Gelişmiş Arama
Ziyaret
15349
Güncellenme Tarihi: 2010/05/04
Soru Özeti
Ehl-i Sünnetin Şia olabilmesi için nasıl bir akideye sahip olmaları gerekir?
Soru
Ehl-i Sünnet, kendilerinde ne gibi değişimler yapmalı ve nasıl bir akideye sahip olmalılar ki Şia olabilsinler?
Kısa Cevap

Şia ile Ehl-i Sünnet, itikat ve dinin füru’unda müşterek yönleri çok olan mezheplerdendir. Bazı yönlerden ise farklılıklar vardır. Şia ile Ehl-i Sünnet’in arasındaki asıl fark Resulullah’ın (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine bakış açıları ve inançlarıdır. Ehl-i Sünnet’in Şia olabilmesi için Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine olan inançlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Çünkü Şia, Masum İmam (a.s) için, peygamberlik ve vahiy meselesi dışında Peygamberin (s.a.a) bütün yetki ve işlerine sahip olduğuna inanmaktadır. Masum İmam’ın (a.s), Allah tarafından seçildiğine, dini mercii (dinin açıklayıcısı, koruyucusu ve Kur’an’ın ayetlerinin müfessiri), Allah’ın istediği yerlerde tekvini velayete ve alemde tasarruf kudretine sahip olduğuna, siyasi mercî, toplumsal konularda en üstün rehber, yargı makamına sahip ve en bilgin kimse olarak kabul etmekte ve Ona tam itaati kendisine vacip bilmektedir. Ama ne yazık ki başka mezheplere mensup olanların inançları böyle değildir. Ehl-i Beyt ve Masum İmamlara (a.s) karşı yalnız onları sevmek ve güvenilir olduklarını kabul etmekle yetinmekteler.

 

Halbuki, ‘İmam ve Ehl-i Beyt’e sevgi beslemenin yanında tam bir itaatin gerekliliği de Ehl-i Sünnet kardeşlerin kabul ettiği rivayetlerin öğretilerindendir.

 

İşte Şii ile Sünni’nin ayrıldığı temel nokta budur. Yani Şia ve Ehl-i Sünnetin arasındaki fark onların imamet meselesine olan bakış açılarından kaynaklanmaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Şia ile başka mezhepler arasındaki asıl fark Resulullahın (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine bakışları ve inançlarından kaynaklanmaktadır. Burada Şia’nın imamet meselesi hakkındaki inançlarına işaret ediyoruz:

 

1- Şia, isimleri Peygamber Efendimizin (s.a.a) hadislerinde gelen[1] On iki imamı (a.s) her türlü hata, günah ve unutkanlıktan masum olarak kabul etmektedir.  

 

2- Şia, Masum İmam (a.s) için, vahiy ve peygamberlik dışında Peygamberin (s.a.a) bütün yetki ve işlerine sahip olduğuna inanmaktadır.

 

3- Şia, Masum İmam’ın (a.s), dini mercii (dinin açıklayıcısı, koruyucusu ve Kur’an’ın ayetlerinin müfessiri) olduğuna inanmaktadır.

 

4- Şia Masum İmam’ın (a.s), Allah’ın izni ile ve imametlerini ispat etmek için tekvini velayete ve alemdeki olaylara tasarruf etme kudretine sahip olduğuna inanmaktadır.

 

5- Şia, Masum İmam’ın (a.s), siyasi mercî, toplumsal konularda en üstün rehber, yargı makamına sahip olduğuna inanmakta ve Ona tam itaati kendisine vacip bilmektedir.

 

6- Şia, Masum İmamı (a.s), ilmi konularda en bilgin kimse olarak kabul etmektedir.

 

Ama maalesef diğer mezhepler ve bu cümleden Maliki, Şafii, Hanbeli ve Hanefi böyle bir inanca sahip değiller, Ehl-i Beyt ve Masum İmamlara (a.s) karşı yalnızca Onları sevmek ve güvenilir olduklarını kabullenmekle yetinmekteler.

 

7- Teşeyü’nün özelliklerinden ve İslam’a göre de çok önemli olan konulardan biri İmam Ali’ye (a.s) ve diğer Ehl-i Beyt (a.s) imamlarına tam bir itaatkarlık içinde olunmasıdır. Ehl-i Sünnet kaynaklı bir çok rivayette de geldiği gibi Allah’ın, insanların amellerini kabulünde ki şart ve ölçüsü Emir-ül Müminin Ali b. Ebi Talib’in (a.s) velayetini kabul etmektir.[2]

 

8- Şia, imameti İlahi bir iş ve bütün Masum İmamların (a.s) Allah tarafından atandığına inanır. Resul-ü Ekrem (s.a.a) buyuruyor: ‘Benden sonra on iki İmam gelecektir’ Bir çok hadiste de bu on iki İmam’ın isimlerini açıklamış ve bunların ilki Hz. Ali olduğunu buyurmuştur. Yine mutevatir olan Gadir-i Hum hadisinde Hz. Ali’yi müminlerin mevlası olarak tanıtmıştır. Ve diğer bir mutevatir hadis de Kur’an ve Ehl-Beyt’i kendisinden sonraki Müslümanların bağlanmaları gereken iki emanet olarak tanıtmıştır.[3]

 

Peki Hz. Ali’nin (a.s) velayetinden kasıt nedir? Kur’an-ı Kerim’de Hz. Ali’nin (a.s) velayetinin şanında gelen ayetlerin kullanım alanlarının neler olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Kur’an buyuruyor: ‘Şüphesiz sizin veliniz, yalnızca Allah, Resulü ve namazı hakkıyla yerine getiren ve rükû halinde zekat veren müminlerdir.’[4]

 

‘Veli’ kelimesi ayette dost veya yardımcı manasında kullanılmamıştır. Zira dostluk ve başkasına yardımcı olmak yalnızca namaz kılıp rüku halinde zekat verenlere mahsus değildir. Aksine genel bir hükümdür. Yani bütün Müslümanları içine almaktadır. Müslümanlar birbirlerini sevmeli ve birbirlerine yardım etmeliler, hatta kendilerine zekat vacip olmayanlar bile. Çünkü onların bir şeyleri yok ki, rüku halinde zekat versinler. Bununla birlikte onlarda birbirlerini sevip yardımcı olmak zorundalar.

 

Bundan anlaşılıyor ki, ayette geçen ‘veli’den kasıt idarecilik, tasarruf hakkı, maddi ve manevi rehberliktir. Özelliklede bu velayet Allah’ın ve Peygamberinin velayetiyle aynı sırada zikredilmiş ve üçü de bir cümleyle ifade edilmiştir. Çeşitli İslami kitaplarda ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında bu ayetin Hz. Ali’nin (a.s) hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. Onların bazılarında rüku halinde yüzüğün bağışlanmasına işaret edilmiş, bazılarında edilmemiş, yalnızca ayetin Hz.Ali’nin (a.s) hakkında nazil olduğuna yetinilmiştir.[5]

 

Şianın bakışıyla imamet ve rehberliğe bakan kimse dini mesele, hükümlerinin herkesten almaz, Kur’an ve Ehl-i Beyt İmamlarından ve onlara dayalı olan kaynaklardan alır yönetim hakkının sıradan bir kişiye değil sadece Ehl-i Beyt İmamlarına hak bilir ve onlardan itaat eder.

 

Bütün İslami mezheplerde Hz.Ali’ye (a.s) ve Onun evlatlarına saygı ve sevgi vardır. Ama Kur’an’ın ve Peygamberin (s.a.a) nazara aldığı velayetin tam manası yalnızca on iki imam Caferi şialarında tezahür etmektedir. Her Müslüman ise Kur’an ve Peygamberin (s.a.a) sünnetine en yakın mektebi seçmekle görevlidir. Ehl-i Sünet’te aynı akideyi paylaşırsa yani Kur’an ve hadislerin buyurdukları şekilde Masum İmamların (a.s) her yönlü velayetini ve dini, siyasi, ilmi vs. merciliklerini kabul ederse o zaman Peygamber’in bıraktığı iki emanet sayesinde birlik sağlanır ve kurtuluş gemisi olan Ehl-i Beyt sayesinde bölünmeler ortadan kalkar.

 

Tarihte bazı Müslümanların cebr, kadercilik, tefvizcilik,[6] mücessime vb. fırkalara bölündüğünü görüyorsak bunun nedeni onların Masum İmamlardan uzak kalmalarından dolayıdır. Böyle olmasaydı yanlış inançlar Müslümanların içinde baş göstermez, bu şekilde ayrılığa ve aykırılığa düşmezlerdi.

 

Binaenaleyh bir kimse, Şia’daki imamet konusundaki akaid ve görüşleri kabullenip inanç ve amellerinde bunu gösterirse o da Ehl-i Beyt’in takipçisi yani Şia olur.

 

Daha fazla bilgi için Prof. Hanry Corbin’in Allame Tabatabai ile yaptığı yazışma ve müzakerelere ve Soru-Cevap’ın 1000. sayısına başvurulabilir.



[1] - Biharu’l-Envar, c.36, s.362

[2] - Menakıb-i Harezmi, s.19 ve 252

[3] - a.g.e. s.19 ve 212; Kifayetu’t-Talib (Genci-i Şafii), s.214

[4] - Maide/55

[5] - Tefsir-i Nümune, c.4, s.424-425

[6] - İslam’ın ilk dönemlerinde Ehl-i Beyt’e bağlı olmayan kesim arasında insanın fiilleri hakkında iki meşhur görüş hakimdi. Biri insan fiilinin Allah’ın tartışılmaz iradesine bağlı olduğu için insanı amellerinde mecbur biliyor ve insanın iradesinin herhangi bir değerinin olmadığını inanır (cebir inancı), diğeri ise insanı amelinde özgür bilir ve Allah’ın hiçbir şekilde insanın yaptığı işlerde etkili olmadığını savunurlardı. (tefviz inancı veya kadercilik) Ehl-i Beyt’inin (a.s) öğretisinde insanın amelinde irade sahibi olduğu, ama müstakil olmadığıdır. Allah, amelin iradeyle gerçekleşmesini istemiştir. (Şia Der İslam (Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai (1348)), s.79; bu alanda faydalanılabilecek diğer kitaplar şunlardır: İnsan Şinasi (Mahmud Recebi), 5. ve 6. Fasıl, Müessese-i Amuzeşi ve Pejuheşi-i İmam Humeyni yayınları; Amuzeş-i Felsefe (Üstad Misbah Yezdi) c.2, 69. Ders, Sazman-ı Tebliğat-ı İslami yayınları; Adl-i İlahi (Murteza Mutahhari), İntaşarat-ı İslami)

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Her insanın doğumuyla birlikte bir doğum gerçekleşecek şeklinde olan iddia doğru mudur?
    8829 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü) 2012/02/15
    Her insanın doğumuyla bir başka doğum gerçekleşir bağlamında bir kaç rivayet nakil edilmiştir. Rivayetlerde nakil edildiğine göre Allah Teala İblise şöyle buyurmuştur: "Sana benzerini vermeden Adem’e çocuk vermem. Her insan doğar doğmaz şeytanı da doğar. (Yani) her insanın bir şeytanı vardır."[1]
  • Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etme nedeni neydi?
    21159 تاريخ بزرگان 2011/11/22
    Muaviye’nin Hz. Ali’ye (a.s) muhalefet etmesi, iki kültür ve düşünce şeklinin birbirine muhalefet etmesi ve aykırı olmasıdır. Bunun nedenini de tarafların özelliklerinde aramak gerekir. İmam Ali (a.s) ilim, imanda geçmişi olmak, cesaret, mertlik, fedakarlık ve adalet gibi sıfat ve özelliklere sahipti. Bu değerli sıfat ve özelliklerin neticesinde Yüce Allah ...
  • İnsanlardaki güzellik, çirkinlik, hidayet, sapma, rızık vs. şeylerdeki farklılıkların felsefesi nedir?
    14808 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Adalet şu manalara gelmiştir: Bir bütünün parçalarının yerli yerinde olması, bireylerin haklarını gözetmek, hakkı hak sahibine vermek, varlık feyizi verirken hakka riayet etmek ve son olarak da bazen adalet kavramı eşitlik ve her türlü ayrımcılığı reddetmek anlamında kullanılır.
  • Ne zaman baba ve anne adına (onlardan vekalet ve niyabet olarak) namaz kılmak mümkündür?
    8976 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/07/28
     Diri bir kimse adına (onlardan naip ve vekil olarak) farz namaz ve oruç yerine getirmek caiz değildir. Mükellef olan her kes kendi farz namazlarını mümkün olan her şekilde yerine getirmelidir. (İster ayakta, ister oturarak, ister yatarak hatta işaret ile)İmam Humeyni ve diğer taklit ...
  • Hangi kaynaklarda muhabetten söz edilmiştir?
    6894 Teorik Ahlak 2011/03/03
    Muhabbet, sevmek ve kalpten ilgi duymak demektir. Kur’an’da onun yerine bazen ‘meveddet’ sözcüğü kullanılmıştır. Muhabbetin ilmi sonuçlar doğuran derece ve mertebeleri vardır. Kalpten dışarıya çıkmayan muhabbet derecesi en düşük muhabbettir. İnsanın ameline yansıyan derece en yüksek derece olup ona sahip olan sevgiliye bağlanır ve onun istekleri doğrultusunda ...
  • Bedensel esenlik sırrını nasıl araştırabiliriz?
    7966 Yeni Kelam İlmi 2011/08/21
    Allah tarafından konulan tabiat kanunları bu dünyada hiçbir insanın baki kalmamasını ve değişik nedenlerle ve bu cümleden olmak üzere bedensel esenliği kaybederek dünyayı terk edip ebedi âleme geçmesini muayyen kılmıştır. Öte taraftan her ne kadar peygamberler ve imamlar (a.s) bir takım özel durumlarda Allah’ın izniyle hastalara (sadece Allah’ın evliyalarının ...
  • Abdest alırken yıkanması gereken derinin bir kısmı ayrık duruyorsa onun altı yıkanmalı mıdır?
    23433 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/28
    Sizinde okuduğunuz gibi ilmihallerde şöyle yazar:Yüzde, ellerde, başın ön kısmında ve ayakların üzerinde yanık veya başka bir sebepten dolayı şişkinlik oluşursa, onun üzerinin yıkanması veya üzerinin mesh edilmesi yeterlidir. Şişkinlik delinse bile, suyu derinin altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derinin bir kısmı ...
  • Hac ve umre giderlerini hayırlı işlerde kullanmak hac ve umrenin sevabını taşır mı?
    15913 حج و عمره 2012/06/14
    Tüm ömür boyunca bir defalığına Allah’ın evini ziyaret etmek gerekli şartları taşıyan herkese farzdır ve bu farzdan yüz çevirmek diğer farzlarda olduğu gibi hiçbir bahaneyle caiz değildir. Ama müstehap hac ve umre gibi müstehap amellerin tümüyle ilgili olarak genel bir kaide vardır ve bu kaide esasınca içinde ...
  • İslam Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.a)’in hayatını kısaca anlatır mısınız?
    3828 پیامبر اکرم ص 2019/10/09
  • İhlâs suresini okumaksızın kılınan namazın hükmü nedir?
    7558 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/07/19
    Genel anlamda namaz vacip ve sünnet (müstahap) olmak üzere iki kısma taksim ediliyor: Vacip (farz) olan namazlar üç halete; ihtiyar, mecburiyet ve acil’e taksim edilmiş ve her birisinin kendisine has bir hükmü var. Birinci halet ihtiyari halettir: bu haletin hükmü şöyledir: Günlük vacip olan namazların birinci ve ...

En Çok Okunanlar