Gelişmiş Arama
Ziyaret
7961
Güncellenme Tarihi: 2010/04/21
Soru Özeti
İmam Humeyni’nin (r.a) inancına göre velayet-i fakih taabbudi bir esas mıdır?
Soru
Velayet-i Fakih hakkında bir merci sıfatıyla İmam Humeyni’nin (r.a) açıklamaları, fetva verme sürecinde bazı meşhur fakihlerin yöntem tarzı ve de dinin rükünlerinin taabbudi olması konuları göz önünde bulundurularak velayet-i fakih taabbudi bir esas olarak değerlendirilebilir mi yoksa değerlendirilmez mi? (Taabbudi olması durumunda) Lütfen açıklamada bulunur musunuz?
Kısa Cevap

Taabbud, yüce Allah’a kulluk ifadesi ve O’nun emirlerini sorgulamaksızın kabul etmektir. Bu anlamıyla Yüce Allah’ın rızasını kazanma doğrultusunda atılan her adım bir tür taabbud sayılır ve eğer velayet-i fakih de bu hedef doğrultusunda kabul edilirse taabbudun bir örneği haline gelir. Lakin din âlimleri “taabbud” ve “taabbudi” kavramları hakkında velayet-i fakih konusunu içermeyen bir takım sınırlı anlamlar da göz önünde bulundururlar; zira anlaşıldığı kadarıyla velayet-i fakih tevessüli farz karşısında taabbudi bir farz değildir ve taabbudi ve delilsiz onu kabul etmemek gerekir.

Ayrıntılı Cevap

Bu soruyu yanıtlarken ilk önce fıkıh ilminde “taabbud” kavramının hangi konularda kullanıldığı hususuna dikkat etmek gerekir. Yüce Allah karşısında ifade edilen her türlü kulluk, O’nun emirleri karşısında teslim olmak ve rızasını kazanmak için çabalamak “taabbud” olarak adlandırılır. Burada insanın yaptığı işin delilini bilmesi veya hikmetinden haberdar olmaması önemli değildir. İnsanın salt dini önderlere uymak için işe teşebbüs etmesi önemlidir. Her mümin bireyin Allah’a yakınlaşmasının zirvesi, kendi maddi ve manevi hayatını her davranışında taabbud ve kulluğun gözlemleneceği şekilde düzenlenmesidir. Bu tanım taabbudun manasına sınırsız bir bakışı ifade eder. Lakin daha kısıtlı yorumlarda şer’i buyrukların taabbudi oluşu iki başka konuda da kullanılmıştır:

1. Her ne zaman biz şer’i bir hükmün delil ve felsefesini açık bir şekilde bilmezsek, salt bu hükmün Allah tarafından olduğunu ve O’nun elçileri tarafından bildirildiğini ve bizim uymakla yükümlü olduğumuzu kabul ederek onu kesin bir şekilde uygularsak, ıstılahta bizim taabbud esasınca bu hükmü kabul ettiğimiz söylenir. Bazı rivayetlerde müminlerin böyle bir taabbud taşıması tavsiye edilmiştir.[1] Elbette bu tür bir taabbudun konusu dinin ilk esaslarının ispat edilmesinden sonra yer alan dini fer’i hükümleri kapsar. Bu tür hükümlerde hükmün felsefesini bilmeye gerek yoktur. Elbette bilmenin de bir zararı bulunmaz.

2. Son olarak din bilginleri arasında “taabbudi farz” karşılığında “tevvessüli farz” diye başka ıstılahlar da üretilmiştir. Bu kavramlar ilk İslam kaynaklarında mevcut olmayıp bu bilginlerin değişik farzları sınıflandırmaları neticesinde ürettikleri terimlerdir. Bu bakışta taabbudi farz, Allah’a yakınlaşma niyeti güdülmeksizin yapılması imkânsız olan farza denir. Örneğin eğer bir şahıs güneş doğduktan batana dek aç kalırsa Allah’ın rızasını kazanma hedefini taşımadan onun açlığı oruç olarak değerlendirilemez. Bu açlığın başka bir defa daha ve belirlenmiş hedef ile tekrar edilmesi gerekir. Çünkü oruç taabbudi bir farzdır. Lakin bunun karşısında başka bir farz olan boğulmak üzere olan bir şahsı kurtarmak, bu hedef göz önünde bulundurmadan yapılabilir ve bunun tekrar edilmesine gerek yoktur. Elbette bu fiil de belirtilen hedef ile gerçekleşirse daha fazla bir sevabı ardından getirecektir. Bu mukaddime ile sorunuza dönüyoruz:

Eğer mümin birey akli dirayet ve nakli hadisten faydalanarak velayet-i fakihin Allah tarafından belirlenmiş bir husus olduğunu ve O’nun tarafından onaylandığını tespit ederse kulluk ve Allah tarafından olan her şeyi kabul etme güdüsüyle bu konuya taabbudi olarak yaklaşabilir. Bu, sınırsız manasıyla belirtilen taabbudi tanımını ifade eder. İmam Humeyni’nin (r.a)  değişik dönemlerde dile getirdiği sözler göz önünde bulundurulduğunda onun da velayet-i fakih konusunda böyle bir taabbud taşıdığı anlaşılabilir. Örneğin İmam Humeyni (r.a) şöyle demektedir: “Velayet-i fakihi kabul ediyoruz, lakin velayet-i fakihin İslam’ı heder edeceğini söylememeliyiz! Bunun manası imamları tekzip etmektir, İslam’ı tekzip etmektir.”[2]Veya şöyle demektedir: “Millet velayet-i fakihi Allah buyurduğu için kabul etmektedir, oysaki sizler hayır lazım değildir diye söylemektesiniz.”[3] Başka bir yerde ise şöyle demektedir: “Uzmanlar konseyi velayet-i fakihi ispat etmek istemekteler. Uzmanlar konseyi Allah Tebarek ve Teâlâ’nın buyurduğu şeyi tasvip etmek istemekteler… Velayet-i fakih konusu uzmanlar konseyinin icat ettiği bir şey değildir. Velayet-i fakih Allah Tebarek ve Teâlâ’nın oluşturduğu bir şeydir.”[4] Taabbud hakkında belirtilen sınırlı iki yorum bağlamında velayet-i fakihin taabbudi olması hakkında ise şöyle söylemek gerekir:

1. Taabbud ilk sınırlı yorumuyla velayet-i fakih bağlamında göz önünde bulundurulamaz; zira böyle bir velayetin delili bellidir. Bu, bir uzmana müracaat etmektir; bu hususta bir rivayet olmasa bile insan akıl ve geleneğe dayanarak da bunu ispat edilebilir ve birçok din bilgini bunun delillerini kendi açıklamalarında dile getirmiştir.

2. İkinci sınırlı yorum bağlamında da şöyle söylemek gerekir: Velayet-i fakih esasını kalpsel olarak kabul etmek inançsal bir husus olduğundan, taabbudi farzlarda gerekli olan hedefin olmadığı durumda amelin tekrar edilmesi gerekliliği burada bulunamaz. Lakin veliyy-i fakihin emir ve buyruklarını uygulamak bağlamında velayetsel hükümler bu bakışta tevessüli farzlar olarak değerlendirilebilir ve bu hükümler ilahi yakınlaşma hedefi gütmeden uygulansa bile onu tekrar etmeye gerek kalmaz. 

 


[1] Örnek olarak; Hürr’üAmuli, Muhammed b. el-Hasan, Vesailu’ş Şia, c. 27, s. 45, hadis 33171, Müessese-i A’lulbeyt, Kum, 1409 h.k.

[2] Sahife-i İmam, c. 10, s. 59, Müessese-i tenzim ve neşri asarı İmam Humeyni(r.a), Tahran, 1386 h.ş, çapı çaharum.

[3]a.g.e, s. 223.

[4]a.g.e, s. 308.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kemale nasıl ulaşılabilir?
    15302 Pratik Ahlak 2010/02/01
    1- Soruya dört bölümde cevap vermek mümkündür:a) Kemal’in tarifi ve onun ‘tamam’la olan farkı,b) İnsanın kemali,c) İslam dinine göre insanın kemali,
  • İnternetten film ve müzik indirmenin hükmü nedir?
    8283 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/17
    Film müstehcen ve müzik haram türden olursa onları indirmek, izlemek ve dinlemek, site sahiplerinin izniyle ve parasını ödeyerek olsa bile haramdır. Ama izlenmesi ve dinlenmesi caiz olan film ve müziklerin indirilmesi, site sahiplerinin koyduğu şartlara uyularak ve parasını ödeyerek olursa sakıncasızdır. Yoksa hırsızlık olur ve caiz değildir. ...
  • Acaba Allame Meclisi Safeviye hükümetinin övücüsü müydü? Yoksa dinin tebliğcisi miydi?
    8505 تاريخ بزرگان 2012/02/14
    Şia âlimlerinin Safeviye hâkimleri ya da diğer yöneticilerle işbirliği içinde olmaları bu hâkimlere meşruiyet vermek veya onları teyit etmek cihetiyle değil, Şia Mezhebi ve Şia camiası için son derece olumlu faydaları olan toplumsal ve dini maslahatları dikkate almaları cihetiyledir.Allame Meclisinin siyasi kimliği ve siyasi faaliyetlerine yapılan eleştiriler onun Safevi ...
  • Erkeğin beyaz altın takması haram mıdır?
    140519 Erkekler İçin Altın Ve İpeğin Haram Olması 2012/05/30
    Ayetullah el-Uzma Hamanei’nin Bürosu: Beyaz altın denen şey, renk veren bir madde katılması sonucunda beyaza dönüşen sarı altınsa haramdır. Ama altın onda yok denecek kadar az ise sakıncası yoktur; ayrıca platin de sakıncasızdır. Ayetullah el-Uzma Sistani’nin Bürosu: Altın (suyla rengi değiştirilse bile) boyuna takılan zincir, ...
  • İmamlardan bazılarının imam oluşunda şüphe etmenin bir sakıncası var mı?
    6872 Eski Kelam İlmi 2010/09/22
    İslami inanç birbiriyle uyumlu ve birbirine bağlı bir zincirden ibarettir. Eğer bu zincirin bir halkası yok olursa zincir kopar ve yararsız duruma gelir. Ehl-i Beyt imamlarına inanç da bu türdendir. Bu imamların imam makamına gelmeleri Allah tarafında olduğuna göre bunlardan birinin inkar etmek bile hepsini inkar sayılır. ...
  • Tesnim adlı tefsir kitabında kuranın sübut ve ispat makamına işaret edilmiştir. Bu iki makam arasındaki farkı nedir?
    10418 Tefsir 2012/04/02
    Kuran’ın sübut makamı, Kuran’ın kendi başına hüccet olduğu anlamındadır. Bu asılca bu mukaddes kitap kendi kendince asıl itibariyle hüccet sayılmaktadır. Ama Kuran’ın ispat makamı kuranı kerimin zati itibarıyla hüccet olmasının yanı sıra diğer metinleri ve farklı akideleri ispatlama ve onları değerlendirme ölçüsü kabiliyetine sahiptir olması anlamındadır. Çok ...
  • Acaba mezi, vezi, vedi necismidir?
    8543 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/04/07
    İnsan bedeninde idrar yolundan meni ve idrar dışında dışarı çıkan sıvılar bir kaç kısma ayrılır: Büyük abdesten sonra açığa çıkan ve azda olsa yapışkanlık taşıyan sıvı; bu sıvı “vedi” olarak adlandırılır. Cinsel birliktelik sırasında orgazm öncesi ve meninin gelmesinden önce açığa çıkan sıvı; bu ...
  • Dinle kültür arasında ne gibi bir ilişki vardır?
    31596 Yeni Kelam İlmi 2009/06/16
    Din ile kültürün arasındaki ilişkinin anlaşılabilmesi için dinin ve kültürün mahiyet, hedef ve işleyişini tam olarak bilinmesi gerekir. Dinle kültür arasında her hangi bir ilişkinin olmadığını söyleyenler varsa da bu görüş geçerli değildir. Ancak bir kısım kültürler, kemale ...
  • Bankanın verdiği taksitli krediyle umre için kayıt yaptırmak istiyorum. Bunun şer’i hükmü nedir?
    8569 Banka Hizmetleri 2012/04/11
    Ayetullah el-Uzma Hamanei’nin Bürosu: Şartlara uygun şekilde kredi almanın sakıncası yoktur. Ama son zamanlarda bankaların hac ve umre için verdikleri krediler hususunda yüce rehberlik makamının hac işlerinden sorumlu bi’se’si tarafından yayınlanan ve çeşitli ajanslarda yayınlanan bildirilere bakın. Ayetullah el-Uzma Sistani’nin Bürosu: Bu şekilde umreye ...
  • İnsan yeryüzünün mü en üstün varlığıdır, yoksa tüm varlık aleminin mi? Acaba insandan daha üstün bir varlığın yaratılması mümkün mü?
    50754 Yeni Kelam İlmi 2009/11/10
    Bize göre insan, varlık âleminde -ister yerde olsun ister gökte- bütün varlıkların en üstünüdür. Biz bunu insanın yaratılışı hakkında ki ayet ve hadislerden anlıyoruz. İnsanın üstün olmasının nedeni onun sahip olduğu şu özelliklerdir: 1-İahi bir ruha sahip olması, 2-Meleklerin secde ettiği varlık olması, 3-Yaratılışın ve varlığın ...

En Çok Okunanlar