Gelişmiş Arama
Ziyaret
8706
Güncellenme Tarihi: 2007/09/18
Soru Özeti
Dünyadaki insanlara baktığımızda insanların çoğunluğunun kötülüğe ve ...
Soru
Dünyadaki insanlara baktığımızda insanların çoğunluğunun kötülüğe ve fesada eğilim gösterdiklerini görmekteyiz. Eğer tevhit ve iyiliklere eğilim insanın özünde olan bir gerçek ise başka bir tabirle fıtri ise neden çoğunluk bunun tersine eğilim göstermektedir? Yaşadığımız dünya laiklik ilkesini resmen benimsemiş durumdadır. Buna göre dinin fıtri olmadığını hatta insanların çoğunun cehennemlik olduklarını söylememiz gerekir..Çünkü çoğunluk kötü ve dinsizdirler.
Kısa Cevap

İnsan fıtratı gereği Allah’ı ve hakkı aramakta, dine ve ahlaka eğilim göstermektedir. İnsanların çoğunluğu da bu yaratılışlarında bulunan bu çağrıya olumlu cevap vermektedirler. İnsanlar hakkın peşindedirler. Ama bazen o eğilimlerini somutlaştırırken hata ediyorlar. Gerçek şu ki iç ve dış bazı faktörler, onların hakkı tanımalarına ve ona yönelmelerine engel oluyor.  Şeytan ve nefs-i emmare bir yandan, insanlardan olan şeytanların ağır propagandaları da diğer yandan hakkın insanlara örtülü kalmasına sebep olmuştur. Laiklik ise, dinsizlik manasında değildir. Laiklik, toplum ve siyaset sahnesinden dini çıkarmaktır. Tahrif olmuş Hıristiyanlığın mahiyeti ve bu dinin yetkililerinin Batı’daki çok kötü işlevleri ve din karşıtı propagandaların yoğunluğu yüzünden laiklik Batı dünyasına egemen olmuştur. Ama günümüzde batılılar arasında dine olan eğilimin büyük bir artış gösterdiğine şahidiz. Buna göre insanların çoğunluğu cehennemlik olamaya yönelmiş değillerdir Zira hakkı aramaktadırlar ama hakka yönelmede hata etmektedirler. Deyim gereği cahil-i kasırdirler (habersiz ve suçsuz cahildirler) .

Ayrıntılı Cevap

İnsan fıtratı gereği Allah’ı ve hakkı aramaktadır, dine ve ahlaka eğilimi vardır. İnsanların çoğunluğu da yaratılışlarında gelen bu çağrıya olumlu cevap vermektedirler. İslam âlimleri, Kur’an ve açık hadisler gereğince insanların özlerinde hakkın peşinde olduklarını açıkça beyan etmişlerdir. Ama bazen o eğilimleri somutlaştırırken hata ediyorlar. Eğer yüce değerlere karşı yürütülen zehirli propagandaların saldırısı ortadan kaldırılırsa ve hakkın çehresi olduğu gibi tecelli etse, insanların çoğunluğunun ona yöneldiği açıklık kazanır. Buna göre çoğunluğun kötülüğe eğilimleri yoktur. Çoğunluk ya ilim ve kavrayışta aldatılıyorlar ve kötülüğü iyilik olarak zannediyorlar ya da pratikte nefse ve şeytana aldanıyorlar ve neticede kötülüğe yöneliyorlar.

Bu asırda özellikle de yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu yana din karşıtı ve ahlaka ters olan propagandaların hacmi öyle çoğalmıştır ki insanların çoğunluğunu bir nevi çaresiz duruma getirmiştir. Birçok yönleriyle akla ters olan ve tahrif uğramış bir din olarak Hıristiyanlığın mahiyeti yüzünden ve bu dinin yetkililerinin Batı’daki çok kötü işlevlerinden dolayı ve din karşıtı propagandaların yoğunluğu yüzünden din, Batı dünyasında toplumsal sahneden kovulmuştur. Buna rağmen insanların çoğunluğunun dine doğru eğilimleri vardır. Bunun örneği kominizim sultası altında yaşamış olan ülkelerdir. Gördük ve duyduk ki bu ülkelerde tüm yönleriyle din ve dini kurumlara karşı uzun süreli sert bir mücadeleden sonra bu tür hükümetler yıkılır yıkılmaz din yeniden canlandı.. Bu da, ancak dinin fıtri olduğunu ve insanların özünde yer aldığını göstermektedir.[1]

Diğer bir noktada şu ki insanların çoğunluğunun cehenneme gideceği sonucunu çıkarmak da doğru değildir. Tam tersine insanların çoğunluğu sonunda cennete gidecekler. Zira İslam, bilerek ve kasıtlı olarak yoldan çıkan, suçlu olan inatçı kâfirle, hata yaptığını bilmeyen ve hatasında hiçbir kastı olmayan suçsuz cahil arasında fark koyar. İslam, hak inançlarla batıl inançlar arasındaki sınırı belirleyerek, kendisini aklın kabul ettiği ulaşılabilir ve insanların uymaları gereken mutlak hak bilmekle ve batıl inançları eleştirmekle birlikte hakkı araştırıp öğrenmek gücüne sahip olmayan cahile karşı çok yumuşak ve esnek davranır. İslam’a göre sadece suçlu olan inatçı kâfir[2] cehennemi hak etmektedir. İslam’ın hakikati kendisine ulaşmayan, kendi dininde ve yönteminde hakka teslim olan ve ona göre de amel eden kimseler kurtuluş erişirler.[3] Gerçek şudur ki eğer yukarıdan yaratılış âlemine bakarsak ve sadece zahirle yetinmezsek, açıkça insanların çoğunluğunun cennete gideceğini ve çok az sayıda insanın cehennemde ebedi kalacağını görürüz. Yani insanların çoğunluğu fıtrat gereği amel ediyorlar. Gerçi bazen bunu somutlaştırmada hata ediyorlar. Hataları ve sürçmeleri de bundan kaynaklanıyor. Bu yüzden belki bir süre berzah âleminde ya da kıyamette veya cehennemde azap görürler. Ama sonunda kurtularak cennete girerler. Sınırlı sayıda insan kendi fıtratını tamamen gömmektedir ve işte bunlar sürekli olarak ilahi azapta kalacaklardır.



[1] Daha fazla bilgi için Üstad Allame Şehit Mutahhari’nin Sadra yayınlarında basılan “Fıtrat” adlı kitabına bakınız. Ve yine Ayetullah Cevadi Amuli’nin Konularına Göre Kuran’ı Kerim’in Tefsiri serisinin “Kuran’da Fıtrat” cildine bakılmalıdır.

[2] Mutlak anlamsa kâfir, dinin usulünü ve zaruretlerini inkâr edendir. Bu da hem inatçı kâfir hem de cahil kâfiri kapsamaktadır. İnatçı kâfir bilerek ve kasıtlı olarak hakikati inkâr eden kimsedir. Ama cahil kâfir hakkında ise şöyle denmektedir: Gerekli bilgiden yolsun kişidir eğer hakkı bilse ona yönelir.

[3] Adli İlahi, Üstad Mutahhari, Sekizinci Bölüm, s319 - 427 özellikle de s424 - 427 Özet ve Netice başlı altında.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar