Gelişmiş Arama
Ziyaret
7928
Güncellenme Tarihi: 2011/08/21
Soru Özeti
Bedensel ve ruhsal erginlik arasındaki fark nedir?
Soru
Bedensel ve ruhsal erginlik arasındaki fark nedir?
Kısa Cevap

Bedensel erginlik ferdin evlilik çağına gelmesidir. Bedensel erginliğe ulaşmak insanlar da pek fark etmemektedir ve genellikle erkeklerde Kameri on beş yıl ve bayanlarda ise Kameri dokuz yıldır. Örf ve şeriatın ıstılahında çocuk ergin oldu denildiğinde onun ihtilam olduğu ve yükümlülüğe erdiği kastedilir. Düşünsel erginlik, ruhsal erginliktir. Rüşt erginliği olarak tabir edilen akılsal erginlik insanın düşünsel ve akılsal olarak yarar ve zararı teşhis edebilecek ve malını çarçur etmeyecek ve meyline göre kullanmayacak yaşa gelmesidir.

Ayrıntılı Cevap

Yanıta ulaşmak için üç eksende konuyu incelememiz gerekmektedir:

1. Erginlik ve rüştün anlamı

2. Ruhsal ve bedensel erginliğin tanımı

3. İkisi arasındaki fark

Erginlik yani buluğ Arapçada “beleğe” kelimesinden türeyip hedeflenen şeyin sonuna ulaşmak anlamındadır. Hedeflenen şey mekân veya zaman veyahut belirli bir husus olabilir. Elbette bazen sonuna yaklaşılmasa da hedeflenen şeye yaklaşmak için kullanılmaktadır.[1] Erginlikten kastedilen şey ferdin evlilik çağına ulaşmasıdır. Rüşt kelimesi ise akıl meyvesinin olgunluk ve erginliğe ermesi anlamındadır ve aksi anlamda olan hamlığın karşısında bulunur.[2] Ama örf ve şeriatın ıstılahında çocuk ergin oldu denildiğinde onun ihtilam olduğu, yükümlülüğe erdiği ve bu yüzden de olgunlaştığı kastedilir.[3]

Yükümlülüğün İspatı

Yükümlülük ve bazı hukuksal, ekonomik ve toplumsal hususların ispatı için erginlik ve rüşt gündeme gelir. Yükümlülük sorumluluğu için zikredilen şartlardan biri de erginliktir. Yükümlülük sınırına gelmemiş birisi hiçbir ameli yapma sorumluluğu taşımaz. Her Müslüman erginlik yaşına vardıktan sonra yükümlüler dairesine girer ve bütün ilahî farzları yerine getirmek ve yasakları da terk etmekle görevli olur.[4]

Erginliğin Kısımları

1. Bedensel Erginlik: Bedensel erginliğe ulaşmak insanlar da pek fark etmemektedir ve genellikle erkeklerde Kameri on beş yıl ve bayanlarda ise Kameri dokuz yıldır.[5]

2. Akılsal Ve Ruhsal Erginlik: Akılsal erginliğe ulaşmak bireylerde fark etmektedir. Birisinin yaklaşık yirmi yaşında ve bir başkasının ise daha yüksek yaşlarda bu merhaleye ulaşması mümkündür. Akılsal erginliğe ulaşmakla artık insanın bu tür erginliği yerinde saymaz, bilakis her gün daha mükemmelleşir. Genellikle akılsal rüşt yaşı yirmi ila kırk yaş arasıdır. Kur’an bir yerde insan türü hakkında kırk yaşını rüştün yetkinlik ve akılsal erginliğe ulaşma yaşı olarak tanıtmaktadır. “Nihayet (insan) olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et.”[6] Bu ayette rüştünün kemaline erdikten sonra Yusuf’a hikmet ve ilim verildiği hatırlatılmaktadır.[7]

3. En Üstün (Eşed) Erginlik: “Eşed” sağlamlık ve de ruhsal ve bedensel kuvvet manasındadır ve en üstün erginlik bu merhaleye ulaşmak anlamındadır. En üstün erginlik Kur’an-ı Mecid’te insan ömrünün değişik devreleri için kullanılmıştır.

A. Bazen erginlik yaşı anlamında kullanılmıştır: [8]وَ لا تَقْرَبُوا مالَ الْیَتِیمِ إِلَّا بِالَّتِی هِیَ أَحْسَنُ حَتَّى یَبْلُغَ أَشُدَّهُ “Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin.”

B. Bazen kırk yaşına ulaşma anlamında kullanılmıştır: [9]حَتَّى إِذا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَ بَلَغَ أَرْبَعِینَ سَنَةًNihayet (insan) olgunluk çağına geldiğinde …”

C. Bazen ihtiyar olmadan önceki dönem için kullanılmıştır: ثُمَّ یُخْرِجُکُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّکُمْ ثُمَّ لِتَکُونُوا شُیُوخا[10]ً “O, … sonra sizi (ana rahminden) çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır.”

Tabirlerdeki bu farklılık insanın ruh ve beden istihkâmına ermek için bir takım merhaleleri kat etmesi gerektiği hakkında olabilir ve şüphesiz erginlik yaşına ulaşmak bunlardan biridir. Genellikle fikir ve akılda bir tür erinlikle beraber olan kırk yaşına varmak da başka bir merhaledir. Aynı şekilde insanın iniş yayını kat etmesinden ve de çürüme ve gevşemeye yüz tutmasından önce başka bir merhale de vardır.[11]

İnsanın Düşünsel Yetkinliği (Rüşt)

Çocukluk karşısında yer alan bedensel erginliğin tersine, rüşt sefihliğin karşısında yer alır.

Sefih

Rüştün manasını daha iyi anlamak için onun karşısında yer alan sefihin manasını bilmemiz gerekir. Tekiller kitabında (Arapça) şöyle yazılmaktadır: Sefih, orijinal olarak yolda yüründüğünde denge sağlayamayacak kadar bir tür az kilolu olma ve bedensel hafifliğe denir. Sonra bu münasebetle düşünsel rüşt taşımayan bireyler için kullanılmıştır. Aklın hafifliğinin maddî hususlarda veya manevî hususlarda olması da fark etmez. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Mamafih Allahın sizi başına diktiği mallarınızı sefihlere vermeyin de bunlarda yapacağınız tasarruf ile onları besleyin ve giydirin ve kendilerine güzel güzel nasihat edin”[12] Bu ayet, mallarını telef edecek ve kötü bir şekilde harcayacak erkek veya kadın, akraba veya yabancı bir sefihe vermemeleri için herkese bir emirdir.[13] Yukarıdaki ayette sefihlikten kastedilen, bir şahsın kendi mallarının sahipliğini üstlenemeyecek, malî muamelelerde menfaatini sağlayamayacak ve deyim yerindeyse kandırılacak kadar malî işlerde yeterli rüştten yoksun olmasıdır.

Mali Tasarruflarda Erginlik Ve Rüştün Şart Olması

Bedensel erginlik ve de ruhsal ve düşünsel erginliğe ek olarak rüşt de mali tasarruflarda şarttır. İslam erginlik meselesini her yerde bir şekilde tanımlamıştır. İbadet, hadler ve diyet meselelerinde erginliği şerî yaşa yani evlilik yaşına ulaşmak olarak tanımlamıştır. Ama malî tasarruflar, ikrar ve benzeri şeyler bağlamında başka bir şart daha eklemiştir. Bu, rüşt haddine varmaktır. Bu, İslam’ın kendi kanunlarını oluşturma merhalesinde gösterdiği lütuflardandır; çünkü İslam rüşt meselesini şart koşmasaydı ve malî tasarruflar ve benzeri şeylerde rüştü lağıv etseydi, yetimler gibi fertlerin toplumsal hayat düzeni zedelenir ve tasarruf ve ikrarlarının neticesinde diğer bireyler bundan kötü bir şekilde istifade edip onları kandırırdı. En kolay yolla yani birkaç hoş söz ve yalan vaatler ile tüm yaşam gereçlerini yetimlerin ellerinden alır ve bir veya birkaç zarar muamelesiyle onlara karar günler yaşatırlardı. O halde rüşt aklın bu tür işlerde gerekli ve lazım gördüğü bir şarttır. Ama ibadet gibi hususlarda rüşte hiçbir gerek duyulmadığı herkes için açıktır. Hadler ve diyetler gibi hususlar da böyledir. Çünkü zinanın kötü olduğu ve buna mürtekip olanın hadde mahkûm olacağını ve hakeza insanları vurup öldürmenin çirkin olduğu ve bunu yapanın diyet hükümlerine maruz kalacağını bilmek ve idrak etmenin rüşte bir gereksinimi yoktur. Her insan rüşt haddine varmadan önce de bu teşhisi yapabilme gücüne sahiptir ve insanın bu hususlara dönük idraki rüşte ulaşmadan ve ona ulaştıktan sonra fark etmemektedir.[14]

Daha fazla bilgi edinmek için “Cinsel Erginlikten Toplumsal Erginliğe” adresine müracaat ediniz.



[1] Kamus-ı Kur’an, c. 1, s. 227.

[2] Tabatabai, Muhammed Hüseyin, tercüme, Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, Tercüme-i El-Mizan, c. 4, s. 275, Naşır: Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-i Müderrisin-i Havza-i İlmiye-i Kum, Kum, 1374 ş, çap-ı pencom.

[3] Mecmeu’l-Bahreyn, c. 5, s. 6.

[4] Tevzihü’l-Mesail, (el-Mahşi lil-İmam Humeyni), c. 1, s. 3.

[5] Erginliğin alametleri üç şeyden biridir: Birincisi, karın altında cinsel organın üst kısmında kalın kılların çıkmasıdır. İkincisi, meninin gelmesidir (cinsel rüşte erme ve ihtilam olmadır. Bu devrede insan evlenme salahiyeti kazanır). Üçüncüsü ise erkeklerde on beş ve kızlarda da dokuz Kameri yılın tamamlanmasıdır. Buna göre, bu alametlerden her biri tek başına erginlik ve şerî yükümlülük haddine varmanın göstergesidir.

[6] Ahkaf, 15.

[7] Cefarî, Yakub, Tefsir-i Kevser, c. 5, s. 363, tefsir-i süre-i Hamd ta Taha Kevser

[8] İsra, 34.

[9] Ahkaf, 15.

[10] Mümin, 67.

[11] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, c. 9, s. 364 ve 365, Naşır: Daru’l-Kütübi’l-İslamiye, Tahran, 1374 ş.

[12] Nisa, 5.

[13] Tercüme-i Cevamiu’l-Cami’, c. 1, s. 554 ve 555.

[14] Tercüme-i el-Mizan, c. 4, s. 275 ve 276.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar