Gelişmiş Arama
Ziyaret
8613
Güncellenme Tarihi: 2010/03/13
Soru Özeti
Neden bazı Müslümanlar dini inançlarıyla çelişen davranışlarda bulunmaktadırlar?
Soru
Doğru inançlara sahip olmamıza rağmen neden biz Müslümanların dini inançlarımıza ters düşen davranışlarımız vardır?
Kısa Cevap

İnsan ruhani, maddi, hayvansal, toplumsal, duygusal vb. boyutları olan bir varlıktır. Bu boyutlar, insanın inancıyla amel ve davranışları arasında bazı uyumsuzlukların çıkmasına neden olan bir çatışma halindedirler.

İlahi dinler, özellikle İslam, insanı hayvansal yönelişlerin tuzağından kurtarıp çeşitli boyutlar arasında dengeyi sağlamak, onu ilahi değerlere ve gerçek kemale ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsan kemal derecesine yaklaştıkça inancıyla amelleri arasındaki uyumsuzluk da azalır. Öyle ki, insan-ı kamil mertebesine yani gerçek kemale ulaştığında inancıyla amelleri arasında herhangi bir tezat kalmaz.

Kur’an-ı Kerim akide ile amel arasındaki tezat ve çelişkiyi kötülemiş ve reddetmiştir.

Bu tezadın çeşitli kaynakları vardır. Onların bazıları şunlardır: İslam’ın kanunlarını tam olarak bilmemek, imanın zayıf olması, nefsani istekler, yanlış örf ve adetler, insanların kötü çevreden etkilenmesi ve…

Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu tezadın giderilmesi için onun kaynağını bulup bu kaynağın kurutulmasıdır. Genelde bütün peygamberlerin, özelde de Resul-u Ekrem (s.a.a)’in hedefi buydu.

Ayrıntılı Cevap

İnsan, ruhani ve ilahi, maddi ve hayvansal, toplumsal, duygusal vs. gibi çeşitli boyutları olan bir varlıktır. Bu boyutların her birinin kendine göre eğilimleri ve çekim alanları vardır ve bunlar hep çatışma halindedirler. Öte yandan maddi işler duyu organlarıyla gözlemlenip algılandığından hayvansal boyut insanda günden güne daha da güçlenmektedir. Ama ruhani ve ilahi boyut gözlenemediği, insan onu yaşamında direkt olarak hissedemediği için kolayca anlaşılmaz. Onun anlaşılabilmesi için çaba harcayıp zahmet çekmesi gerekir. İlahi boyut insanın temiz fıtratıyla ilgilidir. Onun beka ve takviyesi temiz insani ruha bağlıdır.

Molla Sedra’in deyimiyle, insanın hayvansal boyutu daha buluğa ermeden onun kalbinde yer etmekte ve ona musallat olmaktadır. Ama ruhani akli boyut buluğ çağından başlayıp kırk yaşına kadar gelişmekte ve kemale ermektedir. Hayvansal boyutla ruhani ve akli boyut arasındaki çatışma buluğ çağından itibaren başlamaktadır.[1]

İlahi dinler özellikle İslam, insanın kemale ermesi, nefsani ve hayvani isteklerinden kurtulması, çeşitli boyutlar arasında dengeyi sağlamak için gönderilmişlerdir. Dolayısıyla hedefi ilahi ve ruhani değerleri yükseltmek olan İslam’ın kanunları ile insanın hayvansal boyutu arasında bir tezat vardır. İnsanın kemal derecesi yükseldikçe dini öğreti ve değerlerle amel, davranış ve işlerinin arasında bu tezat azalır. Öyle ki insan-ı kamilin (masumun) inanç ve davranışlarında hiçbir tezat ve çelişki görülmeyecektir. Bu tezat normal insanlarda ve iman derecesi düşük kimselerde görülmektedir.

İnanç ve ameller arasında gözlemlediğimiz bu tezat yalnızca Müslümanlara özgü değildir, ilahi ve ruhani değerleri olan diğer din ve mekteplerde de bu çelişki görülmektedir. Ancak İslam en kamil din, kanunları en üstün kanun ve bütün alanlarda eksiksiz olduğu için İslam’a mensup olduğunu iddia edenlerle onların amelleri arasında ki çelişkide daha belirgin olacaktır; zira İslam’a gerçek manada iman eden kişi onun her alandaki düsturlarına tam olarak amel eden kimsedir.

Kur’an-ı Kerim sürekli bu sorunun (inançla amel arasındaki tezadın) söz konusu ederek onu kötülüğünü açıklayarak ondan sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: ‘Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba yol açar.’ [2]

Peki ne yapmak lazım? Acaba sorun inançlarda mı yoksa İslam’a imanı olduğunu iddia edenlerde mi?

Kuşkusuz İslam dininin öğretileri en kamil ve en doğru öğretilerdir. Öyleyse bu tezadın nedenleri bulunmalı ve kaynağı kurutulmalıdır. Bu nedenlerden bazıları şunlardır:

1- İnsanı kemale erdiren İslam dininin kanunlarını, bu kanunların felsefe ve etkilerini bilmemek: Bilgi ne kadar çok artarsa ilgi ve bağlılıkta o kadar artar. Bu esasa göre İslam’ın üzerinde durduğu şeylerden biri insanın yaşamının bütün aşamalarında bilgi edinmesidir. Böyle kimselerin imanı da daha değerli olur. Ancak teessüfle belirtmek gerekir ki, iman ve İslam iddiasında bulunanların çoğu İslam’ın ahkamı hakkında yeterli derecede bilgi sahibi değildirler. Bu bilgisizlik onların davranışlarının İslam’dan uzak kalmasına neden olmuştur.

2- İmanın zayıflığı: İslam’a göre imanın dereceleri vardır. En zayıf derecesi dil ile ikrardır, en yüksek derecesi ise yakindir.

Ebu Amr ez-Zeydi İmam Cafer-ı Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: ‘İmanın derecesi arttıkça müminlerin Allah katında ki dereceleri de artar.’ Ebu Amr diyor ki: ‘Dedim ki: Allah katında müminlerin değerini artıran iman ve menzillerin dereceleri (mi) var.’ İmam (a.s) ‘evet’ diye buyurdu. Ben: ‘Allah sana rahmet etsin ne olduklarını bilmem için onları bana söyler misin?’ diye sordum, İmam şöyle buyurdu: ‘Allah’ın peygamberlerinden bazısını bazısına üstün ettiği şeydir. Allah buyuruyor: ‘O peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün ettik. Onlardan Allah'la konuşan var, bazılarının da derecelerini yüceltmiştir…’ Yine buyuruyor: ‘Biz peygamberleri bazısını bazısından üstün ettik.’ ‘Bak da gör, onların bir kısmını nasıl bir kısmından üstün ettik; elbette ahiretteki yücelik, dereceler bakımından da daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyük.’  İmam (a.s) şöyle buyurdu: ‘Bunlar Allah katında ki derecelerdir. Bunlar Allah katında ki derece ve menzillerin zikridir.’

Ebu Basir’de İmam (a.s)’dan şöyle rivayet ediyor: ‘Biz, sadece bir derece vardır demiyoruz. Çünkü Allah-u Teala buyuruyor: ‘Bir kısmı bir kısmından üstün olan dereceler vardır. Kuşkusuz bir topluluk amelleriyle yücelir.’[3]

Ne zaman insan inancında tam bir yakin derecesine ulaşırsa söz ve amelinde tezat olmayacaktır. Zaten din ve enbiyanın da hedefi buydu. Yani insanlardaki iman ruhunu takviye ederek ameller ve itikatlar arasındaki mesafeyi azaltmak. Böyle bir mesafeyi azaltmak için de çok çaba harcamak, hayvani ve şehevi isteklerle mücadele etmek gerekir. Bu iş her ne kadar zor olsa da gayr-i mümkün bir şey değildir. Masumların (a.s) dışında bir çok kişi bu dereceye ulaşmış, bu tezatları gidermişlerdir.

3- Nefsani istekler: Daha öncede açıklandığı gibi insan çok boyutlu bir varlıktır. Bu boyutların her birinin istekleri ve eğilimleri vardır ve bunlar daima çatışma halindedirler. İnsanlar nefsani isteklerini kontrol etmezlerse bir takım zorlukla birlikte olan dini öğretilere amel etme noktasında sorunla karşılaşacaktır.

4- Yanlış Örf ve Adetler: Bazı millet ve kavimlerin hiç bir akli dayanağı olmayan yanlış örf ve adetleri, yersiz taassupları vardır. Bazı milletler bir çok yanlışlığı geçmişlerinden miras almış ve maalesef onları yaşamlarında ölçü edinmişlerdir. Böyle şeyler onların İslam’ın nurlu ahkamından uzaklaşmasına neden olmaktadır.

5- Kötü çevreden etkilenmek: İnsan toplumsal bir varlıktır. Çoğu insan (böyle ortamlardan etkilenmeyen yüce ruhlu insanların dışında) çevrenin etkisinde kalmaktadır. Ve çevrelerin çoğu da henüz istenilen düzeyde olmadığından istenmeyen etkiler bırakmaktalar. Özellikle radyo, televizyon, uydu, internet vb. gibi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla dünya bir köye dönüşmüştür. Şunu söylemeye çalışıyoruz: Eğer iletişimin gelişmesi kaçınılmaz bir gerçekse ve onun yayılması için çaba harcamak gerekiyorsa da bunların toplumların kültürüne yaptıkları kötü etkilerden de gafil olmamak ve onların çevreye saçtıkları zehir ve kirlilikleri kontrol etmek gerekir.

Buraya kadar saydıklarımız bu tezadın kaynaklarından bazılarıydı. Bu konuyu daha geniş bir şekilde ele almamız gerekir. İnşaallah ileride böyle bir imkan buluruz.

Kısacası diyoruz ki, Müslümanların amellerinin mektebin itikat ve öğretileriyle uyumlu olabilmesi için 1) Tezadın kaynağını bilmek, 2) Onları ortadan kaldırmak için girişimde bulunmak gerekir.



[1] - Esfar-ı Erbaa, c.9, s.93

[2] - Saf/2-3

[3] - Bihar-ul Envar, c.66, s. 171  

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar