Gelişmiş Arama
Ziyaret
10804
Güncellenme Tarihi: 2008/03/26
Soru Özeti
Ye’cüc ve Me’cüc kavmi kimlerdi? Onların akıbeti ne oldu? Zülkarneyn’in onlar karşısında yaptıkları neydi?
Soru
Mümkünse Ye’cüc ve Me’cüc hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Bunlar kimlerdi? Zülkarneyn onları yok etti mi? Gelecekte yeniden gelecekler mi?
Kısa Cevap

Bu husustaki Kur’an ayetleri ve Tevrat’taki konular bütününden ve de tarihi verilerden anlaşıldığı kadarıyla bu topluluk Kuzey Asya bölgesinde yaşamakta olup güney ve batıya vahşi saldırılarıyla facia yaratmıştır. Zülkarneyn setinin kapatılmasıyla onların saldırıları büyük bir müddet sona ermiştir, ama ahir-i zamanda yeniden döneceklerdir. Bazıları vuku bulan Moğol saldırısını onların dönmeleri olarak değerlendirmiştir. Bazıları da onların ahir-i zamanda yeniden dirilmeleri suretiyle döneceklerine inanmaktadır ki bu henüz vuku bulmamıştır.

Ayrıntılı Cevap

Ye’cüc ve Me’cüc hakkındaki en temel bilgi kaynağı Kur’an’dır ve Tevrat’ta da bu kavme işaret edilmiştir. Müfessirler ve tarihçiler bu iki kaynaktan istifade ederek ve tarihi verileri tarayarak bu kavim veya kavimler hakkında bir takım sanılara ulaşmıştır. Kur’an iki yerde Ye’cüc ve Me’cüc’den söz etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. Dediler ki: “Ey Zülkarneyn! Ye’cüc ve Me’cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?” Kur’an bu settin nasıl yapıldığını anlattıktan sonra şöyle buyuruyor: “Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.”[1] Bu ayetlerden Ye’cüc ve Me’cüc’ün zalim bir topluluk olduğu ve Zülkarneyn’in iki dağ arasına yerleştirdiği set ile onların zulümlerinin sona erdiği anlaşılmaktadır. Kur’an bir başka ayette şöyle buyuruyor: “Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün setleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vaadin vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır.”[2] Bu ayet, ahir-i zamanda Ye’cüc ve Me’cüc’ün tekrar dağlardan ineceklerini öngörmüştür. Bu kavim hakkında Kur’an’dan anlaşılan şey bu iki ayetle sınırlıdır. Ama Eski Ahit’te de bu konu hakkında bir takım veriler mevcuttur. Tekvin sıfırında ve Hazakayyal kitabında ve de Yuhanna’nın rüyasında Asya’nın kuzeyinde abat bir arazide bir ümmet veya bazı ümmetlerin (Me’cuc) veya (Cuc ve Me’cuc) bulunduğuna ve onların savaş, bozgunculuk ve yağmayla meşgul olduğuna delalet eden bir takım konular mevcuttur.[3] Kur’an’ın kesin ayetleri ve bu kavimden söz eden Tevrat metinleri dışında tarihçiler ve müfessirlerin beyan ettikleri diğer hususların tümü tarihsel verilerden elde edilmiştir ve kesin bir senede dayanmamaktadır. Allame Tabatabai el-Mizan tefsirinde şöyle buyurmaktadır: “Müfessir ve tarihçiler bu hikâye hakkında oldukça dikkat göstermiş, tartışmış ve sözlerini tamamlamışlardır. Onların çoğu Ye’cüc ve Me’cüc’ün büyük bir ümmet olup Asya’nın kuzeyinde yaşamış olduklarına inanmaktadır.”[4] Bazıları da Ye’cüc ve Me’cüc’ün Kuzey Asya’da yaşayan bir ümmet olduklarını, şehirlerinin Tibet ve Çin’den Donuk Kuzey Okyanusu’na kadar yayıldığını ve de batı tarafında ise Türkmenistan sınırlarına uzadığını söylemiştir. Bu söz, İbn. Miskeveyh’in “Fakihetü’l-Hülefa” ve “Tehzibü’l-Ahlak” adlı eserleri ve “Resail-ü İhvani’s-Safa”’da nakledilmiştir.[5] Allame Hüseyni Tahrani Mead Şinasi kitabında Ye’cüc ve Me’cüc kelimelerini onlar hakkındaki mevcut nakillere uyarlayarak şu neticeye ulaşmıştır: (Bu iki kelimenin Çincedeki aslı “Monguk” veya “Moncuk” idi ve sonra İbrani ve Arap dillerinde “Ye’cüc” ve “Me’cüc”’e ve Yunan dilinde de “Guk” ve “Magug”’a dönüşmüştür. Magug ve Mongug arasındaki tam benzerlikten istifade ederek bu ili kelimenin Çincedeki Mongug lafzından türediğine hükmedilebilir. Aynı şekilde “Monğol” ve “Moğol” da onun türevleridir. O halde Ye’cüc ve Me’cüc kadim dönemlerde Doğu Asya’nın kuzeyinde yaşayan Moğol taifesidir. Bu büyük millet bazen Çin’e saldırmaktaydı ve bazen de Kafkas kanalıyla Ermenistan ve İran’ın kuzeyine saldırmakta ve bazen de setin yapılmasından sonra da Avrupa’nın kuzeyine saldırmaktaydılar. Onlar arasında “Siyt” olarak tanınmaktaydılar. Onlardan bir grup da Bizans’a saldırmaktaydı ve bu merhalede Bizans devleti yıkıldı. Yunanlılar onlara “Siy Tihin” demektedir. Bu ad Fars Havuzu’ndaki Daryuş’un kâtibesinde zikredilmiştir).[6] Kur’an’da onların yok olduklarına işaret edilmemiştir. Kur’an’dan anlaşılan sadece setin kapatılmasıyla onların yağma yolunun kapanmasıdır. Ama Kur’an ve rivayetlerden onların şimdi yaşadıkları hususu anlaşılmamaktadır. Elbette İbn. Abbas’ın Enbiya suresindeki ayeti okuma tarzından onların öldükleri iyice anlaşılmadır. Zira İbn. Abbas yüksek mekân anlamındaki “hedebin” kelimesini kabir anlamına gelen “cedes” şeklinde okumuştur. Bu durumda ayetin manası şöyle olmaktadır: “Ta ki Ye’cüc ve Me’cüc kavmi kabirlerinden hızla dışarı çıkar.[7] Bu ayetin tefsiri hakkındaki bazı rivayetlerde de ahir-i zamanda Ye’cüc ve Me’cüc’ün yeniden dünyaya yeniden dünyaya dönecekleri[8] söylenmiştir ve bu da şu anda onların dünyada olmadıklarına ve gelecekte döneceklerine delalet etmektedir. Onların yeniden saldırmaları hakkında ise bilginler arasında ihtilaf vardır. Bir grup araştırmacı, ahir-i zamanda Ye’cüc ve Me’cüc’ün döneceklerine ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklarına dair Kur’an-ı Kerim’in verdiği haberi hicri yedinci yüzyılın ilk yarısındaki Batı Asya’ya yönelik Tatar (Moğol) saldırısına uyarlamıştır. Zira onlar o zaman dönüp kan akıtma ve yıkmada, bayındır yerleri yok etme ve halkı katliam etmede, şehirleri yıkma ve malları yağmalamada insanlık tarihinin eşine rastlamadığı cinayetler işlemişlerdir. Onlar Çin, Türkmenistan, İran, Irak, Şam, Kafkas ve Küçük Asya’ya kadar saldırmış ve kendileri karşısında direnç gösteren her şehir ve diyarı viran etmiş ve halkını da kılıçtan geçirmişlerdir.[9] Eğer Ye’cüc ve Me’cüc setin kapatılmasından sonra çok geçmiş dönemlerde ölmüşlerse ve gelecekte yeniden dünyaya döneceklerse, bu grup araştırmacılar karşısında onları Moğol bilmenin olanaksız olduğu söylenebilir; çünkü onların kabirden çıktığı doğru değildir. Netice itibariyle onlar hakkında söylenen her şeyin kesin bir bilgiyle inanılamayacak ihtimallerden oluştuğunu ve Kur’an’da açıkça sözü edilen kesin hususlarla yetinilmesi gerektiğini söylemek gerekir.        



[1] Kehf, 93-97.

[2] Enbiya, 96-97.

[3] Hüseyni Tahrani, Seyid Muhammed Hüseyin, Mead Şinasi, c. 4, s. 85, Sayt-ı Müessese-i Tercüme ve Neşr-i Ulum ve Meaarif-ı İslamî.

[4] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan Fi Tefsiri’i-Kur’an, tercüme-i Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, c. 13, s. 542, Defter-i İntişarat-i İslami, 1374.

[5] Hüseyni Tahrani, Seyid Muhammed Hüseyin, Mead Şinasi, c. 4, s. 86.

[6] Hüseyni Tahrani, Seyid Muhammed Hüseyin, Mead Şinasi, c. 4, s. 87.

[7] Bkn: Necefi Humeyni, Muhammed Cevad, Tefsir-i Asan, c. 12, s. 326, İntişarat-i İslamiye, 1398 k.

[8] Meclisi, Biharu’l-Envar, c. 12, s. 179, el-Vefa, 1404 h.k.

[9] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan Fi Tefsiri’i-Kur’an, tercüme-i Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, c. 13, s. 542.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar