Gelişmiş Arama
Ziyaret
13027
Güncellenme Tarihi: 2011/04/12
Soru Özeti
Bazı Kur’an ayetlerinde peygamberlere korku ve üzüntü isnat edilmiştir, oysaki bir başka ayette “bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de” diye buyrulmaktadır. Bu çelişki değil midir?
Soru
Benim sorum Kur’an ayetleri bağlamında korku ve üzüntü hakkındadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Yunus, 62) Ama başka yerlerde ise peygamberleri nitelerken şöyle buyurmaktadır:
Korku:
“Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.” (Lût, 70)
“Allah, şöyle dedi: Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.” (Taha, 21)
“Şöyle dedik: Korkma (ey Musa!). Çünkü sensin en üstün olan.” (Taha, 68)
“Değneğini at.” (Musa değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): Ey Musa, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar.” (Neml, 10)
“Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, “Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor” dedi. Musa, onun (Şu’ayb’ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu’ayb, “Korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.” (Kasas, 25)
“Değneğini (yere) at.” (Musa, değneğini attı). Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) “Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın.” (Kasas, 31)
“Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.” (Ankebut, 33)
“Hani Dâvûd’un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet dediler.” (Sad, 22)
“(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim’in içine bir korku düştü. Onlar, “korkma” dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.” (Zariyat, 28)
“O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.” (Hakka, 18)
Üzüntü
“Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve müminlere (şefkat) kanadını indir.” (Hicr, 88)
“Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.” (Nahl, 127)
“Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.” (Meryem, 24)
“Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.” (Neml, 70)
Benim sorum şudur: Allah’ın velilerinin ne üzüldüklerini ve ne de korktuklarını bildiren ilk başta belirttiğimiz ayet ile bazı peygamberlerin özel bir takım şartlarda üzüntü ve korktuğuna delalet eden bu ayetler nasıl bir araya gelmektedir? Veya Allah’ın mağarada Peygamber ile beraber olan şahıs (Ebubekir veya başka herhangi bir şahıs) hakkında naklettiği üzüntü de bu kategoriye girer mi? Yüce Allah söz konusu ayette şöyle buyuruyor:
“Hani o arkadaşına, üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu.” (Tevbe, 40)
Kısa Cevap

Tüm korkular menfi ve çirkin değildir ve her korku için Allah’ın velilerini kınamamak gerekir. Bazı korkular hadisenin büyüklüğü veya muhatabın azameti –tahammülü her insanın gücünü aşar derecede olması- nedeniyle müspet ve gerekli bir korkudur. Mesela kıyametten korkmak, insanın kendi davranışının kötülüğünden korkması veya kendi ve diğerlerinin kötü akıbete duçar olmasından korkması, ümmetin dinsel sapmasından korkmak, eşit olmayan bir savaşta az olan yarenlerin yok olmasından korkmak ve neticede din taraftarları ve varislerinin yenilmesinden korkmak ve benzeri korkuların tümü toplumun büyük önderleri ve seçilmiş insanlarda olması gereken müspet korkulardır. Artı, ilahi peygamberler değişik mertebelere sahiptir. Bundan ötürü tümünün yakini ve kalbî huzur, sükûnet, itminan ve emniyet hissi bir mertebede değildi. Öte taraftan peygamberlik öncesi ve sonrasında da bir mertebede değillerdir. Ama önemli olan nokta, bu korkuların onları masumiyetten çıkmaya asla sevk etmemesidir. Allah hiçbir peygamberi korku yüzünden kınamamıştır. Sadece bazı hususlarda korkuyu terk etmelerini emretmiş ve onlarda itaat etmişlerdir.

Ayrıntılı Cevap

Muhterem soru sahibinin de belirttiği gibi Yüce Allah Kur’an’ın birkaç yerinde kendi dostları için ne bir korku ve ne de bir üzüntünün olduğunu buyurmuştur (Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de). Korkmamak, Allah’a olan kesin imanın tesirlerindendir. Mümin, Allah’a güvenmenin ve ahirete ümit beslemenin verdiği itminanla birçok husustan korkmaz, kendisinin nefis zaafı bertaraf olur, sabrı çoğalır ve belalarda direniş gücü artar. Bunun karşısında, mümin olmayan bir kimse ise ölümü doğru bir şekilde bilmediği için ölümden korkar, evrenin yönetiminin Allah’ın elinde olduğunu bilmediğinden veya Allah ile doğru bir irtibatı olmadığından gelecekten ve acı hadislerden çekinir ve sabredenlerin ecirlerine inancı olmadığı için de sabrı az olur ve bu böyle devam eder. Bu yüzden dinsiz insanlar arasında ruhsal hastalık ve intiharın çok olduğunu görmekteyiz. Lakin tüm korkular menfi ve çirkin değildir ve her korku için Allah’ın velilerini kınamamak gerekir. Çünkü Kur’an birkaç yerde müminleri korkmadan dolayı övmekte ve hatta korkma emri vermektedir. Mesela şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.”[1] Bu ayet bazı korkuların iman şartlarından olduğunu ispat etmektedir. Peygamberlikte ise bu tür korkular en yüksek seviyede bulunmalıdır. Özetle her korku yadsılı değildir ve Allah’ın velilerinden tüm korkular alınmaz.

Korkuların Nedeni:

Konuyu daha iyi anlamak için, kısa bir şekilde korkuların nedenlerini inceleyeceğiz. Korku, bazen başkalarından, bazen gelecekteki acı hadislerden ve bazen de bizi muhtemel olarak bekleyen akıbetten kaynaklanır. Bazıları da taşıdıkları nefis zaafı nedeniyle hadiseler ve düşman ile karşı karşıya gelmekten ve içinde mal ve cana yönelik zarar bulunan her şeyden korkar ve ıstıraba düşerler. Bunlar menfi korkulardır. Allah dostları taşıdıkları iman ve yakin oranında bu korkulardan münezzeh ve arıdırlar. Ama bazı korkular ise hadisenin büyüklüğü veya muhatabın azameti –tahammül edilmesi her insanın gücünü aşar derecede olması- nedeniyle müspet ve gerekli bir korkudur. Mesela kıyametten korkmak, insanın kendi davranışının kötülüğünden korkması veya kendi ve diğerlerinin kötü akıbete duçar olmasından korkması, ümmetin dinsel sapmasından korkmak, eşit olmayan bir savaşta az olan yarenlerin yok olmasından korkmak ve neticede din taraftarları ve varislerinin yenilmesinden korkmak ve benzeri korkuların tümü toplumun büyük önderleri ve seçilmiş insanlarda olması gereken müspet korkulardır. Yüce İslam Peygamberi (s.a.a) müminlerin korkusu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Mümin iki korku arasındadır: Geçmişinden (amellerinden) korkması ve baki hususlardan korkması. O, yüreğini istikamete ererek diriltir. Her kim Allah’a ibadet ederse taşıdığı korku ve ümit oranında sapmaz ve arzusuna ulaşır. Kul nasıl korkmasın? O akıbetinin nasıl olacağını bilmemektedir. Aracığıyla akıbeti hakkındaki arzusuna ulaşabileceği bir bilgisi bulunmamakta ve evrenin yönetiminde bir değişiklik yapabilecek güçten de yoksun durumdadır. Zahit taşıdığı korku oranında yaşamaktadır.”[2]

Şimdi soruda belirtilen ayetlere değiniyoruz:

Bazı Kur’an ayetlerinde Hz. Musa’ya isnat edilen korkuların bir kısmı kendisinin peygamberliğinden öncesine ve bir kısmı da sonrasına aittir. Her haliyle korkusu ya sadece canından ötürüydü ya da peygamberlik görevinin tamamlanmasından kaynaklanıyordu. Ama her halükarda endişesini Allah’a söylemekte, Allah’ın emriyle korkuyu kenara itmekte ve işini yapmaktaydı. Allah tarafından kendisine bir sitem de edilmemekteydi. Hz. Ali (a.s) bir rivayette Hz. Musa’nın (a.s) korkusu hakkında peygamberlikten sonra vuku bulan “bunun üzerine Musa, içinde bir korku hissetti”[3] ayetine işaret ederek şöyle buyurmaktadır: “Musa kendi canından dolayı korkmamaktaydı, aksine cahillerin ve sapmışların devletlerinden korkmaktaydı.”[4] Bu tür korkular asla Hz. Musa’nın masumiyet makamına bir gölge düşürmemiş, Kur’an’da kendisine bir sitem etmemiş, aksine korkulara galip gelerek nübüvvetini muktedir bir şekilde sonlandırmış ve ulu’l-azm makamına ermiştir.

Hz. İbrahim’in Korkusu:

“Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik.”[5] Bu ayete göre Hz. İbrahim sadece meleklerin olağan dışı davranışlarını görünce korkmuştur. Olaşan sayılmayan gaybî sahneleri görünce korkmak ahlakî olarak yerilen korku değildir ve cüzî bir korku sayılan doğal bir tepkidir. Elbette bu korkunun Lut kavmine nazil etmekle görevlendirildikleri azaptan mı yoksa melekleri o günkü heybetli halleriyle görmekten ve onların yemek yememelerinden mi kaynaklandığı belli değildir. Her halükarda Nemrut ve ateşinden korkmayan ve tüm putları yalnız başına yıkan Hz. İbrahim’in korkak bir insan olması mümkün değildir ve Kur’an da bu hususta kendisine bir sitem etmemiştir. Bunun mukabilinde eğer Allah’ın Hz. İbrahim hakkındaki övgülerine bakarsak, bu şüphelerin bir yeri olmadığını anlarız. Kur’an Hz. İbrahim’i bir ümmet saymaktadır. “Muhakkak ki İbrahim başlı başına bir ümmet idi, tek bir hanîf olarak Allah’a itaat için kıyam etmişti ve hiç bir zaman müşriklerden olmadı.”[6] Kur’an belirtilen melekleri görme hadisesinden sonra onu çok övmektedir; çünkü o Lut kavmine şefaat etmek için yalvardı ve Allah onu “halim ve yanık” olarak adlandırdı.[7] 

Hz. Lut’un Korkusu:

“Elçilerimiz Lût’a geldiklerinde, Lût, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, “Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helâk edilenlerden olacaktır.”[8] Hz. Lut’un bu korkusu da kavmi karşısında onları koruyamama kaygısı bağlamında misafirlerine yönelik taşıdığı şefkat ve sorumluluk hissinden kaynaklanıyordu. Bu korku da çabucak giderildi.

Hz. Davud’un Korkusu:

 “Hani Dâvûd’un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet dediler.”[9] Hz. Davud’un meleklerin ani gelişinden korkması da tıpkı İbrahim ve Lut’un Peygamberlere has olağan gaybî dışı sahneleri görmesi gibidir. Melekler onları hemen müjdeleyerek sakin kılmaktaydılar. Gerçekte onlar yatıştırıcı bir haber getirmekteydiler.

Hz. Yakub’un Korkusu:

“(Babaları:) Doğrusu onu alıp götürmeniz beni çok üzer ve sizin haberiniz yokken onu kurt yer diye korkuyorum, dedi.”[10]

Üzüntü:

Üzüntünün de korku gibi müspet ve menfi diye iki yönü vardır. Mesela ahiret için gamlanmak ve de Allah ve O’nun velilerinden uzak kalmak nedeniyle üzülmek müspet üzüntünün bir örneği sayılır. Nitekim Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor: “Ey Ebuzer Allah’a uzun üzüntü gibi başka bir şeyle ibadet edilmemiştir.”[11] Menfi üzüntü ise mal kaybı ve benzeri şeylerdir. Nitekim İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah nezdinde ahirete yönelik rağbet huzur ve sükûneti, dünyaya yönelik rağbet ise elem ve üzüntüyü meydana getirir.”[12] Son olarak şu konuyu açıklık getirmek icap etmektedir: Peygamberler değişik mertebelere sahiptir; çünkü tümünün iman ve erdemi bir derecede değildir. Bundan ötürü tümünün yakin ve kalbî huzur, sükûnet, itminan ve emniyet hissi bir mertebede değildir. Öte taraftan peygamberler kendi peygamberlikleri öncesi ve sonrasında bir mertebede değillerdi. Peygamber olmadan önce korktukları bir takım şeylerden peygamber olduktan sonra sükûnet, huzur ve yakine ulaşarak artık korkmamışlardır. Ama önemli olan nokta, bu korkuların onları masumiyetten çıkmaya asla sevk etmemesidir. Allah hiçbir peygamberi korku yüzünden kınamamıştır. Sadece bazı hususlarda korkuyu terk etmelerini emretmiş ve onlar da itaat etmişlerdir. Bu tür korkular hakkında gerekli açıklama da yapıldı. Diğer bir husus da korkunun insan doğasının ayrılmaz bir parçası ve insan varlığını korunmanın gereği olmasıdır. Kamil olan Allah dışında hiç kimse korkusuz olamaz. Çünkü daha güçlü ve daha büyük biri olduğu müddetçe ve de fena, yokluk ve eksiklik imkânı var oldukça korku da var olacaktır.  



[1] Nur, 37.

[2] Biharu’l-Envar, c. 67, s. 391, Müessese-i el-Vefa, Beyrut.

[3] Taha, 67.

[4] Nehcü’l-Belağa, s. 51, İntişarat-ı Daru’l-Hicre.

[5] Hud, 70.

[6] Nahl, 120.

[7] Hud, 75.

[8] Ankebut, 33.

[9] Sad, 22.

[10] Yusuf, 13.

[11] Biharu’l-Envar, c. 74, s. 80, Müessese-i el-Vefa, Beyrut.

[12] İrşadu’l-Kulub, c. 1, s. 19, İntişarat-ı Şerif Rıza.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar