Gelişmiş Arama
Ziyaret
16066
Güncellenme Tarihi: 2011/07/14
Soru Özeti
Kur’an’da güneşin doğuş ve batışından ne kastedilmektedir?
Soru
Kur’an-ı Kerim bize güneşin balçıklı bir su gözenesinde battığını öğretmektedir: “Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın dedik.” (Kehf, 86). “Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.” (Kehf, 90). Evvela, bilimsel bakış esasınca hiçbir zaman güneş balçıklı bir su gözenesinde batmaz. İkincisi, güneş için hiçbir batış ve doğuş yeri mevcut değildir. Bu bakış Kopernik, Kapler ve Galile’nin güneşin batışı hakkındaki keşifleriyle çelişmiyor mu?
Kısa Cevap

Bu iki Kur’an ayeti güneşin doğuş ve batış yeri gerçeğini bildirmek maksadını gütmemektedir, sadece Zülkarneyn’in güneşin doğuş ve batışıyla ilgili tasavvurunu bildirmeyi hedeflemektedir. Bu iki ayetteki batış ve doğuş yerinden kastedilen şudur: Zülkarneyn ötesinde bir kara parçası umulmayan bir deniz sahiline varır ve ufkun sonu deniz seviyesinde olduğundan güneşin denizde battığını sanır. "وَجَدَها تَطْلُعُ عَلى‏ قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِها سِتْراً"  Ayeti hakkındaki sorunun ikinci bölümüyle ilgili olarak ise müfessirler bir takım hususları belirtmişlerdir: Ayet-i şerifede kinaye kullanılmıştır; yani bu topluluk yaşam olarak çok alt seviyede bulunuyordu, öyle ki onlar çıplak yaşamaktaydı veya bedenlerini güneşten korumayan çok az bir giyecekle yetiniyorlardı. Ama onları güneş vurmasından koruyacak bir ev ve meskenin olmadığı ihtimali de bazı müfessirlerce uzak görülmemiştir. Bu cümlenin tefsirinde belirtilen olasılıklardan bir tanesi de onların mekânlarının dağ, ağaç ve sığınaksız bir çöl olduğu ve onları güneşten koruyacak ve gölgelendirecek bir şeyin orada bulunmayışıdır. Bununla birlikte yukarıdaki tefsirler birbirleriyle çelişmemektedir.

Ayrıntılı Cevap

Bu iki ayet “Zülkarneyn’in” yaşam serüveninin bir kesitini açıklamaktadır. Bundan dolayı ilkönce onun şahsiyeti hakkında bazı açıklamalar yapacak ve ardından da asıl konuya değineceğiz. Hz. Ali’den (a.s) bir şahıs şöyle bir soru sorar: Ey Müminlerin Emiri (a.s) bize Zülkarneyn’den haber ver, o peygamber miydi yoksa melek miydi? Bana onun iki boynuzundan (karn) haber ver, onlar altın mıydı yoksa gümüş müydü? Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: O ne peygamber ve ne de melekti. İki boynuzu da ne altından ve ne de gümüştendi. O, Allah’ı seven bir erkekti ve Allah da onu sevmekteydi. O, Allah yolunda hayırsever biriydi ve Allah da onun için hayır istiyordu. Onu Zülkarneyn olarak adlandırmalarının sebebi ise şuydu: O, kavmini Allah’a çağırıyordu ve kavmi de onu dövüp başının bir tarafını kırdı. Bir süre sonra o insanlardan uzaklaştı, sonra yine onların yanına döndü ve bu kez de onu dövüp başının diğer tarafını kırdılar. Şimdi de onun gibi bir başkası sizin aranızdadır.[1] Müfessirler birinci ayetin tefsiri hakkında şöyle demiştir: “Su “gözeneği”nden kastedilen, siyah çamurlu yani balçıklı bir çeşmedir. Su bu manaya gelmektedir ve gözenekten kastedilen de denizdir; çünkü bu kelime deniz için çok kullanılmaktadır. Bundan dolayı “güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu” diye buyuran ayet şunu kasteder: O, ötesinde bir kara umulmayan bir deniz sahiline varır ve ufkun sonu deniz seviyesinde olduğundan güneşin denizde battığını sanır. Bazıları da şöyle demiştir: Böyle bir çamurlu çeşme, ebediler adasının bulunduğu Batı Okyanusuyla uyuşmaktadır. Söz konusu adalar kadim heyet ve coğrafyada boylamın başlangıcı sayılmaktaydı ve sonraları batmış ve onlardan bir eser kalmamıştır. " فِی عَیْنٍ حَمِئَةٍ" cümlesi " عین حامیة" yani sıcak olarak da okunmuştur. Eğer bu okuma doğruysa, sıcak deniz Afrika çevresinde yer alan Büyük Okyanusun yüksek kısmetine denk düşer ve Zülkarneyn’in batı yolculuğunda Afrika sahillerine ulaşmış olması da uzak bir olasılık değildir.[2] Bu iki ayette hiçbir zaman güneşin özel bir yeri olup oradan doğduğu ve özel bir yerde de battığı söylenmemiştir. Sadece Kur’an bu ayetlerde halkın genelinin kullandığı dili kullanmıştır. Batış yerinden kastedilen, halkın genelinin anladığı şeydir. Bu tür bir beyan toplumun genel söylemine mutabıktır. On dört asır öncesinin ilmî yadigârı olan masum imamların (a.s) nakledilen rivayetlerinde de yukarıdaki tespiti kâmilen tasdik eden işaretler mevcuttur. Bu rivayetler ve tarihsel aktarımlarda “yerin doğuları ve batıları”[3] tabiri kullanılmıştır. Çoğul kipiyle belirtilen güneşin batı ve doğusunun var olması, doğu ve batının gerçek bir husus olmadığını ve yerlere göre değişik ve çeşitli olduğunu göstermektedir.[4] O halde Kur’an’daki “doğuş ve batış yeri”’nin anlamı da bu türdendir. Çünkü o dönemde yaygın kanı, güneşin özel bir doğu ve batıya sahip olduğu olsaydı, bu durumda doğular ve batılar diye çoğul kipi kullanılmazdı. Zülkarneyn’in kıssasında çoğul kipi kullanılmamasının sebebi ise onun bir bölgeye ayak basmasıydı ve bilindiği üzere bir bölge sadece bir doğu ve batıya sahiptir.[5] Netice itibariyle Kur’an, bu iki ayette o dönemdeki normal insanların güneşin doğuş ve batışı hakkındaki sanılarını bildirmiş ve asla gerçek bir husustan haber verme (güneşin doğuş ve batış yeri gerçeği) kastı gütmemiştir. Tüm deniz yolcuları ve sahilde yaşayan insanlar denizden çıktığı ve denizde battığına dair güneş hakkında böyle bir hisse nasıl kapılıyorsa, Zülkarneyn de güneş doğduğunda güneşin belirtilen çamurlu mekandan çıktığını ve battığı zaman da o çamurlu mahalde battığını sanmıştır. Bundan dolayı Kur’an’ın "حَتَّى إِذا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَها تَطْلُعُ عَلى‏ قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِها سِتْراً " ayet-i şerifesinde belirttiği doğudan ne kastettiği de aydınlanmış olmaktadır. Kur’an’ın bu ıstılahı kullanırken yerkürenin doğu yakasında o gün imar edilmiş olarak bulunan son noktayı ve Zülkarneyn’in oraya ulaşmış olduğunu belirtmek istemektedir.[6] Tefsir-i Numune’de bu ayetten ve onda kullanılan tabirlerden hareketle çok güzel ahlakî bir yorum yapılmış ve şöyle yazılmıştır: “Her ne kadar güneşin çamurlu bir gözenekte batması kesinlikle gözlemdeki bir hatadan kaynaklansa da, bununla birlikte güneşin o azametine karşın çamurlu bir gözenek vesilesiyle örtülebileceği ihtimali de yansıtılmaktadır. Nitekim azim bir insan ve yüce bir makama sahip bir şahsiyet bir kayma neticesinde tümüyle düşmekte ve şahsiyeti görenlerce düşmektedir.”[7] Hatırlatılmalıdır ki yeniçağda ispat edilen ve tamamıyla hissel olan meselelerden sayılan konulardan bir tanesi de yerin küresel olmasıdır. Kur’an ön dört asır önce ve bilimin yeterince ilerlemiş olmadığı bir dönemde bu meseleye işaret etmiştir. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “ O, geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor.”[8] Büyük müfessirlerden bir tanesi bu ayet hakkında şöyle demektedir: “Eğer bir insan yerkürenin dışında duracak ve yerin güneş etrafındaki doğal hareketine ve de gece ve gündüzün dönüşümüne bakacak olursa, sanki düzenli bir şekilde bir taraftan gecenin siyah şeridinin gündüzün aydınlığını örttüğünü ve öte taraftan da gündüzün beyaz renginin de gece siyahlığını örttüğünü görecektir. Ayetin orijinalindeki “yekur” fiili “tekvir” maddesinden gelip örtme manası taşımasından da yerin küresel olduğu, kendi etrafında döndüğü ve bu dönmeyle gecenin siyah şeridi ve gündüzün beyaz şeridinin sürekli onun etrafında döndüğü noktası aydınlanmaktadır. Sanki bir taraftan beyaz şerit siyahı ve diğer taraftan da siyah şerit beyazı örtmektedir.”[9] "وَجَدَها تَطْلُعُ عَلى‏ قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِها سِتْراً"  Ayeti hakkındaki sorunun ikinci bölümüyle ilgili olarak ise müfessirler bir takım hususları belirtmişlerdir: Ayet-i şerifede kinaye kullanılmıştır; yani bu topluluk yaşam olarak çok alt seviyede bulunuyordu, öyle ki onlar çıplak yaşamaktaydı veya bedenlerini güneşten korumayan çok az bir giyecekle yetiniyorlardı. Ama onları güneş vurmasından koruyacak bir ev ve meskenin olmadığı ihtimali de bazı müfessirlerce uzak görülmemiştir. Bu cümlenin tefsirinde belirtilen olasılıklardan bir tanesi de onların mekânlarının dağ, ağaç ve sığınaksız bir çöl olduğu ve onları güneşten koruyacak ve gölgelendirecek bir şeyin orada bulunmayışıdır. Bununla birlikte yukarıdaki tefsirler birbirleriyle çelişmemektedir.[10]



[1] Tabatabai, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 13, s. 374, Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-i Müderrisin-i Havza-i İlmiye-i Kum, Kum, çap-ı pencom, 1417 k.

[2] Tercüme-i el-Mizan, c. 13, s. 360-361.

[3] Kuleyni, el-Kafi, c. 2, s. 62 ve 115 ve c. 5, s. 69, Daru’l-Kütübi’l-İslamiye, Tahran, 1365 h.ş.

[4] Rıza İsfahanî, Muhammed Ali, Pejuheş-i Der İcaz-i İlmî-i Kur’an, İntişarat-ı Kitabu’l-Mubin, çap-ı sevvom, 1381 ş, s. 188 ve 189.

[5] Rıza İsfahanî, Muhammed Ali, Pejuheş-i Der İcaz-i İlmî-i Kur’an, a.g.e., 538

[6] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, c. 12, s. 526 ve 528; Tabatabi, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan Fi Tefsiri’l-Kur’an, a.g.e., c. 13, s. 360 ve 361.

[7] Tefsir-i Numune, c. 12, s. 537.

[8] Zümer, 5.

[9] Mekarim Şirazi, Nasır, Tefsir-i Numune, c. 19, s. 376.

[10] Tefsir-i Numune, c. 12, s. 529.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Namazını doğru kılmayan bir kimseye tabi olmak caiz midir?
    7154 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/18
    Bu sorunun kısa cevabı yoktur. Ayrıntılı cevap seçeneğini tıklayınız. ...
  • Kaderi bilmek insanların faydasına mıdır yoksa zararına mıdır?
    7096 Eski Kelam İlmi 2011/10/22
    Değiştirilebilecek de olan gelecekteki hadiselerin bazıları bazen rüya ve benzeri şartlarda insan için aşikâr olmaktadır. Bu iş sadece Allah’ın isteği üzerine gerçekleşir ve onda bir hikmet bulunur. Ama eğer bir insan amel etmek ve kendini tanımak yerine meraklanarak geleceği bilmeye çalışırsa ve özellikle bu ilgi salt maddî ve dünyevî ...
  • Peygamber (s.a.a) ve İmamların (a.s) cariye ve kölelere sahip olmaları kölelik sistemini benimsemek değil midir?
    20629 Eski Kelam İlmi 2009/07/04
    Kölelerle evlenme, onlarla mahrem olma, mukatebe (kölelerin özgürlük anlaşması) vs. hükümlerin Kur’an’da gelmesi Peygamber (s.a.a)’in zamanında köleliğin olduğunu ispat etmektedir, ama belirtmek gerekir ki, İslam’ın köleleri azat etmek için çok kapsamlı projeleri vardır. Bu projenin neticesinde bütün köleler zamanla özgürlüklerine kavuşmuşlardırlar. ...
  • Ölüler için Kur’an okumak doğru mudur?
    11014 Eski Kelam İlmi 2011/08/17
    Ölüler için Kur’an okumanın müstehap oluşu hakkında iki tür delil öne sürülebilir: Birinci türde genel olarak ölü ve göçmüşlerinizi hatırlayın ve kendi iyi işlerinizden onları faydalandırın diye belirten rivayetler mevcuttur. Çok açık olduğu üzere Kur’an okumak da iyi ve beğenilen işlerdendir. Hz. Peygamberden (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: Kabirlerde dinlenen ölülerinizi ...
  • Allah’ın ilmi meteoroloji ve sonografi gibi günümüz ilimleriyle çelişir mi?
    8415 Tefsir 2011/07/14
    Allah’ın ilmi ve beşerin ilmi birbiriyle çelişmez, bir farkla ki Allah her şeye tüm ayrıntılarıyla ve hatta zaman kısıtlaması olmaksızın vakıftır. Beşerin ilmi ise sadece bazı hususları sınırlı olarak algılamaya kadirdir. Elbette bu ilim her zaman ilerleme ve tekâmül halindedir. Ama bununla birlikte bilinmeyenler ile mukayese edildiğinde hiçbir şekilde ...
  • Yüzüğün kaşını avuç içine döndürmenin (çevirmenin) kaynağı nedir?
    10780 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/11/13
    Bu konuda “Vesailu’ş-Şia” kitabında rivayet zikredilmiştir, rivayet şöyledir:Hz. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurur: “Parmağında akik yüzüğüyle sabahlayan ve hiç kimseyle görüşmeden önce yüksüğün kaşını avuç içine döndürerek “Kadir” Suresini sonuna kadar okuyup ardından “ Amentü billahi vahdehu la şerikeleh ve amentü bıserri âli muhammedi ve alaniyyetihim” duasını tilavet eden ...
  • Hicabı düzgün olamayan kadın ve kızlara bakmak insanın gelecekteki yaşamına ne gibi etkisi olabilir?
    10943 Pratik Ahlak 2011/10/29
    Genel anlamda uygunsuz tesettür ve diğer günahlara karşı kalben rahatsız olmak ve ruhen onlardan nefret etmek kendi başına beğenilen çok iyi bir ruhiyedir. Buluğ ve erginlik çağına ermiş ve özgür iradeye ...
  • Ahlâkın spordaki yeri nedir?
    14904 Pratik Ahlak 2012/02/04
    Kâmil ve evrensel bir din olan İslam, insana her yönden saadetli bir yaşamı temin etmekte, dünya ve ahiret saadetine götürecek bütün yolları göstermektedir. İslam beden sağlığına da önem verdiğinden doğal olarak insan sağlığına faydalı olan sporları onaylamaktadır.Genel ahlâkta söz konusu olupta sporda da ...
  • İslam’ın bakışında nazar değmesi ve vesveseyi etkisiz kılmak için dua yazmanın bir meşruiyeti var mıdır?
    15038 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/05/21
    İslam, fakihler ve mercilerin bakışında hastalık, nazar değmesi ve vesvese gibi sorunları gidermek için muteber ve masumlardan gelen duaları okumak ve yazmak doğru ve onaylanan bir fiildir. Yüce rehberlik makamı dua, dua yazmak ve dualarla kutsanma hakkında sorulan bir soruya cevaben şöyle buyurmuştur: Eğer dualar temiz imamlardan (a.s) nakledilmiş ...
  • Ziyaeret-i aşura’nın metni ve senedi hakkında bir açıklama yapar mısınız?
    10643 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/01/01
    Bu ziyartnanemenin asıl kaynağı iki kitaptır: Birincisi (hicri kamerinin 348. Senesinde vefat eden) Cafer b. Muhammed b. Kuvluviye’i Kumi tarafından kaleme alınan “Kamilu’z - Ziyarat” adındaki kitaptır. Diğeri (hicri kamerinin 385 ve 460. Senelerde yaşayan) Şeyh-i Tusi tarafından kaleme alınan “Misbahu’l - Müçtehit” ...

En Çok Okunanlar