Gelişmiş Arama
Ziyaret
11596
Güncellenme Tarihi: 2011/11/17
Soru Özeti
İbni Sina, Şeyh İşrak ve Molla Sadra görüşlerinde hayal âlemi nasıl bir âlemdir?
Soru
İbni Sina, Şeyh İşrak ve Molla Sadra görüşlerinde hayal âlemi hakkında bir açıklama yapar mısınız?
Kısa Cevap

Şeyhi İşrak şuna inanmaktadır: Misal veya hayal âlemi maddeden soyut ama eserlerinden yoksul olmayan varlığın bir mertebesidir. Yani mahsus (hissedilen) ile ma’kul (akledilen) veya madde ile mücerret (soyut) arasındadır. Bu nedenle her iki âlemin (mahsus ve ma’kul) bazı nitelik ve özelliklerine sahiptir.

Molla Sadra şöyle inanmaktadır: Hayal âlemi bedenden ve içinde bulunduğumuz âlemden ayrı ve soyut bir cevherdir. Ama soyutluğu akılsal şeklinde soyut değil, bilakis cüz’i (tikel) idraksel âlemindedir, tözsel (cevheri) bir neş’e (âlem) madde ile kaimdir. Başka bir mazhar değildir. Bağımsız ve reel (ayni) bir âlemdir ki onun reel ve ayni vücudu şuurun, idrakin ve hayalsal suretlerin kendisidir. Hazır oluşunda ve kalıcılığında (beka) cisimsel maddenin hazır (var) olmasına ve kalıcılığına bağlı değildir. Belki cisimsel madde has ve özel nitelikli bir aynaya benzer ki idrake özgün âlemde suretleri tasvir etmek için nefsi hazır konuma getirir. Bu suretleri tasvir edilebilmesi için nefis içiz ortam hazırlıyor.

Şeyh er-Resi İbni Sina hayal (misal ve ide) âlemini inkâr ediyor. Onun inancına göre suret, form ve miktarın maddesiz şekillenmesi imkansızdır.

Ayrıntılı Cevap

Hayal âlemi (his ve hissi idrak merhalelerinden olan) hayal yetisinden farklıdır. Hayal yetisinde ve onun tarifinde kimsenin ihtilafı yoktur. Ama hayal âleminin tarifi konusunda meşşa’a (Arısto takipçileri) ve işrak ekollerin (Eflaton takipçileri) arasında ihtilaf var. Yani aslında filozoflar batini ve içsel yeti olup her kes tarafından kabul görülen hayali suret ve hayal yetisinin yanı sıra misal veya hayal âlemi isminde bir şeyden bahsediyorlar.

Bu mukaddimeden sonra Şeyh İşrak, İbni Sina ve Molla Sadra perspektifinden bu alemi konu edip hakkında bir açıklama yaparız.

Şeyhi İşrak Anlayışında Alemi Misal:

Şeyhi İşrak (Şahabuddin Suhreverdi) şöyle inanmaktadır: Varlık sisteminde Meşşailerin de kabul gördükleri akıllar (ukul), nefisler (nufus) ve cisimler (ecsam) âlemlerinin var olmasının yanı sıra başka bir âlemde vardır. Bu âleme âlem-i misal, âlemi hayal ya müsül-i (suretler) muallâka denilmektedir.

O şöyle der: Hayal veya Misal âlemi, varlık ve vücud âleminin bir mertebesidir. Bu mertebe maddeden soyut ama eserlerinden soyut değildir. Yani mahsus ile ma’kul veya soyut ile madde arasında var olan bir âlemdir. Bundan dolayı her iki âlemin (madde ile ma’kul) bazı nitelik ve özelliklerini taşımaktadır. Berzahi veya misali bir varlık nicelik ve nitelik, hakeza konum (vez’a) ve diğer arazlar gibi özelliklere sahip olmasıyla birlikte maddeden soyut bir varlıktır.[1]

Şeyh-i İşrak şöyle inanmaktadır: Mahsus ve cisimsel âlemden ma’kul âlemine bir vasıta âlem olmaksızın direk geçmek imkânsızdır. Dolayısıyla bu iki âlem arasında başka bir âlemin var olması zorunlu ve bu ikisinin arasında yer alan âlemin kendisi hem mahsus âlemin bazı özelliklerini hem ma’kul alemin bazı özelliklerine sahip olmalıdır. Arada olan bu âlemi “misal” veya “hayal” âlemi olarak isimlendiriyor. Epistemolojik bağlamda var olan mertebelerden hissi idrak ile akli idrak arasında yer alan hayali idrake tekabül ediyor. Yani Şeyh İşrak (Suhreverdi) hayali suretleri “kaim-i bizat” (zatıyla kaim) şeklinde olduğunu kabul eder. Bu suretleri mekâna sahip ve suveri muntabia (nefiste tecelli etmiş ve onunla kaim olan) türünden değildir. Belki bu suretleri nefisten ayrı dış âlemde mevcut olduğunu söyler. Ona göre hayali suretler ne zihin âleminde ne dış âlemindedir. Belki dışsallığa sahip olan misal veya hayal âlemindedir.[2] Başka bir ifadeyle; hayali suretler mevcuttur ve tahakkuk etmiş, ama ne âlem-i ayinde (dışsal âlemde) ne âlemi zihindedir. Bu suretler ukul âleminde (akıllar âleminde) de değildir. Zira âlem-i ukulda boyut, nicelik ve nitelik yoktur. Dolayısıyla hayli suretlerin başka bir yerde var olduğunu söylemek lazım ki o da âlem-i misal veya ayrı bir âlemdedir.

O hayal âlemine vücut bağışlayan illetinin de ukuli arziye (ensel akıllar) ile isimlendirilen ukuli mütekafie olduğunu söyler. Misal âleminde tözsel (cevher) suretler temesül (şekil) kabul etmiş ve farklı şekillerde zuhur bulmuştur. Zira misal veya hayal âleminde farklı şekil veya farklı mahiyetlerin tözsel fiiliyeti vahdeti şahsiyesine zarar vermez. Örneğin bireylerden bir grup tarihsel bir kimsenin kişiliği hakkında araştırmaya koyulduğunda bütün bu gruptaki fertlerin o kimsenin şahsiyeti hakkındaki tasavvurları farklıdır. Ama burası kesindir ki bütün bu fertler tek ve muayyen bir kişi hakkında konuşur ve onların bu kişi hakkındaki farklı tasavvurları bu kişinin vahdeti şahsiyesine bir zarar vermiyor. Dolayısıyla bir şeyin farklı suret ve şekilleri o şeyin vahdeti şahsiyesiyle tezat teşkil etmiyor. Bu nedenle bir şey farklı şekil ve suretlere bürünebilir.[3]

Molla Sadra Anlayışında Alemi Misal:

Molla Sadra şöyle diyor: Hayal müşterek hissinden farklıdır. Zira hayal suretlerin bekçisidir. Müşterek his ise suretleri kabul eden yetidir.

Molla Sadra’nın düşüncesine göre hayla âlemi bedenden ve bu âlemden ayrı bir âlemdir. Ama akıldan ayrı bir âlem değildir. cüz’i idraksal âleminde bir varlık ve tözsel bir neş’e (alem)dir. Madde ile kaim ve başka bir mazhar değildir. Bağımsız ve dışsal bir âlemdir. Onun bu dışsal ve ayini vücudu, şuurun, idrakin ve hayali suretlerinin aynısıdır. Var oluşu ve kalıcılığında (beka) cisimsel maddenin var (hazır) olmasına muhtaç değildir.

 Belki cisimsel madde has ve özel nitelikli bir aynaya benzer ki idrake özgün olan âlemde suretleri tasvir etmek için nefsi hazır konuma getirir. Bu suretleri tasvir etmek için nefis için ortam hazırlıyor.[4]

Dolayısıyla bu âlem doğal (tabiat) ve hareket âleminin haricinde bir âlemdir. Molla Sadra azap ve sevap, mükâfat ve ceza, yeninden diriliş ve barzahı buna döneceğine inanıyor. Sadraya göre munfasıl (ayrı) hayali bir cihetle (bir anlamda) misal âlemidir. (Şeyhi işrak anlayışında) muttasıl (bitişik) hayal karşısındadır.[5]

İbni Sina Anlayışında Misal Alemi:

Müslüman filozoflar içerisinde Meşşa mektebine mensup filozoflar özellikle Şeyh-u er-Reis ibni Sina hayal âlemini (misal) inkâr ediyorlar. O şöyle inanıyor: Suret, şekil ve miktarın madde olmaksızın tahakkuk bulması imkânsızdır.

Şeyh-u er-Reis “ilahiyat necat” adlı eserinde şöyle yazıyor: Sureti cimsiye, sureti cimsiye olma itibariyle farklılığı ve ihtilafı kabul etmez. Dolayısıyla onlardan bir kısmı medde ile kaim (var) olsun bir kısmı da kaim olmasın. Zira mahiyet cihetiyle hiçbir şekilde ihtilafa sahip olmayan tek tabiat vücut zarfında ihtilafı kabul etmesi muhaldir. Çünkü tabiatı tek olan bir şeyin vücudu da tek olacaktır. Diğer taraftan bu tabiat ve “suret cimsiye” üç hallet şeklinde tasavvur edilmesi mümkündür; ya madde de olmalı ya madde de olmamalı veya onun bir kısmı madde de bir diğer kısmı da madde dışında olmalı. Ama onun bir kısmı madde de ve bir diğer kısmı madde dışında olma faraziyesi imkânsızdır. Zira onu hiç ihtilafsız ve tek bir hakikat şeklinde tasavvur etmiştik. Buna binaen ya bu hakikatin tamamı madde ile olmalı ya maddeden tamamen uzak ve biniyaz (zengin) olmalıdır. Bu hakikat tamamen maddeden biniyaz (zengin) olmadığı için netice alıyoruz ki bu hakikatin tamamı maddeye bağlı ve onunla kaimdir. [6]    



[1] İbrahim Dinani, GULAMHÜSEYN, “Şuai Endişe der Felsefei Suhreverdi”, 1379, beşinci baskı, Tahran: İntişariti Hikmet, s. 363.

[2] Kutbu Dini Şiraz, MUHAMMED BİN MESUD KAZURANİ, “Şerhi Hikmetül-İşrakiye’i Suhreverdi”, birinci baskı, Tahran: Encümen Asar ve Mefahiri Ferhengi, 1383, hazırlayan: Abdullah NURANİ ve Mehdi MUHAKKIK, s. 450.  

[3] “Şuai Endişe der Felsefei Suhreverdi”, s. 364.

[4] Molla Sadra, “el-Haşiyetü Alal İlahiyat”, c. 1, s. 138.

[5] Secadi, seyit CAFER, “Ferheng-i Istılahat-i Felsefi-i Molla Sadra”, Vezareti Ferheng ve İrşadi İslami, 1379, Tahran, s. 232-233; Mollah Sadra, “Mebde ve Mead”, Tahran çapı, tercüme: Muhammed Hüseyin Erdekani, s. 474-476.

[6] Şeyhu er-reis, ibni ,Sina, “ilahiyati Necat”, mekalei evel, fesli bencum, tercüme: Dr. Yesribi, s. 39-40.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Yanlış bilgiler bilgi sayılmadığına göre Allah doğru ve yanlış bilgileri nasıl biliyor?
    6802 Eski Kelam İlmi 2012/05/15
    İster doğru olsun ister yanlış bir şeyi bilmek onu kabul etmek manasına gelmez. Ve biliyoruz ki Allah ilmini mevcut olan doğru veya yanlışlarla elde etmiyor, O’nun ilmi zati’dir. ...
  • Akıl din ile neden çelişir?
    12716 Yeni Kelam İlmi 2010/07/24
    Akıl, insanların içsel hücceti olup kemal yolunda kendilerine rehberlik eder. Şeriat (din) ise kirlilik girdabından insanları kurtarmak ve onları insanî kemal ve saadete sevk etmek için dışsal bir hüccettir. Buna göre zahir ve batın hüccetlerin birbiriyle çatışır olması mümkün değildir. Akıl bir fenomen ve her fenomen ...
  • Öldükten sonra insan ruhu hayvan şekline mi bürünür yoksa berzahta mı kalır?
    93941 روح و نفس 2012/07/24
    Öldükten sonra insan ruhunun başka bir insan veya hayvan şekline bürünmesi reenkarnasyona inanan kişilerin görüşüdür ve bu İslam’ın bakışında yanlış ve geçersiz bir görüştür. Ruh, dünya bedeninden ayrıldıktan sonra berzah âleminde misali bedende yer edinir ve kıyametin başlamasına dek berzah hayatını sürdürür. Bazen kabir âlemi ve bazen ...
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6952 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
    14359 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba ...
  • Sehl bin Sa’d Saidi kimdi?
    9301 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Sehl bin Sa’d Ensari Saidi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tanınmış sahabelerinden olup Peygamberimiz vefat ettiği zaman 15 yaşındaydı. Onun asıl adı ‘Hazn’ idi, ama Peygamber (s.a.a) adını ‘Sehl’ diye değişti. Künyesi ‘Ebu’l Abbas’ idi. Uzun bir ömür sürdü. Medine’de ölen son sahabe olduğu söylenmektedir. Kimisi hicri 88 yılında, kimisi ...
  • Eşinin veya başkalarının verdiği hediyelerle kadına hac farz olur mu?
    6298 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/12
    Bu malların size hediye edilip sizin kabul etmenizden sonra sizin malınız olduğuna göre bunlar da sizin diğer mallarınız gibi sayılır. Sizin bu mallarla mustati (hacca gitmeye gücünüzün) olduğu farz edilmiştir. Bu yüzden sizi mustati kılacak diğer şartlar da var ise hac size farz olur. ...
  • Hawking tarafından ortaya atılan anlayış ve düşünceye göre evren kendiliğinden meydana gelmiştir. İslam’ın bu nazariye karşısında cevabı nedir?
    13720 Yeni Kelam İlmi 2012/04/02
    Sorunun birinci kısmının cevap şudur: Evvela sayıns (science) anlamında olan ilimde hiçbir önermenin % 100 kesin olduğu hükmü yoktur. Hawking tarafından ortaya atılan bu yargı ve teori de bu kaideden müstesna değildir. Medya ve basın organlarının abarttığının tam tersine bilim adımı olan bu düşünce sahibinin kendisi bile ...
  • Sermayenin humusu var mıdır?
    6247 Humusa Konu Olan Şeyler 2012/05/16
    Muhterem taklit mercilerinin sermayenin humusu hakkındaki görüşü şudur: Eğer bir kimse bir sermaye edinirse ve bu sermayenin humusunu vermesi durumunda kalan kısmıyla bir işe girişemezse ki bu sermayeyle geçinmeyi istiyorsa bu sermayenin humusunu vermeli midir? Tüm merciler (Ayetullah Vahit ve Ayetullah Safi dışında): ...
  • Vacib’ul-vucudun bütün kemallere sahip olduğunun delili nedir?
    6352 صفات واجب 2018/11/14
    Vacib’ul-vucut zaten bütün kemallere sahip olmalıdır. Zira kemallerden bir kemale sahip olmaz ise bu eksikliğe ve noksanlığa sonuç olarak ta fakirliğe yol açar, buda vacib’ul-vucut için niyazdır. Açıktır ki kemali bir varlığın sahip olmadığı kemaller varsa bu kemalleri hasıl etmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Sizin faraziyeniz; ...

En Çok Okunanlar