Gelişmiş Arama
Ziyaret
28931
Güncellenme Tarihi: 2012/01/23
Soru Özeti
Birkaç defa yeniden yapılmasına rağmen neden henüz Kâbe’deki yarılma gözlemlenmektedir? Bu yarılmanın başka bir delili var mıdır?
Soru
Kâbe evinin yarılması fotoğrafı ve Müminlerin Önderinin doğum mucizesi mevcuttur, ama Kâbe birkaç defa yıkılıp baştan yapılmamış ve onarılmamış mıdır? O halde artık Kâbe’nin yarılmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bu yarılma yer kayması nedeniyle oluşmuş olabilir mi?
Kısa Cevap
Tarih ve İslamî kaynakların bize bildirdiği üzere Kâbe evi Âdem (a.s) eliyle yapılmış, sonra Nuh tufanında hasar görmüş, ardından İbrahim Halil (a.s) tarafından yeniden inşa edilmiş, ondan sonra Araplardan bir kavim onun duvarlarını yapmış, yine viran olmuş, Amaleke olarak adlandırılan bir kavim onu yeniden inşa restore etmiş, dördüncü defa Kureyş onu restore etmiş, Abdülmelik Mervan hilafeti üstlendikten sonra Haccac b. Yusuf Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıkmış ve onu önceki haline çevirmiştir. Kabe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kabe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039’da meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye bir el sürülmedi. Hz. Ali’nin (a.s) doğum şekli ve Kâbe duvarının yarılması ise hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamıştır. Hem Ehli Sünnet kaynakları ve hem de Şiiler kuşku duymadan onu nakletmiştir. Ama Hz. Ali’den (a.s) sonra da Kâbe birkaç defa restore edilmiş ve yeniden yapılmıştır. Bu nedenle, tabii olarak Kâbe’de Hz. Ali’nin (a.s) doğumu için meydana gelen yarığın yok olması gerekmektedir. Bu, hiçbir Şii’nin inkâr etmediği bir husustur ve yenileme sebebiyle söz konusu yarığın izinin yok olmasının bir önemi de bulunmamaktadır. Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.
Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu daha güzel cevaplayabilmek için, bu kutsal evin yapılmasının tarihini özetle bilmemiz gerekmektedir. Bu konuda İslam’ın haber kaynaklarından anlaşıldığı üzere, Kabe ilk tevhit evi ve yeryüzündeki en eski mabettir. Ondan önce hiçbir merkez, Allah’a yakarma ve tapınmanın merkezi olmamıştır. Kâbe, halk ve insanlık toplumunun faydası için toplanma merkezi olan bir nokta ve çok bereketli olan bir mahalde yapılmıştır. Kabe evi, Hz. Âdem’in (a.s) eliyle yapılmış ve ardından Nuh tufanında hasar görmüş ve İbrahim Halil (a.s) tarafından inşa edilmiştir. Hz. Ali (a.s) Nehcü’l-Belağa’da bu hususta şöyle buyuruyor: Adem zamanından bugüne dek Allah’ın dünya halkını bir taşın parçalarıyla imtihan ettiğini, onu saygın evi karar kıldığını ve ardından Adem ve evlatlarına onun etrafında tavafta bulunmalarını tavsiye ettiğini görmüyor musunuz.”[1] İbn. Şehraşub, Bir şahıs «إِنَّ أَوَّلَ بَیْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ»  ayeti hakkında Kâbe ilk ev midir diye Müminlerin Önderinden (a.s) bir soru sorduğunu ve onun da şöyle cevap verdiğini aktarır: Hayır, Kâbe’den önce başka evler de vardı, lakin Kâbe insanlar için yapılmış ilk mübarek evdir. Bu evde hidayet, rahmet ve bereket mevcuttur. Onu ilk yapan İbrahim idi. Ondan sonra Araplardan bir kavim onu inşa etti. Sonra zaman onu yine viran etti. Amalake kavmi üçüncü defalığına onu yaptı ve dördüncü kez Kureyş onu restore etti.[2] Kâbe’nin yönetimi Allah Resulü’nün (s.a.a) atalarından biri olan Kusay b. Kelab’ın (Hicretten önce ikinci asır) eline geçince, Kusay onu yıktı, baştan daha sağlam bir şekilde yaptı, hurma ağacına benzer bir ağacın tahtası ve hurma ağacının dallarıyla örttü. Bu bina böylece kaldı. Abdullah b. Zübeyir, Yezid b. Muaviye döneminde Hicaz’a egemen olunca, Yezid Hasin adında bir komutanı onu yıkmak için gönderdi. Savaşın ve Yezid’in askerlerinin mancınık ile Mekke tarafına büyük taşlar atmaları neticesinde Kâbe yıkıldı ve aynı şekilde şehre mancınık ile atılan ateşler ile Kâbe’nin perdesi ve onun tahtaları yandı. Yezid’in ölmesi üzerine savaşın bitmesiyle, Abdullah b. Zübeyir Kâbe’yi yıkıp yeniden yapma kararı aldı. O, Yemen’den özel bir kirecin getirilmesi emrini verdi, onu kireç ile inşa etti, Hicr-i İsmail’i evin bir bölümü haline getirdi ve daha önce yüksek olan Kâbe’nin kapısını yer seviyesine kadar alçalttı. Halkın birinden girip diğerinden çıkması için eski kapı karşısına yeni bir kapı yaptı. Kâbe’nin yüksekliğini yaklaşık on üç buçuk metre yaptı. Onu tamamladıktan sonra iç ve dışına misk ve amber sürdü ve ipekten bir parçayla onu örttü. Hicri 64 yılının Recep ayında bu işi bitirdi. Abdülmelik b. Mervan hilafeti ele geçirince, Haccac b. Yusuf, Abdullah b. Zübeyir’in yaptığı evi yıktı ve onu eski haline döndürdü. Haccac Kabe’nin duvarını kuzeyden yaklaşık üç metre yirmi santim yıktı, Kureyş’in yapısına ulaştı ve bu yöndeki inşaatı bu esasa göre yaptı. İbn. Zübeyir’in alçalttığı Kâbe’nin doğu kapısını da önceki şekline (yerden yaklaşık bir buçuk veya iki metre yüksek) döndürdü ve Abdullah’ın eklediği kapıyı da kapattı. Sonra artı kalan taşlarla Kâbe’nin tabanını döşedi. Kâbe’nin hali Osmanlı padişahı Süleyman’ın 960’ta iş başına gelinceye dek bu minvalde kalmış ve o Kâbe’nin tavanını değiştirmiştir. Osmanlı sultanı Ahmet 1121’de hilafeti üstlenince Kâbe’de bir takım onarımlarda bulunmuştur. 1039 yılında meydana gelen büyük selin Kâbe’nin kuzey, doğu ve batı yönündeki bazı kapılarını tahrip edince Osmanlı padişahlarından biri olan 4. Murat onu onarmaları emrini verdi ve artık bugüne dek Kâbe’ye el sürülmedi.[3] Hz. Ali’nin (a.s) Kebe’de doğması hususu hiç kimse tarafından şüpheyle karşılanmamış ve hem Şia ve hem de Ehli Sünnete mensup tüm Müslümanlar bu mucizeyi kabul etmiştir. Şii kaynaklarında şöyle yer almaktadır: Yezid. B. Kanab şöyle demektedir: Ben, Abbas b. Abdülmuttalib ve Abdüluzza’dan bir grup birlikte Kabe’nin karşısında oturmuştuk. Bu esnada dokuz ay hamile olan ve doğum sancısı çeken Fatıma b. Esed şöyle dedi: Ey Tanrım ben sana, senden gelenlere, peygamberlerine ve kitaplarına inanıyorum ve bu evi eski evi yapan atam İbrahim Halil’in (a.s) sözünü tasdik ediyorum. Bu evi yapan şahsın ve karnımda taşıdığım kişinin hatırı için bu doğumu bana kolaylaştır. Yezid b. Kanab şöyle demektedir: Biz gözlerimizle Allah’ın evinin arkadan yarıldığını, Fatıma’nın onun içine girdiğini, gözlerden kaybolduğunu ve duvarın kapandığını gördük. Biz evin kapısındaki kilidi açmak istedik, ama açılmadı. Biz bunun Allah Azze ve Celle tarafından olduğunu anladık. O, dört gün sonra dışarıya çıktı, elinde Müminlerin Önderi vardı ve şöyle söyledi: Ben geçmiş bütün kadınlardan daha fazilet sahibiyim; zira Asiye b. Muzahim Allah’a tapmanın zor olduğu yerde çaresizlikle Allah’a gizlice tapındı, İmran kızı Meryem kuru hurma ağacını eliyle sıkıp ondan taze hurma aldı ve yedi ve ben ise Allah’ın saygın evine girdim, cennet meyveleri, dal ve yapraklarından yedim ve dışarı çıkmak istediğim zaman da bir haberci seslenerek ey Fatıma evladının adını Ali koy, o yücedir ve Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ben onun adını kendi adımdan aldım, onu kendi edebimle edeplendirdim, girift ilmimi ona öğrettim. O, Kâbe’deki putları kıracak, evimin üstünde ezan söyleyecek, beni takdis edecek, övecektir. Onu sevene, emrine uyana ne mutlu! Ona düşman olan ve itaatsizlik edene ise yazıklar olsun.[4] Ehli Sünnet âlimleri arasında da birçok grup bu hakikati açıkça kabul etmiş ve onu eşsiz bir erdem olarak değerlendirmiştir. Örneğin, Hâkim Nişaburi, Müstedtek’te şöyle yazmaktadır: Mütevatir haberlerde Fatıma b. Esed’in Hz. Ali’yi (a.s) Kâbe’nin içinde dünyaya getirdiği belirtilmiştir.[5] Aynı şekilde Saidi Ehli Sünnetin altı sahih kitabından şöyle nakletmektedir: Bir görüşe göre Hz. Ali (a.s) 13 Receb Cuma günü, Fil Yılı’ndan otuz yıl sonra ve Peygamberin (s.a.a) hicretinden yirmi üç yıl önce Mekke-i Mükerreme’de Kâbe’nin içinde doğmuştur. Başka bir görüşe göre ise, Fil Yılı’ndan yirmi beş yıl sonra ve Peygamberin gönderilmesinden on iki yıl önce doğmuştur. Bir başka görüşe göre ise Peygamberin gönderilişinden on yıl önce doğmuştur ve Hz. Ali’den (a.s) önce Kâbe’de hiç kimse doğmamıştır.[6] Belirtilen hususlar göz önünde bulundurulduğunda Şia ve Ehli Sünnetin Kâbe’nin yarılma mucizesinin kesin olduğuna ve Hz. Ali’nin (a.s) Kâbe’nin içinde doğduğuna inandığı aydınlanmaktadır. Bu nedenle, Hz. Ali’nin (a.s) doğum ve yaşamı sonrası Kâbe’de yapılan tahribat ve restorasyonlar göz önünde bulundurulduğunda, tabii olarak Müminlerin Önderinin annesinin Kâbe’ye girerken meydana gelen yarılmanın izlerinin ortadan kaybolmuş olması gerekmektedir. Bu, hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir hakikattir ve Ali (a.s) Şiilerinden kimse de bunu inkâr etmemektedir. Ama Şia’nın övünç kaynağı, bu mucizenin Kâbe’de doğan tek kişiye ait olması ve Şia’nın onu takip etmekle iftihar etmesidir. Restorasyon sebebiyle yarığın izlerinin yok olmasının hiçbir önemi de bulunmamaktadır; Çünkü önemli olan şey, kesinlikle vuku bulmuş olan ve Şia ile Ehli Sünnet kaynaklarının yeterince naklettiği Kâbe’nin yarılması mucizesidir.



[1] Seyid Rezi, Nehcü’l-Belağa, Hutbe-i Kasia.

[2] Behrani, Seyid Haşim, Tefsirü’l-Burhan, c. 1, s. 661, h. 36, Bonyad-ı Biset, çap-ı evvel, Tahran, 1416 k.

[3] Musevi Hemedani, Seyid Muhammed Bakır, Tercüme-i Tefsir-i el-Mizan, c. 3, s. 555, Camia-i Müderrisin, Kum, 1374 ş.

[4] Şeyh Saduk, Amali, Tercüme-i Kemeri, s. 133, Naşır-i İslamiye, çap-ı heştom, Tahran, 1376 ş.

[5] Hakim Nişaburi, Muhammed, Müstedrek Âla’l-Sahiheyn, c. 3, s. 483, Naşır-i Daru’l-Marifet, çap-ı dovvom, Beyrut, 1406 k.

[6] Saidi, Muhammed Bakır, Fezail-i Penc Ten (a.s) Der Sıhah-ı Şeşgane-i Ehli Sünnet, c. 1, s. 304, Firuzabadi, çap-ı evvel, Kum, 1374 ş, Be nakl az Nuru’l-Ebsar, s. 69.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • arazinin tapusunu erken alabilmek için avukat tarafından rüşvet verilmesinin hükmü nedir?
    7473 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/03/01
    Rüşvetin alınması, verilmesi, rüşvetin tahakkuk bulaması için vasıtalık görevinin yapılmesi bütün şekilleriyle ve her kime veriliyorsa verilsin haramdır. İster hakkın tahakkuk bulması için olsun, ister batılın ibtaledilmesi için, ister asıl işin gerçekleşmesi için olsun, ister işin daha erken gerçekleşmesi için, ister başka kimselerin hakkına zayıat verilmesine sebebiyet ...
  • Rivayette müminlerin birbirleriyle ilişkilerinde sevinçli ve güler yüzle davrandıkları gelmiştir. Acaba bu mesele, yaşamda karı-koca arasında da geçerli midir?
    6781 خوش رفتاری 2012/09/09
    Müminin sıfatlarının birisi hakkında zikredilen rivayetlerde, onun başkalarına karşı sevinçli ve güler yüzlü davrandığı ve hüzün ve gamını kalbinde gizlediği; bu sıfatın dostluk eğilimini çektiği buyrulmuştur. Bu konunun müşterek yaşamda ve aile içinde başka bir şekilde olduğunu; evli çiftlerin birbirlerinin gam ve hüznüne ortak olduğunu; eşlerin birbirine ...
  • Kadın eşinin cinsel birleşme isteği karşısında kaçınabilir mi?
    105033 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/07/21
    Peygamber Ekrem (s.a.a) ve onun pak Ehlibeyti’nin (a.s) rivayetlerinde cinsel birleşmeyle alakalı kadın ve erkeğin bir birlerini gözetmeleri gerektiği konusu belirtilmiştir. Cinsel birleşmede olduğu gibi karşılıklı bu gözetme çok yönlüdür. Bu rivayetlerde erkeğe şöyle buyrulur: Erkeğin dinginlikle, oynaşarak ve yavaş yavaş cinsel birleşme amelini yerine getirmesi müstehaptır.
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9397 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Niçin altın takmak erkeğe haramdır?
    94710 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/01/14
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız ...
  • Bir kimsenin keramet sergilemesi onun hak oluşu manasına gelir mi?
    6642 Pratik İrfan 2012/05/03
    İrfanda yaygın olan konulardan birisi, keramet ve olağanüstü işler yapma meselesidir. İrfan ve seyr-i sülûk yolunda keramet, mükaşefe ve olağan dışı işlerin meydana gelmesi, insanın bunlar ile mağrur olacağı ve bu hususları çok önemseyeceği hususlar değildir. Bunlar yüce Allah’ı şuhudi olarak tanımanın ilk ve çok düşük basamaklarıdır. ...
  • İnsanların hepsi kıyamette nasıl tekrar dirilecekler? Oysaki yaşam dönemleri ve dilleri birbirinden farklı hatta çoğunun mezarı bile yok balıklara yem oldular?
    4155 Eski Kelam İlmi 2019/12/01
     Eğer bir insan Allah Teala’nın her şeye kadir olduğunu idrak etmiş ve hiçbir alet ve gereç olmadan maddi alemi yaratabileceğini anlamışsa; insanları tekrar diriltmesi için kabre ihtiyacı olmadığı sonucuna da ulaşır. Her insan din gününde tekrar diriltilecektir ister kabirleri olsun ister olmasın. Günümüzde bilim dünyası eğer bir ...
  • Acaba mezi, vezi, vedi necismidir?
    8521 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/04/07
    İnsan bedeninde idrar yolundan meni ve idrar dışında dışarı çıkan sıvılar bir kaç kısma ayrılır: Büyük abdesten sonra açığa çıkan ve azda olsa yapışkanlık taşıyan sıvı; bu sıvı “vedi” olarak adlandırılır. Cinsel birliktelik sırasında orgazm öncesi ve meninin gelmesinden önce açığa çıkan sıvı; bu ...
  • Ehl-i kitap, meadın cismani olduğuna inanıyor mu? Lütfen bu alanda bir kaç kitap tanıtır mısınız?
    8732 Eski Kelam İlmi 2010/12/28
    Cevabın daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor:1-Ehl-i kitabın (ister Yahudi olsun, ister Hıristiyan, ister Zerdüşt) öğretilerinde cismani mead adı altında bir konudan özel olarak bahsedilmemiştir. Bu yüzden bu konuda söyleyeceğimiz şeyler Ehl-i kitabın dini kitaplarından mead inancı hakkında anladıklarımızdır.
  • Müslüman kadınlar camiasından ilmi havzalarda içtihat derecesine ulaşanlar var mı?
    10500 تاريخ بزرگان 2010/06/08
    İslam’ın ilime önem vermesi ve ilimi kadın erkek herkese farz kılması sonucu bazı kadınlar ilim öğrenimine iştigal edip sonunda içtihat derecesine ulaşmışlardır.Örneğin, H. K. 1403 yılında vefat etmiş olan Bayan Müçtehit Emin ve şimdi kadınların ilmi havzalarının değerli üstatlarından ...

En Çok Okunanlar