Gelişmiş Arama
Ziyaret
13940
Güncellenme Tarihi: 2008/10/29
Soru Özeti
İslâm dininin, demokrasi karşısındaki tutumunu açıklayınız?
Soru
İslâm dininin, demokrasi karşısındaki tutumunu açıklayınız?
Kısa Cevap

Demokrasi, toplumu idare etme yöntemidir. Çoğunluğun görüşü, medenî ve ferdi özgürlüklere saygı gösterme vb. konular demokrasinin en belirgin özelliklerindendir.

Çoğunlukla hakikat arasında gerekli bir bağ olamasa[i] da çoğunluk etkin bir röle sahip olabilir[ii] veya kabul görmeyi sağlayarak bir hükümetin oluşmasını sağlayabilir. İslâm'a göre; halk ve çoğunluk bir hükümeti kabul etmediği sürece pratikte hükümetin oluşması mümkün değildir.

İslâm'a göre; insanlar kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptirler ve İslâm hükümeti çatısı altında bireysel ve toplumsal özgürlüklerine sahip olabilirler.[iii]

Elbette ki İslâm, batılıların anlayışına dayalı olan demokrasiyi kabul etmemektedir. İslâm'da çoğunluğun görüşü insanî değerlerle[iv] çatıştığı takdirde bir meşruluğu yoktur. Ama demokrasinin diğer bazı özellikleri daha iyi bir şekilde İslâm'da vardır. Başka bir deyişle, demokrasi ne tamamen reddedilmekte ve ne de tamamen kabul edilmektedir. Gerçekte İslâm'ın kabul ettiği dini demokrasidir.[v]

İran İslâm Cumhuriyeti, İslâm öğretileri ve demokrasinin açık bir örneğidir. İmam Humeyni, dini otorite ve bütün şartları taşıyan bir fakih olarak İran’da İslâm Cumhuriyetinin temellerini oluşturarak, İslâm ile demokrasinin zıt olmadığını ispatlamakla kalmayıp bu ikisinin birleştirilebileceğini ve insanların oylarına dayanarak toplumun idaresi için İslâm'ın en demokratik yöntemi sunabileceğini de ispatlamıştır.

Peygamber’in (s.a.a.), siyasî ve toplumsal konularda insanlarla meşveret ederek onların görüşlerinden faydalanması[vi] diğer yandan inanç ve beyan özgürlüğü[vii] hakkında nazil olan ayetler bu konuyu onaylamaktadır.

Bu konuyu rivayetler ve masumların yaşantıları da açıklamaktadır.[viii]



[i] Diğer bir deyişle, meşruluk çoğunluk tarafından verilmese de kabul görme çoğunluğa bağlıdır.

[ii] Bu noktanın açıklanması için şu örneğe dikkat edilmesi faydalıdır. Birkaç fakihin, salâhiyetleri gereği İslâm hükümetini yönetme haklarının olduğunu farz edin. Ama çoğunluğun oyu ve halkın genelinin isteği üzerine bir fakih velayete sahip olmakta ve hükümetin başına geçmektedir.

[iii] Bu konuda şu kaynaklara başvurabilirsiniz:

a) Hadevi Tehrani, Mehdi, Velayet ve Diyanet, s: 117–138.

b) Konu: İslâm'da hükümetle halkın ilişkisi, Soru 269.  

[iv] Bu konuda şu konuya başvurabilirsiniz: İnsan ve Keramet, 48. soru.

[v] Yani demokrasi, çoğunluğu müslüman olan bir toplumda şeriat ve dini kıstaslara göre ortaya konulmaktadır. Onlar kendi istek ve iradeleriyle İslâm'ı kabullenmişlerdir. İslâm'ın ahkâmı ve şeriatının uygulamaya geçmesini ahlâkî ve dini değerlerin toplumda yayılmasını da kabul etmişlerdir.

[vi] Al-i İmran Suresi, 159. ayet: “O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış…”

[vii] Ğaşiye Suresi, 21 ve 22. ayetler; Zümer Suresi, 17 ve 18. ayetler.

[viii] Nehcü'l-Belağa, 207. hutbe.

Ayrıntılı Cevap

Cevabın daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç noktaya dikkat edilmelidir:

1) “Demokrasi” Yunanca bir kelime olan (Demokratia) kelimesinden türemiş bir terimdir. Ülkenin iç işlerini idare etme anlamına gelen “polis” kelimesi karşısında ülkenin dış işlerini idare etme anlamına gelen “demus” eki (Demokratia) kelimesinde kullanılmıştır.[1]

Günümüz demokrasisi, siyasî terimlerde ideal istekli milli kudretin üstünlüğü ve hükümetin millet tarafından idare edilmesi anlamına gelmektedir.[2] Tabiî ki demokrasi, özellikle pratik bir sistem olma açısından siyasî bilimciler tarafından onaylanmamaktadır.[3]

2) Halkın egemenliği[4] olarak ifade edilen halkın halk tarafından yönetilmesi aşağıdaki özelliklere sahiptir:[5]

a) Temel özgürlüklere, özellikle inanç özgürlüğüne, basın özgürlüğü ve toplumsal özgürlüğe saygı göstermek.

b) Halk desteğine sahip olmak ve düzenlemeler için zora başvurmamak.

Demokrasi, bütün gerekli değişiklikleri inkılâba ve zora başvurmadan kabullenilecek şekilde toplum yapılandırma yöntemlerinden biridir. Başka bir deyişle, demokrasi, toplumun idaresi için inkılâpların toplumsal reformlara dönüşmesini sağlayan bir yöntemdir.

c) Baskıyı engellemek ve kudret sorununu çözmek için bir vesile ve yöntemdir.

Bu açıklanan demokrasinin özellikleri, siyasî ve toplumsal konularda zahirde İslâm ile çelişmeyen akla yatkın ve istenilen özelliklerdir.

d) Günümüzde batı ülkelerinde kabul gören ve insan hakları olarak tanımlanan demokrasinin bir diğer özelliği de kayıtsız ve şartsız bir şekilde halkın isteklerini kabul etmektir. Hatta bu istekler insanî değer ve kerametlerle zıt olsa dahi. Örneğin eşcinsel evliliğin resmen kabul etmek vb. İşte demokrasinin bu özelliğini İslâm kesinlikle kabul etmemektedir. Gerçekte peygamberlerin gönderilme felsefesi, insanların bu şekilde olan istekleriyle mücadele etmek ve onları insanî keramet ve değerlere yönlendirmektir.

Kuran-ı Kerim'de yerilen çoğunluk[6], bu isteklere sahip olan çoğunluktur. Peygamberlerin saadete, hidayete ve kemale yaptığı daveti, kendi isteklerine zıt gören ve düşünmeden muhalefet eden işte bu çoğunluktur.

Yukarıdaki yapılan açıklamalar ışığında, İslâm'ın demokrasi karşısındaki tutumuyla ilgili görüşleri kısaca inceleyelim:

1) Bir görüş din ve demokrasinin tamamen birbirinden ayrı olduğu ve hiç irtibatlarının da olmadığı yönündedir. Çünkü demokrasi siyaset ve hükümet alanında kullanılan bir yöntemdir ama dinin siyasî konularla bir alakası yoktur.

Bu görüş, din ve siyasetin birbirinden ayrı olduğuna inanan kimselere aittir. Çünkü bunlara göre din, şahsî işleri, insanın Allah’la olan irtibatını ve ahiret inancını kapsamaktadır, siyasi ve toplumsal konularla ilgisi yoktur.

2) Diğer bir görüş ise, bu iki mana arasında çelişkinin olduğudur. Yani demokrasi ile İslâm birbiriyle uyuşmamaktadır. Demokrasi, halkın düşüncesine mutlak bir şekilde değer vermektedir ve bu demokrasiden hiçbir zaman ayrılamaz. Ama İslâm dini halkın düşüncesine böyle mutlak bir şekilde değer vermemektedir. Örnek olarak, eğer halkın çoğunluğunun görüşü, dinin topluma hâkim olmaması olursa, demokrasi bunu kabul etmektedir fakat İslâm kabul etmemektedir.

Bu kısımda iki grup vardır; bir tarafta halkın düşüncesine hiç önem vermeyen dindarlar ve diğer tarafta da inatları yüzünden dini hükümet başında görmek istemeyen din düşmanları. Birinci grup, din ve dini hükümeti koruma konumu ve demokratik olmayan gelişmelerle, bu ikisinin birleşemeyeceğine inanmaktadırlar. İkinci grup, demokratik hükümetin olacağına inanmaktadırlar ve dini ise anti demokratik olarak görmektedirler.

3) Bir başka görüş ise, demokrasi ile İslâm'ın ne tamamen birbirinden ayrı olduğu ve ne de tamamen birbiriyle uyumlu olduğudur. Yani din ve demokrasi arasındaki ilişki, genel-özel olduğudur. Bu görüşe göre demokrasinin çeşitleri vardır ve onların bazıları din dışı, bazıları din karşıtı ve bazıları da dinidir. Dini olan demokrasiyi İslâm kabul etmektedir. Bu tür demokrasinin içeriği diğer demokrasilerle çelişmemektedir. Bu tür demokrasinin tek özelliği dini olmasıdır.

İmam Humeyni’ye Göre Demokrasi:

Dini bir otorite olması ve en demokrat bir düzeni “İslâm Cumhuriyeti” kalıbında oluşturması özelliğiyle İmam Humeyni, İran’da İslâm cumhuriyetinin temellerini oluşturarak, İslâm ile demokrasinin zıt olmadığını ispatlamakla kalmayıp bu ikisinin birleştirilebileceğini ve halka dayanarak toplumun idaresi için İslâm'ın en demokratik yöntemi sunabileceğini de ispatlamıştır.

Eğer demokrasiyi, insanların özgür iradesinin yöneticilerin seçiminde veya yönetimden alınmasında ve kendi geleceklerini belirlemede geçerli olduğu ve gerçekte hükümetin çoğunluğun oyuna göre olan bir sistem olduğu olarak tanımlarsak bu İmam Humeyni’nin esaslarıyla zıt değildir. İmam Humeyni bu hususta şöyle demektedir:

“Burada milletin oyları hükümet etmektedir. Bu millet hükümeti elinde bulundurmaktadır… Milletin hükmüne uymamak hiçbirimiz hakkında doğru ve mümkün değildir.”[7]

İmam Humeyni’nin halkın kendi kaderini belirlemede asıl rolü oynadığını devlete, milletvekillerine vb. vurguladığı net olarak görülmektedir.

İmam Humeyni, milletvekillerine, milletin tersine hareket etmemeleri için yaptığı tavsiyede şöyle söylemektedir: “Eğer kendi isteğinize göre demokrasiye amel etmek isterseniz demokrasi çoğunluğun oylarıdır ve o da bu şekilde bir çoğunluk geçerlidir. Çoğunluğun oyları ne olursa, hatta zararlarına dahi olsa geçerlidir. Siz onların velisi değilsiniz ve bu yüzden bu iş sizin zararınızadır diyemezsiniz. Biz sizin onların vekili olduğunuzu söylemek istemiyoruz.”[8]

Bu sözler, İmam'ın her toplum ve milletin kendi geleceklerini oylarıyla belirleyebileceğine inandığını açıkça göstermektedir. İmam Humeyni, şu şekilde inanmaktaydı: “İslâm'da demokrasi vardır ve İslâmiyet'te insanlar, inancın söylemesi ve fiiller hususunda fesada yol açmamak şartıyla özgürdürler.”[9] İslâmî düzenin rehberinin bu inancı anayasada da net bir şekilde görülmektedir.

İslâm cumhuriyeti anayasasında, İslâm ile demokrasinin uyumlu olduğu açıkça görülmektedir. İslâm cumhuriyeti anayasasında, dini hükümetle demokratik hükümetin alanları birbirinden ayrı değildir. Bu ikisi arasında, anayasanın içeriği ve mantığına göre İslâmî hükümetin demokratik hükümet olacağı şekilde şart koyan ve birbirini belirleyen bir irtibat vardır. Belki de İslâm cumhuriyetinin kurucusunun, bu sistem için “İslâmî hükümet” unvanının konulmasını kabul etmemesi ve “İslâm Cumhuriyeti” unvanı üzerinde ısrar etmesi de bu yüzdendir.

İslâm cumhuriyeti anayasada, 3. bölüm- 19 ve 23. maddelerinde beyan, inanç ve parti çalışması özgürlüğünü, basın yayın özgürlüğünü, kanun karşısında herkesin eşit olduğunu vb. kapsayan millet hakları unvanı vardır. Aynı şekilde 5. bölümde milletin hâkimiyet hakkı unvanı altında, İslâm'ın demokrasi karşısındaki tutumu açıklanmıştır.[10]

İslâm ve onun demokrasiyle olan irtibatından alınan sonuç, ayet, rivayet ve Peygamber (s.a.a.) ve İmam Ali’nin (a.s.) hükümet yöntemini içeren dini metin ve kaynaklar tarafından onaylanmaktadır.

Allah-u Teâlâ, Peygamber'e (s.a.a.) hitap ederek şöyle buyurmaktadır: “…iş hakkında onlara danış…”[11] ve başka bir ayette de meşveret etmeyi namaz kılmanın yanında zikretmektedir.[12]

İnanç özgürlüğü hakkında ise şöyle buyrulmaktadır: “Haydi öğüt ver, sen şimdi yalnızca bir öğütçüsün! Onların üzerinde bir zorba değilsin!”[13]

Bu ayetler örnek olarak, halkın kendi ve yaşadıkları toplumun geleceğini belirlemede ciddî katılımlarının olduğunu ve inanç ve beyan özgürlüğü gibi medenî özgürlükleri açıklamaktadır.

Masumların tavır ve yöntemleri de bu iddiayı açıklamaktadır. Peygamber (s.a.a.), Mekke’de peygamberliğinin ilk başından Medine’ye hicret edene kadar hükümet kurmak için meşru olmasına rağmen Medine’de böyle bir işe kalkışmıştır. Çünkü o, bi’atlar sonucu anlaşılan Medine halkı genelinin isteği gibi bir çoğunluğu beklemiştir.[14]

İmam Ali de (a.s.) aynı şekilde, Gadir-i Hum ve diğer rivayetlere göre velâyet ve ilâhî önderlik hakkına Peygamber (s.a.a.) tarafından sahip olmasına rağmen halk çoğunluğunun razılığını gördüğü zaman, ameli velâyeti ve onlara hükümet etmeyi kabul etmiştir.

O hazret, Nehcü'l-Belağa'da halka hitaben şöyle buyurmaktadır: “Bu şekilde tarihteki zalimlerle konuşma âdetiyle benimle konuşuyorsunuz. Ve bana hak bir söz söylendiği zaman zoruma gideceğini zannediyorsunuz. Hak sözü söylemekten ve adaleti önermekten çekinmeyin.”[15]

Karar almada katılımı meşveret şeklinde sağlamak, İmam Ali’nin (a.s.) ülke idaresindeki siyasî programlarının başında yer almaktaydı. Bu halkın geleceklerini belirlemeleri ve karar almaya katılmaları anlamına gelmektedir.

Buna göre, çoğunluğun görüşünün meşru olmaması mümkündür ama çoğunluk kendini kabullendirmesiyle bir hükümetin oluşması için ortam hazırlayabilir. İslâm dinine göre, insanlar kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptirler ve İslâm hükümeti altında bireysel ve toplumsal özgürlüklerden faydalanabilirler.

Tabiî ki İslâm, batılıların anlayışına göre demokrasiyi kabul etmemektedir. İslâm'da çoğunluğun görüşü eğer insanî değerlerle[16] çatışırsa itibarı ve meşruluğu yoktur. Ama demokrasinin diğer anlamları yerine göre daha iyi ve daha çok İslâm'da vardır. Sonuç olarak dinle demokrasi arasında hiçbir çelişki yoktur ve bunun yanında demokrasinin en gelişmiş şekli İslâmî kaynaklarda yer almaktadır.



[1] Ali Babai, Ğulam Rıza, Siyasi İlimler Sözlüğü, c: 1, demokrasi kelimesi; Kuhen, Karl; Demokrasi (Feribrez Mecidi’nin tercümesi, s: 21.

[2] Aynı kaynak.

[3] İnayet, Hamit, İslâm'ın yeni siyasî düşüncesi, s: 179.

[4] Halkın haklarını en çok ön plânda tutan hükümetin en demokratik hükümet olduğu günümüzde yaygındır.

[5] Tabiî ki tanım olarak, tarihi olarak, halkla demokrasi arasındaki hukukî ilişki ve özellikler ve bu konuda İslâmî kaynakların görüşü açısından demokrasi konusunun incelenmesi geniş bir araştırmayı gerektirmektedir, ama bu makale onun yeri değildir.  

[6] Maide Suresi, 103. ayet.

[7] İmam Humeyni, Sahife-i Nur, c: 14, s: 109; c: 9, s: 304.

[8] Sahife-i Nur, c: 8, s: 247.

[9] Aynı kaynak, c: 4, s: 234.

[10] İslâm cumhuriyeti anayasası, 1358. maddesi, en son değişikliklerle 1368.

[11] Al-i İmran, 159. ayet.  

[12] “Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir.” Şura Suresi, 38. ayet.

[13] Ğaşiye, 21–22. ayetleri.

14] Ayeti, Muhammed İbrahim, İslâm Peygamberi Tarihi, s: 181.

[15] Nehcü'l-Belağa (Batmayan Güneş, tercüme, Abdulmecit Muadihah), h: 207.

[16] Bu konuda şu konuya başvurabilirsiniz: İnsan ve Keramet, 48. soru.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hatim merasimi ve mezarlığa çocukları götürmenin bir keraheti var mıdır?
    24562 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Çocukları dinsel meclis ve merasimlere ve de mescide veya Muharrem ayındaki matem merasimlerine götürmek veyahut bayram namazı ve dinsel bayramlara katılmasını sağlamak kendilerinin dinsel duygularının gelişmesi için çok önemlidir. Ergin gençleri hatim merasimi ve mezarlığa götürmek hakkında ise, rivayetlerde ve fıkhi kitaplarda yaptığımız inceleme neticesinde bu işin ...
  • Akika kurbanının şartları ve sünnetleri nelerdir?
    9489 Pratik Ahlak 2019/11/10
    Akika: Yeni doğan çocuğun doğumunun yedinci günü belalardan korunması için bir koyunun veya kurban etmeye salahiyeti olan bir hayvanın kurban edilmesidir.Kurban kesmek yerine para bağışlanması akika yerine geçmez. Münasip olan kız çocuğuna dişi, erkek çocuğuna ise erkek koyunun kurban edilmesidir. Eğer mümkün değilse dişi ...
  • İranlıların matem, şenlik ve dini bayramlardaki gelenekleri neden diğer Müslümanlarla ve hatta diğer Şiilerle farklıdır?
    8187 Eski Kelam İlmi 2009/07/11
    Dini kutlamalar için genel kurallar olmasının yanı sıra ancak mukaddes İslam dininin görüş belirtmediği yerlerde her bölge örf ve adetlerine göre bu merasimleri yerine getirilebilir. Başka bir deyişle dinin önem verdiği şey örneğin İmam Hüseyin (a.s) için matem merasimlerinin düzenlenmesidir. Ama bunun yapılma şekli halkın kendisine bırakılmıştır. ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    18619 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    53679 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Dinî ilimleri öğrenmenin önemi nedir?
    16342 Pratik Ahlak 2011/05/21
    Öğrenmek bazen amel ve yükümlülüğü yerine getirmek için ve bazen de başkalarını eğitmek ve yetiştirmek içindir. Birinci kısım genel bir sınıflandırmayla iki bölüme ayrılmaktadır: Birinci bölüm tüm Müslümanlar ile ilgili hükümler olup özel bir iş, uzmanlık ve cinsiyetle bağlantılı değildir. İlk etapta tüm yükümlüler ile ilgilidir. Namaz, oruç ve ...
  • Hamd suresinden sonra Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin söylemek sadece tabi olanlar için mi müstehaptır, yoksa cemaat imamı için de müstehap mıdır?
    7350 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Tabi olanlar için müstehaptır.  Hz. Ayetullah Uzma Sistani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Namazda müstehap olan şey, imamın arkasında namaz kılan fertlerin imamın Hamd suresini okumasının ardından Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin cümlesini söylemesi ve namazda tevhid suresini şahsen okuyan kimsenin de ”kezalik Allah” ...
  • Küfe mescidinin amellerinin çokluğu göz önüne alındığında kimi kafilelerin çeşitli makamların amellerini bir mekanda yerine getirmeleri doğru mudur? Böyle yaptıklarında tam sevap alabilirler mi?
    9026 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/07/10
    Küfe ve Sehle mescidlerindeki amellerin faziletleri hakkındaki rivayetlere baktığımızda Masum İmamlardan (a.s) bu mescitlerin bütün amellerinin bir arada yapılmasına dair bir emir gelmemiştir. Bir sahabesine bir dua ve namaz öğretirken, bir başkasına başka bir namaz ve dua öğretmiştir. Bu yüzden ziyaretçileri mescitlerin tüm amellerini yerine getirmek veya ...
  • Eğer idrar sonrası istibra yapılıp abdest alınırsa ve daha sonrasında bir damla idrar gelirse hükmü nedir?
    8890 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/08/06
     Ayetullah uzma Hamaney’in bürosu:Eğer gelen sıvının idrar olduğuna eminseniz abdest batıldır ve o bölge necis olmuştur. Eğer idrar olduğuna emin değilseniz taharete hükmedilir ve abdesti bozmaz.Ayetullah uzma Sistani’nin bürosu:Eğer idrar olduğundan şüpheniz varsa taharete hükmedilir.Ayetullah ...
  • Kendimizi yetiştirmeye ve nefsimizi arındırmaya nereden başlamalıyız?
    11343 Pratik Ahlak 2010/05/06
    Tezkiye, nefsi arındırmak ve temizlemek anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de nefsi arındırmanın önemi hakkında birçok ayet bulunmaktadır. Ama şu bilinmelidir ki; nefsi arındırmaya başlama noktası her insana göre değişir. İslam’ı henüz kabul etmemiş birisinin nefsi temizlemeye başlayacağı ilk aşama, İslam’ı kabul etmesidir. Müminler için ilk basamak, ...

En Çok Okunanlar