Gelişmiş Arama
Ziyaret
8643
Güncellenme Tarihi: 2010/07/18
Soru Özeti
Amellerle Allah’ın onlar için vadettiği mükafatlar arasında uygunluk gözetilmiş midir?
Soru
Deniliyor ki, filan müstehap namaz veya dua, şehidin, hacca gitmenin, köle azat etmenin vb. sevabına sahiptir. Bunlar Allah’ın adaletiyle bağdaşır mı? Amel ile Allah’ın vereceği mükafatlar arasında uygunluk gözetilmiş midir?
Kısa Cevap

Böyle mükafatları vadetmek ne İlahi adalete aykırıdır, ne de amelle sevap arasındaki uygunluğa; çünkü adaletin manasının, her şeyi kendi uygun olduğu yere koymak olduğunu söylersek, yani amelle sevap arasında uygunluk olması gerekli ise sözünü ettiğiniz yerlerde amelle sevap arasında uygunluk vardır. Zira:

1- Böyle rivayetlerin maksadı bu ibadetlerin (cihad, hac...) önem ve değerine dikkat çekmektir, onların değerini düşürmek değil. Hatta bu rivayetler dolaylı olarak cihad ve haccın önemini ortaya koymakta ve onların diğer ibadetleri değerlendirmek için birer ölçü olduklarını göstermektedir. Nitekim dünya işlerimizde de diyoruz ki: ‘F’lan şey altın gibidir.’

2- Böyle rivayetler, hac, cihad, vs. gibi şer’i görevlerin olmadığı yerlerdedir.

3- Uygunlukta yalnızca nicelik, miktar ve maddi zorluklar ölçü sayılmamalıdır. Niyet, huzu, inançlar ve insanın ilminin amelin karşılığındaki etkisi, amelin maddi zorluk ve azametinden daha fazladır. Dolayısıyla bir amel bu şartları taşırsa hac ve şehadet gibi amellere eşit olabilir.

Ayrıca bazı dua ve ziyaretler bir çok dini öğretileri içinde barındırdığı için inanç bakımından özel bir etkileri vardır. Bu yüzden bu etkinin olmadığı başka amellerden daha değerli olabilirler.

Unutmamak gerekir ki, cihadın olmadığı ve hac döneminin geçtiği zamanlarda genellikle şeytanın ve batıl güçlerin faaliyeti çoğalır ve insan daha çok şehvetlere yönelir. Böyle durumlarda insan şehvetlerine uymak yerine dua, ziyaret ve namazla kalp ve ruha sefa vermek isterse yüksek bir ilim ve ihlasa sahip olması gerekiyor.

Ama adaleti, zulmetmemek, başkalarının hakkını ayaklar altına almamak manasında tutarsak kimsenin hakkının yenmediğini göreceğiz. Çünkü, Allah-u Teala’nın bir amele onun değerinden fazla sevap verdiğini farzedersek bu, başka kulların hakklarının kaybolmasına neden olmaz. Çünkü sevaplar kul hakkettiği için değil, Allah’ın fazlından kaynaklanmaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Birkaç noktayı açıklarsak söz konusu sevaplarla onlara ait amellerin uygunluğu ortaya çıkar:

1-İlahi sevaplar kullar hakkettikleri için değildir. Bunlar kulların dünyadaki amellerine göre Allah’ın inayeti ve kendi  kabiliyetlerine göre kazandıklarına karşılık Onun bir lütfudur.[1]

Kulların (Allah onlara vadetmemiş olsaydı) Allah’ın sevabını almak için hiçbir hakları yoktu. Çünkü yaptıkları amellerin tümü Allah’ın verdiği nimetlerinin vesilesiyle olmuştur. Allah, rahmet ve hikmeti üzerine kullarına mükafat vaadinde bulunmuş ve onu yerine getirmeyi kendisine hak bilmiştir. İşte Allah’ın bu sonsuz rahmeti ve kamil hikmetidir ki amellerin karşılığını belirlemektedir, yoksa amellerin zorluğu, kolaylığı, azlık ya da çokluğunun bunda etkisi yoktur. Dolayısıyla nimetlerin azlığı, hatta çokluğu ve Allah tarafından kullar için belirlenen mükafatlar İlahi adalete hiçbir zarar vermez. Çünkü kimsenin hakkı yitmemiştir, aksine kullara haklarından fazlası verilmiştir.

2- Dualar, ziyaretler ve müstehap namazların şartları vardır ve o şartların tümüne uyulursa o zaman bu sevaplara ulaşılabilir. Aşağıda bu şartlardan bazılarına değiniyoruz:

a) Bütün farzlar yerine getirilmelidir. Buna göre vazifesi cihad veya hacca gitmek olan bir kimse onların yerine dua etse, müstehap namaz kılsa sevap kazanmayacağı gibi ilahi azabada uğrayacaktır.

b) Marifet(bilinç), kalp huzuru ve ihlas olmalıdır. Bazı rivayetlerde bu gibi ziyaretlerin için zikredilen sevaplara ulaşmak için bir bilincin olması gerektiği belirtilmiştir.[2] Bir rivayette İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: ‘İnsanlar niyetlerine göre kıyamette haşrolunacaklardır.’[3] Buradan anlıyoruz ki, ilahi sevapların asıl kaynağı amelin zorluğu değildir. Sevap almakta kulun niyet ve inancı, amelin maddi zorluklarından daha etkilidir.

Marifet, kalp huzuru ve ihlası kazanmak ise cihaddan zor olmasada ondan daha kolay değildir. Bu yüzden bir çok kişi görünürde cihad edip, hacca gitmiş olsa da çok az kimse marifet ve ihlasın doruğuna çıkabilmektedir. Bir çok rivayette Şiiler, Masum İmamların (a.s) özelliklede İmam Rıza’nın (a.s) ziyeretine gitmeleri teşvik edimiştir.[4] Böyle rivayetlerden Masumların (a.s) ziyaretlerinin yapılma şekline göre iki tür sevabı olduğu anlaşlmaktadır. Yani ziyarete giden herkese eşit sevap verilecek diye bir şey yoktur. Böyle sevapları anlatmaktan maksat insanların kabiliyetlerini ortaya koymaktır. Yoksa amel edenlere her durumda verilecek sevabı göstermez.

3- Bir çok dua ve ziyaretin temel inançları açıklanmasında ve dini marifetin yayılamasında önemli rolleri vardır. Masum İmamlar (a.s) dua ve ziyaret kalıbında insanlığa çeşitli öğretileri hediye etmişlerdir; zira başka şekilde onları öğretmek mümkün değildi. Bu yüzden onlara önem vermek gerçekte cihad, şehadet kültürü, hac, din ve şeriatın canlı kalmasına neden olacaktır. Bu öğretilerdir ki hacı ve mücahid yetiştirmektedir.

4- Cihadın olmadığı ve hac döneminin geçtiği zamanlarda genellikle şeytanın ve batıl güçlerin faaliyeti çoğalır ve insanın doğası daha çok şehvetlere yönelir. Böyle durumlarda insan şehvetlerine uymak yerine dua, ziyaret ve namazla kalbini, ruhunu nurlandırmak isterse yüksek bir marifet ve ihlasa sahip olması gerekiyor. İşte bu yüzden Allah Resulü (s.a.a) zor bir savaştan dönen ashabına şöyle buyurdu: ‘Küçük cihaddan döndünüz, şimdi önünüzde büyük cihad vardır.’ Ashap ‘Büyük cihad nedir?’ diye sorduklarında: ‘Nefisle cihad!’[5] diye buyurdular.

Masum İmamların (a.s) namaz ve dualar için söyledikleri bunca sevabın nedenlerinden biri bu vesileyle toplumun ruhunu maneviyat ve ruhaniyete götürerek dünya ve ahiretin her türlü alçaklık ve zilletine sebep olan nefsani heveslerin bataklığından kurtarmak olabilir.

Kısacası böyle rivayetlerin maksadı, cihad ve hac gibi ibadetlerin değerini azaltmak değil, bu gibi ibadetlerin değer ve önemine dikkat çekmektir. Hatta bu rivayetler dolaylı olarak cihad ve haccın önemini ve diğer ibadetleri değerlendirmek  için onların birer ölçü olduklarını ortaya koymaktalar. Nitekim dünya işlerimizde de diyoruz ki: ‘Filan şey altın gibidir.’



[1] - Tefsir-i Nümune, c.23, s.361

[2] - Men La Yahduruh-ul Fakih, c.2, s.583

[3] - Tehzib-ul Ahkam, c.6, s.135

[4] - el-Kafi, c.4, s.585

[5] - Vesail-uş Şia, c.15, s.161

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerin manası nedir?
    8008 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/09/21
    Molla Mehdi Neraki’nin oğlu olan Molla Ahmed Neraki Şia’nın çağdaş âlimlerindendir ve onun Miracu’s-Saadet kitabında yer alan ergin halifelerden maksadı, Peygamberin (s.a.a) halifeleri; yani masum imamlardır. ...
  • Zaman nedir? İnsan tarafından kontrol edilebilir mi?
    14500 İslam Felsefesi 2011/11/22
    Filozofların önemsedikleri ve görüş ayrılığına düştükleri felsefî önemli konulardan birisi zaman meselesidir. Zaman hakkında değişik teoriler öne sürülmüştür. Meşhur filozoflar şöyle demektedir: Zaman hareketin miktarıdır, müstakar olmayan bir varlıktır ve hareketle vardır. Hareket onu taşır. Molla Sadra şöyle der: Zaman hareketin miktarıdır ve hareket etmeleri açısından hareket eden şeylerin ...
  • Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında kaç kişi recim edilmiştir ve bu konu hakkında hangi muteber kitaplar mevcuttur?
    11925 Varie 2012/08/21
    Recim hükmünün konusunun ispat edilmesi zor olması nedeniyle, böyle bir hüküm nadiren icra edilmektedir. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında bu hükmün icra edilmesi ile ilgili bir takım tarihi veriler mevcuttur. Maız, Yahudi bir erkek ve kadın, Eslemi adındaki bir fert, Beni Gamıt kabilesinden bir kadın ve Cuheyne ...
  • Peygamber her zaman Muaviye’ye, babasına (Ebu Süfyan’a) ve oğluna (Yezid’e) lanet mi ederdi?
    25079 Eski Kelam İlmi 2011/03/03
    Allah’ın dilinden kasıt, Allah’ın kullarına telkin ettiği ilahi sözlerdir.Hz. İbrahim (a.s), Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s) Kerbela’dan geçtiklerinde her birinin başından bir olay geçti. Onlar Allah’tan bunun nedenini sorup cevabını aldıktan sonra Allah-u Rahman şöyle buyurdu: ‘Gök ve yer ehli, Hüseyin’in katiline lanet ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    57674 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Acaba Allah’u Teâlâ her Peygamber (s.a.a.) için bir Şeytan karar kılmış mıdır ki o, Peygamberi (s.a.a.) vesveselendirmek için Allah tarafından görevlendirilmiş olsun?
    9329 Eski Kelam İlmi 2011/09/28
    Kur’an’ı kerimin ayetleri esasınca yaratılış nizamını ve ondaki hayır ile şer tekabülünü açıklanmasında cinler ve insanlardan olan Şeytanlar sadece insanlara karşı hile ve tuzak kurma ve Allah’ın dostlarına (velileri) karşı düşmanlık yapma iznine sahip olduğu belirtilmektedir. Ama kesinlikle tekvini olan bu izin Allah ...
  • İbn. Arabî Şii miydi yoksa Sünni miydi?
    25705 تاريخ بزرگان 2011/06/20
    İbn. Arabî’nin şahsiyetinin giriftliği ve İslamî mezhepler ve bu mezheplerin önde gelen şahsiyetlerine karşı takınmış olduğu tavır, onun hangi mezhebe mensup olduğu hakkında görüş ayrılıklarının çıkmasına neden olmuştur. Bazıları onu Ehli Sünnet, bazıları On İki İmam Şia’sı, bazıları İsmailî, bazıları Malikî mezhebine mensup bilmiş ve bazıları mezhep üstü ve ...
  • Acaba Allah yetmiş yaşındakileri seviyor ve seksen yaşındakileri, azap etmeyeceğini söylemiş midir?
    9467 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2015/05/27
    İmam Sadık’tan (a.s.), rivayi (rivayet içerikli) kaynaklarda müminlerin mükâfatı noktasında bir rivayet nakil edilmiş ki şöyle buyuruyor: kırk yaşından sonra imanlı kimseler her on senede Allah tarafından özel merhamet ve lütufla karşılaşıyorlar. Eğer bu rivayetin senedinde, azıcık tesamuh göstersek ve başka rivayetleri de bunun yanına koyup, dikkate alırsak ...
  • Dua ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetinin şifa bulmadaki rolü
    15449 Yeni Kelam İlmi 2009/01/29
    Bu üç amel, hastanın şifa bulması için ayrı ayrı sebep olabilecekleri gibi üçüne birden de başvurulabilir. Ama insan dua ederken (Allah’la irtibata geçip, direkt olarak Ondan şifa isterken) doktora gider ve İmam Hüseyin (a.s)’ın türbetini de yerse daha iyi olur. Zira doktorun tedavisi, ...
  • Uyumak ve istirahat etmek için kıbleye doğru yatmak mı gerekir? Cenaze nasıl defnedilmelidir?
    57632 خواب 2012/06/11
    Bizim rivayetlerimizde uyumak dört şekilde taksim edilir ve bunların en güzel türü müminin sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmasıdır. Ali (a.s) şöyle buyurur: Uyumak dört şekildedir: Peygamberler sırtüstü uyuyorlardı ve gözleri uyumuyordu; Allah’ın vahyi beklentisi içindeydiler. Müminler sağ tarafları üzerine ve kıbleye doğru uyurlar, padişahlar ...

En Çok Okunanlar