Gelişmiş Arama
Ziyaret
9236
Güncellenme Tarihi: 2010/03/13
Soru Özeti
Neden hikmet-i meşşa eşyayı birbirine zıt, ama hikmet-i mütealiye teşkik-ül vücud (varlığı dereceli) olarak kabul ediyor?
Soru
Neden hikmet-i meşşa eşyayı birbirine zıt, ama hikmet-i mütealiye teşkiki (dereceli) olarak kabul ediyor?
Kısa Cevap

Bu mesele filozofların bakış açılarına ve onların varlık felsefesi ekollerine bağlıdır. Meşşa filozoflarına ait olduğu söylenen ve ‘vücud ve mevcudun çokluğu’ diye bilinen görüşün özeti şudur: Varlıkların çokluğu inkar edebilecek bir şey değildir. Bu yüzden onların her biri kendilerine has varlıklar olacaklardır. Varlık gerçeği bileşik olmadığı için her varlık başka bir varlıkla tüm zatıyla zıttırlar.

Ama hikmet-i mütealiyeye göre bu ekol kabul edilemez. Onların ‘Çokluk olduğu halde vahdet’ görüşünü kabul ederek varlıkların gerçeğinin, hem birbirleriyle vahdet ve iştirakleri olduğuna hem de birbirlerinden farklı olduklarına inanırlar. Ama onların ‘iştirak yönü’yle ‘imtiyaz yönü’ varlığın zatında terkip oluşturmaya veya onu cins ve fasl (ayırım) diye analiz etmeye neden olacak şekilde değildir. Aksine onların farklılık yönleri şiddet ve zaafa göredir. Nitekim zayıf ışıkla kuvvetli ışığın farkı onların şiddet ve zayıflığına bağlıdır. Yani kuvvetlilik, kuvvetli ışıkta ışığın dışında bir şey veya zayıflık zayıf ışıkta ışığın dışında bir şeydir manasında değildir.

Ayrıntılı Cevap

Bu görüşün Meşşa filozoflarına ait olduğu şüphelidir. Üstad Mutahhari Şerh-i Manzume’de şöyle diyor: ‘Bu görüş Eşaire mütekellimlerinin arasında ortaya çıkmış ve muhtemelen bazı Meşşa hekimlerinin sözlerinde de görülmüş olabilir. Ama Farabi gibi Meşşa hekimleri, özellikle Meşşaların reisi olan İbn-i Sina böyle bir şeyden bahsetmemiştir; zira vahdet-i vücut konusu varlığın asil oluşu görüşünün bir kolu olduğu gibi varlıktaki çokluğun özdeki zıtlıktan kaynaklandığı konusu da varlığın asilliği meselesinin bir koludur; yani, önce o mesele onlar için söz konusu olmalı ve onu halletmeliler ki, bu meselede söz konusu olsun. Onlar için varlığın asilliği konusu söz konusu değildi. Bu mesele Farabi ve İbn-i Sina’dan sonra ortaya atılmıştır.’[1]       

 

Her halükarda Meşşa filozoflarına intisap edilen bu görüşe göre onlar, varlığı asıl olarak kabul ederler. Ama her varlık başka bir varlıktan tüm zatıyla ayrı ve zıttır derler. Yani, eşyanın mahiyetinin olmasının dışında bu mahiyet itibarı ile çeşitli kategorilere girerler ve bu kategoriler itibarıyla da birbirleriyle iştirak yönleri (eğer bir kategorinin içinde olsalar) ve imtiyaz yönleri (eğer birkaç kategorinin içinde olsalar) vardır. Varlık yönünden ise bütün eşya tüm zatlarıyla birbirleriyle zıttırılar; yani varlıkların hiçbir şekilde iştirak ve benzerlikleri yoktur. Varlıkların birbirlerine göre olan nispetleri, kategorilerin birbirleriyle olan nispetleri gibidir. Örneğin, nicelik kategorisi ile nitelik kategorisi hiçbir şekilde birbirleriyle iştirak yönleri yoksa (ve bu yüzden iki ayrı kategoridirler) bir varlık başka bir varlıkla aynı durumdadır.  

 

Meşşa filozofların açısından varlıkların gerçeği birkaç durumun dışında değildir. Ya onların tümü bir türün bireyleri gibi bir hakikatin bireyleridirler, ya bir cinste müşterek olmaları gibi çeşitli türleri vardır veya hiç iştirak yönleri yoktur ve tüm zatlarıyla birbirlerine zıttırlar. Bu üçüncü şık meşşa filozoflarının görüşüdür, diğer iki şık onlara göre batıldır.

 

Birinci şıkkın batıl olmasının nedeni şudur: Böyle bir şeye inanırsak o zaman  varlık tümel nitelik olur ki, belirleyici arazların eklenmesiyle çeşitli bireyler haline gelir. Ama burada yine arazlar hakkında, ‘onlarda varlıktırlar’ diye aynı soru karşımıza çıkmaktadır ve faraza bütün varlıklar birer hakikat iseler öyleyse nasıl bir taraftan arazla ma’ruz arasında, diğer taraftan arazların kendi arasında farklılıklar olur ve onların farklılıklarıyla varlığın farklı bireyleri meydana gelir?

 

Başka bir deyişle onlar şuna inanmaktalar: Gerçek varlıklar arasında iştirak varsa bu iştirak ya bütün zattadır, o zaman bu varlık, çeşitli bireyleri olan bir tür sayılır veya iştirak zatın cüzündedir, o zamanda varlık, çeşitli türleri olan bir cins sayılır ki, her iki durumda da batıldır.

 

İkinci şıkkın batıllığı ise şöyledir: Bu görüşe göre varlığın gerçeği iştirak ve imtiyaz yönünden terkip olmuştur, yani, cins ve fasıldan oluşmuşturlar. Böyle bir şey ise varlığın bileşimsizliği ile bağdaşmaz.

 

Demek ki, meşşa filozoflarına göre varlıklar (objeler) tüm zatlarıyla birbirlerine zıttırlar.

 

Hikmet-i Mütealiye’de Varlık

 

Hikmet-i mütealiye filozoflarına göre, bütün objektif gerçeklerden varlık mefhumu olan tek bir mefhum çıkar. Birçok gerçekten çıkarılan bu tek bir mefhum, bu tek mefhumun çıkarılmasının kaynağı olan varlıklar arasında gerçek bir iştirak noktasının olduğuna delildir. Eğer dış varlıklar arasında vahdet ciheti olmasaydı böyle tek bir mefhum onlardan çıkarılamazdı. Öte yandan onlara göre varlığın gerçekleri arasında illi ve maluli bir ilişki vardır. Hiçbir varlık illetler ve malullar silsilesinin dışında değildir. Binaenaleyh, bütün malullar var edici illetlere ve sonunda kendisinin dışında her şeye varlık veren Allah-u Teala’ya göre bağlıdırlar hatta bizzat bağlılıkla özdeştirler. Ve bütün varlıklar ilahi varlığın cilveleri olup kendi mertebelerine göre şiddet, zaaf, öncelik vs. vardır.

 

Buna göre varlık aleminin tümünü gerçek varlıklar silsilesi teşkil etmektedir ki, her halka bir üst halkaya bağlı olup, aşağı mertebe bir yukarı mertebeden varlık mertebesine göre daha sınırlı ve zayıftır. Allah’ın varlığının dışında bütün varlıkların istiklalini reddeden bu varlık bağı, gerçek varlıkta ve tabii olarak varlığın asıllığı esasına göre açıklanması mümkün olan özel bir birliği ifade eder.

 

Kısacası, ‘çokluk olduğu halde vahdet’ diye bilinen teze göre, varlıkların hem birbirleriyle vahdet ve iştirakleri vardır, hem de ihtilaf ve imtiyazları. Fakat onların iştirak ve imtiyaz yönleri varlığın zatında terkip oluşturmaya neden olacak veya cins ve fasıl manalarına tahlil edilebilecek türden değildir; aksine onların imtiyazları şiddet ve zaaflarına dönmektedir. Nitekim güçlü ışığın zayıf ışıktan farkı onların şiddet ve zayıflığına göredir. Yoksa güçlü ışığın gücü ışıktan başka bir şey veya zayıf ışıktaki zayıflık ışıktan başka bir şeydir demek değildir. Aksine güçlü ve zayıf ışıklar ışıktan başka bir şey değildirler. Ama şiddet ve zaaf yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Ama farklılıklar onların arasında müşterek olan ışık gerçeğinin terkipsiz olduğuna zarar vermez. Başka bir deyişle gerçek varlıkların farklılıkları derecelerindedir ve farklı yönleri müşterek yönlerine dönmektedir.[2]  



[1] - Murteza Mutahhari, Mecmuay-ı Asar, c.9, s.193

[2] - a.g.e. s.190 ve 205; Muhammed Taki Misbah Yezdi, Amuzeş-i Felsefe, c.1, s.338-344

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar