Gelişmiş Arama
Ziyaret
24580
Güncellenme Tarihi: 2009/11/22
Soru Özeti
Kur’anda hz. Salih’in devesinin öldürme olayı nedir?
Soru
Hud suresinin 65 ve Şuara suresinin 157. Ayetlerinde ve hakeza Şems suresinin son ayetlerinde Samud kavminin tamamı Hz. Salih’in mucizesi olan Devesinin katili olarak tanıtılmış. Kamer suresinin 29. Ayetinde ise bu eylem (öldürme) onlardan sadece bir kişiye nispetlendirilmiş. Bu ihtilafın nedenini açıklar mısınız?
Kısa Cevap

Açıklama yöntemlerinden biri olan “icmal” ve “tafsil” yöntemi kuranı kerim ayetlerinde çok revaçta ve göze çarpmaktadır. Hz. Salih’in devesinin öldürme macerasıyla alakalı olan ayetlerden üçü bu olayı Samut kavminin iman getirmeyen kimselere nispetlendirmiştir. Bir ayette bu eylemi bu kavmin böbürlenmiş (müstekbir) grubunun işi olduğunu belirtiyor. Baka bir ayette is bu eylem bir kişi tarafından gerçekleştiğini açıklıyor. Şöyle denilmesi mümkündür: Kuranı kerimin son iki ayeti dışındaki ayetler, bu olayı, detaylısına (cüziyatine) girmeden kısa bir şekilde (icmal) açıklamış. Öldürme eylemini müstekbir gruba nispetlendiren ayetler de olayı planlandıran, projesini, perde arkasından mali ve siyasi destek veren kimselere işaret ediyor. Diğer ayet ise plan ve projeyi uygulamaya koyan en son kişiye işaret ediyor. Devenin öldürmesini Samud’un iman etmemiş kavmine nispetlendirmesinin nedeni, dini öğretiler esasınca her kim gerçekleştirilen her olaya razı olursa Allah katında eylemi gerçekleştiren kimseyle suç bakımından ortak sayımlata olduğu içindir. Gerçekleştiren iş ve eylem ister iyi işlerden olsun ister büyük bir günah olmuş olsun. Bu konuyu teyit eden ehlibeyt imamlarından (a.s.) nakledilen birçok rivayet var olmaktadır. Müminlerin emiri hz. Ali’nin (a.s.) nehcül – balaganın 201. Hutbesinde buyurmuş olduğu sözler bunun bir örneğidir.

Ayrıntılı Cevap

Hz. Salihin devesini öldürme olayıyla alakalı olan ayetleri iki mihverde taksim edebiliriz:

Birinci kısım: Devenin öldürmesini bir kişiye değil bilakis topluma nispetlendiren ayetlerdir. Bu ayetler Araf suresinin 77., Hud suresinin 65., şuara suresinin 157. Ve Şems suresinin 14. Ayetleridir.

İkinci kısım:   Devenin öldürmesini topluma değil bilakis ferde ve bireye nispetlendiren ayetlerdir. Bu ayet Kamer suresinin 29. Ayetidir.

Birinci kısımdan olan ayetleri de iki mihvere taksim edebiliriz:

  1. -Önceki ayetlere dikkatle- fiillerdeki zamirin taalluk ettiği mercii (döndüğü yer) Semudun tüm kavmidir. Bu bağlamdaki ayetler şunlardır:
  1. Hud suresinin 65. Ayet. (64. Ayeti dikkate alarak 65. ayetteki fiildeki zamirin mercii (döndüğü şey) “kavim” kelimesidir).[1]
  2. Şuara suresinin 157. Ayet. (141. Ayeti dikkatle 157. Ayetteki fiilde bulunan zamirin mercii “Semud” kelimesidir).[2]
  3. Şems suresinin 14. Ayet. (11. Ayete dikkatle 14. Ayetteki fiilde bulunan zamirin mercii “Samud” kelimesidit).[3]

Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu üç ayette mevcut olan “kavim” ve “semut” kelimeleri bu kavmin tüm fertlerini kapsamıyor. Zira “Araf” suresinin 75. Ve Şuara suresinin 158. Ayetleri esasince onlardan bir kısım insanlar hz. Salihe iman etmişlerdir. Hud suresinin 66. Ayeti esasınca bu grup (en azında imanlarında ısrar edenler) hz. Salih ile birlikte Allah ın azabından kurtuldular. Zira onlar deveyi öldürme eylemine iştirak etmediler.

  1. -Daha önceki ayetlerin yapım şekline dikkatle- fiilde var olan zamirin mercii Samud’un tüm kavmi değil bilakis kavminden bir gruptur. Bu ayeti kerime Araf suresinin 77. Ayettir. 76. Ayete dikkatle bu ayetteki fiil samut kavminin “müstekbirlerine” nispetlendirilmiştir.[4]

Yukarıdaki ayetlerin bir biriyle uyum içinde olduğunu gösteren öncüller:

Yukarıdaki ayetlere ilk bakıldığında zahiri de olsa bu ayetler arasında bir çelişkinin var olduğu göze çarpmaktadır. Zira zikir edilen ayetlerden üçü devenin öldürülmesini Samut kavminin tüm fertleri tarafından gerçekleştiğini söylüyor. Bir ayette müstekbir grup tarafından öldürüldüğü açıklanmış ve bir başka ayette ise bir kişi tarafından öldürüldüğü söylenmektedir. Ama biraz dikkatli bir şekilde bu ayetlerin her birisinin karar almış olduğu ortama ve ayetleri bir biriyle mukayese edildiğinde bu ayetler arasında hiçbir çelişkinin bulunmadığı ortaya çıkacaktır.

  1. –Dilin irtibatsal mahiyetinden kaynaklanmakta olan- her dilin takip ettiği üsluplardan birisi “icmal ve tafsil” yöntemidir. Şöyle ki: Hepimiz tecrübe etmişizdir ki birçok yerlerde konuşan veya yazar bir kimse bazen yazmak veya konuşmak istediği konunun detaylısına hiç girmeden icmal bir şekilde anlatıyor ve bazen de detaylısına girerek en geniş ve inceliklere kadar anlatmaya çalışır. Bir kişinin bu iki üsluplardan birisine yönlendiren nedenler (güdüler) “ma’ani” ilminde incelenerek açıklanmıştır. Ama burada önemlilik arz eden nokta bu yöntemin işlevli kabiliyetine sahip olmak ve dillerinin sahipleri arasında yaygınlaşmasıdır.
  2. Dini olarak kabul görülen bir asıl –ki bazıları “mektepsel eklem (peyvend-i mektebi)” şeklinde tabir edilmiştir-[5] şudur ki eğer bir kimse bir günahın işlenmesine rıza gösterirse Allah katında o günahta şeriktir. Peygamber’in (s.a.a.) hadisinde açık bir şekilde açıklanmıştır ki; “eğer bir kimse bir sahnede bulunur ve o sahneden kalben razı olmazsa o işe iştirak etmemiş sayılır ama eğer bir kimse bir işe iştirak etmezse ama o işe kalben meyilli ise o işe iştirak etmiş sayılır’.[6]  Peygamber’in (s.a.a.) bu sözünü daha fazla açıklamak için hz. Ali’nin (s.a.a) kelamından faydalanabiliriz. Sıffın savaşında Müslümanlar galip gedikten sonra imam Ali’nin yaranlarından birisi kardeşinin bu savaşa iştirak edemediğinden dolayı içindeki rahatsızlığı Hz. Ali’ye ibraz ediyor. İmam sordu: “acaba kardeşinin kalbi ve fikri bizimle idi?” adam cevaben şöyle dedi: “Evet”. İmam buyurdu: “öyle ise o bu savaşta bizimle birlikte idi. Hatta babalarının sülbinde ve analarının rahminde olup hazırda bulunmayıp ama bizimle hemfikir ve aynı idealde olan (bizimle aynı hedefi paylaşan) kimseler bile  bu savaşta bizimle ortak ve şeriktirler…”.[7]

İmam Rızadan (a.s.) nakledilen rivayete göre “eğer varlık aleminin en doğusunda birisi öldürülürse ve varlık aleminin en batısında birisi onun öldürülmesine rıza gösterirse Allah katında öldürenin günahında şerik sayılır”.[8] Hz. Ali’nin “zalim, zalime yardım eden ve zulmüne rıza gösterenlerin tümü yapılan zulümde şeriktirler”[9] şeklindeki beyanı da bu hadisin muhtevasını teyit etmektedir.

Hz. Salih’in devesinin Samut kavminin müstekbirleri tarafından öldürüldüğünü söylen Araf suresinin 77. Ayeti, devenin öldürülmesini Samut kavminden bir kişiye nispetlendiren 29. Ayeti ve devenin öldürülmesini Samut kavminin tümüne nispetlendiren diğer üç ayet arsında çelişki içinde olmadığını göstermek için (1) numaralı noktadan yararlanabilinir. Bu bağlamda son üç ayet deveyi öldüren kimseleri icmal şeklinde açıklamakla yetiniyor ki bu deve bu kavim içinde öldürülmüş olduğunu açıklıyor. Ama diğer iki ayet macaranın detaylısına değiniyor. Bu iki ayetin anlamasına sıra geldi ki bu iki ayeti yan yana koyarak anlamaya çalışacağız.

Bu iki ayetin işaret ettiği manayı (medlulünü) birlikte kabul etmek ve her ikisine aynı zamanda iman etmek için bazı ihtimaller tasvir edilmesi mümkündür. Bu ihtimallerin en dakiklisi Araf suresinin 77. Ayetinde belirtilen müstekbirlerin grubunu perde arkasında devenin öldürmesini planlayan ve projelendiren kimseler ve kamer suresinin 29. Ayetinde belirtilen kişiyi de öldürme plan ve projeyi uygulayan en son kişi olduğunu kabul etmektir. Bu ihtimali teyit emek için “neml” suresinin 48. Ayetten yardım alabiliriz. Bu ayeti kerime Samut kavminin içinde dokuz grubun fasit ve şerli kimseler olup bozgunculuk ve fesat ile meşgul ve kesinlikle ıslah kapısından girmediklerini açıklamaktadır. Hz. Salih onları deveye eziyet etmekten men etmiş, korkutmuş ve onları, eğer ona dokunursanız şiddetli bir azabı bekleyiniz diyerek tehdit etmişti. Mantıksal olarak bu tehdidi dikkate aldığımızda devenin öldürülmesi bir kişi tarafından karar alınıp ikdam edilme ihtimali çok uzaktır. Bilakis bazı kimseler tarafından bu eylemin gerçekleşmesi için perde arkasından mali ve siyasi desteğinin verilmesi gerekmektedir. Böylelikle bu ihtimali dikkate alarak şöyle dememiz uygundur ki fasit olan bu dokuz grup sahip oldukları kudret ve servetten yararlanarak bu plan ve projeyi çizmiş, yürürlüğe girmesi ve uygulaması için bir kişiyi teşvik etmişlerdir. Netice itibariyle Araf suresinin 77. Ayeti plan ve proje yapan kimselere ve Kamer suresinin 29. Ayeti planlanmış olan projeyi yürürlüğe koyan kimseye işaret ediyor.

Devenin öldürülmesini Samut kavminin iman etmemiş kimselerinin tümüne nispetlendiren diğer üç ayeti daha farklı iki ayetin yanına koyarak anlamaya çalışacağız. Bu bağlamda yukarıda açıklanan (2) numaralı noktadan yararlanabiliriz. Bu konuyu teyit eden hazreti Ali’nin Samut kavmi hakkında söylemiş olduğu sözlerdir: Hz. Ali hz. Salih’in devesinin öldürülmesi bağlamındaki maceraya işaret ederek şöyle buyuruyor: “… ey insanlar! Camianın tüm fertleri hoşnutlukta ve mutsuzlukta şeriktirler. Samut devesini boğazlayan ve el/ayaklarını kesen bir kişi ama ondan dolayı gerçekleşen azap Samud kavminin tüm fertlerini sarması bunun bir örneğidir. Zira toplumun tümü ona rıza gösterdi…”.[10] Bazı müfessirler bu noktaya işaret etmişlerdir ki Hz. Salih’in devesini öldüren kimseler her ne kadar bir kişi idi ise de ama diğer insanlar buna rıza gösterdiler ve onun önünü almadıkları için bu eylemden kaynaklan dünyevi ve uhrevi azabında kavmin tümü ortak oldu.[11]

Günümüzde de “suça yardım etmek” gibi unvanlarla karşı karşıyayız. Suça yardım endeler için de bazı cezalar dikkate alınmıştır.

 


[1] “…ve ya kemi hazihi naketullah”.

[2] “…kezzebet Samudu el-murselin”,

[3] “Kezzebet Samudu bi Tağvaha…”.

[4] “kale el-lezine istekberu…”.

[5] “Tefsir-i Numune”, Tahran: darul – kutubil – islmiye, 1374, c. 9, s. 158.

[6] “Vesailu’ş – Şia”, c. 16, s. 138, hadis no: 21178.

[7] “Nehcü’l – Balaga”, tercüme: Muhammed Deşti, hutbe no: 12.

[8] “Vesailu’ş – Şia”, c. 16, s. 138-139, hadis no: 21180.

[9] A.g.e., s. 139 – 140, hadis no; 21182.

[10] “Nehcü’l – Balaga”, hutbe no: 201.

[11] “Mecmeu’l – Beyan Fi Tefsiri’l – Kuran”, TahranŞ intişarati Nasır husru, 1372, c. 5, s. 265; “el-mizan fi Tefsiri’l – Kuran”, Kum: intişarati İslami camiayai mudderisin-i havzeyi ilmiyei kum, 1374, tercüme: seyit Muhammed Bakır Musave Hemedani, c. 15, s. 433; “Tefsir-i Numüne”, aynısı.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurmak mümkün müdür?
    29954 Eski Kelam İlmi 2010/05/06
    Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurulabileceği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Ancak bunu alkol veya uyuşturucu maddeleri kullanarak yapmak mümkün değildir.Başka âlemlerle irtibat kurmak ve âlemdeki gizli sırlar hakkında bilgi edinmek için kullanılan vesileler, onların şeriata uygun olup olmadıkları ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    130201 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Gaybî varlıkların varlık felsefesi nedir?
    13262 İslam Felsefesi 2011/07/14
    Gayb âlemi şahadet âleminin mukabilindendir. Şahadet ve huzur da 1- mekânsal huzur; 2- zahirî hisler nezdinde huzur; 3- fikir ve ilimde huzur; 4- marifet ve basiret makamında huzur gibi mertebelere sahip olduğundan, bu mertebelerin her biri karşısında gaybte de bir mertebe mevcuttur. Eğer gayb âlemindeki varlıklardan kastedilen, soyutların aklî ...
  • Allah’ın ilmi meteoroloji ve sonografi gibi günümüz ilimleriyle çelişir mi?
    8569 Tefsir 2011/07/14
    Allah’ın ilmi ve beşerin ilmi birbiriyle çelişmez, bir farkla ki Allah her şeye tüm ayrıntılarıyla ve hatta zaman kısıtlaması olmaksızın vakıftır. Beşerin ilmi ise sadece bazı hususları sınırlı olarak algılamaya kadirdir. Elbette bu ilim her zaman ilerleme ve tekâmül halindedir. Ama bununla birlikte bilinmeyenler ile mukayese edildiğinde hiçbir şekilde ...
  • Kura bağlı az su kur hükmünü taşır mı?
    6266 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/18
    Kur suyu kapsamayan leğen suyu az sudur ve şehrin (kur veya akan) boru suyuna bağlı olan az su temizlemede ve necis olmada kur suyu hükmünü taşır; yani necis eşyaları (necasetin kendisi bertaraf olduktan sonra) bir defa yıkamayla temizler. Aynı şekilde onun sıçramaları temizdir ve necaset ile temas etmeyle necis ...
  • Bid'at nedir ve onunla ilgili İslam'ın hükümleri nelerden ibarettir?
    9443 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/01/13
    Bid'at, sözlük manası olarak yeni yapılan ve geçmişi olmayan iş demektir ve ıstılahta ise; "Dinde olmayan bir şeyi dine sokmak demektir" yani aslında dinde ve şeriatta olmayan bir şeyi dine ve şeriata mal etmektir. Bid'at koymak dinde büyük günahlardan sayılmıştır. Onlara ait mekânları ...
  • Tevazu nedir? Tevazu nasıl bir esere sahiptir? Tevazu ile zillet arasındaki fark nedir?
    3818 فضایل اخلاقی 2020/01/19
  • Beytullah'ta cemaat namazı kılmak doğru mu?
    6382 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Eğer Beytullah'tan maksat Mescidu'l-Haram ise cemaat namazının bir sakıncası yoktur. Eğer maksat Kabe ise Kabe'nin içerisinde farz namazı kılmak ihtiyata uygun değildir. Elbette Kabenin içinde mustahap namaz kılmanın bir sakıncası yoktur, mustahaptır. Mermer taşın üzerine secde etmenin de bir sakıncası yoktur.[1]
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4782 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...
  • Vesilelerin Allah'a Yakınlaşmakta ki Önemi Nedir?
    13877 Eski Kelam İlmi 2009/12/20
    Vesilenin çok geniş manası vardır. Allah'a yakınlaşmaya neden olan her şey ve her işe şamil olmaktadır. Dünya yaşayışı, insanların hidayeti ve ilerlemesi için sebep ve sonuç düzeni üzerine kurulduğu, yine insanların doğal ihtiyaçları maddi sebeplerle karşılandığı için Allah'ın, hidayet, mağfiret, bağışlanma, yakınlaşma ve ...

En Çok Okunanlar