Gelişmiş Arama
Ziyaret
19287
Güncellenme Tarihi: 2011/07/14
Soru Özeti
(Kur’an’da belirtilen) Şeytanların taşlanması ne anlama gelmektedir?
Soru
Kur’an-ı Kerim yıldızların yaratılmasının nedenini belirterek bilgilerimizi artırmakta ve şöyle buyurmaktadır: “Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.” (Mülk, 5). “Biz, en yakın göğü ziynetlerle, yıldızlarla donattık. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar.” (Saffat, 6-8). Allah, roketler gibi şeytanların aleyhine kullanılması için kandilleri yaratmıştır. Şeytanların taşlanmasının anlamı nedir?
Kısa Cevap

Yüce Allah Kur’an’da hem mülk ve hem de melekût eksenli konuşmuştur. Çünkü mülk ve melekût ancak insan söz konusu olduğunda ayrı anlamlar kazanmaktadır. Aksi takdirde Allah için mülk ve melekût birdir ve bu ikisinin O’nun önünde hiç bir farklılığı yoktur. Bu yüzden es-sema (gök) kelimesi Kur’an’da bazen melekût âlemi ve meleklerin makamı olarak kullanılmış ve bazen de dünya göğü (bize yakın, maddî ve yıldızlarla dolu olan gök) olarak kullanılmıştır. Örnek olarak zikrettiğiniz ayetlerin bir kısmı şeytanların kovulması ve de hakkın ve vahyin korunmasını beyan eden mecazî ifadelerdir. Bu ayetlerde gök maddî anlamda değildir, bilakis (maddî olmayan) meleklerin bulunduğu ve şeytanların ulaşıp yaratılış sırlarını ve gelecekteki olayları anlamak istediği bir makamdır. Melekler de melekûttaki şeytanların tahammül edemeyeceği bir nurla onları oradan uzaklaştırmaktadır. Ama diğer ayetlerde ise gökten maksat dünyadır. Bu ikisi hiçbir şekilde birbiriyle çelişmemektedir ve Kur’an ayetlerinde hiçbir kusur yoktur.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an’da değişik ayetlerde gök küreleri, şahaplar ve şeytanlardan söz edilmiştir. Bu cümleden olmak üzere Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar.”[1] Bu ayetlerin içeriğinin aynısı Saffat ve Cin surelerinde de zikredilmiştir. Soru şudur: Şeytanlar şahaplar vesilesiyle gökten nasıl kovulmaktadır? “Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar” ayeti müfessirlerin tefsirinde çok söz söylediği ayetlerden biridir. Herkes özel bir yol takip etmiş ve belirli bir yorum yapmıştır.[2] Biz burada bu ayetlerin manasının aydınlığa kavuşması için değerli el-Mizan tefsirinde yer alan konulara işaret ediyoruz. Allame Tabatabai şöyle demektedir: “Şeytanların kulak hırsızlığı ve onların şahaplar ile kovulması hakkında müfessirlerin öne sürdüğü açıklamalar yerkürenin göklerini eksene alan ayet ve rivayetlerin zahirinden zihne gelen şeyler esasıncadır; (buna göre) orada meleklerden oluşan bir takım gruplar mevcuttur, bu göklerin her birinin sadece kendisinden girilen bir kapısı vardır, meleklerden bazılarının elinde şahap bulunmakta ve kulak hırsızlığı yapan şeytanları vurmak ve kovmak için beklemektedir! Oysaki bugün bu gibi teorilerin payesiz olduğu ortaya çıkmıştır. Ne böyle gökler, ne bu kapılar ve ne de benzeri şeyler mevcuttur. Burada bir ihtimal olarak söylenecek şey şudur: İlahi kelamdaki bu gibi açıklamalar, duyusal olmayan hakikatlerin aydınlanması için duyusal bir kalıp kullanılarak temsile başvurmak kabilindendir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor: “İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.”[3] Bu gibi tabirler Kur’an’da çoktur. Arş, kürsü, levha, kitap bu kabildendir. Buna göre meleklerin yeri olan gökten kastedilen şey, bu dünyadan daha üstün ve yüce olan melekût âlemi ve mavera ötesidir. Kulak hırsızlığı için şeytanların göğe yaklaşması ve onlara şahapların fırlatılmasından kastedilen şey de şudur: Onlar yaratılış sırları ve gelecekteki olaylar hakkında bilgi edinmek için meleklerin âlemine yaklaşmak istemektedir, lakin melekler şeytanların üstesinden gelemediği melekûta ait manevî nurlar ile onları kovmaktadır.”[4] Veya kastedilen şudur: “Şeytanlar kendilerini hakka yakınlaştırmakta ve kamuflaj ve hileleriyle onu batıl suretine büründürmeyi veya batıla kamuflaj ve hileyle hak sureti vermeyi istemektedirler. Melekler de onların iplerini pazara çıkarmakta ve herkesin onların kamuflajını anlaması, hakkı hak ve batılı batıl görmesi için apaçık hakkı aşikâr kılmaktadırlar. Yüce Allah’ın şeytanların kulak hırsızlığı yapması ve onların şahapların hedefine maruz kalması kıssasının vahiy melekleri ve vahiy koruyucularının şeytanların müdahalelerinden korunacağını anlatan kısımdan sonra zikredilmesi bir ölçüye dek bizim söylemimizi onaylamaktadır.”[5] Tefsir-i Numune’de de bu hususta şöyle belirtilmektedir:

A. Sema (gök) kelimesi birçok ayette görünen maddî gök manasındadır. Oysaki bazı ayetlerde de kesinlikle manevî gök ve yüce makam manasındadır. Mesela:

1. “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve o ayetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz.”[6] Burada göklerden kastedilen şey temsilen Allah’a yakınlık makamı olabilir.

2. “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”[7] Allah’ın örnek sıfatıyla zikrettiği bu temiz ağacın kökü Peygamber (s.a.a), dalı (göğe yükselen dal) Ali (a.s) ve küçük dalları da imamlardır.

Bu gibi ayetlerde gökten maksadın bu görünen gök olmadığı açıktır. Buradan göğün hem maddî ve hem de manevî manada kullanıldığı neticesini almaktayız.

B. Yıldızlar gökte görünen parlak cisimler anlamıyla maddî bir mefhuma ve toplumları aydınlatan bilgin ve şahsiyetlere işaret olarak kullanılma anlamıyla da manevî bir mefhuma sahiptir. Nitekim insanlar çöl ve okyanusların ortasında gece karanlığında yollarını yıldızlar sayesinde ve toplumda da insanlar yaşam ve saadet yolunu bilginler ve bilinçli ve imanlı önderler aracılığıyla bulmaktadırlar. Birçok ayet ve rivayette yıldızlar belirtilen ikinci manaya göre kullanılmıştır. Mesela Ali b. İbrahim’in tefsirinde “O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır”[8] ayetinin altında İmam Bakır’ın (a.s) “yıldızlardan kasıt Peygamberin ailesidir”, sözü nakledilmiştir.[9]

C. İlgili ayetlerin tefsiri hakkında zikredilen değişik rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla şeytanların göklere çıkmasının yasak kılınışı ve yıldızlar vesilesiyle kovulmaları Peygamberin (s.a.a) doğumu sırasında gerçekleşmiştir. Hakeza onların bazılarından da İsa’nın (a.s) doğumu sırasında onların bir ölçüye kadar yasaklandığı ve Peygamberin (a.s) doğumundan sonra ise tamamen yasaklandıkları anlaşılmaktadır.

Belirttiklerimizin bütününden hareketle şöyle denilebilir: “Sema” burada manevî mefhuma işaret etmekte ve temsilen hak, iman ve maneviyat göğü ifade edilmektedir. Şeytanlar her zaman bu alana girmek ve türlü vesveseler ile gerçek mümin ve hak destekçilerinin kalbine sızmak için çalışmaktadırlar. Ama peygamberler ve imamlardan yollarına bağlı bilginlere dek ilahi erler güçlü ilim ve takva nurlarıyla onlara hücum etmekte ve onların bu göğe yakınlaşmasını engellemektedir. Göğe çıkmak ve sırlardan haberdar olmak hususları arasındaki irtibattan bu ayetlerdeki göğün manevî gök (melekut âlemi) olduğu anlaşılmaktadır; zira bu maddî gökte (yeryüzünde de gözlemlenebilen yaratılışın enteresan yönleri dışında) özel bir bilginin olmadığını bilmekteyiz. Şahabın sadece yerküre atmosferinde ortaya çıktığı konusu da dikkate değerdir; zira şahap taş parçalarının yerküre etrafındaki havaya çarpıp alevlenmesi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Yerküre atmosferinin dışında başka bir yerde şahap yoktur. Elbette yerküre atmosferinin dışında hareket halinde olan taşlar vardır, ama onlara şahap denmemektedir. Sadece yerküre atmosferine girip sıcak olmaları ve alevlenmeleri durumunda ve de insanın gözleri önünde bir ateş çizgisi şeklinde görünmeleri halinde onlara şahap denmektedir. Onlar hareket halinde olan yıldızlar gibi tasavvur edilirler. Yanı sıra bugünkü insanın defalarca bu yerküre atmosferinden dışarı çıktığını, ondan çok ötelere gittiğini ve aya ulaştığını da bilmekteyiz. Bundan dolayı eğer Kur’an-ı Mecid’teki şahaptan kastedilen şey, görünen bu maddî şahap ve maddî gök ise, bu bölgenin bilginler tarafından keşfedildiğini ve burada esrarengiz bir hususun olmadığını söylemek gerekir. Dolayısıyla gökten kastedilen şey hak ve hakikat göğüdür. Şeytanlar bu göklere ulaşmak, kulak hırsızlığı yapmak ve insanları yoldan çıkarmak isteyen vesvesecilerdir. Yıldız ve şahaplar ise kalemlerinin güçlü dalgalarıyla şeytanları geriye püskürten ve kovan ilahî önderler ve bilginlerdir. Elbette Kur’an sonsuz bir denizdir ve gelecekteki bilginlerin bu ayetler hakkında bugün ulaşamadığımız bir takım hakikatlere ulaşması da muhtemeldir.[10] Bu tefsire şöyle bir eleştiri yapılabilir: Bu ayetlerde “es-semau’d-dünya” (dünya göğü) kelimesi kullanılmıştır ve bu tefsirler gökten kastedilenin yıldızlarla dolu bize yakın maddî gök olduğunu açıkça belirtmişlerdir. O halde “es-semau’d-dünya” ile derin bir irtibatı olan ayetin sonunu nasıl manevî gök olarak tefsir edebiliriz? Bu tefsirde çelişik olmak değil midir?

Cevap: Bu eleştiri, bizim Allah’a da insanî ve maddî gözle bakmamız ve bu yüzden insanî kısıtlılıkları gaflette bulunarak O’na da isnat etmemizden kaynaklanmaktadır. Oysaki insanın görme dairesi sınırlı olduğundan ve tüm âlemleri göremediğinden mülk ve melekût âlemleri iki ayrı ve farklı âlem olarak ona yansımaktadır. Hâlbuki Allah için mülk ve melekut birdir. Bu yüzden Kur’an ayetleri hem mülk âlemi ve hem de melekût âlemi hakkında söz söylemektedir. “And olsun ki biz, Dünya semasını (veya en yakın semaı) kandillerle süsledik”[11] diye buyurduğunda “dünya semasından kastedilen bize yakın maddî gök ve mülk âlemidir. Ama devamında “onları şeytanlara atılan taşlar yaptık”[12] diye buyurmasıyla da müfessirlerin görüşüne göre melekût âlemini kastetmiştir.



[1] Hicr, 16-18. وَ حَفِظْناها مِنْ کُلِّ شَیْطانٍ رَجِیمٍ. إِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهابٌ مُبِینٌ

[2] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, c. 11, s. 43.

[3] Ankebut, 43, وَ تِلْکَ الْأَمْثالُ نَضْرِبُها لِلنَّاسِ وَ ما یَعْقِلُها إِلَّا الْعالِمُونَ

[4] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan, c. 17, s. 130 (Saffat suresi ayetlerinin altında).

[5] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 17, s. 124 ve 125, Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-i Müderrisin-i Havza-i İlmiye-i Kum-Kum, çap-ı pencom, 1417 k, tercüme-i el-Mizan, c. 17, s. 187.

[6] A’raf, 40, إِنَّ الَّذِینَ کَذَّبُوا بِآیاتِنا وَ اسْتَکْبَرُوا عَنْها لا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوابُ السَّماءِ "

[7] İbrahim, 24, « أَ لَمْ تَرَ کَیفَ ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا کَلِمَةً طَیبَةً کَشَجَرَةٍ طَیبَةٍ أَصْلُها ثابِتٌ وَ فَرْعُها فِی السَّماءِ »

[8] En’am, 97.

[9] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’l-Envar, c. 24, s. 77.

[10] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, c. 11, s. 41-51, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye-Tahran, çap-ı evvel, 1374 ş. (özetle).

[11] Mülk, 5.

[12] Mülk, 5. 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
    7829 Masumların Siresi 2011/06/21
    Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili ...
  • Neden Yahudiler Yahudi olarak adlandırılmaktadır?
    10738 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Yahudilerin Yahudi olarak adlandırılmasının nedeni hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Yahud’un hidayete ermiş olduğu manasına geldiğini ve bunun nedenin de Musa’nın (a.s) kavminin buzağı tapmaktan tövbe etmesi olduğunu belirtmiştir.[1] Bazıları da bu kavme Yahudi söylenmesinin nedeni hakkında şöyle demiştir: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun adı “Yahuza” ...
  • Bir miktarı buz tutan ve geriye kalan kısmı kür (çok) su miktarında olmayan kür (çok) suya necaset değerse hükmü nedir?
    5824 Su Türleri 2012/04/11
    Büyük taklit merciileri bu konuda şöyle buyuruyorlar: ‘Kür (çok) suyun bir miktarı buz tutar ve geriye kalan kısmı da çok su miktarına ulaşmazsa, necaset değdiğinde necis olur ve buzdan eriyen kısım da necistir.’[1]
  • Âli İmran Suresinin 14. Ayetini dikkate alarak, kadınlar da erkekler için aşağılık maddi işler kısmından sayılıp dört ayaklı hayvanlar cinsinden mi hesap edilir?
    18306 زن 2012/07/21
    Söz konusu ettiğiniz sorunun cevabında şöyle denilmesi gerekir: Sizin Ali İmran Suresinin 14. Ayetinden yaptığınız çıkarım yanlış bir çıkarım olup ayetin manasına dikkat edilirse, sizin açıkladığınızın dışında bir şey anlaşılır. Ayette şöyle buyrulur: “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin ...
  • Üç Haslet hadisinin senedi sahih midir?
    7614 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2011/10/23
    Söz konusu hadisin bazı ravileri hakkında elde herhangi bir bilgi yoksa da birkaç sebepten dolayı ona istinat edilebilir:1-Hadis, çeşitli birinci grup rivayet kaynaklarında gelmiştir. Ve biliyoruz ki bir rivayet değişik kaynaklarda gelmişse ve büyük muhaddisler ona önem vermişlerse bu, onun itibarını ve muhaddislerin ...
  • Rüyada bilinçli olma imkânı mevcut mudur? Bazı rüyaların gerçekleşmesinin nedeni nedir?
    12738 Teorik İrfan 2012/02/18
    Bilgelerin görüşüne göre uyku, zahiri duyuların tedricen dış dünyayla ilişkisinin kesildiği, ama batıni duyuların henüz aktif olduğu bir haldir. Uyku anında dış dünyayla uğraşmaktan ve değişik meşguliyetlerden uzaklaşması neticesinde insan nefsi, melekût âlemine odaklanır ve nefis madde âleminden ne kadar çok uzaklaşırsa, nefsin kendi âlemiyle irtibat kurması daha fazla ...
  • Baş ve göğüs balgamını yutmanın oruca bir zararı var mıdır?
    7106 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/08/08
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız.  ...
  • Aceleyi gidermek için ne yapılmalıdır?
    7207 Teorik Ahlak 2012/05/03
    Acele, dinsel öğretilerin men ettiği hususlardandır. Bu, işleri yapmada erken girişimde bulunmak anlamına gelir. Acele etmek hız ve işleri zamanında yapmak ile fark eder. Hız, öncüllerin ve gerekli şartların hazır olmasından sonra insanın fırsatı elden vermemesi ve işi yapmak için girişimde bulunmasıdır. Acelenin karşısında ise soğukkanlılık ve ...
  • Acaba yaradanın yaratıcılık özelliğinin fiiliyyete geçmediği bir an ve ya zaman varmıdır?
    8445 Eski Kelam İlmi 2008/06/12
    Gereken cevaba ulaşmak için bu bir kaç noktanın yani zamanın mahiyyeti, fiili sıfatlar ve ilahi feyzin devamının, açıklığa kavuşması gerek.1.Zamanın mahiyyeti nedir?Zaman: Hareket yoluyla cisimlere arız olan akıcı aralıksız niceliktir. ...
  • Acaba oruçlu iken büyük boy abdesti (gusül) alınır mı?
    82581 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/10
    Ramazan ayında cünüp olan bir kimse iki durumdan birisine sahip olabilir. Ya sabah azanından önce cünüp olmuş ya sabah azanından sonra ve gün boyunca cünüp olmuştur. (Elbette oruçlu iken cima (cinsel ilişkiyle) veya istimnan (cinsel ilişki dışında her hangi bir yolla kendinden meni çıkartmak) vesilesiyle cünüp edilmemelidir. ...

En Çok Okunanlar