Gelişmiş Arama
Ziyaret
7733
Güncellenme Tarihi: 2011/09/21
Soru Özeti
Ast hikmet konusunda insanın sorularını yanıtlarken yanılanların (antik Yunan filozofları) ilk hikmet konusunda da aynı yanılgıya düşmüş olması muhtemel değil midir?
Soru
Eskiler ilmi üç bölüme ayırmıştır: 1. Evrendeki tümeller ve varlık konusunu işleyen ilk hikmet. 2. Riyaziyatı içeren orta hikmet. 3. Tecrübî ve doğa ilimlerini içeren ast hikmet. Bu sınıflandırma yanlış olmayabilir ama bu sınıflandırmada yapılan ilim değerlendirilmesi birçok soru akla getirmektedir. Birincisi geçersiz, artı ve tekrar konuların çıkarılması durumunda belki de bir kitabın yüz sayfasını doldurmayacak bir ilim, nasıl kendi alanına giren atom gibi küçük bir zerredeki gerçekleri kaydetmek için belki de binlerce sayfalık bilginin bile yeterli olmayacağı bir ilimden daha üstün olmaktadır? Düşünür adıyla anılan bazılarının zihnî bulguları nasıl kâinatın gizem ve sırları, Allah’ın görkemli yaratıkları ve onlara egemen olan kanunları işleyen değişik ilimlerden önem açısından daha üstün bir derecede olabilir? Hatta bir düşünür şöyle demiştir: Eğer ilk hikmeti insana benzetirsek, ast hikmet insan bedenindeki böbrek taşı gibidir. Yani değersiz ve hatta artı ve rahatsız edici bir unsurdur. Enteresan olan ise bunları yaratan Allah’ın onların değersiz olduğundan haberdar olmamasıdır. İnsanın bilgisi hususunda doğru olan şey, onun tüm bilgisinin sınırlı olduğudur. Derecedeki sınıflandırma ise sonraki merhalede gerçekleşmektedir. Ayrıca insanın bilgisi birinci konuda yani ilk hikmet alanında daha çok sınırlı olup aklın Allah’ın bedihi olması üzerinden verdiği bilgilerden, insanın haberdar olması mümkün olmayan âlemler hakkında Allah’ın verdiği haberler ve peygamberlere bildirdiklerinden teşkil olmaktadır. İnsanın idrak edebileceği bilgilerin çoğu evrene egemen olan kanunlar ve evrendeki mevcut şeylerle ilgilidir. Artı, ast hikmet konusunda insanın sorularını yanıtlarken yanılanların ve tümüyle yanlış yanıtlar verenlerin (kastedilenler antik Yunan filozoflarıdır ve ilim konusu hakkında belirtilen inançlar genellikle onların üretimleridir) ilk hikmet konusunda da aynı yanılgıya düşmüş ve insanlığı derin cehalet karanlığına gömmüş olması muhtemel değil midir?
Kısa Cevap

İlmin değeri matuf olduğu özel hedef ile ölçülür ve bir ilmin değer ölçüsü o ilmin insanın ebedî saadet alanındaki işlevidir. Aklî ilimler tümel ve insan için ebedi olması hasebiyle, insanın aşkın hedeflere ulaşması için daha çok işlevseldir (her ne kadar tecrübî ilimler birçok dünyevî dirlik ortaya çıkarsa da insanın insan olarak saadetinin tahakkuk etmesi noktasında küçük bir rol oynar). Bir ilimdeki yanlışlığın varlığı, o ilim ile ilgilenen bilginlerin tüm bulgularının geçersiz olduğuna delil teşkil etmez. Hakeza bir ilimdeki nicel çokluk, o ilmin daha çok değerli olduğuna delalet etmez. O halde her ne kadar aklî ilimlerle uğraşan bilgeler doğa ilimleri veya hatta ilahi ilimlerde bir takım hatalara duçar olmuşlarsa da ilahi aklî ilimler insanın aşkınlığı için daha üstün bir değere sahiptir.

Ayrıntılı Cevap

Sorunuzu yanıtlamak için birkaç hususa değinmek gerekmektedir:

A. Hikmetin Tanımı

“Hikmet” insan kapasitesi ölçüsünce olguları tasavvur etmek ve de nazarî ve amelî açıdan hakikatleri onaylamak suretiyle insan nefsinin tekâmülüdür. Hikmet, amelî hikmet (bilebileceğimiz ve amel edebileceğimiz hususları bilmek) ve nazarî hikmet (bilebileceğimiz ama amel edemeyeceğimiz hususları bilmek) diye iki kısma ayrılmaktadır. Nazarî hikmet, hareket ve dönüşüm halinde olan şeylerle ilgili doğa ilimleri (ast hikmet), zihinde sabit ama dış varlığında değişim ile birlikte olan şeylerle ilgili riyaziyat (orta hikmet) ve varlığında hareket ve değişim ile birlikte olmayan şeylerle ilgili ilahiyat (üstün hikmet) diye üç kısma ayrılır.[1] 

B. İlimleri Değerlendirme Ölçüsü

Bir şeyin değeri ölçüldüğü vakit, bu değerlendirme bir başlangıç ve özel bir hedef ile yapılmalıdır ve biz bunu filan şey değerlidir veya değerli değildir diye ifade ederiz. Aksi takdirde konuyu mutlak bir şekilde ele alırsak onun hakkında bir değerlendirme yapmak mümkün olmaz. Örneğin bir altın parçasının değer taşıyıp taşımadığını öğrenmek istediğimizde, bunun hangi iş için değerlendirildiğine bakmamız gerekir. Bu, süs aletleri için büyük bir değer taşıyabilir, ama bir çölde açlıktan ölmek üzere olan bir insan için hiçbir değer taşımaz. Bu nedenle, bir ilim hakkında da değerlendirme yapmak istediğimiz zaman, hangi hedefe matuf olarak değerlendirmenin yapıldığına bakmamız gerekir. Değerlendirmenin özel bir başlangıç ve hedefi yoksa esasen bir itibar taşımaz. Şimdi belirtilen ilimlerin değerlendirilmesinde hangi hedef ve düşünceyle değerlendirmenin yapıldığına bakmamız lazımdır; düşüncemiz maddi mi yoksa ilahi midir? İlimlerin maddi değeri mi yoksa manevî değeri mi gözetilmiştir? İlmin değerlendirilmesinde insanın ebedi saadeti ölçü olmalıdır; zira insan ebedi ve yok olmayan bir varlıktır. Dünya hayatı, fenayla sonuçlanan insan hayatının sadece bir merhalesine tekabül eder. Sizin belirttiğiniz kanıt da aklî bir kanıttır, tecrübî ve tikel bir kanıt değildir. Maddi ilimlerin yaratılışın incelik ve detaylarını açıkladığı doğrudur, ama Allah’ı tanımaya ve insan ahiretini temin etmeye doğru gidilecek bir yol taşımamaktadır. Bu yol ancak ilahi ilimlerin ona eklenmesi vesilesiyle beliriverir. Örneğin sizin belirttiğiniz atom bilimi binlerce sayfalık bilgi barındırsa da küfür ile bir araya gelebilecek bir bilimdir. Eski ve yeni dönem bilginlerinin çoğu maddi düşünceye sahip idi ve henüz de bu düşünceye sahiptirler. Onların bilgilerinin kendilerine hiçbir faydası olmamıştır ve hatta bu bilgiler çoğu kez insan saadeti aleyhine de kullanılmıştır. Bu nedenle, eğer bu tür ilimler mukaddes bir hedef doğrultusunda yer alır ve Allah’a yakınlaşma yolunda kullanılacak olursa, değer taşıyacaktır ve bu da ancak marifet ve insan eksenli ilimler ve ilahi ilimlerde konu edilen kapsamlı ilahi bir dünya görüşü ile mümkündür. Bu yüzden, ilahi bir âlimin bakışında eğer marifet eksenli ve ilahi ilimler bir sayfa olsa bile, yakınlık oluşturmayan ve insan saadetine direkt bir etkisi olmayan binlerce sayfalık diğer ilimlerden daha üstündür. Bu ilimlerin elde edilmesi için çok çaba sarf edilmiş olsa da durum değişmez; çünkü rahatlığımızı sağlayabilecek bu ilimlerin olmayışı insanın ebedi saadetine bir zarar getirmez. Mesela şunu bir düşünün: Eğer aklî bir istidlal ile asıl sıfatlarıyla birlikte Allah’ın varlığı ispatlanabilirse, bu sınırlı sayfalar başka bir şeye ihtiyaç duymaksızın bir insanın dünya ve ahiret hayatının tümünü değiştirecektir. Nitekim atom bilimi aklî bir öncül ile evrenin yaratıcısı ve düzenleyicisinin ispatı için bir burhan olabilir. Bu durumda siz aklî ilimlere dayanmış olacaksınız ve bu ilim söz konusu ilimlerin meselelerinden biri olarak ifade edilecektir.

C. İlimlerde Hata

Belirtilmesi gereken diğer bir nokta da şudur: Bir ilimdeki salt hata ihtimali, o ilimde hata olduğunu ispatlamaz; hatta bir ilimde hatanın gerçekleşmesi bile onun diğer kısımlarının itibarını düşürmez. Antik dönemden itibaren filozofların ilgisini çeken aklî ilimlerde çok az değişim ve dönüşüm gözlemlemekteyiz. İlimlerdeki uç hataların çoğu, doğa ilimlerinde gerçekleşmiştir. Siz eğer Aristo mantığına dikkat ederseniz, binlerce yıllık eski tarihine rağmen henüz filozofların çoğu tarafından kabul edildiği ve benimsendiğini göreceksiniz. Oysaki tecrübî ilimlerde böyle bir şeye rastlayamazsınız. Aksine değişik aralıklar ile doğa ilimleri temel değişikliklere maruz kalmaktadır. Siz fizikte Newton fiziği ile Einstein fiziğinin ne kadar farklı olduğuna yahut kadim heyetin yeni heyet ile ne kadar dönüşüme uğradığına bakabilirsiniz. Oysaki aklî ilimler bu dönüşümlerin az bir kısmına maruz kalmıştır.

D. İlmî Tartışmalarda Tahkir Edici Sözler Kullanmanın Doğru Olmayışı

İlmî tartışmalarda tahkir edici sözler kullanmak yaygın mugalâtalardan biridir ve ilmî tartışmalar yapan bir insanın konumuyla bağdaşmamaktadır. İlmî tartışmalarda her kesimin saygınlığının korunması ve ilmî tartışma usulünün muhafaza edilmesi elzemdir. Aynı şekilde ilmî tartışmalarda ilmin değeri metre ile ölçülmez ve biz bir ilim hakkındaki satırların uzunluğu, sayfaların boyutu ve kitapların hacmini göz önünde bulundurarak değerlendirme yapamayız. İlmin üstünlüğü araştırılan objeye göredir. Aklî ilimlerde konu evrenin yaratıcısı ve evrendeki en üstün mahlûk yani insan olduğundan, bu ilimler en üstün ilimlerdir. Bu ilimlerle ilgili satır ve sayfa sayısı bazı tecrübî ilimlerden az olsa da durum değişmez. Kindi şöyle diyor: Felsefenin en değerli ve kıymetli kısmı üstün felsefedir. Onun vasıtasıyla her hakkın nedeni olan Allah’ı tanımak hâsıl olmaktadır. Bu bağlamda en yetkin ve ergin filozof bu üstün ilme hâkim olan kimsedir; zira nedeni bilmek sonucu bilmekten daha üstündür.[2] Artı, tecrübî ilimlerde değerlendirme ölçüsü hacim midir? Siz eğer Newton’un kanunlarını toplayacak olursanız bu birkaç sayfayı geçmez, ama insanlar yıllardır ondan istifade etmektedir ve onun değeri hiç kimse için de meçhul değildir. Onlar binlerce sayfalık kitaplardan bile daha değerlidir. O halde tecrübî ilimlerde dahi bir ilmin değeri onun satır ve sayfalarının hacmine göre değildir.                            



[1] Bu Ali Sina, Tisa’ Resail Fi’l-Hikmet Ve’t-Tabiiyat, s. 106, çap-ı dovvom, Daru’l-Arab, Kahire, 1326 k; Resail-i İbn. Sina, s. 30 ve 31, İntişarat-ı Bidar, Kum, 1400 k.

[2] Şeyhu’r-Reis, İbn. Sina, Tabiiyat-ı Danışame-i Alai, Pişgoftar, s. 13, Seyid Muhammed Meşkut, çap-ı dovvom, Danışgah-ı Bu Ali Sina, Hemedan 1383 ş.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurmak mümkün müdür?
    29954 Eski Kelam İlmi 2010/05/06
    Başka âlemlerdeki varlıklarla irtibat kurulabileceği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Ancak bunu alkol veya uyuşturucu maddeleri kullanarak yapmak mümkün değildir.Başka âlemlerle irtibat kurmak ve âlemdeki gizli sırlar hakkında bilgi edinmek için kullanılan vesileler, onların şeriata uygun olup olmadıkları ...
  • Hz. Ali’nin (a.s) kaç tane çocuğu vardı? Çocukların ve annelerinin isimleri nedir?
    130201 Masumların Siresi 2011/04/13
    Şeyh Müfid, İrşad adlı eserinde Hz. Ali’nin (a.s) erkek ve kız olmak üzere on yedi çocuğunun olduğunu yazmıştır. O şöyle diyor: ‘Bir kısım Şii alimler diyorlar ki, Fatıma, Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra Peygamberin Muhsin adını verdiği çocuğuna düşük yaptı. Onlara göre İmamın (a.s) on sekiz evladı vardı.’
  • Gaybî varlıkların varlık felsefesi nedir?
    13262 İslam Felsefesi 2011/07/14
    Gayb âlemi şahadet âleminin mukabilindendir. Şahadet ve huzur da 1- mekânsal huzur; 2- zahirî hisler nezdinde huzur; 3- fikir ve ilimde huzur; 4- marifet ve basiret makamında huzur gibi mertebelere sahip olduğundan, bu mertebelerin her biri karşısında gaybte de bir mertebe mevcuttur. Eğer gayb âlemindeki varlıklardan kastedilen, soyutların aklî ...
  • Allah’ın ilmi meteoroloji ve sonografi gibi günümüz ilimleriyle çelişir mi?
    8569 Tefsir 2011/07/14
    Allah’ın ilmi ve beşerin ilmi birbiriyle çelişmez, bir farkla ki Allah her şeye tüm ayrıntılarıyla ve hatta zaman kısıtlaması olmaksızın vakıftır. Beşerin ilmi ise sadece bazı hususları sınırlı olarak algılamaya kadirdir. Elbette bu ilim her zaman ilerleme ve tekâmül halindedir. Ama bununla birlikte bilinmeyenler ile mukayese edildiğinde hiçbir şekilde ...
  • Kura bağlı az su kur hükmünü taşır mı?
    6266 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/12/18
    Kur suyu kapsamayan leğen suyu az sudur ve şehrin (kur veya akan) boru suyuna bağlı olan az su temizlemede ve necis olmada kur suyu hükmünü taşır; yani necis eşyaları (necasetin kendisi bertaraf olduktan sonra) bir defa yıkamayla temizler. Aynı şekilde onun sıçramaları temizdir ve necaset ile temas etmeyle necis ...
  • Bid'at nedir ve onunla ilgili İslam'ın hükümleri nelerden ibarettir?
    9443 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/01/13
    Bid'at, sözlük manası olarak yeni yapılan ve geçmişi olmayan iş demektir ve ıstılahta ise; "Dinde olmayan bir şeyi dine sokmak demektir" yani aslında dinde ve şeriatta olmayan bir şeyi dine ve şeriata mal etmektir. Bid'at koymak dinde büyük günahlardan sayılmıştır. Onlara ait mekânları ...
  • Tevazu nedir? Tevazu nasıl bir esere sahiptir? Tevazu ile zillet arasındaki fark nedir?
    3818 فضایل اخلاقی 2020/01/19
  • Beytullah'ta cemaat namazı kılmak doğru mu?
    6382 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Eğer Beytullah'tan maksat Mescidu'l-Haram ise cemaat namazının bir sakıncası yoktur. Eğer maksat Kabe ise Kabe'nin içerisinde farz namazı kılmak ihtiyata uygun değildir. Elbette Kabenin içinde mustahap namaz kılmanın bir sakıncası yoktur, mustahaptır. Mermer taşın üzerine secde etmenin de bir sakıncası yoktur.[1]
  • İslami vahdetin gerçek manası nedir?
    4782 شیعه و دیگر مذاهب 2019/12/08
    İslami vahdetten kasıt mezheplerin ezcümle Şia ve Ehlisünnetin bir olması anlamında değildir. Çeşitli İslam mezheplerinin Müslümanların birlik ve beraberliğini kurmaları ve korumaları anlamındadır. Bütün Müslümanlar farklılıklara rağmen sahip oldukları birçok ortak noktadan yola çıkarak İslam düşmanları karşısında tek saf olmaları ve yabancı güçlerin Müslümanlara sulta kurmasının önüne ...
  • Vesilelerin Allah'a Yakınlaşmakta ki Önemi Nedir?
    13877 Eski Kelam İlmi 2009/12/20
    Vesilenin çok geniş manası vardır. Allah'a yakınlaşmaya neden olan her şey ve her işe şamil olmaktadır. Dünya yaşayışı, insanların hidayeti ve ilerlemesi için sebep ve sonuç düzeni üzerine kurulduğu, yine insanların doğal ihtiyaçları maddi sebeplerle karşılandığı için Allah'ın, hidayet, mağfiret, bağışlanma, yakınlaşma ve ...

En Çok Okunanlar