Gelişmiş Arama
Ziyaret
10898
Güncellenme Tarihi: 2011/07/21
Soru Özeti
Birinin insan, diğerinin ise hayvan veya bitki olmasına neden olan varlıkların yaratılışındaki farklılığın temelinde ne vardır?
Soru
Birinin insanın, diğerinin ise bitki veya havyan olarak yaratılmasına neden olan varlıkların yaratılışındaki farklılığın temelinde ne vardır? Her varlığın layık olduğu şekilde yaratılmasının anlamı nedir?
Kısa Cevap

Varlık âlemi, Allah’ın imkânlar dâhilinde en güzel şekilde yarattığı en üstün düzendir. Burada bulunan her şey ve her fenomen özel bir yer ve mertebeye sahiptir. Bu düzen bir dizi kanunlar ile idare edilip onda değişim ve dönüşüm geçerli değildir. Varlıktaki üstün düzen, mahlûklarda değişik mertebe ve farklı derecelerin olmasını gerektirir. Bu farklılık ve ihtilaflar yaratılmazlar, bilakis mahlûkların zatî gereği olarak ortaya çıkarlar ve Yüce Allah varlık ve liyakat kapasitelerine göre onları yaratır. Bu yüzden bulundukları yer neyse sadece onu kabul edebilmişlerdir.

Ayrıntılı Cevap

Bu sorunun cevabı dört bölümden teşkil olmaktadır:

1. Bu âlemin bir düzeni bulunduğu ve bu düzenin zatî olduğu hususunda bir şüphe yoktur. Aynı şekilde onun cüzleri arasında tıpkı sayıların mertebeleri gibi gerçek bir bağ mevcuttur. Sayılarda bir sayısının iki sayısından önce geldiğini, iki sayısının üç sayısından önce ve bir sayısından sonra geldiğini gözlemlemekteyiz. Aynı şekilde bir sayısı dışındaki diğer her sayı, bir sayıdan sonra ve bir başka sayıdan önce gelmektedir. Her sayı bir mertebede yer almakta ve kendi mertebesince bir takım hüküm ve eserlere sahip bulunmaktadır. Hakeza bir hadde sahip olmayan sayılar kümesi bir düzen meydana getirmektedir. Sayıların mertebelerinde bulunan bu düzen ve nizam sayıların zatından kaynaklanır. Bu zatî düzen mahlûklar arasında varlık âleminde de egemendir. Aralarında hiçbir gerçek bağ olmaksızın, sıraya dizerek ve birini diğerinin ardına koyarak Allah’ın varlıkları yaratması diye bir şey söz konusu değildir.

2. Varlık âlemine egemen olan düzen, en üstün düzendir; yani bu âlemde bulunan her şey, daha iyi tasavvur edilemeyecek derecede en güzel ve en iyi halde yaratılmıştır. Kur’an-ı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor: “O ki yarattığı her şeyi güzel yarattı…”[1]

3. Bu varlık düzenine bir dizi genel kanunlar egemendir ve Yüce Allah bu kanunlara göre varlık âlemini idare etmekte ve bu kanunlar dışında asla bir şey yapmamaktadır. Hakeza bu kanunlarda hiçbir değişim ve dönüşüm de olmaz. Nitekim Kur’an şöyle buyuruyor: “Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.”[2]

4. Bu âlemin kanunlarından bir tanesi neden-sonuç kanunudur. Bu kanun esasınca varlık düzenindeki her mevcudun bir yer ve makamı vardır. Neden-sonuç kanununun olmamasının manası, her mevcudun her şeyin yaratılma menşei olabilmesi ve her sonucun her nedenin yerine ve her nedenin her sonucun yerine gelebilmesidir. Mesela kibrit alevinin güneş aleviyle bir olabilmesidir. Oysaki bu mümkün değildir. Neden-sonuç kanunun evrene egemenliği açıkça görünmektedir. Çünkü her sonucun özel bir nedeni vardır ve her nedenin belirli bir eser ve sonucu bulunur. Evrendeki varlıkların mertebeleri toplumsal ilişkilerde yaygın olan konsensüs ve itibarî mertebeler kabilinden değildir; birisinin yöneten veya yönetilen olması arasında fark olmayışına benzemez. Evrendeki varlıkların mertebeleri gerçek ve hakiki mertebelerdir. Bu mertebeler esasınca bir koyun insan olamaz ve insan da koyun ve nebat olamaz. Burada neden biri bitki, diğeri insan ve öteki ise hayvan olarak yaratılmıştır şeklinde bir nedensellikten bahsetmenin manası yoktur. Bir cümleyle söylemek gerekirse, evrendeki varlıkların farklılıkları onların zatlarından kaynaklanır ve bu neden-sonuç düzeninin gereğidir.[3] Bundan dolayı her varlığın liyakatine göre yaratıldığı söylenir; yani Allah zatî kapasite ve istidatlarına göre eşyaları yaratır. Yaratılışta varlıklar için belirlenen derece ve makamlardan birisi, onların liyakat ve kapasitesinin cansız varlıklardan veya bitkilerden veyahut başka şeylerden olmalarıdır. Bu, toplumsal statüler (yöneten ve yönetilen) gibi değişim ve dönüşüme açık değildir. Bu statüler hendesî şekillerin özellikleri gibi varlıkların zatî hususiyetleridir. Zaviyelerin toplamının iki açıyla eşit olması üçgenin özelliğidir veya zaviyelerin toplamının dört açıyla eşit olması dörtgenin hususiyetidir, diye bir tespitte bulunduğumuzda bunun manası birisine iki açı taşıma ve diğerine de dört açı taşıma özelliğini birilerinin vermiş olması değildir. Dolayısıyla “neden üçgene zulüm etmiş ve dört açı vermemişlerdir diye bir şey söylemek veya aksini ifade etmek mümkün değildir; çünkü üçgen belirtilen özellik ve belirli kapasite dışında başka bir şey taşıyamaz. Evrendeki varlıkların mertebeleri de bu şekildedir. Cansız varlıkların gelişmemesi ve idrak etmemesi ama bitkilerin gelişmesi ve derkten yoksun olması ve hayvanın hem gelişmesi ve hem de idrak edebilmesi, her birinin varlıksal zatî mertebelerindendir. Hepsi başta bir derecedeydi ve sonra Yaratan birine gelişme ve idrak etme liyakat ve kapasitesini vermiş, bir diğerine hiçbirini vermemiş, ötekine bir boyut vermiş ve diğerine ise onu vermemiştir diye bir tespit doğru değildir. O halde Allah’ın ilkönce tüm varlıkları eşit olarak yarattığına ve sonra da bazılarını diğer bazılarına üstün kıldığına dair düşüncemiz yanlıştır. Aksine evrendeki her şeyin sadece özel bir şekilde var olabileceğini ve Allah’ın da bunu ona vereceğini söylememiz doğru olacaktır. Nitekim İbn-i Sina şöyle demektedir: Allah kayısıyı kayısı yapmamıştır, aksine onu (baştan kayısı olarak) icat etmiştir.[4] Meselenin daha aydınlanması için şu örneğe dikkat ediniz: Bir otomobil vida, küçük ve büyük düğmeler, gövde motor, tekerlek, lamba, direksiyon vb. birçok parçadan teşkil olur. Ama üretici baştan tüm eşit parçaları bir şekilde üretmiş ve sonra birini direksiyon ve diğerini tekerlek vb. karar kılmıştır tespitinde bulunmak yanlıştır. Aksine ilkönce vida, küçük ve büyük düğmeler, gövde, motor, tekerlek, lamba ve direksiyon gibi her bir parçayı ayrı şekilde üretmiş ve otomobilin işini doğru yapabilmesi için her birini kendi yerine yerleştirmiştir.      



[1] «الذی احسن کل شیء خلقَهُ», Secde, 7.

[2] «ولن تجدَ لسُنةِ تبدیلاً», Ahzab, 62.

[3] Mürteza, Mutahari, Adl-i İlahi, s. 102-107, Sadra, çap-ı 30, 1378.

[4] «وما جعل اللهُ المشمشة * مشمشةً بل أوجدها»

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar