Gelişmiş Arama
Ziyaret
10571
Güncellenme Tarihi: 2010/04/29
Soru Özeti
Bazı dualarda belirtilen “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” tabirinin manası nedir ve bunun senedi ne ölçüde sağlamdır?
Soru
Bazı dualarda belirtilen “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” tabirinin manası nedir ve bunun senedi ne ölçüde sağlamdır?
Kısa Cevap

Bu dua, İbn-i Tavus’un Cemalu’l-Üsbu’ kitabında nakledilmiştir. Aynı şekilde Kef’emi’nin Misbahı, Veşailu’ş-Şia ve Biharu’l-Envar da bu duayı nakleden diğer kaynaklardır. Dinin kesin esaslarından olan Hz. Peygamber’in (s.a.a) makamının üstünlüğü noktasında bir kuşku bulunmamakla birlikte, Hz. Muhammed’in (s.a.a) ve Hz. Ali’nin (a.s) nurlarının hakikati arasında batıni bir birlik olduğunu yansıtan birçok muteber rivayet mevcuttur. Bu birlikten bazen Hz. Ali’nin (a.s) Hz. Peygamber’in (s.a.a) ilmi varisi olarak söz edilmiştir. Bu bağlamda nuraniyetteki birliğin çokluk açısı ve İslam Peygamberi’nin (s.a.a) makamının üstünlüğü ile çelişmediği belirtilebilir. Meseleyi zihne yakınlaştırmak için onlar güçlü ve zayıf mertebeleri olan ortak bir nura benzetilebilir. 

Ayrıntılı Cevap

Belirtilen duayı Şia’nın en büyük âlimlerinden biri olan İbn-i Tavus Cemalu’l-Üsbu’ kitabında nakletmiştir.[1] Aynı şekilde Kef’emi’nin Misbahı[2], Veşailu’ş-Şia[3] ve Biharu’l-Envar da[4] bu duayı nakleden diğer kaynaklardır. “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” tabiri belirtilen duaya ek olarak başka dua ve namazlarda da nakledilmiştir ve bu duanın ilgili bölümünü teyit etmektedir. Bu duadaki belirtilen tabir İslam Peygamberi (s.a.a) ile Hz. Ali arasında bir tür birliğe işaret etmektedir. Yanı sıra bu dua Hz. Muhammed’in (s.a.a) batıni nur makamı sayılan, her şeyden önce yaratılmış olan ve Hz. Ali’nin (a.s)  batıni makamının da kendisiyle birlikte olduğu bir makama tevessül etmektedir. Bu konuya birçok rivayette açıkça işaret edilmiştir ve aşağıda onların bazılarına işaret edilecektir:

1. Salman-i Farsi’den nakledildiği üzere Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben ve Ali Allah Adem’i yaratmadan dört bin yıl önce bir nurdan yaratıldık.”[5]

2. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben ve Ali bir nurdanız. Ben ve o bir şeyiz. O benden ve ben ondanım. Onun derisi benim derim ve onun kanı benim kanımdır.”[6]

3. Cabir b. Abdullah Ensari Hz. Peygamber’e (s.a.a) şöyle söylediğini nakleder: Ali b. Ebu Talip (a.s) hakkında ne söylersiniz? (Hz. Peygamber’e (s.a.a)) şöyle buyurdu:  Cabir ben ve Ali Âdem yaratılmadan iki bin yıl önce bir nurdan yaratıldık. Sonra Adem’in soyuna intikal ettik, temiz soy ve rahimlerde yolculuk yaptık. Ta ki Abdulmuttalib’in soyunda birbirimizden ayrıldık. Böylece nübüvvet ve peygamberlik bende ve hilafet ve seyitlik de Ali’de yer edindi.[7]

Öte taraftan Şia âlimlerinin görüş birliğince İslam Peygamberinin (s.a.a) makamı bütün yaratıklardan ve Hz. Ali’den daha üstündür. Bu konuda bir şüphe yoktur. Her kim Hz. Ali’nin (a.s) makamını daha üstün bilirse henüz İslam Peygamberinin (s.a.a) batıni makamı hakkında kâmil bir marifet elde etmemiştir. Nitekim bizzat Hz. Ali’de bu konuya işaret etmiştir: “Ben Muhammedin kullarından bir kulum.”[8] Bu grup rivayetleri bir araya getirme neticesinde elde edilen nokta şu olacaktır: Hz. Muhammed’in (s.a.a) nuraniyet makamı evrendeki yaratıkların hepsinden daha üstündür ve Hz. Ali (a.s) kâmil insan sıfatıyla İslam Peygamberinin hakikati ile batıni birlik makamına nail olmuştur. Bu yüzden de ilahi tümel velayetin mazharı olmuştur. Nitekim Kur’an’ın buyurduğu gibi peygamberliğin kemale ermesi ve tamamlanması da onun velayet olgusunun belirtilmesi ile gerçekleşir. Gerçekte bu İslam Peygamberinin (s.a.a)  batıni makamının tecessüm etmiş halidir. Gerçekte Hz. Ali (a.s) aşk ve sevgi makamı derecesinde Hz. Peygamber (s.a.a) ile arasında bir fasılanın kalmadığı ilk ve en üstün insandır. Öyle ki İslam Peygamberi (s.a.a) kendi batıni hakikatini Hz. Ali’de gözlemliyordu. Hatta miraçta yüce Allah Hz. Peygamberle (s.a.a) Hz Ali’nin (a.s) diliyle konuşmuştu. Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. Ali (a.s) arasındaki ilişki biz insanların tasavvur edebileceği türden değildir. Gerçekte bu ilahi bir ilişkidir. Bu yüzden onların birbirlerini nitelerken söyledikleri sözlerde hayret yaratıcıdır. Rivayetlerde belirtilmiş olan bu nursal birlik bu ilişkinin hâsılıdır ve “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” tabiri de endirekt olarak buna işaret etmektedir. Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Ey Salman ve ey Cündep ben Muhammed’im ve Muhammed bendir! Ben Muhammed’denim ve Muhammed bendendir. Tıpkı yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: İki deniz birbiriyle temasta oldukları halde yan yana dururlar. Onlar arasında bir berzah vardır ve onlar birbirlerine karışmazlar.”[9] Bu anlamıyla Hz. Ali ve imamların Hz. Peygambere (s.a.a) tabii olmaları, varlıksal ve ruhsal bir tabii olmadır. Bu nedenle onlar Hz. Peygamberi tam yansıtan aynalardır. Gerçekte Hz. Ali (a.s)ve imamların Hz. Peygamberden (s.a.a) miras aldıkları ilim ilahi büyük isim sayılan Muhammedi hakikatin nurudur. Bu nedenle imamlar kendilerini ilahi isim ve sıfatların mazharları olarak tanıtmışlardır: “Allah’a yemin olsun ki biz Allah’ın güzel isimleriyiz.”[10] Elbette İslam Peygamberinin (s.a.a) nuraniyetinin hakikati bu konuda önde gelir ve bu alandaki asıl husus sayılır. Burada konunun iyi bir şekilde aydınlanması için İslam irfanında “Muhammedi hakikat” sıfatıyla Hz. Muhammed’in (s.a.a) nuraniyet hakikatine de işaret etmek gerekir. Muhammedi hakikat İslam irfanında Hakk’ın güzel isimlerini toplayan ilahi zatın ilk taayyünü manasını içeren bir ıstılahtır. Bütün âlemler bu hakikatten zuhur etmiştir. Buna hakikatlerin hakikati de denmektedir. Ariflerin inancına göre Muhammedi hakikat kâmil bir şekilde kâmil insanda zahir olur. Nebi, resul ve veli bu hakikatin alt âlemdeki mazharlarıdır ve onun bu âlemdeki en kâmil mazharı ise İslam Peygamberidir (s.a.a).[11] Ariflerin bakışında Muhammedi hakikat âlemdeki tüm hayır ve bereketlerin zuhur vasıtasıdır ve bu makam Alevi velayet sahibi için miras ile geçerlidir.[12]  Muhammedi hakikat, Alevi hakikat ve ilahi tümel velayet irfanda birçok yerde ortak bir manada kullanılmıştır. Nitekim arifler şöyle demiştir: İlahi velayet Muhammedi bir meşreptir ve onun tanımı Alevidir.[13] Ariflerin perspektifinde nurların bu birliği makamların farklılığıyla ve birinin diğerini takip etmesiyle çelişmemektedir. Aşk, tevhit, vahdet-i şuhud ve vahdet-i vücut makamında Hz. Peygamber (s.a.a) ile Ehlibeytin nurları arasında herhangi bir farklılık olduğuna inanmak çokluğa inanmaktır. Elbette bu çokluk kendi makamında mahfuzdur. Bu, gerçek irfanda işaret edilmiş birliğin kesretteki sırrıdır:

Burada birliktelik küfür addedilir.

Oysa bu tekrar edilmiş bir vahdetin ifadesidir.[14]

Âşık ile maşuk arasında yaratıkların idrakinden üstün olan bir sır vardır. Onda derece ve makamlar ile ilişkili farklılıklar ortadan kalkar ve âşık ile maşuk arasındaki fasıla yok olur. Âşık maşuk ve maşuk da âşık olur.  Birlik ve tecellinin bundan başka bir yorumu olamaz.

Bu nur birliği nuraniyet makamındaki farklılığa rağmen nurun derecesel birliği yoluyla da açıklanabilir: Farklı dereceleri kabul etme varsayımıyla birlikte de zati birlikteliğe bağlı kalınabilir; başka bir ifadeyle her ne kadar bu nurlardan biri daha güçlü ve diğeri daha zayıf olsa da nur olmada aralarında hiçbir farklılık bulunmaz ve onlar bir sayılırlar.[15] Lakin masumların nurları hakkında derecesel birlik izahının salt meseleyi zihne yakınlaştırmak ve teşbih etmek için olduğunu belirtmek gerekir. Bu sadece onların hakiki birlikteliğini doğru anlamak için bir yöntemdir. Tecelli sırrı, Allah ile O’nun en kâmil mazharları arasındaki kulluk ve bu nurların kendi aralarındaki ilişkiye dönen kesret halindeki birliğin gerçek mahiyetini idrak etmek, aklın alanı dışındadır. Yanı sıra bu konu şöyle de dile getirilebilir: Her zaman bir ayrıcalık ve üstünlüğe sahip olmak velayet makamında ve yakınlaşma derecelerinde de Allah’a daha yakın olma konusunda üstünlük anlamına gelmez; yani velayet makamında eşitlik varsayımıyla birlikte de birinin üstün olması ve peygamberlik gibi bir erdeme sahip olması imkân dâhilindedir.[16]İmam Humeyni’nin (r.a) sözlerinde de bu görüşü destekler mahiyette karineler mevcuttur. İmam Humeyni(r.a) Muhammedi nübüvvet hakkında şöyle buyurur: Allah isminin mazharına sıra gelince, (yolcu) birinci yolculuğun sonunda Hakk’ı tüm yönleriyle zahir görür ve hiçbir yön onu diğer yönlerden alıkoymaz. İkinci seferinin sonunda tüm hakikatler ilahi kapsayıcı isimde yok olur ve ortadan kalkar ve hatta ilahi kapsayıcı isim salt ahadiyette ortadan kalkar. Bunun için ilahi kapsayıcı varlıkla halka döner, ezeli nübüvvet ve zahiri ve batıni hilafete sahip olur. İmam Humeyni (r.a) şöyle devam eder: Dördüncü sefer de dâhil olmak üzere bu seferler kâmil veliler içinde hâsıl olur. Nitekim müminlerin önderi ve masum evlatları için de hâsıl olmuştur. Lakin Hz. Peygamber (s.a.a) cem’ makamının sahibi olduğu için kendisinden sonra hiçbir yaratık için teşri yolu bulunmaz. Bu makam esasta Allah Resulü içindir ve diğer masumlar için ise tabi olma yoluyladır. Onların hepsinin ruhaniyeti birdir. Kamil arif Şah Abadi şöyle demiştir: Eğer Ali (a.s) Allah Resulü’nden önce gelmiş olsaydı tıpkı Hz. Peygamber (s.a.a) gibi İslam şeriatını ortaya koyar ve gönderilmiş bir peygamber olurdu. Bu, iki yüce şahsın ruhaniyet, maneviyat ve zahiri makamlarda birbirleri ile birlik içinde olmaları nedeniyledir.[17] Bundan dolayı dinin esaslarından olan İslam Peygamberinin nübüvvetinin erdemi konusunda hiçbir kuşku bulunmaz. Bununla birlikte Muhammedi ve Alevi nur hakikati arasında batıni birlikteliğin olduğunu yansıtan birçok muteber rivayet de mevcuttur. Bu birliktelikten bazen ilmi miras ve kâmil uyma olarak söz edilmiştir. Bazen de masumların nurundaki derecesel veya şahsi birliktelik olarak dile getirilmiştir. Bu bakışta on dört masumun tümü Muhammedi hakikat olarak tabir edilen ve ilahi büyük isim olan bir hakikat ile kaimdirler. Nitekim bahse konu olan “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” cümlesinde de ilk önce Hz. Peygamberin ismi gelmiştir. Çünkü onlar bu hakikatte asıl sayılırlar ve ikinci defa onlar arasında ikiliğin olmadığını da vurgulamak için de ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a) tabiri kullanılmıştır. Bu vesileyle hem İslam Peygamberinin üstünlüğü ve hem de onlar arasında bulunan nur birliğinin belirtilmesi hedeflenmiştir. Belirtildiği gibi bu mana birçok rivayette de vurgulanmıştır. Bu yüzden dua makamında belirtilmiş olan “ya Muhammed (s.a.a) ya Ali (a.s), ya Ali (a.s) ya Muhammed (s.a.a)” tabiri gerçekte Hz. Ali’nin “ben Muhammed’im ve  Muhammed bendir” sözünden ve aynı şekilde Hz. Peygamberin (s.a.a) ben ve Ali bir nurdanız buyruğundan ilham almıştır. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için 7648 sayılı (Site: 7701) soruya müracaat edebilirsiniz.   

 


[1] İbni Tavus, Cemalu’lÜsbü, s. 280, İntişaratıRezi, Kum.

[2] Kef’emi, İbrahim b. Ali Amuli, el-Misbah, s. 176, İntişaratıRezi.

[3] Şeyh Hürr’üAmuli, Vesailu’ş Şia, c. 8, s. 84, Müessese-i A’lulBeyt.

[4] Meclisi, Muhammed Bakır, c. 51, s. 304, Müessese-i el-Vefa, Beyrut.

[5] a.g.e, c. 38, s. 150.

[6] İhsai, İbniebi Cumhur, Avaliu’llai, c. 4, s. 124, İntişaratıSeyyidu’şŞuheda(a.s).

[7] Taberi, İmadu’d Din, Beşaretu’l Mustafa, s. 190, KitaphaneyiHayderiyye, Necef.

[8] Kuleyni, el-Kâfi, c. 1, s. 89, Daru’lKutubu’l İslamiye.

[9] Meclisi, Muhammed Bakır, Biharu’lEnvar, c. 26, s. 5, Müessese-i el-Vefa, Beyrut.

[10] Kuleyni, el-Kâfi, c. 1, s. 143.

[11] Danişnameyi cihanı İslam, neşri bonyadıdairetu’lmearifi İslami, zeyli harf “Ha”.

[12] Şerhi Fususu Kayseri, bi kuşesi üstad Seyit Celalu’d Din aştiyani, pişgoftar, s. 55, Şirketi intişaratı ilmi ve ferhengi.

[13] a.g.e, Havaşiti cilve, s. 279.

[14]Divanı Attar Nişaburi.

[15]Tarhan, Kasım, Nigerişiirfani ve felsefi kelamibi Şahsiyet ve kıyamı İmam Hüseyin (a.s), s. 121, İntişaratıçilçırag, Kum.

[16]a.g.e, s. 135.

[17] İmam Humeyni, Misbahu’lHidayeile’lHilafeve’lVilaye, s. 87 – 90 ondan nakille, a.g.e, s137.

 

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar