Gelişmiş Arama
Ziyaret
9523
Güncellenme Tarihi: 2008/02/18
Soru Özeti
İslam’a ve Şia’ya göre İnsan hangi alanlarda ihtiyar ve hürriyete sahiptir?
Soru
İslam’a ve Şia’ya göre İnsan hangi alanlarda ihtiyar ve hürriyete sahiptir?
Dini metinlere baktığımızda, ayet ve hadisleri incelediğimizde insanın hür iradeye sahip olduğu gerçeği anlaşılır. Bunun anlamı, insanın mutlak anlamda serbest olduğu değildir.
Kısa Cevap

Dini metinlere başvurduğumuzda ayet ve hadislerin manalarında dikkat ettiğimizde insanın muhayyer olduğu görüşü ortaya çıkar. Bu sözden insanın her yönlü muhayyerliğe sahip olduğu ve hiçbir etkenin onun davranış ve işlerine etki yapmadığı anlamı kastedilmiyor. Maksat sadece şu ki bütün bu faktörlerin, koşulların varlığının ve ilahi iradenin egemenliğinin yanı sıra yine de insan bir takım işleri yapmaya kadirdir şöyle ki isteseydi onları yapmayabilirdi de. Bu yüzden de insan kendi iradesi ile gerçekleştirdiği işlerden sorumludur ve mutlak bir cebir ona egemen değildir.

İnsan hür irade sahibi muhayyer bir varlık olmasıyla birlikte kendi psikolojik yapısını ve etrafındaki doğal çevresini değiştirmede ve geleceğini istediği şekilde değiştirmede bir takım sınırlarla karşı karşıyadır. Bu yüzden onun hürriyeti sınırlı bir hürriyettir. Yani belli bir çerçeve ve daire içindeki bir hürriyettir.

Fiziksel ve kimyasal oluşumların ve doğal etkenlerin tesirini kabul etmekle birlikte şu noktaya dikkat etmeliyiz ki bu etkenlerin rolü insanın hür iradesini yok edecek derecede değildir. Veraset ve kalıtım yoluyla bir takım özelliklerin baba ve anneden çocuğa geçmesi de artık o insanın hiçbir seçme gücüne sahip olmadığı anlamına gelmez. İnsan bütün bu etkenlere karşı kendi hür iradesiyle seçimde bulunabilir ve kendi isteği doğrultusunda bir yol seçebilir.

Ayrıntılı Cevap

Dini metinlere başvurduğumuzda ayet ve hadislerin manalarında dikkat ettiğimizde insanın muhayyer olduğu görüşü ortaya çıkar. Bu sözden insanın her yönlü muhayyerliğe sahip olduğu ve hiçbir etkenin onun davranış ve işlerine etki yapmadığı anlamı kastedilmiyor. Maksat sadece şu ki bütün bu faktörlerin, koşulların varlığının ve ilahi iradenin egemenliğinin yanı sıra yine de insan bir takım işleri yapmaya kadirdir şöyle ki isteseydi onları yapmayabilirdi de. Bu yüzden de insan kendi iradesi ile gerçekleştirdiği işlerden sorumludur ve mutlak bir cebir ona egemen değildir.[1]

Bu savı ispat için kelamcılar ve filozoflar tarafından çeşitli yorumlar ortaya atılmış ki bunların en derini ve aynı zamanda en güzeli Sadru’l-Müteellihin’in açıklamasıdır:

O şöyle diyor: Evrendeki varlıklar özleri, nitelikleri ve edimleri yönünden bütün farklarına rağmen ve yaratıcıya yakınlık ve uzaklık yönünden de değişik mertebelere sahip olmalarına rağmen bir yönde ortaktırlar. O da bir ilahi gerçeğin onların tümünü kapsamış kuşatmış olmasıdır. Bu ilahi hakikat (Mutlak varlı) bir olmasına ve bileşimden uzak olmasına rağmen evrendeki varlığın bütün boyutlarını içine alır. Evrende bir zerrecik olsa bile bu ilahi gerçeğin ve nuru’l-evar’ın kapsamının dışında kalmaz.

Buna göre evrende her oluş ve görüngünün varlık yönü Allah’ın varlığından kopuk olmadığı gibi her oluş ve görüngünün edimi de Allah’ın edimi sayılır. Elbette bu sözden maksat örneğin Hasan’ın yaptığı işin gerçekte onun işi değil de Allah’ın işi olduğu değildir, maksat o işin bilfiil ve gerçek anlamda Hasan’ın işi olmanın yanı sıra Allah’ın da işi olduğudur.

Sonuç olarak Hasan’ın varlığı, duyguları ve özellikleri Allah’a bağlı olduğu ve Ona isnat edildiği gibi işleri de Allah’a bağlıdır. Çünkü varlık feyzi Allah’tan kaynaklandığı gibi bilgi, irade, hareket, durma ve insanın yaptığı diğer bütün işler gerçek anlamda bu işleri yapanın işleri olmasıyla ve ondan kaynaklanmasıyla birlikte Allah’a da bağımlıdır ve Allah’a da isnat edilebilir. Bu anlamda insan kendi işlerinin oluşturanı ve yapanı sayılır.

İnsan hür irade sahibi muhayyer bir varlık olmasıyla birlikte kendi pisokolıjik yapısını ve etrafındaki doğal çevresini değiştirmede ve geleceğini istediği şekilde değiştirmede bir takım sınırlarla karşı karşıyadır. Bu yüzden onun hürriyeti sınırlı bir hürriyettir. Yani belli bir çerçeve ve daire içindeki bir hürriyettir.

İnsanın sınırları birkaç yöndendir:

1- Veraset ve Genetik

İnsan, insan doğasıyla dünyaya gelir baba ve annesi insan oldukları için o da insan olarak doğuyor. Hatta baba ve annesinden genetik olarak renk, göz rengi, boy ve benzeri birçok cisim özelliklerini alıyor bunların hiç biri onun kendi seçimi olmadan.

2- Doğal Çevresi ve Coğrafyası:

İnsanın içinde dünyaya geldiği doğal çevre büyüdüğü coğrafya kaçınılmaz olarak insanın vücut yapısını, ahlakını ve eğilimlerini etkilemektedir.

3- Toplumsal Çevre

İnsanın ruhi ve ahlaki boyutlarının oluşumunda toplumsal çevre önemli bir etken durumundadır. Dil, örf ve adetler, gelenekler, din ve mezhep genelde toplumsal çevrenin oluşturduğu olgular arasındadırlar.[2]

Kur’an toplumların; kimlik, hareket, güç, hayat, ölüm, vicdan, itaat ve sapıklık gibi özelliklere sahip olduğunu onaylamakla birlikte ve toplumu insanın işlerinde etkili olduğunu kabul etmenin yanı sıra açıkça ferdi topluma karşı koymak konusunda muktedir bilmektedir.

Nisa suresi ayet 97’de kendilerini mustazaf (zayıf düşürülmüş) bilen kimseler hakkında şöyle diyor: Kesinlikle onların mazeretleri geçersizdir; çünkü en azından bulundukları bölgeden hicret etmek gücüne sahiptiler.

Yine diğer bir ayette şöyle diyor: “Ey iman edenler! Kendinizi kurtarmaya çalışın, siz hidayete eriştiğiniz takdirde sapan kimselerin sapması size bir zarar vermez.”[3]

4- Geçmiş ve geçmişte vuku bulan olaylarında insanın oluşumunda büyük bir etkisi vardır. Genel olarak her varlığın geçmişi ile geleceği arasında kesin bir ilişki vardır. Geçmiş geleceğin çekirdeği durumundadır.

Sonuç olarak insan kendi ilişkisini veraset, doğal çevre, sosyal çevre tarih ve geçmişle kesememesine rağmen ama büyük bir ölçüde bu etkenlere karşı baş kaldırabilir ve kendisini bu etkenlerin esaretinden kurtarabilir. İnsan bir yandan akıl, ilim gücünün ve diğer yandan irade ve iman gücünün gücüyle bu etkenler üzerinde bir takım değişiklikler oluşturabilir ve bunları kendi isteklerine mutabık duruma getirebilir sonuçta kendisi kendi takdirini belirlemede etkili olabilir.[4]

Biz genetik, doğal etkenlerin insanın kişiliğinin oluşumundaki etkisini inkâr etmiyoruz. Ama insanın davranışlarında etkili olan bütün etkenleri de genetik ve kalıtımla sınırlamayı doğru bulmuyoruz. Bu insanın maddi olmayan manevi boyutunu göz ardı etmek sayılır. İnsanın soyut bir ruha sahip olduğu ispatlanmış bir gerçek olduğuna göre insanın hür iradesi de işte onun bu soyut ruhundan kaynaklanan güçlerden biridir. Fiziksel ve kimyasal oluşumların ve doğal etkenlerin tesirini kabul etmekle birlikte şu noktaya dikkat etmeliyiz ki bu etkenlerin rolü insanın hür iradesini yok edecek derecede değildir. Dış etkenlerin var olmasının ve onların insanda bir takım eğilim ve dürtüleri harekete geçirmesi ve insanda bir takım kimyasal ve fiziksel oluşumların meydana gelmesini rağmen acaba insanın bu etkenler karşısında direnme gücü yok mu? Bizzat kendi hayatımızda bunun birçok örneklerini yaşamış ve görmüşüz. Veraset ve kalıtım yoluyla bir takım özelliklerin baba ve anneden çocuğa geçmesi de artık o insanın hiçbir seçme gücüne sahip olmadığı anlamına gelmez. İnsan bütün bu etkenlere karşı kendi hür iradesiyle seçimde bulunabilir ve kendi isteği doğrultusunda bir yol seçebilir.[5]

Daha fazla araştırmak için şu kaynaklara başvurun:

Muhammed Taki Ca’feri, Cebir ve İhtiyar

Cafer Subhani, İlim ve Felsefe açısından Takdir

Seyyid Muhammed Bakır Sadr, Sorumlu ve tarih yapımcısı insan

Murtaza Mutahhari, İnsan ve Takdir

Muhammed Taki Misbah, Kur’an Öğretileri



[1] Ahmed Vaizi, İnsan ez didgah İslam, s. 12 , Kum.

[2] Murtaza Mutahhari, Mukaddime-i ber Cihanbini İslami s. 270 – 271, Kum

[3] Maide Suresi: 105

[4] Murtaza Mutahhari, Mukaddime-i ber Cihanbini İslami s. 330 ve 373

[5] Mahmut Recebi, İnsan Şinasi s. 151 Kum

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Secde etmek için iki mühürden istifade etmek doğru mudur?
    6783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Namaz kılan insanın secde yeri dizlerinin olduğu yerden birleşik dört parmak miktarından aşağı veya yukarı olmamalıdır.[1] Bundan dolayı iki mührün yüksekliği birleşik dört parmaktan fazla olmazsa ona secde edilebilir. Namazda secde yerinin yüksekliğini değiştirmenin de bir sakıncası yoktur.
  • Doğru alışverişin şartları nelerdir?
    7549 Alış-Veriş 2012/06/14
    Bu soru çok geneldir; zira alışveriş kavramı fıkıh ve örfte değişik manalara sahiptir: Genel anlamıyla alışveriş/muamele, özel anlamıyla muamele ve özel ve genel arasında bulunan orta manasındaki muamele bu kabildendir. Genel anlamıyla muamele, yakınlık kastinin muteber olmadığı ve elbise ve bedeni temizlemek, alıveriş, nikâh ve boşanmak gibi ...
  • Neden Kadir Gecesi’nde vücuda safran sürülmesi yasaklanmıştır?
    39091 Pratik Ahlak 2010/05/06
    1) Safranın; yiyecek, ilaç ve süs olmak üzere üç özelliği vardır. Safranın rivayetlerde yasaklanan yönü, süs ve ziynet olarak kullanıldığı takdirdedir. 2) Bedene safran sürmek haram değildir ama bu rivayete göre eğer bir kişi Kadir gecesinde bedenine ...
  • Riyayı tedavi etmenin yolu nedir?
    13881 Pratik Ahlak 2011/10/22
    Riya, insanın güzel amel ve davranışları başkalarına göstererek toplumda itibar ve konum kazanmak istemesine denir. Riya ihlâsın karşı noktasında yer alır. Riya ameline yönelik ilahi gazap ve öfkeye dikkat etmek, halkın ödül ve teşvikinin değersiz olduğunu bilmek, insanların kadirşinaslıkta sözlerini tutmamalarına, şükranda bulunmamalarına, işleri unutmalarına ve güçsüzlüklerine bakmak, gönülleri ...
  • Namaz esnasında selama cevap vermenin şekli nasıldır?
    7025 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Namaz esnasındayken insan bir başkasına selam vermemelidir ve eğer bir başkası insana selam verirse, insan ön selam niteliğinde cevap vermelidir; örneğin “es-selamu aleyküm” veya “selamun aleyküm” söylemeli ve “aleyküm selam” dememelidir.[1] Hatırlatılmalıdır ki insan selamın cevabını ister namazda olsun ister namaz dışında ...
  • Hariciler Nehravan savaşında sapmışlar mıydı? Ali (a.s) Muaviye’nin fitne ateşini söndürme hususunda kuşku duyuyor muydu?
    12930 جنگهای امام علی ع 2012/08/22
    Hariciler, Hz. Ali’nin (a.s) takipçilerinden bir grup olup Sıffin savaşında hakemlik hadisesinde kendisine muhalefet etme sebebiyle itaat etmekten sakınan ve ondan ayrılan gruba denir. Bu yüzden onlara Marikin de denmiştir. Haricilerin Sapıklıkları: Bu grubun sapıklıkları çoktur ve biz örnek sıfatıyla sadece bazılarına işaret ...
  • Acaba insan, kendi din kardeşi olan bir kimsenin -aralarında gerçekleşen bir tartışma nedeniyle- hakkında eziyet görmesine neden olacak sözler söyleme hakkında sahip midir? Kendisinden özür dilediği halde ona karşı küskünlüğünü devam ettirebilir mi?
    10928 Pratik Ahlak 2011/07/24
    Af etme ve fedakârlık büyük insanların özellik ve hususiyetlerinden ve ruhunun büyüklüğünün nişanelerindendir. İslam mektebinde bu nitelik ve özellik ahlakın faziletlerinden sayılmaktadır. İslam dini öyle bir dindir ki sahip olduğu peygamberi (s.a.a.) ahlaki faziletleri ve güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildi. Peygamberinin kendisi de bu ...
  • Cennetin değişik kapıları ve bu kapıların da özel adları mı vardır?
    24903 Eski Kelam İlmi 2010/07/24
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Rükuda ‘Azim’, secdede ‘A’la’ isimlerinin söylenmesinin nedeni nedir?
    53938 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Rükuda Subhane Rabbiye’l-Azimi ve Bihamdih ve secdelerde Subhane Rabbiye’l-A’la ve Bihamdih dememizin asıl nedeni Allah’ın emri olması ve rivayetlerde bunları söylemeye emrolunmamızdan dolayıdır. Ama onları söylemeye emrolunmanın hikmetlerini de bulabiliriz. Rüku Allah’ı tazim etmektir. Her rükuyla Allah’ı tazim ediyoruz. Bir şeyi tazim etmek o şeyin ...
  • hangi sınıra kadar kocasına itaat etmelidir? Erkek onu yolculuğa mecbur edebilir mi?
    10857 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Hadevi Tahrani’nin belirtilen soru hakkındaki cevabının açıklaması şudur:Kadın cinsel doyum konusunda erkeğe itaat etmelidir ve erkek evden çıkmayı yasaklarsa bu durumda kendisi evden çıkamaz. Elbette evlilik hayatının farz ve haramlarla yetinmeyle sorundan yoksun olmasının imkânsız olduğuna dikkat edilmelidir. Ama ahlaka riayet etmek evliliğin pekişmesi ve tatlılığını ...

En Çok Okunanlar