Gelişmiş Arama
Ziyaret
18284
Güncellenme Tarihi: 2008/02/18
Soru Özeti
Namaz ve diğer ibadetler niçin Arapça okunmalıdır?
Soru
Namaz ve diğer ibadetler niçin Arapça okunmalıdır?
Kısa Cevap

İslam evrensel bir dindir ve Müslümanları bir cephede ve tek bir sıfatta karar vermek istiyor. Böyle bir topluluğu oluşturmak, herkesin birbirleriyle anlaşacakları bir tek dil olmadan mümkün değildir. Uzmanların itiraf ettiğine göre dünyanın en kapsayıcı ve geniş dillerinden biri olan Arapça dili, uluslararası bir dil olarak tanınabilir.

Müslümanların namazı Arapça diliyle kılmaları, Müslümanların birliklerinin simgesi ve yegâne nişanesidir. Bu esas, tek bir kıbleye doğru namaz kılmaları gibi İslami diğer emirlerde de tecelli etmiştir.

Buna ek olarak, namazı değişmeyen belli bir şekilde kılmak, onu diğer dillere tercüme edilirken, uzman olmayan kişiler tarafından yapılacak olan herhangi bir tahriften ve temelsiz konularla karışmasının etkilerinden korumaktadır. Bu vesile ile de bu İslami ibadetin ruhu muhafaza edilmektedir.

Dua gibi bazı ibadetlerin Arapça olmasına gerek yoktur. Gerçi masum imamlardan bizlere Arapça olarak nakledilmiş dualar, bir taraftan derin öğretileri içermektedir ve tercüme edilirken bu öğretilerin hakkıyla nakledilmemesi mümkündür ve diğer yandan eşsiz bir edebi güzelliğe ve tatlılığa, sahiptir. Bundan dolayı Arapça nakledilmiş duaların onların manalarına dikkat edilerek Arapça diliyle okunması tavsiye edilir.

Ayrıntılı Cevap

Bu soruya daha dakik ve açık cevap vermek için birkaç mukaddimeyi sunmak zorundayız:

Birinci mukaddime: Arapça dili uzmanların itiraf ettiği üzere dünyanın en kapsayıcı ve geniş dillerinden biridir. Onda, en derin ve dakik manaları en etkili ve en güçlü bir edebiyatla açıklama kabiliyeti vardır.[1]

Bu yüzden neden Yüce Allah’ın beşerle konuşmak, varlığın hakikatini açıklamak ve insanların hidayeti için Arapça dilini kullandığının sırrı anlaşılır. Tabi Kuran'ın Arapça diliyle inişinin diğer delilleri de vardır. Onlardan bazılarına işaret ediyoruz:

1- İslam, Arap yarımadasında ortaya çıktı. Bu yüzden birinci derecede o bölgenin halkını kendi etrafında toplamalıydı. Cahil ve inatçı olan halkı İslam kendi eğitimi ışığında öyle bir değişime uğratmalıydı ki diğer bölgelere nüfuz edecek olan bu dinin asıl çekirdeğini oluşturmalıydı. O halde Kuran'ın Arapça diliyle inişi, doğal bir olay idi.[2] Eğer Kuran Arapça dili dışında bir dille inseydi, şöyle bir soru sorulabilirdi: Neden bu mesaj ilk muhatapları Arapça dilini konuşanlar olduğu halde Arapça dilinde inmedi?

2- Kuran birkaç yerde kendisinin hak olduğunu ispatlamak için meydan okumuştur.[3] Meydan okuma, bu mesajın ilk muhataplarının anlayacakları dilde olmasını gerektirmektedir. Ve yine Peygamber Efendimizin (s.a.a) iddiasının doğru olduğunu ispatlamak için muhataplarının buna güçlerinin yetip yetmediğini deneyebilmeleri gerekmekteydi.[4]

3- Muhaliflerin bahanelerini ortadan kaldırmak da Kuran'ın Arapça dilinde inmesinin delillerinden birisidir. Eğer böyle olmasaydı bir grup, Kuran'ın anlaşılamaz olduğunu bahane ederlerdi onu kabul etmekten kaçınırlardı.[5] Diğer bir grup da şöyle bir şüphe ortaya atarlardı: Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu Kuran'ı kendisi gibi Arap olmayan bir insandan almıştır.[6]

İkinci mukaddime: İslam evrensel bir dindir.[7] Tek bir ümmeti oluşturmak, böyle bir dinin programında yer alır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) de Medine'deki hükümetin başlangıcında Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okudu ve onlar birliğe çağırdı. Bu asıl, birçok İslami ibadetlerde kendisini göstermiş ve tecelli etmiştir.

Her ibadet iki bölümden oluşmuştur. Bir bölümü onun şekli ve zahiriyle ilgilidir. Öyle ki amelen onu yerine getirmeyi gerektirir. Ve diğer bir bölümü de onun ruhu ve batınıyla ilgilidir. O da insanı ona iten sebep ve niyetle ilgilidir.

Zahirde bir insanın bir ibadetsel ameli yerine getirmesi mümkündür. Örneğin bir sıra insan bir cemaat namazını yerine getiriyorlar. Ama o safta yer alanların namaza özünü teşkil eden niyet yönünden farklı olmaları mümkündür. Birisi sırf Allah rızası için safta duruyor ve diğeri ise dünyevi bazı hedeflerine ulaşmak için safta duruyor olabilir.

Eğer bir ibadet gerçek muteva ve öze sahip ise insanın kendisini yetiştirmesine sebep olabilir.[8] Böyle bir ibadetin ışığında insanlar terbiye olurlar ve maksada ulaşırlar.

Ama İslam güzel bir plan ile ibadetlerin şeklini ve zahirini de insanların eğitilmeleri için bir ders olarak planlamıştır. Acaba neden İslam bütün Müslümanların bir yöne doğru namaz kılmalarını emretmiştir? Acaba ibadetin ruhunu yani Allah'la irtibatın diğer bir yöne namaz kılmakla gerçekleşmesi mümkün değil miydi? Meğer Allah sadece o noktada mıdır? Veya neden bütün Müslümanlar bir ayda ve özellikle de Mekke'de bir araya geliyorlar ve belli amelleri belirlenmiş günlerde yerine getiriyorlar? Meğer o zamandan başka bir zamanda ve başka bir mekânda hac ibadetinin ruhu elde edilemez ve Allah'la irtibat kurulamaz mı? Hiç şüphesiz İslam bu ibadetlerin ışığında bütün Müslümanların mutlak bir olan Allah'a yönelmelerini ve hem de toplumsal vahdete ulaşmalarını istemektedir. Bincisi ibadetin ruhuyla elde edilir ve ikincisi de ibadetin zahiriyle elde edilir.

Arapça diliyle namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak, İslam'ın evrensel oluşunun nişanelerinden birisidir. Zira bir tek cephede ve bir tek safta yer alan topluluk, birbirleriyle anlaşmaları için bir tek dillerinin olmasını gerektirmektedir. Yani kendi yöresel ve anadillerinin yanında bir genel dilerinin de olması gerekmektedir. Çünkü böyle bir topluluğun bir tek dilleri olmadan aralarında birlik sağlanmaz.[9]

Bugün bir grup düşünürler şuna inanmaktadırlar: Dünya bir tek ülke olmadıkça onlar mutlu olamayacaklardır. Bundan dolayı da çeşitli proje ve programlar yapmaktadırlar. Onların programlarından birsi de uluslararası bir dilin oluşturulmasıdır.

Acaba Peygamber Efendimizin (s.a.a) zamanında İslam'ın ilk muhatapları, o günün dünyasının kültürü, tarih boyunca insanların hidayetinin lüzumu ve gerekliliği ve tek bir yürek olma ve birlik içinde olma konuları dikkate alındığında, en mükemmel bir dilin, Kuran'ın ve ibadetlerin dili seçilmesinden başka diğer bir yol mu vardı? Neticede derin manaları ve ince hakikatleri açıklamanın yanı sıraonun ışığında insanlar birbirlerine bağlılığa ve güzel bir İslami anlaşmaya varmış olsunlar. Şimdi tasavvur ediniz ki örneğin Hac günlerinde Mescid'ul Haram'da kılınan cemaat namazında eğer herkes namazı kendi yöresel diliyle kılmış olsaydı, bunun kendisi karmaşa meydana getirmez miydi ve çirkin ve beğenilmez bir şey olmaz mıydı?

Elbette namazın dilinin bir olması namazın zahiriyle ve şekliyle ilgili olsa da bu namazın batınının ve ruhunun da korunmasını sağlamaktadır. Yani eğer herkes kendi diliyle namaz kılması gerekiyor olsaydı, uzman olamayan kimseler tarafından yapılan yanlış tercümelerle namazın tahrif uğraması ve ibadetlerin hurafeler ve esassız konularla karışma ihtimali ortadan kalkmazdı.

Konun sonunda bahsimizin kâmil olması için iki noktayı hatırlatmak gerekmektedir:

1- Kelimelerin ve zikirlerin Arapça olması her hükümde gerekli ve şart değildir. Örneğin bazı âlimlerin görüşüne göre nikâh akdinin Arapça okunmasının zarureti yoktur.[10] İmam Humeyni (k.s) gibi bazı âlimler de şöyle buyuruyorlar: Eğer mükellefin kendisi nikâh akdini Arapça okuyamıyorsa ve birisini vekil ederek Arapça okutması mümkün olsa da akdi Arapça dışında bir dille kendisinin okunması kuvveti bir görüştür.[11]

Duaların da mutlaka Arapça okunması gerekli değildir. Yani namazda duanın Farsça (ya da başka bir dilde) okunması caizdir. Gerçi masumlardan (a.s) nakledilen duaların manalarına dikkat edilerek ve düşünülerek Arapça okunmaları daha iyidir.

2- Söylenenler Müslümanların namazdaki ve diğer ibadetlerdeki zikirlerin manalarına dikkat etmedikleri manasında değildir. Her Müslüman'a kendi Allah'ıyla ne konuştuğunu anlaması için namazın ve duaların manasıyla aşina olması gereklidir. İşte ancak bu durumda onun amelleri kuru ve ruhsuz olmaz ve ibadetler onun için yücelmek için bir atlama tahtası  ve yükseliş makamı olur.



[1] El-Mizan, c4 s160 Tefsiri Numune, c9 s300, c13 s311, c21 s8 Ayetullah Mekarim Şirazi ve Ayetullah Subhani, Şüphelere Cevap, s293

[2] İbrahim, 4: “(Allah'ın emirlerini ve hakikatleri) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.” Bakınız: Tefsiri Numune, c10 s237, 238 ve c9 s301.

[3] Meydan okuma, mübareze ve karşı karşıya gelmek için davet etmektir. Öyle ki eğer Kuran'ın Allah tarafından gelen bir mucize olmadığını düşünüyorsanız, onun benzeri bir sure ya da bir ayet getirin.

[4] Yusuf, 4, Zuhruf, 3, Şuara, 195, Taha, 27-28, Zumer, 28, Şura, 7, Ahkaf, 12, Duhan, 58, Kamer, 27, 31 ve 40 ve Fussilet, 3 ayetleri bu noktaya işaret etmektedirler. Bakınız: El-Mizan, c17, s359, Ayetullah Misbah Yezdi, Kuran'ı Tanımak, c1 s94-101.

Fussilet, 44, Şuara, 198. İmam Sadık (a.s) bir rivayette şöyle buyuruyor: Eğer bu Kuran, Arapça dışında bir dilde inmiş olsaydı, Araplar onun karşısında eğilmezlerdi. (El-Mizan tefsirinin Tefsiri Ayyaşi'den nakline göre, c15, s332) Araştırma için bakınız: Tefsiri Numune, c20 s303 ve Kuran'ı Tanımak, s94-101.

[5]

[6] Nahl, 13

[7] Araf, 158, Enam, 19, Enbiya, 107, Ahzab, 40, Secde, 42. Bakınız: El-Mizan, c4 s159-161.

[8] İnsan, namaz vesilesi ile Allah ile irtibata geçer. İşte bu namazın ruhu ve batınıdır. Öyle ki ona Kuran'ın ayetlerinde işaret olunmuştur: “Beni zikretmek ve yâd etmek için namaz kılın” (Taha, 13). “Şüphesiz namaz, insanı kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoyar” (Ankebut, 45). “Bilin ki kalpler ancak ve ancak Allah'ı yâd etmekle mutmain olur” (Rad, 28).  

[9] Bakınız: Ayetullah Mekarim Şirazi ve Ayetullah Subhani, Şüphelere Cevap, s293

[10] Ayetullah Girami, Muallakat, c4 s645

[11] Urvet'ul Vuska, c 2 645. dipnot.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar