Gelişmiş Arama
Ziyaret
7444
Güncellenme Tarihi: 2011/02/03
Soru Özeti
imam Hasan'ın (a.s.) imameti imam Hüseyin'inkinden (a.s.) önce oluşu, imam Hasanın vücutsal olarak daha üstün olduğuna delil olabilir mi?
Soru
imam Hasan ile imam Hüseyin aynı zamanda yaşadılar ve ilkin imam Hasan imam oldu. Acaba bu, imam Hasanın (a.s.) daha üstün olduğuna delil olabilir mi? İmam Ali hakkındaki durum nasıl? Bir imamın bir diğer imamdan daha üstün olduğuna dair her hangi muteber bir rivayet var mıdır? Lütfen imamların vücutsal üstünlüğü hakkında da bir açıklama yapınız. Acaba imamların bir diğerinden farklı olmaları, onların vücutsal bakımından önceliklerinin aynısı mıdır?
Kısa Cevap

Masum (a.s.) olan on dört kişinin tümü tek bir nurdan yaratılmışlardır. Vücutsal bakımdan ve tekvini vilayet makamına sahip olma açısından birdirler. Her bir imamın (a.s.) imamlığı ilahi emir ve ilahi seçimle gerçekleşmiştir. Eğer rivayetlerde bir imamı bir diğer imamdan farklılaştıracak bir özellik ve bir ayrıcalık bulunuyorsa, bu şundan kaynaklanmaktadır: her bir masum imam (a.s.) içinde yaşamış olduğu zamanın şartlarına uygun en iyi davranış ve yöntem insanların gözleri önüne sergilemiş ve ilahi isimlerin ve ilahi sıfatların cilvelerinden bir kısmını fiiliyata geçirmiş olmasıdır. İmam Ali (a.s.) kendi dönemindeki hâkim olan şartlara uygun bir şekilde davranışlarda bulunmakla emr olunmuş. İçinde bulunduğu zamanın şartlarına uygun ilahi isim ve sıfatlarına mazhar olmuş. İmam Hasan, imam Hüseyin ve diğer imamlar da kendi dönemindeki şartlara uyumlu bir şekilde ilahi isim ve ilahi sıfatlara mazhar olmuşlar.   

Ayrıntılı Cevap

İlkin şu noktanın bilinmesi gerekir ki, imamet ilahi bir ahit ve ilahi bir sözleşme ve onun emri ve onun seçimiyle sabitleşiyor. Peygamberin tayini Allah tarafından olduğu gibi imamın tayini de Allah tarafından olmalıdır. Birçok rivayetlerde İslam peygamberi (s.a.a.) kendi halifelerinin sayısını ve isimlerini beyan etmiştir.

Örneğin bazı rivayetlerde peygamber (s.a.a.) şöyle buyurmuş: "benden sonraki imamlar on iki kişidir. Bütün bunlar Kureyşi'dirler". [1] Bu on iki kişinin tek tek ismini imamet makamı sırasına göre beyan etmiş. [2]

Dolayısıyla imam Hasan ve diğer imamların (a.s.) imameti Allah tarafından belirlenmiş ve peygamber (s.a.a) vasıtasıyla insanlara iblağ edilmiş. Her bir imam da kendisinden sonraki imamı insanlara ilan ediyordu. İmam Ali da (a.s.) kendinden sonraki imamı, yani imam Hasan'ı kendi vasisi ve kendisinden sonraki imamı olarak insanlara tanıttı. [3]

Ama neden imam Hasan(a.s.) ikinci imam ve imam Hüseyin (a.s.) üçüncü imam oldu? Sorusuna gelince şöyle denilmesi mümkündür: imam Hasan (a.s.) imam Hüseyin'e oranla daha yaşlı olduğu içindir olabilyor. Yoksa bütün imamlar (a.s.) tek bir hakikattirler ve ayni nurdandırlar. Ehli beyt İmamlarının (a.s.) tek bir nurdan oldukları birçok rivayette açık bir şekilde vurgulanmış. Bazı rivayetlerde "ali aba" olarak biline beş kişi bazı rivayetlerde de bütün imalar aynı nurdan olduklarına tasrih edililmiş. Örneğin Allah u Teâlâ peygamber efendimiz Hz. Muhammed'e (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "ey Muhammed! Ben Ali'yi, Fatma'yı, Hasanı Hüseyni ve imamları tek bir nurdan yaratım". [4]

Elbette bir imamı (a.s.) bir diğer imamdan (a.s.) farklılaştıran; özellikle imam Hüseyni (a.s.) diğer imamlardan farklılaştıran rivayetler söz konusudur. İmam Ali'yi (a.s.) diğer imamlardan farklı olduğunu ve üstünlüğünü belirten aşağıdaki rivayet gibi; imam Sahdık (a.s.) şöyle buyurdu: "... ilkimiz, en faziletlimiz ve üstün olanımız Allahın resulünden (s.a.a.) sonra Ali (a.s.) dir". [5] Başka bir rivayette de imam Hüseynin (a.s.) yapmış olduğu işin (kıyamın) değerini belirtmek ve o işin korunmasını garanti altına almak için imam Hüseynin (a.s.) türbetini (içinde yattığı toprağı) kutsal kılmış ve birçok hastalıklar için şifa kaynağı olduğunu açıklamış. [6] (Bu imam hüseynin (a.s.) yapmış olduğu kıyamın mükâfatıdır bir anlamda). Bu mükâfatın değeri, İslam fıkhının, toprağın yenmesinin haram olduğunu söylediğini dikkatte aldığımızda daha net bir şekilde anlaşılıyor. Yani İslam fıkhına göre toprağın yenmesi haramdır. Ama aynı islam fıkhı hz Hüseynin (a.s.) içinde yattığı toprağı şifa niyetiyle bir az yenmesini sakıncalı görmemektedir. Yani imam Hüseynin (a.s.) içinde yattığı toprağın hükmü Onun yapmış olduğu o büyük işin (kıyamın) korunmasını garanti altına alınması için, diğer toprakların hükmünden müstesna etmş. [7]

Ama bu rivayetler bir imamın (a.s.) vücüdsal bakımından bir diğer imamdan üstün olduğuna delalet etmiyor. Kesin bir şekilde bu farklılık imamların (a.s.) tekvini velayet (velayet-i tekvini) [8] makamında bir birinden farklı olduğundan kaynaklandığını söyleyemiyoruz. Her ne kadar sübut makamında bu farklılığı kabul etmek mümkün ise de, Ancak bizim söylemek istediğimiz şudur: ispat makamında bu konuyla ilgili açık ve net bir delil sunmak zordur. Ama bu kadarı kesindir ki, bütün masumlar (a.s.) bir nurun cilveleridirler. Hepsi tekvini vilayetin vermiş olduğu yetiye sahiptirler. Onlardan hangisi bir diğerinin yaşamış olduğu zamanda yaşamış olsaydı o zamanda yaşamış olan imamın (a.s.) yaptığının aynısını yapardı. Zira onlar insanlar için en kâmil örneklerdirler. Dolayısıyla içinde bulundukları şartlarda en uygun ve en yakışır davranışı ve yöntemi insanların gözleri önüne sergilemelidirler. Savaş döneminde sulh etmemeleri;  İmam Hüseynin (a.s.) gibi, sulh döneminde de savaş gerçekleştirmemeleri; İmam Hasan ve diğer imamlar (a.s.) gibi gerekiyor. [9]

Başka bir beyanla bütün imamlar (a.s.) ilahi isim ve sıfatların en kâmil cilvesidirler. Bununla birlikte zamanın kendisine has olan şartları ve özellikleri, her birisinin ruhani ve manevi boyutlarının bir veya bir kaçının fiiliyata geçmesiyle, her birisinin ilahi isimlerin birisine mazhar olmasına, dolayısıyla her zaman onların sahip oldukları vücutsal boyutlardan birisinin tecelli, zuhur ve has bir cilveye sahip olmasına neden olmuştur. [10] Öyle ise anlaşılan şu ki, imamlar (a.s.) arasındaki farklılık, her zamanın kendisine has şartlarına uygun her birisinin ilahi isim ve sıfatlarından bir kısmını fiiliyata geçirmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun ötesinde onlar arasında her hangi bir farklılık söz konusu değildir.

Netice itibariyle : on dört masumların (a.s.) hepsi tek bir nurdan yaratılmışlar. Vücut ve tekvini velayet makamına sahip olma noktasında farksızdırlar. Her birisinin imamlığı Allahın emriyle olmuştur. Eğer hadislerde her hangi bir imamın (a.s.) bir diğer imamdan daha farklı ve daha üstün olduğu söylenilmiş ise, bu her imamın kendi dönemindeki şartlara uygun hareket ettiklerinden kaynaklanan bir duruma işaret etmekte olduğu anlamındadır. Zira her imam kendisinin içinde yaşadığı şartlar ve ortama uygun gerekli olan en uygun davranışı ve yöntemi sergiliyordu ta ki, insanlar için örnek olsunlar. Hakeza her birisi içinde bulundukları şart ve atmosfere uygun ilahi isim ve sıfatlarının bir boyutunu fiiliyata geçiriyor ve ona mazhar oluyordu. İmam Ali (a.s.) kendi dönemindeki şartlara uygun davranışta bulunmakla emr olunmuştu. Böylece kendisi kendisinin içinde yaşadığı zamana has ve o zamana uygun olan ilahi isim ve sıfatların tecelli ve zuhur bulmasına mazhar olmuştur. İmam Hasan, imam Hüseyin ve diğer imamlarda (a.s.) kendi zamanlarına uygun davranışlarla emr olunmuşlardı. Dolayısıyla her birisi içinde bulunduğu şartlara uygun davranışlarda bulunmak ve o şartlara uygun yöntem sergilemekle yükümlü idiler. Bu nedenle her birisi kendisinin içinde bulunduğu zamana has ve o zamana uygun olan ilahi isim ve sıfatların tecelli ve zuhur bulmasına mazhar olmuşlar. [11]

Konuyla alakalı daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kaynaklara (nemayelere) müracaat ediniz:

1-   Hücetu'l- İslam Kasım TURHAN, "nigeriş irfani, felsefi ve kelami bı şahsiyet ve kıyam imam Hüseyin (a.s.) " Kum: intişarat-i çılçırah. 0

2-   "zendegi name imam Hüseyin (a.s.)" sual: 1907 (sayt: 3981).

3-   "vijegihayi imam Ali (a.s.)"; sual: 5577 (sayt: 5855).

4-   "vechullah buden imam ali (a.s.)"; sual: 8680 (sayt: 9850).

5-   "inhisar-i imamet der nesli peygamber"; sual: 10209 (sayt: 10148).


[1] MECLİSİ, Muhammed Bakır, " biharu'l-envar ", c. 36, s. 322, müesesetü'l-vefa, Bayrut /Lübnan, 1404 kameri.

[2] A.g.e., s. 321-325.

[3] Nemaye: " inhisar imamet der nesl-i peygamber ", soru: 10209, (sayt: 10148).

[4] " biharu'l-envar ", c. 36, s. 223 ve 283.

. [5] A.g.e. c. 1, s. 229

[6] A.g.e. c. 44, s. 221.

[7] " Tevziü'l-mesail (el-mahaşi lil imam el-Humeyni) ", c. 2, s. 598; mesele, 2628.

[8] Tekvini vilayet Allah'ın tekvini izniyle insan nefsinin varlık âleminin maddesinde tasarruf etme yetisi ve kudretine sahip olması anlamındadır. Başka bir beyanla tekvini vilayete sahip olan bir kimse himmetinin olduğu alanının ötesinde (yani iç dünyasının ötesindeki dış âlemde) kendi himmeti ve azmiyle bir şeyi yaratıyor anlamındadır. Bu esasa binaen masumlar (a.s.) tarafından gösterilen mucizelerin bütünü ve evliyalar tarafından gerçekleştirilen bütün kerametler bu vilayet sayesiyle gerçekleştirilmişlerdir. (TURHAN, Kasım, " nigeriş irfani, felsefi ve kelami bı şahsiyet ve kıyam imam Hüseyin (a.s.) ", s. 109, Kum: intişarat-i çılçırah, çapı el-hadi, çap-ı evel, 1388 şemsi).    

[9] A.g.e., s. 106- 107 ve 139.

[10] A.g.e., s. 106.

[11] Bu konuyu Kasım TURHAND 8. Dip notta adı geçen yapıtında geniş bir şekilde ele almış. Daha fazla bilgi edinmek için bu kitabın 106. Sayfadan sonrakine müracaat ediniz.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Doktor ve hasta arasındaki karşılıklı haklar İslam şeriatı esasınca açıklanabilir mi?
    8909 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/03/12
    Bir açıdan ilahi hükümler iki kısma ayrılır. A. İmzasal hükümler; B. Tesise dayalı hükümler. İmzasal hükümler, İslam’dan önce geçmişi olan, ama İslam’ın bir takım ıslahatlar yaparak imzaladığı hükümlerdir. Birçok muamelat türü bu kabildendir. Tesise dayalı hükümler ise daha önce bir geçmişi olmayan, İslam’ın ibdası olan hükümlerdir; birçok ...
  • Günahın hakikati nedir. Ve günahın insan ruhunda etkisi nedir?
    12597 Pratik Ahlak 2008/04/10
    Bu sorunun cevabını dört bölümde inceleyelim;1 Günahı Hakikati:Günah: sözlük manasıyla isyan demektir. Baş kaldırma, hata, Mevla’nın emir ve yasaklarına muhalefet etmek manalarına da gelmektedir.Günah işleyen kul şehvetini ...
  • Peygamber Efendimizin, Ebu Bekir Ömer ve Osman’la akrabalık kurması ve İmamların Çocuklarına onların İsimlerini koymaları onlardan razı olduklarına delalet etmez mi?
    70177 Eski Kelam İlmi 2011/08/16
     Her evliliğin gerçekleşmesinde çeşitli nedenler olabilir ve evlilik iki ailenin bakış açısı, fikri yapısı veya inanç yapısının müşterek olduğu ve bir fikri ayrılık olmadığı anlamına gelmez. Buna ek olarak mümkündür iki insanın belli bir zaman diliminde birçok konuda ortak ve uyumlu noktaları olsun ve bir müddet ...
  • Gıybeti edilen bireyden rıza almadan tövbe edilebilir mi?
    9397 درمان رذائل اخلاقی 2014/05/20
    Gıybet kul hakkı olması nedeniyle iki merhalede başta gıybet edilenden rıza alınmalı ve sonrada Allah nezdinde bu günahtan dolayı tövbe edilmelidir. Ama gıybeti edilen bireyden herhangi bir nedenden ötürü rıza almak mümkün değilse veya ona bunu söylemek daha büyük bir probleme yol açacaksa böyle bir durumda masumların ...
  • Neden Kur’an sizler kadınlarınızı dövebilirsiniz diye buyurmaktadır?
    9450 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/22
    Kur’an’da tavsiye edilmiş üçüncü taktik (öğüt verme ve yataktan uzaklaştırmadan sonra) hakkında, ilk bakışta insan, istediği şekilde kadına davranması ve yumruk, tokat ve tekmeyle onu teslim alması için İslam’ın erkeğe imkan tanımak istediği sanısına kapılabilir. Oysaki durum asla bundan ibaret değildir. Kadınların isyan etmesi, vazife ve sorumluluklarına sırt çevirmede ...
  • Hikaye, tatmin, mizac ve sadık rüyalar hangi tür rüyalardır? Bu konuda rivayet var mıdır?
    7562 Teorik İrfan 2012/04/11
    Rüyalarda hikaye, tatmin ve mizac deyimleri[1] bizim (Şia) rivayetlerde gelmemiştir. Ama yalan rüya veya perişan rüyanın tersi olan sadık rüya rivayetlerde görülmektedir. Konunun anlaşılması için belirtelim ki uyku sırasında insanın nefsi dış dünyayla meşgul olmadığı için kendi alemine yönelmektedir; ve nefs, maddi ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    7660 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/04/21
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Melekler Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bilmekteydiler?
    13686 Tefsir 2011/06/20
    Meleklerin Âdem’in yaratılmasından önce Âdem’in bozgunculuk çıkaracağını nerden bildiği hususunda bir takım ihtimaller beyan edilmiştir:1. Lavh-i Mahfuz kanalıyla Âdem’in zürriyetinin yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağı ve kan akıtacağı öğrenilmiştir. 2. İlahi haberler yoluyla öğrenilmiştir.3. Bu konu gerçekte meleklerin öngörüsüydü; çünkü onlar insanın bir takım tabii çelişkiler taşıyan toprak ...
  • Kur’an’da hayat ve ölüm kelimeleri kaç defa geçmiştir?
    16746 Kur’anî İlimler 2010/07/28
     “Hayat” yaşayış anlamındadır ve mevt de onun karşıt anlamıdır. Hayat ve mevt her ikisi de Allah’ın yaratıklarındandır. Kur’an şöyle buyuruyor: “Hanginizin daha iyi davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O, üstündür ve çok bağışlayandır.”[1] ...
  • Neden-Sonuç Konusunda Mutezile İle Şia’nın Bakışı Arasındaki Fark
    8079 Eski Kelam İlmi 2011/04/21
    Allame Tabatabai insanların filleri ve Yüce Allah ile olan irtibatı konusunda Mutezile mensuplarının görüşüne işaret etmiştir. Onlara göre insan muhayyerdir. Bundan ötürü insan fiillerinin öznesi sadece kendidir ve başka bir ilk neden yoktur. Bu grup, insan fillerinin öznesini Allah bilmemiz durumunda bunun cebri gerektireceğini düşünmüştür. Allame ...

En Çok Okunanlar