Gelişmiş Arama
Ziyaret
9607
Güncellenme Tarihi: 2010/03/07
Soru Özeti
Kur’an’ın tahrif olmayışı, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in Kur’an’ın değiştiğine dair hikâyesiyle nasıl uyuşmaktadır?
Soru
Eğer Kur’an tahrif olmadıysa neden, tarihte geçtiği üzere, Peygamber (s.a.a) Kur’an okurken bazen bazı kelimeleri değiştiriyordu. Hatta tarihte geçtiği üzere, bazı vahiy yazıcıları bu yüzden dinden çıkmışlardır ve Peygamber (s.a.a) tarafından idam edilmişlerdir. Acaba bu rivayet doğru mudur?
Kısa Cevap

İşaret ettiğiniz rivayet, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkması hikâyesiyle ilgilidir. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli ve nedeni ile ilgili üç çeşit rivayet nakledilmiştir.

Birinci olarak; bu rivayetler arasında, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli hakkında ihtilaf vardır. Bu rivayetlerin bazıları, Kur’an’ın tahrif olduğuna ve değiştiğine delalet etmemektedirler. Bazıları da müphem ve meçhuldürler. Ancak çok az sayıda rivayet, tahrif ve değişmenin olduğuna delalet etmektedir. Bu yüzden bu rivayetlere istinat edilemez.

İkinci olarak; üçüncü grup rivayetler de, Merhum Saduk (r.a)’un tefsirine göre tahrife delalet etmemektedirler. Merhum Saduk (r.a), Peygamber (s.a.a.)’den nakledilen bu üçüncü grup rivayetlerde ki “هو واحد” (O birdir) cümlesi hakkında şöyle yazmaktadır: “Yani, değiştirsen de değiştirmesen de senin değiştirmek istediğin değil benim söylediğim şey yazılır.”

Üçüncü olarak; eğer merhum Saduk (r.a)’un yapmış olduğu yorumu kabul etmesek ve diğer taraftan da bu rivayetlerin senetlerini sahih bilsek dahi, bu rivayetler Kur’an ayetleriyle çeliştiklerinden dolayı yine de onlara istinat edemeyiz. Çünkü Peygamber (s.a.a.) ve masum imamlar (a.s.)’ın sözlerine göre bu rivayetlerin kabul edilmemesi gerekmektedir.

Abdullah ibn-i Ebi Sereh, mürtet olduktan sonra Mekke’ye kaçmıştır ve Mekke’nin fethinden sonra da Osman’ın (üçüncü halife) aracılığı sayesinde idam edilmekten kurtulmuştur. Osman halife olduğu zaman da Abdullah ibn-i Ebi Sereh’i Mısır’a vali tayin etmiştir.

Bu rivayetlere dikkat edildiğinde, bu rivayetlerin Kur’an’ın tahrif edildiğine değil tam tersine tahrif olmadığına delalet etmektedirler. Çünkü Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenler, muhaliflerin tahrife olan çabalarını değil onların böyle bir çabaya muvaffak olmalarını reddetmektedirler.

Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenlerin delillerinin birincisi, Kur’an’ın, Allah tarafından korunmasıdır. İkincisi ise, Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’ı tahrif etmek ve değiştirmek isteyenlere karşı, onun koruyucusu olmasıdır. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in bu çabası da, yenilgiye uğramış çabaların ve Peygamber (s.a.a)’in mücadele etmekle görevli olduğu batıl komploların bir örneğidir. Eğer bir kimse bu rivayetlere derinlemesine bakacak olursa, bu rivayetlerin tahrife değil tam tersine tahrifin olmadığına delalet ettiğini açıkça görecektir.

Ayrıntılı Cevap

Cevabın açıklığa kavuşması için bazı noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir:

A) Kur’an’ın tahrif olmadığı ve değişmediği sağlam ve kesin delillere dayandırılmaktadır ve bu akli delillerin bazıları önceki sorularda açıklanmıştır.[1] Şimdi bu delillerin nakli olanlarının bazılarına işaret edeceğiz:

1) Kur’an-ı Kerimdeki bazı ayetler, Kur’an’ın değişmediğine, tahrif olmadığına ve hatta bunun mümkün olmadığına delalet etmektedir:

“Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.”[2] “Bu Kur’an Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab’ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur, o âlemlerin Rabbindendir.”[3]

2) Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi almada, onu korumada ve duyurmada masum olduğunu açıklayan ayetler vardır.

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi almada masum oluşu: “(Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir.”[4]

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi korumada masum oluşu: “Sana (Kur an'ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın.”[5]

— Peygamber (s.a.a.)’in, vahyi tilavet etmesi ve duyurmasında masum oluşu: “Peygamber (s.a.a.) Kur’an ayetlerini onlara tilavet ediyor”[6] “O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.”[7]

Allah-u Teâlâ Peygamber (s.a.a.)’i, eğer ayetlerde en ufak bir değiştirme yaparsa onu en ağır şekilde cezalandıracağına dair tehdit etmektedir: “Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette Biz onu, o yüzden yeminiyle yakalar, Sonra da onun iliğini keser atardık. O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.”[8]

 

3) Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’da hiçbir şekilde değiştirme hakkının olmadığını açıklayan ayetler: “De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”[9]

4) Kur’an-ı Kerim’in tahrif olmadığı ve değiştirilmediği anlaşılan hadisler de vardır. Bu hadislerden birisine örnek olarak işaret edeceğiz:

Peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: “Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; birisi Allah’ın kitabı ve diğeri ise itretim, Ehl-i Beytimdir. Bu iki değerli emanet, kıyamet günü Kevser havuzunun başında bana gelene kadar birbirlerinden ayrılmazlar.”[10]

Ehl-i sünnet ve Şia tarafından kabul edilen bu hadis, Kur’an-ı Kerim’in kıyamet gününe kadar insanlara hüccet ve ona istinat etmenin sahih olduğunu açıklamaktadır. Eğer Kur’an değişime ve tahrif olmaya müsait olsaydı, dini hükümlerin istinat edileceği kaynak olamazdı.

B) Peygamber (s.a.a.) ve Masum İmamlar (a.s)’dan, “hadislerin kabulü veya reddinin, onların Kur’an’a uyup uymadığına bağlı olduğuna dair hadisler:

Aşağıda bu hadislerin bazıları zikredilmiştir:

 

1) Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın kitabına uyan her şeyi kabul ediniz ve ona uymayan her şeyi de reddediniz.”[11]

2) İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Bizlerden nakledilen hadislerden Kur’an’a uyanlarını kabul ediniz ve Allah’ın sözlerine aykırı olan her hadisi kabul etmeyiniz.”[12]

Sonuç olarak; sizin zikrettiğiniz hadisler, senet ve delalet açısından mefhumu ve içeriği sahih ve doğru olsa bile; Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s)’ın kesin emirlerine göre yani Kur’an’a aykırı olduğu için kabul edilemez ve bu hadisler onlara isnat etme değerini taşımamaktadırlar.

C) Sizin işaret ettiğiniz rivayetler, Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkması hikâyesiyle ilgilidir.

Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in dinden çıkmasının şekli ve nedeni ile ilgili üç çeşit rivayet nakledilmiştir:

1) Bazı rivayetlerde şöyle geçmektedir: “Peygamber (s.a.a) Abdullah ibn-i Ebi Sereh’e Müminun Suresi’nin ayetlerini yazdırıyordu. “ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ” ayetine gelindiğinde, Abdullah ibn-i Ebi Sereh, Allah’ın insanları yaratmasının beyanına hayret ederek, “فَتَبَارَکَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِینَ” der ve Peygamber (s.a.a) de ona “فَتَبَارَکَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِینَ” yaz der. Bunun üzerine Abdullah ibn-i Ebi Sereh vesveseye kapılarak kendi kendine şöyle der: “ Eğer bu gerçekten vahiyse demek ki bana da vahiy oluyor ve eğer yalansa demek ki Peygamber (s.a.a) de yalan söylüyor.” Abdullah ibn-i Ebi Sereh bu yüzden mürtet olur ve Mekke’ye kaçar.[13]

2) Diğer bazı rivayetlerde ise şöyle geçmektedir: Abdullah ibn-i Ebi Sereh, vahiyleri yazarken onları değiştiriyordu. Bu yüzden Peygamber (s.a.a) onu vahiy yazıcılığından azletmiştir ve o da mürtet olup Mekke’ye kaçar.[14]

3) Feyz Kaşani İmam Sadık (a.s)’dan şöyle nakletmektedir: “Osman’ın süt kardeşi olan Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in yazısı güzeldi. Peygamber (s.a.a)’e vahiy geldiğinde onu çağırır ve ona gelen vahyi okurdu ve o da yazardı. Ancak o, “سمیع بصیر” (duyan ve gören) yerine “سمیع علیم” (duyan ve bilen) ve “بما تعلمون خبیر” (yapmakta olduklarınızdan haberdardır) yerine “بما تعملون بصیر” (yapmakta olduklarınızı görmektedir) ya da “تا” yerine “یا” ve “یا” yerine “تا” yazıyordu. Böyle olmasına rağmen Hz. Muhammed (s.a.a.) bu birdir diyordu. Bu şahıs sonunda mürtet oldu ve Mekke’ye kaçarak Kureyşlilere şöyle söyledi: Allah’a ant olsun ki Muhammed ne söylediğini bilmiyor ve ben de onun gibi ayet nazil edebilirim.[15]

Sonuç olarak öncelikle bu rivayetler, ibn-i Ebi Sereh’in mürtet olmasının şekli konusunda ihtilaflı oldukları için onlara istinat edilemez. Çünkü birinci nakle göre tahrife ve değişliğe delalet etmemektedir; çünkü ibn-i Ebi Sereh’in kalbinden geçenlerin önceden Peygamber (s.a.a.)’e nazil olan ilahi vahiy olmasının bir sakıncası yoktur. İkinci nakil ise belirsizdir ve sadece üçüncü nakil tahrif ve değişikliğe delalet etmektedir.

İkinci olarak: Merhum Saduk (r.a.), Peygamber (s.a.a.)’in “هو واحد” (O birdir) cümlesi hakkında şöyle yazmaktadır: “Yani, değiştirsen de değiştirmesen de senin değiştirmek istediğin değil benim söylediğim şey yazılır.”[16]

Eğer bu rivayet (üçüncü nakle göre) senet açısından sahih ve doğru ise, Merhum Saduk (r.a.)’un yapmış olduğu yorum kabul edilebilir. Çünkü bu yorum, Kur’an tahrif edilemez ve değiştirilemez anlamındaki ayetlerle ve aynı şekilde Peygamber (s.a.a.)’in ayetleri alması, koruması ve insanlara ulaştırmasında masum olduğuna işaret eden ayetlerle de uyuşmaktadır.

Üçüncü olarak: Eğer Merhum Saduk (r.a.)’un yapmış olduğu yorumu kabul etmesek ve bu rivayet senet açısından da sahih olsa dahi, ikinci noktada açıkladığımız gibi Kur’an’ın açık ayetleriyle çeliştikleri için böylesi rivayetlere istinat edilemez. Peygamber (s.a.a.) ve masum imamlar (a.s.)’ın sözlerine göre bu tür rivayetler kabul edilemez.

 

D) Abdullah ibn-i Ebi Sereh, mürtet olduktan sonra Mekke’ye kaçmıştır ve Mekke’nin fethinden sonra da Osman’ın (üçüncü halife) aracılığı sayesinde idam edilmekten kurtulmuştur.[17]

Bu rivayetlere dikkat edildiğinde, bu rivayetlerin Kur’an’ın tahrif edildiğine değil tam tersine tahrif olmadığına delalet etmektedirler. Çünkü Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenler, muhaliflerin tahrife olan çabalarını değil onların böyle bir çabaya muvaffak olmalarını reddetmektedirler.

Kur’an’ın tahrif olmadığını söyleyenlerin delillerinin birincisi, Kur’an’ın, Allah tarafından korunmasıdır. İkincisi ise, Peygamber (s.a.a.)’in, Kur’an’ı tahrif etmek ve değiştirmek isteyenlere karşı, onun koruyucusu olmasıdır. Abdullah ibn-i Ebi Sereh’in bu çabası da, yenilgiye uğramış çabaların ve Peygamber (s.a.a)’in mücadele etmekle görevli olduğu batıl komploların bir örneğidir. Eğer bir kimse bu rivayetlere derinlemesine bakacak olursa, bu rivayetlerin tahrife değil tam tersine tahrifin olmadığına delalet ettiğini açıkça görecektir.



[1] Konu: Kur’an tahrif edilmemiştir, soru: 453 (site: 486)

[2] Fussilet, Suresi, 42. ayet. 

[3] Yunus, Suresi, 42. ayet.   

[4] Neml, Suresi, 42. ayet.   

[5] A'la, Suresi, 42. ayet.   

[6] Âli İmran, Suresi, 42. ayet.   

[7] Necm, Suresi, 3 ve 4. ayet.   

[8] Hakka, Suresi, 3 ve 4. ayet.   

[9] Yunus, Suresi, 15. ayet.   

[10] Müsned-i Ahmet, 10681. hadis. Sünen-i Tirmizi, 372. hadis. Müstetrek-i Hakim, c: 3,

 109.

[11] Kafi, c: 1, s: 109   

[12] Biharu’l Envar, c: 2, s: 249

[13] Biharu’l Envar, c: 22, s: 34

[14] Tefsir-i Ayaşi, c: 1, s: 369

[15] Feyz Kaşani, Tefsir-i Safi, c: 2, s: 140, En’am Suresi’nin 93. ayetinin altında,

ahran, Mektebetu’l İslamiyye

[16] Saduk, Meani’l Ahbar, Biharu’l Envar’dan naklen, c: 92, 3. bab, s: 35

[17] Biharu’l Envar, c: 17, s: 178

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Secde etmek için iki mühürden istifade etmek doğru mudur?
    6783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Namaz kılan insanın secde yeri dizlerinin olduğu yerden birleşik dört parmak miktarından aşağı veya yukarı olmamalıdır.[1] Bundan dolayı iki mührün yüksekliği birleşik dört parmaktan fazla olmazsa ona secde edilebilir. Namazda secde yerinin yüksekliğini değiştirmenin de bir sakıncası yoktur.
  • Doğru alışverişin şartları nelerdir?
    7549 Alış-Veriş 2012/06/14
    Bu soru çok geneldir; zira alışveriş kavramı fıkıh ve örfte değişik manalara sahiptir: Genel anlamıyla alışveriş/muamele, özel anlamıyla muamele ve özel ve genel arasında bulunan orta manasındaki muamele bu kabildendir. Genel anlamıyla muamele, yakınlık kastinin muteber olmadığı ve elbise ve bedeni temizlemek, alıveriş, nikâh ve boşanmak gibi ...
  • Neden Kadir Gecesi’nde vücuda safran sürülmesi yasaklanmıştır?
    39091 Pratik Ahlak 2010/05/06
    1) Safranın; yiyecek, ilaç ve süs olmak üzere üç özelliği vardır. Safranın rivayetlerde yasaklanan yönü, süs ve ziynet olarak kullanıldığı takdirdedir. 2) Bedene safran sürmek haram değildir ama bu rivayete göre eğer bir kişi Kadir gecesinde bedenine ...
  • Riyayı tedavi etmenin yolu nedir?
    13881 Pratik Ahlak 2011/10/22
    Riya, insanın güzel amel ve davranışları başkalarına göstererek toplumda itibar ve konum kazanmak istemesine denir. Riya ihlâsın karşı noktasında yer alır. Riya ameline yönelik ilahi gazap ve öfkeye dikkat etmek, halkın ödül ve teşvikinin değersiz olduğunu bilmek, insanların kadirşinaslıkta sözlerini tutmamalarına, şükranda bulunmamalarına, işleri unutmalarına ve güçsüzlüklerine bakmak, gönülleri ...
  • Namaz esnasında selama cevap vermenin şekli nasıldır?
    7025 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Namaz esnasındayken insan bir başkasına selam vermemelidir ve eğer bir başkası insana selam verirse, insan ön selam niteliğinde cevap vermelidir; örneğin “es-selamu aleyküm” veya “selamun aleyküm” söylemeli ve “aleyküm selam” dememelidir.[1] Hatırlatılmalıdır ki insan selamın cevabını ister namazda olsun ister namaz dışında ...
  • Hariciler Nehravan savaşında sapmışlar mıydı? Ali (a.s) Muaviye’nin fitne ateşini söndürme hususunda kuşku duyuyor muydu?
    12930 جنگهای امام علی ع 2012/08/22
    Hariciler, Hz. Ali’nin (a.s) takipçilerinden bir grup olup Sıffin savaşında hakemlik hadisesinde kendisine muhalefet etme sebebiyle itaat etmekten sakınan ve ondan ayrılan gruba denir. Bu yüzden onlara Marikin de denmiştir. Haricilerin Sapıklıkları: Bu grubun sapıklıkları çoktur ve biz örnek sıfatıyla sadece bazılarına işaret ...
  • Acaba insan, kendi din kardeşi olan bir kimsenin -aralarında gerçekleşen bir tartışma nedeniyle- hakkında eziyet görmesine neden olacak sözler söyleme hakkında sahip midir? Kendisinden özür dilediği halde ona karşı küskünlüğünü devam ettirebilir mi?
    10928 Pratik Ahlak 2011/07/24
    Af etme ve fedakârlık büyük insanların özellik ve hususiyetlerinden ve ruhunun büyüklüğünün nişanelerindendir. İslam mektebinde bu nitelik ve özellik ahlakın faziletlerinden sayılmaktadır. İslam dini öyle bir dindir ki sahip olduğu peygamberi (s.a.a.) ahlaki faziletleri ve güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildi. Peygamberinin kendisi de bu ...
  • Cennetin değişik kapıları ve bu kapıların da özel adları mı vardır?
    24903 Eski Kelam İlmi 2010/07/24
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Rükuda ‘Azim’, secdede ‘A’la’ isimlerinin söylenmesinin nedeni nedir?
    53938 Eski Kelam İlmi 2012/03/11
    Rükuda Subhane Rabbiye’l-Azimi ve Bihamdih ve secdelerde Subhane Rabbiye’l-A’la ve Bihamdih dememizin asıl nedeni Allah’ın emri olması ve rivayetlerde bunları söylemeye emrolunmamızdan dolayıdır. Ama onları söylemeye emrolunmanın hikmetlerini de bulabiliriz. Rüku Allah’ı tazim etmektir. Her rükuyla Allah’ı tazim ediyoruz. Bir şeyi tazim etmek o şeyin ...
  • hangi sınıra kadar kocasına itaat etmelidir? Erkek onu yolculuğa mecbur edebilir mi?
    10857 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Hadevi Tahrani’nin belirtilen soru hakkındaki cevabının açıklaması şudur:Kadın cinsel doyum konusunda erkeğe itaat etmelidir ve erkek evden çıkmayı yasaklarsa bu durumda kendisi evden çıkamaz. Elbette evlilik hayatının farz ve haramlarla yetinmeyle sorundan yoksun olmasının imkânsız olduğuna dikkat edilmelidir. Ama ahlaka riayet etmek evliliğin pekişmesi ve tatlılığını ...

En Çok Okunanlar