Gelişmiş Arama
Ziyaret
13015
Güncellenme Tarihi: 2010/03/09
Soru Özeti
İslam'a ve Şia mezhebine göre özgürlüğün sınırı nedir?
Soru
İslam'a ve Şia mezhebine göre özgürlüğün sınırı nedir?
Kısa Cevap

Özgürlüğün çeşitli anlamları vardır. Bu manalara göre de sınırları değişir. Özgürlüğün anlamlarını şöyle özetleyebiliriz:

1- Allah-u Teala'nın mutlak vücudu ve zatı göz önüne alındığında  varlığında hiçbir şeye bağlı olmadığı için (istiklali vucudi) Onun mutlak özgürlüğü var ve hiçbir sınırlayıcısı yoktur.

2- Bir felsefe ve kelam konusu olan 'ihtiyar sahibi olma' anlamında ki özgürlük, hukuken ve şer'an bir sınırlama ve yasaklama olsa da insanın, iradi fiillerinde özgür olması demektir.

3- Hukuki özgürlüğün (mesken, elbise, iş ve eş seçiminde özgürlük, düşünce ve inanç özgürlüğü…) sınırları Şia açısından insanın maddi, manevi, dünya ve ahiret menfaatleriyle çelişmediği yere kadardır.

Siyasetle ilgili olan medeni ya da sosyal özgürlük, bu kavramın içinde yer almaktadır. Toplumsal özgürlük konusunda asıl soru şudur: Devlet ya da kanun bireysel özgürlükleri nereye kadar sınırlayabilir?

Bu sorunun cevabı şudur: İslami siyasi düşüncede ne fesada neden olan aşırı bir özgürlüğe cevaz verilmiştir, ne de insanı, ona kötümser bir gözle bakarak onun bütün değerini yok eden ve faal, özgür ve sorumlu bir varlık yerine onu zelil ve iradesiz hale getiren adil olmayan sistemi kabul etmeye zorlamıştır.

Ayrıntılı Cevap

İnsan için hiçbir şey özgürlük kadar değerli değildir. Eğer insanı bir yere hapsetseler ve ona dünyanın bütün lezzet ve güzelliklerini sunsalar yine de buna razı olmaz ve özgürlüğü seçer.

Peygamberlerin kutsiyetlerinin kalıcı olmasının önemli nedenlerinden birisi bu noktada yatmaktadır. Yani insanlığın her zaman özgürlüğe ihtiyacı vardır. Bu, onun tabii ve fıtri hakkıdır. İnsanlığın bu büyük hakkını yani özgürlüğü ilk olarak savunanlar peygamberlerdir. Onlar (a.s) özgürlüğü tanıtıp onun gerçekleşmesi için mücadele verdiler. Getirdikleri öğretiler, özgürlüğü koruyacak en güzel ilkeleri içermektedir. Bu yüzden peygamberler, insanların hatırasında hep canlı kalmışlardır. Oysa insanların ihtiyaçlarını gidermek için çaba harcayan bilim insanlarına gelince, bilim ve teknolojideki yeni gelişme ve ilerlemeler onların unutulmalarına neden olmuştur. Örneğin, Mısır Firavunları zamanında “cam”ı icat edeni, kimse anmamakta ve değer vermemektedir.

Kısacası özgürlük insanın tabii hakkı olup onun yapısına işlemiştir.

Özgürlük hakkına gelince, şu nokta göz önüne alınmalıdır ki, özgürlük kavramı çeşitli manaları olan kavramlardandır. Birisi bilerek ya da bilmeyerek özgürlüğün bir manasına ait olan bir hükmü başka bir manaya yükleyebilir. Özgürlük kavramında lafzi mugalataya düşmemek için onun çeşitli manalarını bilmek gerekir.

 

Özgürlüğün Manaları

a)             Varlığında hiçbir şeye bağlı olmamak (istiklali vucudi) manasında özgürlük:

Özgürlüğün anlamlarından biri şudur: Bir varlık varlığında tamamen bağımsız olur, başka hiçbir varlığın etkisi ve sultası altında olmaz. Allah’a inanmayan kimseler diyorlar ki: 'Varlık alemi hiçbir şeye bağlı değildir. Kendi ayağı üzerinde durmaktadır.'  Hatta Allah’a inanlardan bazıları da şöyle diyorlar: 'Allah alemi yarattıktan sonra onu kendi haline bırakmıştır, yaratıldıktan sonra alemin Allah'a ihtiyacı yoktur.' Onlar alemde insan için böyle bir özgürlüğe inanıyorlar. Ama İslam'a göre böyle bir özgürlük ancak Allah-u Teala'ya aittir. Yalnızca Allah'ın varlığında hiçbir sınırlama yoktur. O'dur müstakil ve muhtaç olmayan varlık ve diğer bütün varlıklar O'na muhtaçtır.

 

b) İhtiyar manasında özgürlük [1] : İlahiyat, felsefe, kelam ve felsefi psikolojiye konu olan bu özgürlüğün karşıt anlamı cebir'dir. Bilginler eskiden beri, acaba insan davranışlarında özgür müdür yoksa özgür olduğunu mu zannediyor, yani aslında mecburdur ve herhangi bir ithıyarı yok mudur, konusu üzerinde hep tartışmışlardır. [2]

Burada üç görüş vardır:

1- Cebir ve İradesizlik: Bu görüşün taraftarları [3] diyorlar ki: İnsanların kendi amel ve davranışları üzerinde en küçük bir ihtiyarı yoktur. İnsan bir üstadın elindeki şuurlu bir varlık gibidir. Yaşananlar Allah'ın meşiyyetinden başka bir şey değildir.

2- Tefviz (Kendi Haline Bırakmak): Bu görüşün taraftarları [4] diyorlar ki: Allah insanı yarattı, ona akıl, şuur verdi sonra da kendi haline bıraktı. İnsanın fiillerinde ne Allah'ın bir tesiri vardır, ne de kaza ve kaderin.

3- Emrun Beyn-el Emreyn (ne cebir, ne de tam serbestlik) [5] : Bu görüş Şanın inancıdır. Şiiler bunu Ehl-i Beyt (a.s)'dan almışlardır. Yani insanın kaderi kendi elindedir. Amel ve davranışlarında irade sahibidir. Ancak bu irade, ilahi kaza ve kader ile yani Allah'ın isteğiyle olur. Yani insanın bir ameline iki irade etki eder: 'Allah'ın iradesi ve İnsanın iradesi.' Bu iki irade olmadıkça amel gerçekleşmeyecektir.

Ancak bu iki irade birbirlerinin enleminde değildir. Yani iki illetin (nedenin) bir sonuçta etki ettiği anlamına gelmemektedir. Aksine birbirinin boylamındadır. Yani nasıl ki her varlığın var oluşu ilahi varlığın sayesinde ve her kudretlinin kudreti Allah'ın kudretine bağlı ise, aynı şekilde her muhtarın ihtiyarı Allah'ın irade ve ihtiyarındandır.

Bu görüşü ispat etmenin en kolay yolu, Allah'ın yaratıcılık ve rububiyetinde ki tevhid inancı, Onun irade ve kudretinin her şeye olan umumiyeti ile Allah'ın adaleti ve her fıtrat ve vicdanının insanın özgür olması gerektiğine tanıklık etmesidir.

Burada şu husus dikkate alınmalıdır: Mevzu bahis olan özgürlük, gerçeğin göstergesi olan tekvini özgürlüktür. Bunlardan hukuki ve ahlaki sonuçlar çıkaramayacağımızdan mugalata tuzağına düşmemek gerekir.

c) Dünya Lezzetlerine Bağlanmamak Manasında Özgürlük [6] : Özgürlüğün üçüncü manası daha çok ahlak ve irfanda geçerli bir manadır. Yani insanın dünyaya, maddiyata, dünyevi lezzetlerin hiçbirine bağlı olmaması demektir. Yalnızca Allah'a aşk ve sevgisi beslemelidir. Birisini ya da bir şeyi seviyorsa bu ilahi cemalin tecellisi olduğundan ve Allah'a olan sevgisinden dolayı olmalıdır.

Ahlaki bir anlamı olan özgürlüğün bu manası konusunda da mutlak bir genellemeye gitmemek gerekir. Çünkü bu alanda mutlak manada özgürlük insanın hiç bir şeyi, hiç kimseyi hatta Allah'ı da sevmemesi ve bağlanmaması demektir ki bu değer yargısına terstir. İşte sapma ve mugalata buradan başlar.

d) Köleliğin karşısında ki özgürlük: Bu bir toplumsal kavramdır. Eski zamanlarda [7] köle alım-satımı yaygındı. İnsanlar, insanları köle olarak alabiliyor, onları çalıştırıyorlardı. Kimsenin kölesi olmayan insanlar da vardı.

İslam, köleliği kaldırmak için önemli adımlar atmış, akılcı yollar göstermiştir. Sözü uzatmamak için bu konuya girmeyeceğiz. İsteyenler bu alanda yazılmış kitaplara başvurabilirler.

e) Hukuk ve Siyasette Özgürlük (Hakimiyet hakkı): Özgür insan başkalarının hakimiyetinde olmayan kimsedir. Kendi yolunu kendisi çizer.

Bu görüşe sahip olanlar ikiye ayrılır:

1) İnsan tam olarak özgür olmalıdır, kimsenin hatta Allah'ın da hakimiyeti altında olmamalıdır.

2) Şia'nın görüşü: İnsan Allah'tan başka kimsenin hakimiyeti altında olmamalıdır. Yani hakimiyet Allah'ındır ve ancak O hakimiyet hakkını başkasına verebilir.

Basit bir şekilde anlatmaya çalışırsak şöyle diyebiliriz: Allah-u Teala fiziki ve maddi varlığımızı yarattı ve ruhunu ona üfledi. Ardından hava, su, yiyecek, bedenimizin uzuvları, düşünme gücü gibi insanın yaşamında ihtiyaç duyduğu sayısız nimetler verdi. Allah'ın bütün bu maddi ve manevi nimetlere olan malikiyeti asla kaldırılamaz. Madem Allah malik ve biz Onun kulu isek, aklın 'Malik mülkünde istediğini yapabilir' hükmü gereği O, bizim üzerimizde istediğini yapabilme hakkına sahiptir. Bizde Onun karşısında teslim ve itaatkar olmak zorundayız.

Ayrıca kimse yaratıcı kadar bizim varlığımızın özelliğini, ihtiyaçlarını ve kemale giden yolları bilemez. Bizim menfaat ve kemalimizi isteyen, kemale erişmemizin yolunu bilen yalnızca O'dur. Dolayısıyla biz de kendi menfaatlerimizi düşünüyorsak Allah'ın bizim için istediği dini seçmeli ve Onun hakimiyetini benimsemeliyiz. [8]

 

f) Hukuksal Özgürlük [9] : Hukukta özgürlükten kasıt şudur: Toplumsal yaşamda bazı işler var ki insan onları yerine getirebilir ve devlet ve hükümetin onlara engel olma ve takip etme hakkı yoktur. Mesken, elbise, iş ve eş seçimi özgürlüğü, düşünce ve inanç özgürlüğü vb. gibi… [10]

Burada bilinmesi gereken şey, bu hukuk ve özgürlüğün mutlak olmayışı ve sınırlandırılması gereğidir. Bunda şüphe yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde, geçmişten günümüze kadar hiçbir hukuk nizamında bireylere mutlak özgürlük verilmemiştir. Aslında kanun koymak ve hukuk nizamı düzenlemek demek insanların davranışlarına sınırlama getirmek demektir. Mevzu bahis olan şey bu özgürlüğün sınırının nereye kadar olduğudur.

Günümüzde genellikle deniliyor ki, özgürlüğün sınırı başkalarının özgürlüğüdür. Yani insan başkalarına engel olmadığı sürece istediğini yapabilir.

Hukukta liberal eğilimin görüşü budur. Ama bu konuyu İslam açısından ele alırsak İslam'ın görüşünü şöyle özetleyebiliriz: Özgürlüğün sınırı insanların maddi, manevi, dünya ve ahiret menfaat ve faydaları esası üzerinedir. Yani bir davranışı seçmede ki özgürlüğün asıl şartı, insanın maddi ve manevi maslahatlarını temin etmesidir. [11] Bunu, bir yiyecek ya da ilaç üreticisine insan sağlığına zarar verecek şeyin dışında istediği yiyecek ya da ilacı üretme özgürlüğü verilmesine benzetebiliriz. Bir yiyecek ya da ilaçta tehlikeli ve zararlı bir madde keşfedilirse üretim durdurulur. Artık burada ticaret özgürlüğünden bahsedilmez. Kimse de çıkıp bu insan haklarına aykırıdır demez. Dünyada bugün en çok üzerinde durulan şey insanın beden ve cismine (maddi boyutuna) verilen zararlardır. Ama İslam bedensel zararların yanı sıra manevi ve ruhi zararları da göz önüne almaktadır.

Son nokta olarak şunu belirtmek gerekir ki, siyasi mevzularla ilgili olan medeni ya da toplumsal özgürlük bu kavramın kapsamına girmektedir. Toplumsal özgürlükte asıl soru şudur: Devlet ve kanun bireysel özgürlükleri nereye kadar sınırlayabilir?

Bu sorunun cevabı şudur: İslam'a göre insanın onu hayra ve maneviyata davet eden [12] ilahi bir fıtratının olmasının yanı sıra, maddi boyuta da vardır. Bu maddi boyut hayvani isteklerin menşeidir. Beşerin saadeti, fıtratının, onun doğasına galip gelmesiyle temin olur. Tabi doğasının da layık olduğu seviyeye ulaşması gerekir.

Öte yandan kanun koymak ve insanın dünyada ki gidişatını belirlemek ilahi hidayet ve rabbani vahyin ışığı altında olmalıdır. Zira insanın zarar ve faydasını tam manasıyla bilen ancak Allah'tır.

Bununla birlikte İslami siyasi düşüncede insanın fesadına neden olacak aşırı bir özgürlüğe cevaz verilmediği gibi insana kötümser bakarak onun bütün değerini yok eden, onu faal, muhtar ve sorumlu biri yerine zelil ve iradesiz hale getiren adaletsiz hükümetleri kabul etmeye mecbur eden bir bakışta yoktur. [13]

Bu makale hazırlanırken aşağıda ki kaynaklardan faydalanılmıştır:

1- Muhammed Taki Misbah Yezdi, Nazariye-i Hukuki-i İslam, s.303-400

2- Ebu'l Hasan Şi'rani, Rah-ı Saadet, s.97 ve 98

3- Asğer Kaimi, Usul-u İtikadat, s.78-84

4- Hadevi-i Tahrani, Velayet ve Diyanet, s.131-134



[1]   - Bkz: İnsan ve ihtiyar, 51. soru 2648 (Site: 2608)

2]   - Bkz: İslam, Cebir ve İhtiyar, 130. soru, (Site:1237)

[3] - Günümüzde Ehl-i Sünnet dünyasının çoğunluğu hatta tümüne yakını bu görüşe sahiptirler.

[4] - Bu görüşün taraftarları Ehl-i Sünetten Mu'tezile adında ki bir fırkaya aitti, şu anda bu fırkaya mensup kimse kalmamıştır.

[5] - Bkz: Emrun Beyn-el Emreyn, 58. Soru, (Site:294)

[6] - Bkz: Din ve Özgürlük, 74. soru (Site: 317)

[7] - Kölelik gelişmiş ülkelerde değişik şekillerde hala devam etmektedir.

[8] - Bu hakimiyet İslamın hükümet sisteminde (velayet-i fakih şekliyle) tecelli etmiştir.

kz: Velayet-i Fakih ve Özgürlük

[9] - Hukukta özgürlük, yalnızca bireysel davranışlara, şahsi ve özel yaşama ait değil ki kuk onları sınırlasın ya da sınırlamasın. Aksine toplumsal yaşam da ki işlere aittir.

[10] - Bkz: İslam’da inanç özgürlüğü ve mürtedin idamı, 53. soru; Düşünce özgürlüğünün ölçüleri ve sınırları

[11]   - Bkz: Din ve Özgürlük, 74. soru (Site:317)

[12] - Allah'ın fıtratı ki Allah insanları o fıtrat üzerine yaratmıştır. (Rum/30)

[13]   - Hadevi-i Tahrani, Mehdi, Velayet ve Diyanet s.133 ve 134

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Yanlış bilgiler bilgi sayılmadığına göre Allah doğru ve yanlış bilgileri nasıl biliyor?
    6802 Eski Kelam İlmi 2012/05/15
    İster doğru olsun ister yanlış bir şeyi bilmek onu kabul etmek manasına gelmez. Ve biliyoruz ki Allah ilmini mevcut olan doğru veya yanlışlarla elde etmiyor, O’nun ilmi zati’dir. ...
  • Akıl din ile neden çelişir?
    12716 Yeni Kelam İlmi 2010/07/24
    Akıl, insanların içsel hücceti olup kemal yolunda kendilerine rehberlik eder. Şeriat (din) ise kirlilik girdabından insanları kurtarmak ve onları insanî kemal ve saadete sevk etmek için dışsal bir hüccettir. Buna göre zahir ve batın hüccetlerin birbiriyle çatışır olması mümkün değildir. Akıl bir fenomen ve her fenomen ...
  • Öldükten sonra insan ruhu hayvan şekline mi bürünür yoksa berzahta mı kalır?
    93941 روح و نفس 2012/07/24
    Öldükten sonra insan ruhunun başka bir insan veya hayvan şekline bürünmesi reenkarnasyona inanan kişilerin görüşüdür ve bu İslam’ın bakışında yanlış ve geçersiz bir görüştür. Ruh, dünya bedeninden ayrıldıktan sonra berzah âleminde misali bedende yer edinir ve kıyametin başlamasına dek berzah hayatını sürdürür. Bazen kabir âlemi ve bazen ...
  • Ağzı temizleyen maddelerin içinde genellikle az miktarda alkol bulunur. Bunun hükmü nedir?
    6952 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/06/12
    Sarhoş edici[1] sıvılardan olup olmadığı belli olmayan alkoller temiz hükmündedirler. Onların karıştırıldığı sıvıların alınıp satılması ve kullanılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.[2]
  • Hz. Adem (a.s)’ın cennetten inişi ne manaya gelmektedir?
    14359 Eski Kelam İlmi 2010/01/27
    Hubut yüksekten aşağı inmek (nüzul) manasında olup, Suud’un (yukarı çıkmanın) karşıt anlamlısıdır. Bazen bir mekanda yerleşme manasında da kullanılmıştır.Hz. Adem (a.s)’ın hubutu konusu ve hubut olayı, her şeyden önce Hz. Adem (a.s)’ın bulunduğu cenneti nasıl mana ettiğimize bağlıdır. Acaba ...
  • Sehl bin Sa’d Saidi kimdi?
    9301 تاريخ بزرگان 2011/04/13
    Sehl bin Sa’d Ensari Saidi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) tanınmış sahabelerinden olup Peygamberimiz vefat ettiği zaman 15 yaşındaydı. Onun asıl adı ‘Hazn’ idi, ama Peygamber (s.a.a) adını ‘Sehl’ diye değişti. Künyesi ‘Ebu’l Abbas’ idi. Uzun bir ömür sürdü. Medine’de ölen son sahabe olduğu söylenmektedir. Kimisi hicri 88 yılında, kimisi ...
  • Eşinin veya başkalarının verdiği hediyelerle kadına hac farz olur mu?
    6298 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/12
    Bu malların size hediye edilip sizin kabul etmenizden sonra sizin malınız olduğuna göre bunlar da sizin diğer mallarınız gibi sayılır. Sizin bu mallarla mustati (hacca gitmeye gücünüzün) olduğu farz edilmiştir. Bu yüzden sizi mustati kılacak diğer şartlar da var ise hac size farz olur. ...
  • Hawking tarafından ortaya atılan anlayış ve düşünceye göre evren kendiliğinden meydana gelmiştir. İslam’ın bu nazariye karşısında cevabı nedir?
    13720 Yeni Kelam İlmi 2012/04/02
    Sorunun birinci kısmının cevap şudur: Evvela sayıns (science) anlamında olan ilimde hiçbir önermenin % 100 kesin olduğu hükmü yoktur. Hawking tarafından ortaya atılan bu yargı ve teori de bu kaideden müstesna değildir. Medya ve basın organlarının abarttığının tam tersine bilim adımı olan bu düşünce sahibinin kendisi bile ...
  • Sermayenin humusu var mıdır?
    6247 Humusa Konu Olan Şeyler 2012/05/16
    Muhterem taklit mercilerinin sermayenin humusu hakkındaki görüşü şudur: Eğer bir kimse bir sermaye edinirse ve bu sermayenin humusunu vermesi durumunda kalan kısmıyla bir işe girişemezse ki bu sermayeyle geçinmeyi istiyorsa bu sermayenin humusunu vermeli midir? Tüm merciler (Ayetullah Vahit ve Ayetullah Safi dışında): ...
  • Vacib’ul-vucudun bütün kemallere sahip olduğunun delili nedir?
    6352 صفات واجب 2018/11/14
    Vacib’ul-vucut zaten bütün kemallere sahip olmalıdır. Zira kemallerden bir kemale sahip olmaz ise bu eksikliğe ve noksanlığa sonuç olarak ta fakirliğe yol açar, buda vacib’ul-vucut için niyazdır. Açıktır ki kemali bir varlığın sahip olmadığı kemaller varsa bu kemalleri hasıl etmek için bir başkasına ihtiyaç duyar. Sizin faraziyeniz; ...

En Çok Okunanlar