır. Bu tekâmülün felsefî izahı hakkında ise şöyle söylemeliyiz: Genel bir bakışta ruh soyuttur ve insanın düşünen nefsi Allah’ın ruhundan olup değişik aşamaları kat etmiş ve böylece madde ve maddî bedene ulaşmıştır. Dönüş yolunda da birçok aşamayı aşması gerekmektedir ve bu yükseliş yolu tekâmül olarak adlandırılabilir. Ölüm ve ruhun berzaha intikal etmesi olayı, otomatik olarak Allah’a yönelik hareketin aşamalarından birisidir ve insan tekâmülünün sonu değildir, bilakis nefis henüz salt soyutluğa ulaşmak için birçok aşamayı önünde bulundurur. Ama hareketin felsefî tanımı esasınca bir eleştiri ortaya çıkmaktadır: Hareket şeyin tedricî olarak yetiden eyleme ulaşmasıdır ve madde de bu yeti ve istidada sahiptir. Bu nedenle, harekette madde ve yeti koşulu vardır. Dolayısıyla, maddî olmayan berzahta, hareket ve onun ardılınca tekâmül de olmayacaktır. Bu eleştiriye yanıt olarak şöyle söylemeliyiz: İnsan nefsi öldükten sonra her ne kadar madde ve dünyevî bedeni terk etse ve maddî hareket açısından eyleme ulaşmış olsa da, kendi asıl hali (salt soyutluk) bağlamında henüz değişik hicaplar içinde yer alır. Bu nedenle, bir açıdan şöyle söylenebilir: Nefis, bu şartlarda daha az hicaplar taşıyacağı sonraki hallere yönelik yeti durumunda olacaktır ve salt soyutluk ve eyleme ulaşması için tekâmül etmesi gerekecektir. Bu yüzden, birçok büyük şahsiyet bu tekâmülü adlandırırken hareket yerine berzah âleminin maddî olmayışıyla çelişmeyen hicaplar, gariplikler ve karanlıklar ile yüz yüze gelme veya sevginin çoğalması gibi tabirlerden istifade etmiştir.

Ayrıntılı Cevap

Berzah tekâmülü, değişik rivayetlerde işaret edilmiş kesin hususlardandır. Bazı ayetlerin zahiri de buna delalet etmektedir. İrfanda da berzahta tekâmülün vuku bulmasıyla ilgili olarak birçok şuhudî delil nakledilmiştir. Aynı şekilde birçok mütedavil felsefede bu konuya değinilmiştir ve özetle berzahta tekâmülün vuku bulması hakkında görüş birliği mevcuttur. Berzahta tekâmülün vuku bulmasının imkânsız olduğu hiçbir felsefenin temelleri esasınca iddia edilemez. İnsanın berzah âleminde farzları yerine getirerek ve haramlardan sakınarak daha yüksek bir tekâmüle ulaşması anlamında olan ilmî tekâmülün mümkün olmadığını hatırlatmak gerekir; çünkü berzah âlemi yükümlülük âlemi değildir ve berzah âlemindeki şart, kanun ve hükümler, dünya âlemiyle farklıdır. Bu nedenle, eğer berzahta tekâmülden bahsediliyorsa, bazı rivayetlerde de açıkça bildirilen ilmî tekâmül kastedilmektedir. Kalan salih amellerden ölmüş insanın ruhuna dönen şeyler de berzah amelleri cinsinden değildir, bilakis insanın dünyadayken yaptığı ve semeresi sonradan ortaya çıkan amellerin neticesidir. Ama berzahtaki tekâmülün niteliğinin felsefî tanımıyla bir tür hareket veya başka bir tür tekâmül ve gelişim olması hakkında genel olarak yanıtlanması gereken bir takım eleştiriler mevcuttur. Berzahta tekâmül imkânı ve onun felsefî izahının niteliği hakkında öne sürülen eleştiri, felsefedeki yeti ile eylem konusu ve madde ve hareket tanımından kaynaklanmaktadır. Dile getirilen eleştiri şudur: Hareket, felsefî olarak şeyin tedricî olarak yetiden eyleme ulaşmasıdır ve madde de bu yeti ve istidada sahiptir. Bu nedenle, harekette madde ve yeti koşulu vardır ve bunlar olmaksızın hareketin bir manası olmayacaktır. Başka bir ifadeyle, bir âlemde madde mevcut değilse, hareket ve onun ardılınca tekâmül de var olmayacaktır. Gerçek şudur ki: Bu eleştiri, tekâmül mefhumu hakkında çok sınırlı olan bir tasavvurdan kaynaklanmaktadır ve onda tüm tekâmül yolunun sadece dünyevî madde kısmı göz önünde bulundurulmuştur. Oysaki genel bir perspektiften tekâmül meselesine bakacak olursak ve insanın düşünen nefsinin nereden geldiği, indiği ve başlangıç noktasına dönüş yolunda hangi yolu izleyeceği konusunu göz önünde bulundurursak, bu şüphenin berzah âlemindeki veya nefsin maddî bedenden çıktıktan sonra bulunan tümel tekâmül kanunu zedeleyemeyeceğini göreceğiz. Harekette madde koşulunun olduğu konusu kendi yerinde doğru bir tespittir; çünkü bir şey olabilme yeti ve istidadı olmadan yeni bir eylem olmayacak ve hareket de mana taşımayacaktır. Şu noktanın hatırlatılması zorunludur: İnsan nefsi, öldükten sonra her ne kadar madde ve dünyevî bedeni terk etse ve felsefî anlamıyla bir hareket içinde olmasa da, salt ölüm ve maddî bedeni terk etmeyle de tam soyutluk nefis için gerçekleşmez. Dolaysıyla her türlü tekâmül ve gelişmenin sonu olmaz; çünkü henüz nefis ile birlikte bir takım hicaplar mevcuttur ve en azından bu hicapların berzah âleminde kalkması bir tür tekâmül sayılır. Başka bir ifadeyle, öldükten sonra maddî hareket açısından nefsin artık eyleme ulaştığı doğrudur, ama asıl haline yönelik henüz değişik hicaplar içinde yer alır. Bu nedenle nefis, daha az hicaplar taşıyacağı sonraki hallere yönelik bir tür yeti durumunda olacaktır ve asıl hali olan salt soyutluğa nail olabilmesi için tekâmül etmesi gerekecektir. Bu sebeple, berzahtaki tekâmül maddeden çıkmayla çelişmeyecektir; zira her ne kadar dünyevî madde berzahta mevcut olmasa da, nefis maddî bedeni terk etmeyle birlikte hicaplı olmasından kaynaklanan yetisel bir hal taşır. Eksiklikleri tamamladıktan sonra ve dünya hayatında yer alma ve diğer hususlardan kaynaklanan hicapların ortadan kalkmasıyla en sonda tam eyleme ulaşır. Bu tertiple, nefis kamil soyutluğun elde edildiği yolda berzah âlemi ve yüksek âlem ve aşamalardan geçecek ve en sonda tam eylem ve tekamülün sonu sayılan kıyamete girer. Bu yüzden berzah ve berzahtaki tekâmülün tüm nefisler için bir olmadığı, hatta bazı kâmil olan fertlerin aydınlık ve karanlık hicapları bu dünyevî hayatta aşmış olabileceği ve bu yüzden berzahta daha az bekleyecekleri söylenmiştir. Tıpkı mertebe ve dereceleri hasebince öldükten sonra geldikleri yere dönüp kutsal mekânlarına erişen masumlar (a.s) gibi. Aynı şekilde bazı ariflerde de berzahta tekâmül edecek ve en sonda daha yüksek âlemlere girecekledir. Ama birçok nefis hicaplardan kurtulmak, tam eylemsellik ve salt soyutluğa ermek ve de dünyevî arazlardan arınmak için kıyamete dek berzahta kalacaktır. Bu açıklamalar ile yeti ve eylem bahsinde hareket için dile getirilen felsefî temeller, berzahtaki tekâmül ile çelişmeyecektir. Bunun tek neticesi, dünyevî düzende gerçekleşen maddî hareketi berzah âleminde imkânsız bilmemizdir; çünkü hareketin bu merhalesi gayesine ermiş ve nefis maddî bedeni terk etmiştir. Ama maddî mahiyeti olmayan başka bir tür tekâmül berzahta gerçekleşmekte ve nefsin kâmil olarak gariplikler, karanlıklar ve mevcut hicaplardan kurtulmasına kadar sürmektedir. Bu anlamıyla berzahta tekâmül mümkün olmakla kalmayıp, hatta salt soyutluğa ulaşma ve berzah soyutluğunu aşmadaki nefsin yolculuğu için zorunluluk addetmektedir. Bu nedenle, tekâmül sadece madde ve dünyevî beden koşuluyla mümkündür diye belirtilen eleştirinin kaynağı, bazılarının ruh ve düşünen nefsi salt soyutluktan alıkoyan tek etkenin bu dünyevî maddî bedene bağlılık olduğunu, nefsin bu bedenden kurtulur kurtulmaz salt soyutluğa ulaşacağını ve artık bir tekâmülün olmayacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Oysaki bu tasavvur ham ve yanlış bir sanıdır ve salt ölüm hadisesi nefsin salt soyutluğa ulaşmasına ve de hareket ve yolculuğun son bulmasına neden olmayacaktır. Bilakis her ne kadar ölüm, nefsin soyutluğuna engel teşkil eden en önemli amillerin birisinden yani fiziksel bedenden kurtulmak ise de, bu hareketin sonu değildir ve Molla Sadra’nın deyimiyle Allah’a dönme hareketinin başlangıcı sayılmaktadır.[1] Bu şekilde, birçok büyük şahsiyetin hareket, yeti ve eylem temellerini kabul etmekle ve bu anlamıyla berzahta hareketi muhal bilmekle birlikte, berzahta tekâmülün olduğunu vurguladığını ve berzahtaki tekâmülün bilinen anlamıyla hareket türünden olmadığını açıklamak için bu tekâmül hakkında hicapların düşmesi, sevginin çoğalması ve benzeri tabirler kullandığını görmekteyiz. Bunlardan birisi olan İmam Humeyni (r.a), Fususu’l-Hikem[2] şerhine düştüğü dipnotlarda berzahtaki tekâmüle işaret etmiş ve de berzah ve ahiret âlemindeki gelişmeden garipliklerin, hicapların ve karanlık şekillerin gitmesi olarak söz etmiştir. Bu gelişme, dünyadaki hareket ve maddedeki istidat cinsinden değildir. Aynı şekilde Allame Tabatabai berzahtaki tekâmülden dünyada tohumu atılan sevgi derecesinin yükselmesi olarak söz etmiştir.[3] Molla Sadra felsefesinde istifade edilir diğer bir nokta da şudur: Nefis, berzah âleminde misalî bir kalıptadır ve kendisi bazı yerlerde bu tür bedenin latif bir bedene sahip olduğunu belirtmiştir.[4] Yüksek bir letafet ve dereceyle maddî bedenin özelliklerini taşıyan misalî beden, nefsin berzahta yeti taşıyıcılığını üstlenir, berzaha ait bu beden berzahsal tekâmülde tezkiye ve nuraniyet yetkinliğine ulaşır ve karanlık şekillerden kaynaklanan gariplik ve arazlardan arınır. Bundan dolayı berzaha ait olan beden ve onun tezkiye ve nuraniyeti berzahtaki baskılar veya feyizlerin alınması neticesinde, berzahtaki tekâmül hakkında daha tam bir manayı bizim için açıklığa kavuşturabilir. Aynı şekilde sonda berzahtaki tekâmül hakkında basit bir kavrayışa ermek için daha somut mefhumlara da işaret edilebilir. Mesela nefis rüya âleminde maddî bedenin egemenliği dışında olmakla birlikte daha yüksek bir kavrayışa ulaşır ve bu bir tür berzahsal tekâmül ve seyirdir. Aynı şekilde ariflerin keşifleri de bu türden sayılır, maddî anlamdaki hareket cinsinden addedilmez, maddî bedensen ayrılma halinde meydana gelir ve bununla birlikte nefsin tekâmüle sebep olur. Sınırlı bir ölüm olan rüya ve keşif âleminde, hem maddeden uzaklaşma ve ruh hafifliğiyle birlikte olan bedenin soyut olması ve hem de berzahsal tekâmülden ibaret olan zevk, ilim ve şuhud hali idrak edilmektedir. Bu ikisi hiçbir şekilde birbiriyle çelişmez. Nitekim Molla Sadra’nın deyimiyle, hareketin sona ermesi ve bir açıdan gayeye ulaşması ölüm sayılır, ama daha yüksek bir âlemde ikinci bir doğum ve hareket başlangıcı vardır.[5]   



[1] Sadruddin, Muhammed Şirazi (Molla Sadra), eş-Şevahidu’r-Rububiye Fi’l-Menahici’s-Sulukiye, 355, çap-ı evvel, Bonyad-ı Hikmet-i İslamî Sadra, Tahran, 1382.

[2] Humeyni, Ruhullah, Talikat Âla Şerh-i Fususi’l-Hikem, s. 170 – 171, Merkez-i Tanzim Ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni (r.a); Mead Ez D

Didgah-ı İmam Humeyni (Tibyan-ı Asar-ı Mevzui) Defter-i Siyom, s. 371, Müessese-i Tanzim Ve Neşr-i Asar-ı İmam Humeyni (r.a), çap-ı evvel, 1378.

[3] Ruhşad, Muhammed Hüseyin, Der Mahzer-i Allame Tabatabai, Porseşha ve Pasohha, s. 160, çap-ı evvel, Âli Ali (a.s), Kum, 1381.

[4] eş-Şevahidu’r-Rububiyye Fi’l-Menahici’s-Sulukiyye, s. 112.

[5] a.g.e. s. 113.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Ayetullah Hamenei’nin fetvasına göre akşam ve yatsı namazı ne zaman kaza olur?
    12055 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/07/13
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • geçici nikahın aktı için kullanılan lafızlar nelerdir? Şartları ve Hükümleri nasıldır?
    8397 Evlilik Hutbesi 2015/05/03
    Geçici nikâhın aktini okumak için birkaç şart gereklidir: Aktin sıgasını okumak; şöyle ki süreli akitte bayan ve erkek’in rızası tek başına yeterli değildir. Belki bunun yanı sıra akit için okunan has lafızların okunması şarttır. İhtiyati vacip gereğince aktin sıgası sahih Arapça ile ...
  • Alkol veya jelâtin taşıyan çikolata ve ürünleri yemenin hükmü nedir?
    22394 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Belirtilen sorunun şerî cevabını elde etmek için büyük mercilerden (Allah onları korusun) fetva sorduk ve kendilerinin verdiği yanıtları aşağıda aktarıyoruz: Hz. Ayetullah Uzma Hamney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu: Genel olarak aslında sarhoş edici sıvılar kısmından olduğu belli olmayan alkoller temiz hükmündedir. Bunlarla karışmış olan sıvılardan yararlanmak ...
  • İranlılar, Ömer’in eliyle mi Müslüman olmuştur?
    17688 تاريخ بزرگان 2012/01/18
    Eğer tüm İranlıların Ömer’in hâkimiyeti döneminde Müslüman oluşu kastediliyorsa, bu ihtimal kabul edilir değildir; zira İran Arap ve Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce bir grup İranlı diğer ülkelerde bulunuyordu ve onlar İslam’ın doğuşunun ilk yıllarında Müslüman olmuştu. Ama Ömer’in hâkimiyeti döneminde İslam’ın İran’a girmesi ve Müslümanların davranışları nedeniyle bazı İranlıların ...
  • Cumartesi gününde ihtiyaçtan dolayı balık tutan bir şahsın cezası maymun olmak mıdır?
    44811 Tefsir 2012/05/16
    İsrail oğullarının şeklinin değiştirilmesinin salt gelir elde etmek için balık tutmaları olmadığı bilinmelidir; çünkü bu iş günah değildir ve şeklin değişmesi gibi bir neticesi de bulunmamaktadır. İslam’ın mantığında Allah katında bu amel ibadet sayılmaktadır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Ailesinin rızkını sağlamak için çalışan ve çaba gösteren ...
  • Niçin Hz. Mehdi (a.s) gaybet döneminde insanların hidayeti için bir kitap te'lif etmiyor?
    11544 Eski Kelam İlmi 2011/05/23
    Şimdi gaybet döneminde yaşıyoruz; bu dönem genel naiplerin dönemidir. Bu dönemde Şia'nın hidayeti gerekli şartları haiz Şia'nın büyük fakih ve alimlerinin üzerinedir. Ama bu dönemde Hz. Mehdi'nin insanların yararlanmaları için niçin bir kitap telif etmediği konusuna gelince bunun çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin:
  • Cabir b. Efleh kimdir?
    6185 تاريخ بزرگان 2011/08/17
    Cabir b. Efleh-i İsmailî beş ve altıncı asırdaki İspanyalı gökbilimcilerinden olup “Kitabu’l-Hayat Fi Islahi’l-Mucesta” kitabının yazarıdır. O, muhtemelen Sivil’de (İşbiliye) dünyaya gelmiştir; zira bazı yazarlar ve özellikle de Cabir’in oğluyla tanışık olduğunu belirten Musa b.Meymun (529-600) ve Betruci onu İşbilî olarak adlandırmışlardır. Bazen Cabir b. Efleh’in adı başka şahıslar ...
  • Kur’an kıraatinin batini adabından kasıt nedir?
    9081 Kur’anî İlimler 2012/05/12
    Kur’an’ın İslam Peygamberinin ebedi mucizesi ve yüce Allah’ın kelamı olması itibari ile, İslam’ın başından beri Müslümanlar arasında özel bir saygı ve değere sahiptir. Müslümanlar, Kur’an ayetlerine teveccühle ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) tavsiye ve hadisleri doğrultusunda, hatta bu semavi kitabın kıraatinde bile şu ana kadar eşi görülmemiş bir ...
  • Hangi kaynaklarda hüküm ve yaratıkların hikmeti beyan edilmiştir?
    7257 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Esasen her hikmeti bilmek mümkün değildir; zira Yüce Allah bazı maslahatlar uyarınca birçok konuyu insana bildirmemiştir. Beyan edilenler hususlar da çok geniştir ve onların tümünü elde etmek ve bilmek herkes için müyesser değildir. Bu sebeple ve ömür ve fırsatın sınırlı olmasına binaen en faydalı ...
  • Yok olmak mümkün mü?
    12558 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2009/08/25
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...

En Çok Okunanlar