Gelişmiş Arama
Ziyaret
9525
Güncellenme Tarihi: 2010/03/07
Soru Özeti
Kur’an’ın tahrif olmayışı, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in Kur’an’ın değiştiğine dair hikâyesiyle nasıl uyuşmaktadır?
Soru
Eğer Kur’an tahrif olmadıysa neden, tarihte geçtiği üzere, Peygamber (s.a.a) Kur’an okurken bazen bazı kelimeleri değiştiriyordu. Hatta tarihte geçtiği üzere, bazı vahiy yazıcıları bu yüzden dinden çıkmışlardır ve Peygamber (s.a.a) tarafından idam edilmişlerdir. Acaba bu rivayet doğru mudur?
Kısa Cevap

İşaret ettiğiniz rivayet, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkması hikâyesiyle ilgilidir. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli ve nedeni ile ilgili üç çeşit rivayet nakledilmiştir.

Birinci olarak; bu rivayetler arasında, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli hakkında ihtilaf vardır. Bu rivayetlerin bazıları, Kur’anın tahrif olduğuna ve değiştiğine delalet etmemektedirler. Bazıları da müphem ve meçhuldürler. Ancak çok az sayıda rivayet, tahrif ve değişmenin olduğuna delalet etmektedir. Bu yüzden bu rivayetlere istinat edilemez.

İkinci olarak; üçüncü grup rivayetler de, Merhum Saduk (r.a)’un tefsirine göre tahrife delalet etmemektedirler. Merhum Saduk (r.a), Peygamber (s.a.a.)’den nakledilen bu üçüncü grup rivayetlerde ki “هو واحد” (O birdir) cümlesi hakkında şöyle yazmaktadır: “Yani, değiştirsen de değiştirmesen de senin değiştirmek istediğin değil benim söylediğim şey yazılır.”

Üçüncü olarak; eğer merhum Saduk (r.a)’un yapmış olduğu yorumu kabul etmesek ve diğer taraftan da bu rivayetlerin senetlerini sahih bilsek dahi, bu rivayetler Kur’an ayetleriyle çeliştiklerinden dolayı yine de onlara istinat edemeyiz. Çünkü Peygamber (s.a.a.) ve masum imamlar (a.s.)’ın sözlerine göre bu rivayetlerin kabul edilmemesi gerekmektedir.

Abdullah ibn-i Ebi Sereh, mürtet olduktan sonra Mekke’ye kaçmıştır ve Mekke’nin fethinden sonra da Osman’ın (üçüncü halife) aracılığı sayesinde idam edilmekten kurtulmuştur. Osman halife olduğu zaman da Abdullah ibn-i Ebi Sereh’i Mısır’a vali tayin etmiştir.

Bu rivayetlere dikkat edildiğinde, bu rivayetlerin Kur’an’ın tahrif edildiğine değil tam tersine tahrif olmadığına delalet etmektedirler. Çünkü Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenler, muhaliflerin tahrife olan çabalarını değil onların böyle bir çabaya muvaffak olmalarını reddetmektedirler.

Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenlerin delillerinin birincisi, Kur’an’ın, Allah tarafından korunmasıdır. İkincisi ise, Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’ı tahrif etmek ve değiştirmek isteyenlere karşı, onun koruyucusu olmasıdır. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in bu çabası da, yenilgiye uğramış çabaların ve Peygamber (s.a.a)’in mücadele etmekle görevli olduğu batıl komploların bir örneğidir. Eğer bir kimse bu rivayetlere derinlemesine bakacak olursa, bu rivayetlerin tahrife değil tam tersine tahrifin olmadığına delalet ettiğini açıkça görecektir.

Ayrıntılı Cevap

Cevabın açıklığa kavuşması için bazı noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir:

A) Kur’an’ın tahrif olmadığı ve değişmediği sağlam ve kesin delillere dayandırılmaktadır ve bu akli delillerin bazıları önceki sorularda açıklanmıştır.[1] Şimdi bu delillerin nakli olanlarının bazılarına işaret edeceğiz:

1) Kur’an-ı Kerimdeki bazı ayetler, Kur’an’ın değişmediğine, tahrif olmadığına ve hatta bunun mümkün olmadığına delalet etmektedir:

“Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.”[2] “Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab’ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir.”[3]

2) Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi almada, onu korumada ve duyurmada masum olduğunu açıklayan ayetler vardır.

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi almada masum oluşu: “(Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir.”[4]

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi korumada masum oluşu: “Sana (Kur an'ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın.”[5]

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi tilavet etmesi ve duyurmasında masum oluşu: “Peygamber (s.a.a.) Kur’an ayetlerini onlara tilavet ediyor”[6] “O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.”[7]

Allah-u Teâlâ Peygamber (s.a.a.)’i, eğer ayetlerde en ufak bir değiştirme yaparsa onu en ağır şekilde cezalandıracağına dair tehdit etmektedir: “Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette Biz onu, o yüzden yeminiyle yakalar, Sonra da onun iliğini keser atardık. O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.”[8]

 

3) Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’da hiçbir şekilde değiştirme hakkının olmadığını açıklayan ayetler: “De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”[9]

4) Kur’an-ı Kerim’in tahrif olmadığı ve değiştirilmediği anlaşılan hadisler de vardır. Bu hadislerden birisine örnek olarak işaret edeceğiz:

Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; birisi Allah’ın kitabı ve diğeri ise itretim, Ehl-i Beytimdir. Bu iki değerli emanet, kıyamet günü Kevser havuzunun başında bana gelene kadar birbirlerinden ayrılmazlar.”[10]

Ehl-i sünnet ve Şia tarafından kabul edilen bu hadis, Kur’an-ı Kerim’in kıyamet gününe kadar insanlara hüccet ve ona istinat etmenin sahih olduğunu açıklamaktadır. Eğer Kur’an değişime ve tahrif olmaya müsait olsaydı, dini hükümlerin istinat edileceği kaynak olamazdı.

B) Peygamber (s.a.a.) ve Masum İmamlar (a.s)’dan, “hadislerin kabulü veya reddinin, onların Kur’an’a uyup uymadığına bağlı olduğuna dair hadisler:

Aşağıda bu hadislerin bazıları zikredilmiştir:

 

1) Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın kitabına uyan her şeyi kabul ediniz ve ona uymayan her şeyi de reddediniz.”[11]

2) İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Bizlerden nakledilen hadislerden Kur’an’a uyanlarını kabul ediniz ve Allah’ın sözlerine aykırı olan her hadisi kabul etmeyiniz.”[12]

Sonuç olarak; sizin zikrettiğiniz hadisler, senet ve delalet açısından mefhumu ve içeriği sahih ve doğru olsa bile; Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s)’ın kesin emirlerine göre yani Kur’an’a aykırı olduğu için kabul edilemez ve bu hadisler onlara isnat etme değerini taşımamaktadırlar.

C) Sizin işaret ettiğiniz rivayetler, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkması hikâyesiyle ilgilidir.

Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli ve nedeni ile ilgili üç çeşit rivayet nakledilmiştir:

1) Bazı rivayetlerde şöyle geçmektedir: “Peygamber (s.a.a) Abdullah ibn-i Ebi Sereh’e Müminun Suresi’nin ayetlerini yazdırıyordu. “ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ” ayetine gelindiğinde, Abdullah ibn-i Ebi Sereh, Allah’ın insanları yaratmasının beyanına hayret ederek, “فَتَبَارَکَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِینَ” der ve Peygamber (s.a.a) de ona “فَتَبَارَکَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِینَ” yaz der. Bunun üzerine Abdullah ibn-i Ebi Sereh vesveseye kapılarak kendi kendine şöyle der: “ Eğer bu gerçekten vahiyse demek ki bana da vahiy oluyor ve eğer yalansa demek ki Peygamber (s.a.a) de yalan söylüyor.” Abdullah ibn-i Ebi Sereh bu yüzden mürtet olur ve Mekke’ye kaçar.[13]

2) Diğer bazı rivayetlerde ise şöyle geçmektedir: Abdullah ibn-i Ebi Sereh, vahiyleri yazarken onları değiştiriyordu. Bu yüzden Peygamber (s.a.a) onu vahiy yazıcılığından azletmiştir ve o da mürtet olup Mekke’ye kaçar.[14]

3) Feyz Kaşani İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakletmektedir: “Osman’ın süt kardeşi olan Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in yazısı güzeldi. Peygamber (s.a.a)’e vahiy geldiğinde onu çağırır ve ona gelen vahyi okurdu ve o da yazardı. Ancak o, “سمیع بصیر” (duyan ve gören) yerine “سمیع علیم” (duyan ve bilen) ve “بما تعلمون خبیر” (yapmakta olduklarınızdan haberdardır) yerine “بما تعملون بصیر” (yapmakta olduklarınızı görmektedir) ya da “تا” yerine “یا” ve “یا” yerine “تا” yazıyordu. Böyle olmasına rağmen Hz. Muhammed (s.a.a.) bu birdir diyordu. Bu şahıs sonunda mürtet oldu ve Mekke’ye kaçarak Kureyşlilere şöyle söyledi: Allah’a ant olsun ki Muhammed ne söylediğini bilmiyor ve ben de onun gibi ayet nazil edebilirim.[15]

Sonuç olarak öncelikle bu rivayetler, ibn-i Ebi Sereh’in mürtet olmasının şekli konusunda ihtilaflı oldukları için onlara istinat edilemez. Çünkü birinci nakle göre tahrife ve değişliğe delalet etmemektedir; çünkü ibn-i Ebi Sereh’in kalbinden geçenlerin önceden Peygamber (s.a.a.)’e nazil olan ilahi vahiy olmasının bir sakıncası yoktur. İkinci nakil ise belirsizdir ve sadece üçüncü nakil tahrif ve değişikliğe delalet etmektedir.

İkinci olarak: Merhum Saduk (r.a.), Peygamber (s.a.a.)’in “هو واحد” (O birdir) cümlesi hakkında şöyle yazmaktadır: “Yani, değiştirsen de değiştirmesen de senin değiştirmek istediğin değil benim söylediğim şey yazılır.”[16]

Eğer bu rivayet (üçüncü nakle göre) senet açısından sahih ve doğru ise, Merhum Saduk (r.a.)’un yapmış olduğu yorum kabul edilebilir. Çünkü bu yorum, Kur’an tahrif edilemez ve değiştirilemez anlamındaki ayetlerle ve aynı şekilde Peygamber (s.a.a.)’in ayetleri alması, koruması ve insanlara ulaştırmasında masum olduğuna işaret eden ayetlerle de uyuşmaktadır.

Üçüncü olarak: Eğer Merhum Saduk (r.a.)’un yapmış olduğu yorumu kabul etmesek ve bu rivayet senet açısından da sahih olsa dahi, ikinci noktada açıkladığımız gibi Kur’an’ın açık ayetleriyle çeliştikleri için böylesi rivayetlere istinat edilemez. Peygamber (s.a.a.) ve masum imamlar (a.s.)’ın sözlerine göre bu tür rivayetler kabul edilemez.

 

D) Abdullah ibn-i Ebi Sereh, mürtet olduktan sonra Mekke’ye kaçmıştır ve Mekke’nin fethinden sonra da Osman’ın (üçüncü halife) aracılığı sayesinde idam edilmekten kurtulmuştur.[17]

Bu rivayetlere dikkat edildiğinde, bu rivayetlerin Kur’an’ın tahrif edildiğine değil tam tersine tahrif olmadığına delalet etmektedirler. Çünkü Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenler, muhaliflerin tahrife olan çabalarını değil onların böyle bir çabaya muvaffak olmalarını reddetmektedirler.

Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenlerin delillerinin birincisi, Kur’an’ın, Allah tarafından korunmasıdır. İkincisi ise, Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’ı tahrif etmek ve değiştirmek isteyenlere karşı, onun koruyucusu olmasıdır. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in bu çabası da, yenilgiye uğramış çabaların ve Peygamber (s.a.a)’in mücadele etmekle görevli olduğu batıl komploların bir örneğidir. Eğer bir kimse bu rivayetlere derinlemesine bakacak olursa, bu rivayetlerin tahrife değil tam tersine tahrifin olmadığına delalet ettiğini açıkça görecektir.



[1] Konu: Kur’an tahrif edilmemiştir, soru: 453 (site: 486)

[2] Fussilet, Suresi, 42. ayet. 

[3] Yunus, Suresi, 42. ayet.   

[4] Neml, Suresi, 42. ayet.   

[5] A'la, Suresi, 42. ayet.   

[6] Âli İmran, Suresi, 42. ayet.   

[7] Necm, Suresi, 3 ve 4. ayet.   

[8] Hakka, Suresi, 3 ve 4. ayet.   

[9] Yunus, Suresi, 15. ayet.   

[10] Müsned-i Ahmet, 10681. hadis. Sünen-i Tirmizi, 372. hadis. Müstetrek-i Hakim, c: 3,

 109.

[11] Kafi, c: 1, s: 109   

[12] Biharu’l Envar, c: 2, s: 249

[13] Biharu’l Envar, c: 22, s: 34

[14] Tefsir-i Ayaşi, c: 1, s: 369

[15] Feyz Kaşani, Tefsir-i Safi, c: 2, s: 140, En’am Suresi’nin 93. ayetinin altında,

ahran, Mektebetu’l İslamiyye

[16] Saduk, Meani’l Ahbar, Biharu’l Envar’dan naklen, c: 92, 3. bab, s: 35

[17] Biharu’l Envar, c: 17, s: 178

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Niçin İslami düşünceyi açıklamak için her yönlü kamil bir sistematik teoriye ihtiyaç vardır?
    8027 Yeni Kelam İlmi 2007/08/23
    Şimdiye kadar din bilginleri, evrensel ve belli dönemlere ait unsurları içeren İslami öğretiler karşısında tikelci bir yöntem kullanmışlardır. Böyle bir yöntem ve yaklaşım İslami araştırmaların sistematik bir yapıya sahip olmasını önlemiştir. İslami düşünceyi oluşturan öğeler birbirleriyle aralarında bir düzene tabii tutulmadan bir araya toplanmıştır. Bu bir araya ...
  • Peynir yemek neden mekruhdur.
    87082 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/14
    Hikmet sahibi Allah, kullarının faydasına olan şeyleri farz kılmış, onların zararına olan şeyleride ya haram yahutta mekruh etmiştir. Masum İmamlardan (a.s) peynir hakkında bize ulaşan rivayetlerden, peynirin tek başına yenildiğinde mekruh olduğu anlaşılmaktadır. Ama cevizle yenirse zararı olmayacağından mekruhta olmayacaktır.       ...
  • Kur’an’daki mukataa harflerinin manası nedir?
    14499 Kur’anî İlimler 2010/09/07
    Mukataa harfleri bazı surelerin başında gelen ve bağımsız bir manası olmayan harflerdir. Bu harflerin tefsirinde değişik görüşler ortaya atılmıştır. En doğru görüş, bu harflerin şifre olduğu ve de peygamber ve evliyaların onları bildiğidir. “Sıratu Aliyyin hakkun nemsikuhu” cümlesi ise bazı araştırmacıların sözü olup ...
  • Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının maliki kimdir?
    9428 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/21
    Çocuk doğumu münasebetiyle verilen hediye ve göz aydınlıklarının malikiyeti, bu hediyeleri veren şahsın niyetine bağlıdır. Eğer onun kasti baba ve anneye hediye vermek ise onlar malik olur ve eğer kasti bebeğe hediye vermek ise bebek malik olur. Bu durumda baba ve anne kendi evlatlarının mallarına el koyamazlar. Elbette çok ...
  • Ulu’l Emr ayeti kimin hakkında nazil oldu?
    14771 Eski Kelam İlmi 2011/04/13
    Şii müfessirlerinin hepsi Ulu’l Emr’den maksadın, İslam toplumunun maddi ve manevi yaşamının tüm boyutlarındaki önderliğinin, Allah ve Peygamberi (s.a.a) tarafından kendilerine verilen masum imamlar olduğu ve Onlardan başka kimsenin buna ortak olmadığı konusunda ihtilafları yoktur. Ancak Masum İmamların kendileri birilerini bir göreve atar ve bir makam verirlerse belli ...
  • Şia’daki adaletin Mutezile ile farkı nedir?
    11763 Eski Kelam İlmi 2012/01/23
    Şia ve Mutezile’den ibaret her iki okul da adaleti kendi mezhep usullerinden biri olarak ilan etmekte ve her ikisi de aklî iyi ve çirkine inanmaktadır; yani bir takım konular hakkında hatta mukaddes şeriat tarafından bir hüküm belirtilmemişse dahi, insan aklı yalnız başına onların iyi veya kötü olduğunu ...
  • Resul-u Ekrem (s.a.a)’in sabah namazının bir kere kaza olduğu doğru mudur?
    6961 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2009/10/22
    Bu mesele kelamda da bahsedilen fıkhi meselelerdendir. Bu konuda rivayetler de gelmiştir. Ama fakihlerin onun üzerinde ortak bir görüşleri yoktur. Bir grup başka deliller ve Peygamber (s.a.a)’in masumiyetiyle çeliştiği için böyle rivayetleri kabul etmezken, diğer bir grup senedin muteber oluşu ve rivayetlerin bazılarının metninde ...
  • Kendisi için zararlı olduğu takdirde hastanın oruç tutması farz mıdır?
    9779 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/11
    Taklit mercileri ve İslam âlimlerinin fetvalarına göre, oruç hastaya önemli bir zarar verirse kendisinin oruç tutması farz değildir.[1] Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı ...
  • yedi kari (kurra-i sab’a) kimlerdir? Doğru kıra’atın teşhis edilmesi için riayet edilmesi kural nedir? Ehlibeyti ısmet ve Taharetin (a.s.) yedi kıraat hakkındaki görüşü nedir?
    13717 Kur’anî İlimler 2015/06/18
    Bazı yerlerde kuranın kıratı noktasında kariler arasında ihtilaf var idi ve karilerin sayısı git gide seneler geçince fazlalaşıyordu. Ta ki ibn. Mücahit kariler arasından yedi tanesini seçti. Bu kariler şunlardır: Abdullah b. Amır Yahsebi (vefatı 118 k), Zabban Ebu Amru b. Ala Mazeni (vefatı 154 k.), Hamze ...
  • “Zer Âlemi” Nedir?
    21757 Eski Kelam İlmi 2007/10/25
    “Zer” veya “Misak alemi” bu alemden önce olan bir dönem, aşama, sahne, yer veya alemden ibarettir. Allah Teala Hz. Âdem’in soyundan olan bütün soyları küçük zerreler halinde var etmiş ve o zerrelere ruh verdikten sonra onlardan kendisinin rablığı, peygamberlerin peygamberliği ve masum imamların velayetine inanacaklarına dair kesin ...

En Çok Okunanlar